HKB: Van – Diyarbakır Hattındaydım

Çarşamba, 13 Mayıs, 2009
4. Homofobi Karşıtı Buluşma’nın Ankara sınırlarını aşıp özellikle Van ve Diyarbakır’a ulaşmasını kendi adıma çok önemsiyordum. Gözüm kapalı bu illerdeki etkinlikler için görev aldım. 8 Mayıs Cuma sabahı Van’a vardık. Koskoca “deniz”in ve karlı dağların üzerinden geçerken heyecanlanmadım değil. Van’da yaşayanların Van Gölü’ne neden deniz dediklerini işte o an çok iyi anladım. İlk işimiz aç olan karnımızı meşhur Van Kahvaltısı ile doyurmak oldu elbette. Otlu peynirler, bal-kaymak, sahanda tereyağlı yumurta, koyu “kaçak” çay…
İlk etkinlik Van Kadın Derneği’ndeki Kendime Yolculuk isimli atölyeydi. Psikolog Mahmut Şefik Nil ve Sevim Erol’un birlikte düzenledikleri atölye gayet makul bir katılım ile gerçekleşti. Ardından Gazi Üniversitesi Psikiyatrı Prof. Dr. Selçuk Candansayar, Ege Üniversitesi’nden Sosyal Psikolog Prof. Dr. Melek Göregenli ve yine Ege Üniversitesi’nden Felsefeci Doç. Dr. Nilgün Toker, Kaos GL’den Ali Erol ve Van’da bize eşlik eden anti-militarist ve anarşist arkadaşımız Sami ile birlikte 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yol aldık. Sami ile tanışmak geçekten çuvallar dolduracak bir deneyimdi. Ne iş yaptığını sorunca ev erkeği olduğunu söylemesi ve kısa bir süre için kızı Emma’ya bakmaya gitmek için izin istemesi hepimizde tebessümle karşılandı. (Kızının adı da Emma Goldman’dan geliyormuş)
100. Yıl Üniversitesi’nde gerçekten güzel bir kalabalık ile karşılaştık. Yaklaşık 100 kişilik salonda oturacak yer yoktu. Sağlık Topluluğu’ndan Serhat Aydın’ın açılış konuşmasıyla başlayan panel, Homofobi ve Ayrımcılık üzerine inşa edildi. Dinleyicilerin arasından bir arkadaşın hem Kürt, hem Alevi hem de eşcinsel olduğunu söyledikten sonra derin bir nefes alması, ilk defa böylesine bir kalabalık içinde bunu sesli olarak dillendirdiğinin ve çok rahatladığının göstergesiydi. Tıp Fakültesi içinde gerçekleşen etkinliğin katılımcılarının çoğu ileride doktor unvanı alacak arkadaşlardı ve birçok soru da bu doğrultuda geldi. Eşcinsellik üzerine belki de ilk defa bu kadar rahat tartıştılar ve konunun özneleriyle belki de ilk defa karşılaştılar. Konuşmaya süre yetmediği için kafalarında birçok soru işaretiyle salondan ayrıldılar. Kendi aralarında tartışmaya zemin hazırlanmış oldu.
Emir (Birant) ile birlikte Van’ı ve diğer arkadaşları geride bırakarak Diyarbakır’a doğru karayolu ile yol aldık. Yolda kimlik kontrolü yapılır denmişti ama bavulların aranabileceği söylenmemişti. İlk defa karşılaştığımız bu durumla otobüsteki diğer herkes sanırım sürekli karşılaştığı için –davranışlarından- bavul aranmasını gayet normalleştirdiklerini fark ettim.
Sabahın ilk ışıklarıyla Diyarbakır’daydık. PiramidLGBTT’den Savaş’ın evini bulma çalışmalarına başlamadan önce Diyarbakır Otogarı’nda birkaç hatıra fotoğrafı çektirdik. Balıkçılar Başı’nı bulmamız gerekiyordu. Urfa Kapı’nın biraz ilerisiymiş. Çok fazla uğraşmadan bulduk. Daha doğrusu Savaş bizi buldu. Evde kahvaltı çay derken ilk etkinlik olan Pozitif Yaşam Derneği’nden Çiğdem Şimşek’in gerçekleştireceği Cinsel Sağlık Atölyesi için Sivil Toplumu Geliştirme Merkezi (STGM) Diyarbakır Şubesi’ne gittik. Atölye’nin ardından “LGBTT Bireyler ve İnsan Hakları” isimli oturum için rotamızı Diyarbakır Sanat Merkezi’ne çevirdik.
PiramidLGBTT’den Murat Özpamuk, Pembe Hayat’tan Senem Doğanoğlu ve Af Örgütü Türkiye Şubesi’nden Özlem Altıparmak’ın sunumlarının ardından soru – cevap kısmında Mazlum-Der Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu’ndan bir kişi PiramidLGBTT’nin varlığının önemli olduğunu söyledi ve Mazlum-Der Diyarbakır Şubesi olarak her türlü desteğe hazır olduklarını belirtti. Ardından Diyarbakır Sanat Merkezi yetkilisi de aynı şekilde bir açıklama yaparak, yaklaşık bir sene önce eşcinsellik konusuna birçok soru işaretiyle baktıklarını, kendi aralarında çok tartıştıklarını ve bundan sonrası için panel ve film gösterimleri için salonlarını LGBTT oluşumlara seve seve vereceklerini belirtti. Panelin sona ermesiyle PiramidLGBTT’den arkadaşlarla Diyar Galeria’nın önünde bir hatıra fotoğrafı çektirdik ve küçük bir şehir turu yaptık.

Çin Seddi’nden sonra en uzun sur olma özelliğini taşıyan Diyarbakır Surları, 4 ayaklı minare, Deliler Hanı… gezdik de gezdik.

Ertesi günkü etkinlik “Haklarımız, İzleme – Raporlama Atölyesi” sadece PiramidLGBTT’den arkadaşlara açıktı. Yaklaşık 3 saat süren atölyenin sona ermesiyle bizleri geri dönüş telaşı sardı. Hiç gidesim yoktu buralardan.
Dokunduğumuz bedenler bizler gidince nefes almaya devam edecekti elbette ama bir çare arama durumu içinde sıkışıp kalmışlık, ailenin baskısı, toplumun sürekli tacizi, çoğunluğun her şeye karar veriyor oluşu bu coğrafyada da kendini bir canavar gibi her köşe başında gösteriyordu. Her şekilde ne olman gerektiğin ve ne olduğun sana hatırlatılıyordu. Ama biliyorduk ki yaşama hakkımızı ve aşık olma hakkımızı kimse ellerimizden kolayca çekip alamayacaktı. Dönüş yolunda, ne kadar çok bedene dokunursak o kadar kendimiz olabileceğimiz düşüncesi beynimin içinde döndü durdu.
Kaos GL
05/13/2009
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: