Homofobi ve Transfobiye Karşı Niçin Yürüyoruz!

Cuma, 24 Nisan, 2009
Geçen seneden bu yana gözle görünür oranda LGBTT toplumuna mensup bireylere karşı yapılan şiddet, taciz, darp ve cinayetlerin oranında büyük bir artış mevcut.
2006 yılında Baki Koşar’ın evinde saldırıya uğrayarak öldürülmesi ile daha da ciddi hale gelen nefret suçu dalgası, 2008’in son yarısına ve 2009’a da sıçrayarak birçok kişinin ölümüne neden oldu.
Cinsel yöneliminin açığa çıkması üzerine töre cinayetine kurban giden Ahmet Yıldız, pompalı tüfekle vurularak öldürülen transseksüel Dilek İnce, bıçaklanarak öldürülen transseksüel Ebru Soykan, insanlık dışı bir şekilde silikonları parçalandıktan sonra kafası kesilip çöpe atılan Eda Yıldırım, Kartal’ da öldürülerek kuyuya atılan “kibar” erkekler ve bu bitmek bilmeyen cinayetlerin son halkası Ankara’da evinde bıçaklanarak öldürülen transseksüel Melek…
Her sene Kaos GL Derneği tarafından düzenlenen, bu sene 6 ilde olacak etkinliklerle birlikte 17 gün boyunca devam edecek olan “Homofobi Karşıtı Buluşma” yı, bu vahşetlerin öznesi nefret suçunu yaratan “Homofobiye ve Transfobiye Karşı” bir arada Ankara’da yürüyerek başlatıyoruz. Sessiz kalmamak için, “homofobi ve transfobi öldürür” diye haykırmak için, “ahlakınız batsın” diye yeri göğü inletmek için 1 Mayıs Cuma günü buluşalım…
Niçin Yürüyoruz?
Burcu Ersoy
“Senelerdir 1 Mayıs’ta Kaos GL pankartı ile yürüyorum. Alkışlandığımızı da gördüm, bakışlarla aşağılandığımızı da, ilk yıllarda kameraların nasıl paparazzilik yaptığını da, sonraları artık alışıp ilgilenmez olduğunu da… “Renk” katan bir topluluk olarak anıldığımızı da… “eşcinseller de yine meydandaydı” haberlerinin yapıldığını da…
Kulağımda bir cümle yer etmiştir ilk 1 Mayıslarımdan kalma: “Bizler kadınları seven kadınlar, erkekleri seven erkekler 1 Mayıs’ta alanlardayız”. Elimizdeki dövizlerden biri de “Travesti ve Transseksüel Cinayetleri Politiktir, Katilleri Biliyoruz”…
Homofobi denen yayılması çok kolay ve bulaştıkça büyüyen daha da güçlenen bu hastalığın, sesim çıkmadıkça beni yok sayan, görünürlüğüm arttıkça yok etmeye çalışan şiddetine karşı hiç susmayacağım. Kadınlığımı, bedenimi, eşcinselliğimi kapitalist sömürüsünün malzemesi yapan bu ataerkil sisteme karşı hep bir sözüm olacak. “Transfobi”si azmış olan bu sistemin hastalıklılarının “nefret” denen oilletle insanları katletmesine, buna sessiz kalan, önlem almayan, hatta kışkırtan patronlara, babalara, coplulara, papyonlulara, kravatlılara karşı yürüyeceğim ve elimden ne gelirse eyleyeceğim…

Homofobi ve transfobiye karşı özgürlük mücadelesine olan inancımla, 1 Mayıs yürüyüşüne her zaman katılacağım. Hâlâ “1 Mayıs’ta eşcinsellerin işi ne” diyenlere inat: “Okulda, işte, mecliste, eşcinseller her yerde!” diye haykırmak için. Aynı zamanda bir kadın, bir işçi olduğumu unutanlara hatırlatmak için…”

Sevgin Duru
1 Mayıs: ezilenin, ayrımcılığa uğrayanın, emekçinin ve işçinin bayramı
Belki vahşi kapitalizm döneminde (şu anda öyle ama o döneme böyle bir ad da veriliyor diye) ya da 1960’lardan önceki zamanlarda yaşasaydık, ne işimiz var 1 Mayıs’ta derdim. Ama artık birkaç katılaşmış örgütün dışında herkes, kapitalizmin birçok ayrımcılığı besleyen ya da bizzat ona yol açan bir sistem olduğunu ve ona karşı kendi lokasyonundan mücadele edilmesi gerektiği noktasında hemfikir diyebiliriz. Bu anlamda 1 Mayıs, bu düzende yaşamaktan mağdur olmuş ve onu bir noktadan ya da birçok noktadan değiştirmeye çalışan insanların kutladığı bir gün; gecekondusu yıkılanlardan, çöplerden atık toplayanlardan biz eşcinsellere, travesti ve transseksüellere ve elbette feminist kadınlara uzanan (daha da gider de benim için bunlar yeterli) geniş bir yelpaze mevcut. Bunları yazdım çünkü 1 Mayıs’ı nasıl algıladığımı, aynı zamanda dünyaya nasıl baktığımı ve niye katıldığımı da belirliyor. 1 Mayıs benim için algılayışta her zaman ekono-politik bir mevzu, dolayısıyla ben 1 Mayıs’a;
Feminist olduğum için (kadın yoksulluğu, aile-yeniden üretim, emek piyasası, ev içi emeğin konjonktüre göre konumlanışı gibi birçok şey ile bağlantılı olarak)
Kapitalizmin ataerki ve heteroseksizmle el ele vererek, kendi düzeninin homojenliğini sürdürmek adına, aile gibi bir kurumun da yardımıyla, travesti- transseksüellerin ve eşcinsellerin yaşam alanlarını kısıtladığını, oldukları gibi var olmalarını engellediğini, özellikle travesti ve transseksüelleri seks işçiliğine mahkûm ettiğini (buna zorunlu olmadan yapmak isteyen yapar seks işçiliği o ayrı mevzu) gördüğüm için
Kapitalizmin mekânsal anlamda hep eşitsizlik yaratarak ilerlediğini, bu anlamda kent sınırlarından ülke sınırlarına hep iyi yaşayanların ve kötü yaşayanların olduğunu düşündüğüm için (Ege Mahallesi’ndeki teyzem Kızılay’ı hiç görmemiştir belki, Angora evlerindeki hanımefendi de çok görmüyordur ama o göremediği için değil arabası olduğu ve çoğunlukla alışveriş merkezlerine gittiği ve bu yüzden kamusal alanlara inmediği için görmüyordur )
Kapitalizmin ve onunla yeni bir biçim alan devletin (ulus-devlet) ayrımcılık yapmaksızın var olmayacağını, kapitalizmin ve ulus-devletin yapısı gereği sömürmek ve var olmak için mutlaka ama mutlaka eşitsizlik yaratmak zorunda olduğunu bildiğim için ve buraya yazarken aklıma gelmeyen birçok nedenden ötürü katılırım.
Not: Bunca zamandır 1 Mayıs’a katılırım, 3 yıldan beri de işçiyim ama taşıdığım kimlikleri düşündüğümde katılma nedenim hiç işçi olmam olmadı çünkü bu dünyayı değiştirecek öznenin ne kafa ne de kol emeği anlamında işçiler olduğunu düşünmüyorum. Çünkü emeği insanın bizzat sahibi olduğu var etme gücü olarak görmeyip de ücretli emek olarak alan zihniyete karşıyım. Ayrıca proletarya diktatörlüğünde yaşamaktansa ölmeyi tercih ederim.
Umut Güner
Neden bir mayıs, neden dergi, neden alanlar, neden buluşma, bütün bu soruları kendi cinsine dönük olan insanlar sora geldiler ve soracaklar. Çünkü sistem transseksüel ve biseksüel kadın ve erkekleri, gey ve lezbiyenleri apolitikleştirerek, yalnızlaştırarak kuruluyor.
Bir eşcinsel olarak Kaos GL’ ye ilk geldiğimde kendim gibi bir eşcinseli bulmak istemiştim. Sonrasında kendim gibi bir eşcinselle seks yapmanın dışında ortak başka dertlerimiz olduğunu ve bu dertlere karşı birlikte ama sadece eşcinsellerle değil bütün toplumla birlikte bir şey yapmamız gerektiğine daha fazla inandım.
1996’dan beri 1 Mayıs alanlarında kendimi hiçbir yere ait hissetmediğimden oraya buraya savruldum durdum. 2002 yılında ilk kez Kaos GL ile alanlardayım, mitinge sınavdan çıktım geldim. Ve eşcinsellerin özgürlük taleplerinin hayatın içine, insanlara değdiği nadir anlardan biri olduğu için 1 Mayıs’ın katılmamdaki en önemli etkenlerden biri.
Eşcinsellerin sosyal yaşam dışına itilmesi ve karanlığa mahkum edilmesine karşın, karanlığı yırttığımız  alanlardan biri 1 Mayıs… Bunun yanında tabii ki “eşcinsellerin 1 Mayıs’ta ne işi var” diyen homofobik çevrelerde zaman içerisinde değişiyorlar, dönüşüyorlar. Kendi işyerinde, okulunda, apartmanında, evinde eşcinsel olmayacağını düşünen insanlar aynı alanda aynı sloganları atıyorlar. Bunun birbirimize değmek açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
1 Mayıs’a ilk kez Kaos GL’ nin katılmasının hem bir mayıs alanları açısından hem de LGBTT hareket açısından bir dönüm noktası. LGBTT harekete 1 Mayıs alanlarından doğru örgütlenmeye, harekete yön vermeye başladı diyebiliriz. Geçmişte bize “sizin 1 Mayıs alanlarında ne işiniz var” diyen ve gey ve lezbiyen arkadaşlarımızla bugün alanlarda buluşuyoruz. Ve LGBTT hareket kendi gündemini alana taşıyor. Bende varım demek için hep birlikte alanlara diyorum.
Filiz Antalyalı
1977’nin kanlı 1 Mayıs’ ında oradaydım, Taksim’de. Hayatımın ilk 1 Mayıs’ ıydı. Toplam 14 otobüs çıkmıştık yola. Şarkılarla, türkülerle neşe içinde geçti yolculuk. Malum öğrencilik, parasızız, kumanyaları da almıştık yanımıza ve gece dönecektik Ankara’ya.
Her şey çok hoş başlamıştı. Tanıdığım, inandığım, güvendiğim yüzlerce insanla bir bütün oluşturmak, tarifi zor bir güzellikti. Sonra kıyamet koptu. Ezilmeden oradan nasıl sağ çıktığımı ben de bilmiyorum. Herkes yerlerdeydi. Ayağa kalkmayı başarabilenler, panik halinde alandan uzaklaşmaya çalıştıkça domino etkisi yaratıyordu. İşe yaramasa da sürekli devinim halinde olan, şuurunu kaybetme noktasında bir insan seli… Kenarlara ulaşmayı başarınca deliler gibi koşmaya başladık. Ne kadar koştuk hatırlamıyorum (ayakkabımın sağ teki de yoktu). Soluklanma ihtiyacı hissedince etrafıma baktım. Sadece iki tanıdık vardı. Neresi olduğu hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı, buram buram yoksulluk kokan bir sokaktaydık. Derme çatma bir evin, birkaç basamakla çıkılan kapısının önüne çöktük, üç kişi. Nevin sürekli ağlıyor, Mustafa kalkıp İstanbullara geldiği için kendine kızıyordu. Ben de parçalanan ayak tabanımın derdindeydim. Üstümüz başımız kan revan içindeydi yerlerde sürüklenmekten. Elbiselerimiz de bir daha giyilemeyecek biçimde yırtılmıştı.
Henüz ne yapmamız gerektiğini bile düşünmezken arkamızdaki kapı acildi. Başörtülü, şalvarlı bir teyze belirdi: Mevhibe Teyze. Ne olup bittiğini öğrendikten sonra içeriye davet etti. “Acıkmışsınızdır siz” dedi. Evdeki iki kız çocuğu hemen sofrayı hazırladılar. Mevhibe teyzenin komutlarından mutfakta yiyecek ne varsa hepsinin sofraya getirildiği anlaşılıyordu. “N’apıcaksınız simdi?” diye sordu. Tabii ki Ankara’ya dönecektik. Ama dönüş için yol parası öngörmemiştik, otobüslerimiz vardı çünkü. Mustafa’nın hiç parası yoktu. Nevin ile ceplerimizdekini birleştirdik. Eksik kısmı da mevhibe teyze verdi. O zamanlar kredi kartı yoktu, cep telefonu da.
O gece orada kalmamıza karar verdi Mevhibe Teyze. Üçümüze de uygun kıyafetler buldu. Bana verdiği çiçekli pantolonumsu şey büyük gelince yanlardan çengelli iğne ile küçülttük. Mecburen bir de naylon terliğim oldu, sağ ayağım için. Biz üç arkadaş geceyi hiç uyumadan geçirdik. Artik sızmak üzereyken Mevhibe Teyzenin sesini duyduk: ”Sabah oldu, kahvaltı hazır canlarım” . Biraz sonra gidip yan komşusu Osman Amca ile görüştü. Sebze-meyve satarmış Osman amca. Onların kamyonet adını verdikleri, çalışır halde oluşu mucizeden farksız aracıyla bizi otogara götürdü. Mevhibe Teyze’yi bir daha görmedik ama mektup yazıp, kart atmayı hiç ihmal etmedik. O da bir kere cevap verdi, torununa yazdırmış. Üç yıl sonra vefat etti Mevhibe teyze, beyin kanamasından.
Ankara’ya dönüşte, kimselere görünmeden yurduma girmeye çalışırken karşıma çıkan ilk arkadaşım, “Oo, kıyafet balosundan mı geliyorsunuz hanfendi” demişti.
1978 1 Mayıs’ ında yine oradaydım, Taksim’de. Bazı şeyler alışkanlık yapıyor.
Üzerinden uzun yıllar geçti, herkes bir yerlere dağıldı; bambaşka hayatlar kurdu, kabuğuna/köşesine çekilmiş halde. Bense: Buradayım, sizlerle…
Kaos GL
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: