Temmuz, 2009 için arşiv

Kimsenin can güvenliği yok!

Posted in Uncategorized with tags , , , , , on Temmuz 29, 2009 by ifsaeylem1
Salı, 28 Temmuz, 2009
Türkiye insan haklarının hep sınıfta kaldığı bir ülke olması bir yana, yaşam hakkı söz konusu olduğunda da kimsenin diyecek bir sözünün kalmadığı bir ülke. Devletin en temel görevi olan vatandaşlarını koruma görevini Toplumun hangi kesimine dönüp baksak yerine getirmediğini gözlemliyoruz. Toplumun her kesiminde insanlar öldürülüyor ve devlet buna karşın hiçbir şey yapmayarak bu suça ortak oluyor.
Yargı sürecinde ise “katiller ödüllendiriyor” diyebileceğimiz bir zihniyet arka planına sahibiz. Hrant Dink davasındaki absürtlüklerden sanırım bahsetmeye bile gerek yok. Çünkü ana akım medya bile bu absürtlükleri haberleştiriyor.
LGBT bireylere yönelik işlenen suçlarda da, yargı hetoronormatif yapısından kaynaklı ayrımcı kararlar verebiliyor ve LGBT bireyler bir de yargı sürecinde mağdur ediliyor. Özellikle trans kadınlar ve eşcinsel erkeklere yönelik işlenen nefret suçlarında hakimler, sanıkların “Bana ters ilişki teklif etti”, “Ben onu kadın zannetmiştim” gibi artık ağızlarda sakız olmuş savunmalardan hareketle “haksız tahrik indirimi” vererek cezalarını ¼ oranında indirebiliyor. Bugün Ankara’da Melek’in davası var, Melek’in davası sonrasında da Eryaman davası görülecek. Yargının vereceği kararı hep birlikte göreceğiz.
Yargı sürecinde benzer bir karar ise Uğur Kaymaz davasında geldi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın öldürülmesi ile ilgili yerel mahkemenin kararını onaylaması üzerine insan hakları savunucuları herkesi savcılıklara suç duyurusunda bulunmaya çağırıyor. Sizde http://artikhepimizbiliyoruz.wordpress.com/ linkinden destekleyebilirsiniz.
“Yargıtay 1. Ceza Dairesinin Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın öldürülmesi ile ilgili davada yerel mahkemece verilen beraat kararını onaması hukuk devleti olmanın ilkeleri ile bağdaşmamakta, adalet duygusunu ve vicdanları yaralamaktadır.
Bu karardan sonra, Artık hepimiz biliyoruz ki; Sanıklar güvenlik görevlileri ise, adalet hiç gerçekleşmiyor, Bu ülkede çocukların bile yaşam hakkı güvence altında değil.
Herhangi bir zaman diliminde, içimizden herhangi biri “meşru müdafaa” kurşunlarından payına düşeni alarak öldürülebilir.
Can güvenliğimizin sağlanması için herkesi Cumhuriyet Başsavcılıkları’na başvuruda bulunmaya çağırıyoruz.” diyorlar.
Umut Güner
Reklamlar

“Travesti olduğu anlaşılıyor muydu?”

Posted in hukuk yargı, nefret cinayetleri with tags , , , , on Temmuz 29, 2009 by ifsaeylem1
Salı, 28 Temmuz, 2009
Haber: Barış Sulu
Kavaklıdere’deki evinde öldürülen Melek K.’nin katil zanlısı Tayfun P.’nin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteğiyle yargılanmasına bugün (28 Temmuz 2009). Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmaya, tutuklu sanık Tayfun P. Ve avukatı Onur Tatar, maktul Melek K.’nin babası Yusuf K. ve avukatı Nevzat Sarıin katıldı.

Tanık olarak apartmanın yöneticisi Mehmet Sait E., komşuları Hayriye Ç. ve Mehmet Ç. Ve maktulün kardeşi Rıfat K. dinlendi. Tanıkların hepsine aynı soru soruldu: “Maktulün travesti olduğu anlaşılıyor muydu?”

Mehmet Sait E. ifadesinde olay sonrası maktulün evinin önünde polisleri gördüğünü ve Melek K.’nin öldürüldüğünü o zaman öğrendiğini, olay gecesi evden çıkan ve taksiye binen bir kişi gördüğünü belirtti. Avukat Nevzat Sarıin’in “maktule dışarıdan bakılınca travesti olduğu anlaşılıyor muydu ?” sorusu üzerine Mehmet Sait E. “evet travesti olduğunu hissettim ve ses tonundan da anlaşılıyordu” dedi.
Komşulardan Hayriye Ç. Gece yarısı gürültüyle uyandığını ve hemen eşini uyandırdığını, “Yapma abi, yapma, öleceğim” şeklinde tek taraflı ses duyduklarını, 5 dakika sonra sesin kesildiğini ve ardından tıkırtıların geldiğini, kapının dürbününden baktığında Tayfun P.’yi gördüğünü, elinde bilgisayar monitörüne benzeyen bir şeyle dışarı çıktığını ve sonra bunu dışarı bırakıp tekrar eve girdiğini, ikinci çıkışında bilgisayar kasası ve bir poşetin de elinde olduğunu belirtti. Sonra sanığın yürüyerek uzaklaştığını anlattı. Mehmet Ç. de maktulü 4-5 aydır tanıdığını belirtti ve aynı şekilde “Yapma Fatih abi beni öldüreceksin” cümlesini duyduğunu belirtti. Melek K.’nin travesti olduğunun gerek konuşmasından gerekse yürüyüşünden anlaşıldığını ifadesine ekledi.
Maktulün kardeşi Rıfat K. kardeşinin 6 aydır o evde yalnız yaşadığını belirtti. Evde 100 Euro bulup bulmadığı sorusu üzerine, olaydan sonra kardeşinin kişisel eşyalarını almak üzere eve girdiğini ve 100 Euro bulmadığını söyledi.
Dava 12 Ağustos 2009 Çarşamba gününe ertelendi.
Konuyla ilgili: http://kaosgl.org/content/eryaman-davasi-ve-melekin-davasinin-takipcisiyiz

http://kaosgl.org/content/melekin-katilinin-yargilanmasina-baslandi

BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI

Posted in basın açıklaması with tags , , , , , , on Temmuz 29, 2009 by ifsaeylem1


Son on gün içerisinde, İzmir’de, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini
hedef alan üç ayrı nefret saldırısı gerçekleştirildi.

17 Temmuz tarihinde, Konak’ta, bir gey evinde bıçaklanarak öldürüldü.

19 Temmuz’da, İzmir Kemalpaşa’da, transseksüel bir kardeşimizin cesedi, naylona sarılmış halde gömülü bulundu. Kimliği hala saptanabilmiş değil.

24 Temmuz Cuma akşamı Alsancak’ta transseksüel arkadaşımız Zirve, bıçaklanarak yaralandı.


“Eşcinsel kanlarıyla, transseksüel kanlarına bulanmış ahlakınız batsın!” demek için, Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının olmadığı, kimsenin kimliğinden dolayı baskı görmediği eşit ve özgür bir dünya talebimizi yeniden dile getirmek için…

1 Ağustos Cumartesi Günü, saat 18. 00’da Kıbrıs Şehitleri’nde Basın Açıklaması gerceklestiriyoruz.

Nefret suçlarına karşı sesini yükseltmek isteyen herkesi Basın Açıklamamıza bekliyoruz.

Yer: Kıbrıs Şehitleri, Tansaş önü
Saat: 18.00

LGBT Haklari Platformu
Kaos GL Derneği
Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği
MorEl Eskisehir LGBTT Oluşumu
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
Piramid Diyarbakır LGBTT Oluşumu
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği

Alakasızlar
Amargi İzmir
İnsan Hakları Gündemi Derneği
Yeşiller İzmir

Lambdaistanbul Yazlik Sinemasi Sunar: Paris Yaniyoooor!

Posted in film gösterimi, queer with tags , , , , , on Temmuz 29, 2009 by ifsaeylem1

Lambdaistanbul Yazlik Sinemasi birbirinden onemli ve guzel belgeselleri
sizlerle bulusturmaya devam ediyor!

*Bu Hafta…*

*Paris Yaniyoooor!*

(Paris is Burning)

Bir Balo Veriyoruz. Keske Sen de Burada Olsaydin.

Paris Yaniyor (Paris is Burning), New York’da siyah ve hispanik drag
queen’lerin duzenledigi balolari anlatan bir belgesel film. Istenen her
seyin giyilebildigi bu balolara katilanlar, tavir ve giyim-kusamdaki
hunerlerine gore bir juri tarafindan degerlendiriliyor. Biz de bu sirada pek
cok yarismaciyi yakindan taniyor ve aralarindaki dayanismaya sahit oluruz.
Iclerinden birinin digerine dedigi gibi: “Siyahsin, gay ve drag queen’sin.
Yani uc yonden saldiriya ugruyorsun”. Filmdeki kisiler, (maalesef) bu
balolar disinda toplumda kabul gormeyen insanlar. Fakat orada herkes
istedigi her sey ve herkes olabiliyor. 1986 -1989 yilari arasinda gecen ve
genis bir zaman dilimini yansitan filmde, zamanla (bazilari oldukca trajik
de olsa) nelerin degistigini gormek de mumkun.
Kulaga fazlasiyla depresif geliyor ama durum hic de oyle degil. Aksine,
filmdeki roportajlarin cogu oldukca eglenceli. Konusmacilar genellikle
durumlarini ince bir mizah duygusuyla degerlendiriyor ve bizlere de boyle
aktariyorlar. Cunku toplumdaki yerlerinin farkindalar ve bunu (yapmalari
gerektigi gibi) mizahi bir yolla kabul ediyorlar. Filmdeki karakterlerin
tumu, farkli “anne”lerin etrafinda toplanan ayri ayri evlerde yasiyor ve
herkes birbirine yardimci olmaya ozen gosteriyor. Filmdeki bu ozgun toplu
yasam adeta buyuleyici.
1990 yilinda vizyona giren Paris is Burning, oldukca tartismali bir film
olmakla birlikte bir hit olmayi da basardi. Ancak, sayisiz festivallerde En
Iyi Belgesel Film dalinda birinci secilmis olmasina ragmen, asla Akademi
Odulleri’ne aday gosterilmedi. Bunun sebebi ise “siyah ve hispanik drag
queen’lerin Akademi icin onemli konular olmamasiydi. Sizce de carpici degil
mi? Homofobi ve irkcilik bir arada.
Paris is Burning, degerini halen koruyan, basarili bir “donem filmi”. Fakat
New York icin pek cok sey artik ayni degil. Filme konu olan balolar hala
yapiliyor ama bizim izledigimiz ruh maalesef artik yok. Ayrica, drag olmak
simdi toplumda biraz daha fazla “kabul” goruyor ya da baska bir deyisle
konumu acisinda kotunun iyisi bir durumda. “Ev”ler de artik mevcut degil.
Filmdeki karakterlerden ikisinin AIDS nedeniyle hayatini kaybettigini
biliyoruz ama digerleri hakkinda maalesef pek bir bilgimiz yok. Insan merak
ediyor: Su an bu insanlar neredeler? Ozellikle de 13 ve 15 yaslarindaki o
iki cocuga ne oldu?
Paris is Burning, eglenceli, etkisini bugun bile kaybetmemis ve oldukca ilgi
cekici bir film. Mutlaka gorulmeli.

Tarih: 31 Temmuz 2009 Cuma

Saat: 21.30

Yer: Lambdaistanbul Kultur Merkezi

Sure: 80 dk

Lambdaistanbul Kültür Merkezi Yaz Dönemi Hakkında bilgilendirme

Posted in Uncategorized with tags , on Temmuz 21, 2009 by ifsaeylem1

Lambdaistanbul Kültür Merkezi yaz dönemi boyunca cuma, cumartesi ve pazar günleri saat 15:00-20:00 saatleri arasında açık olacaktır.
Yazlık sinemamız başta olmak üzere etkinliklerimizi siteden veya duyurular listemizden takip edebilirsiniz.

Adres
İstiklâl Caddesi, Katip Çelebi Mah. Tel Sok. No: 28/5 Kat:4
Beyoğlu – İstanbul

lambda@lambdaistanbul.org

+902122457068

“Evet Ben Öldürdüm!”

Posted in hukuk yargı, nefret cinayetleri with tags , , , , , , , on Temmuz 21, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 8 Temmuz, 2009
Haber: Barış Sulu
Ankara’daki evinde, 21 Mayıs 2009 gecesi bıçaklanarak öldürülen trans arkadaşımız Çağla’nın katili bugün hâkim karşısına çıktı. Ankara Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat: 10.30’da başlayan ve Çağla’nın annesi, babası, ablası ve abisinin katılımıyla gerçekleşen dava yaklaşık 3 saat sürdü.
Duruşmaya Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin müdahil olarak katılmak istemesi Cumhuriyet savcısı tarafından suçtan doğrudan zarar görmediği gerekçesiyle reddedilirken, annesi, babası, ablası ve abisi zanlıdan şikâyetçi olduklarını beyan ettiler.
Zanlı Murat Olgun G. Çağla’yı yaklaşık iki senedir tanıdığını ifade etti, web sitesi yapma karşılığında 1300 TL istediğini, bu paranın 450 TL’sini cinayetten beş gün önce aldığını ve cinayet günü de aslında eve borcun geri kalanını almaya geldiğini, Çağla’nın o gece gözünün önünde bir ilaç-hap aldığını, evde de bira şişeleri bulunduğunu ve arkasından kendisine cinsel ilişki teklif ettiğini ancak bu ilişkide aktif rol oynamak istediğini ve bunu kabul etmediğini ardından lavaboya gittiğini ve geri geldiğinde Çağla’nın kendisini hala ilişkiye zorladığını ve bunun üzerine Çağla’ya bir yumruk attığını, yere düşen Çağla’nın bilgisayar masasının çekmecesinden bir bıçak çıkarttığını ve bu sırada boğuştuklarını, elinden bıçağı almaya çalışırken kendi ellerinin de kesildiğini ve bıçağı aldıktan sonra ilk darbeyi Çağla’nın boynuna vurduğunu ve gerisini hatırlamadığını, çünkü kendisini kan tuttuğunu belirtti. Kendine geldiğinde üzerindeki kanlı giysileri değiştirdiğini, pantalonunun paçalarını kestiğini ve kanlı giysileri bir poşete koyduğunu, Çağla’ya ait olan 3 adet cep telefonunu ve web sayfası için anlaştığı paranın 400 TL’sini daha aldığını ve apartmandan çıkarken güvenlik kamerasının kablolarını kestiğini, suç aleti olan bıçağı da Demetevler’de bir çöp tenekesine attığını dile getirdi. Murat Olgun G. Bu ifadelerin ardından Çağla’yı öldürdüğünü kabul etti.
Hakim de bunun üzerine neden ilk ifadesini değiştirdiğini sordu. İlk ifadesinde “cinsel ilişki”, “aktif olmak” gibi kavramlar olmadığını söyledi. Zanlı Murat Olgun G. tutuklandığında apar topar ifade verdiğini her şeyi söylemesine izin vermediklerini belirtti.
Çağla’nın iki yıldır birlikte yaşadığı kişi de ifadesi alınanlar arasındaydı. Hakim bu kişiye de Çağla’nın aktif olup olamadığını, kendisiyle ilişkisinde böyle bir durumla karşılaşıp karşılaşmadığını sordu. Birlikte yaşadığı kişi de iki yıldır Çağla’nın kendisinden böyle bir talepte bulunmadığını ifade etti.
Çağla’nın yakın bir arkadaşı olan Elvin.K.’nin dinlendiği sırada hakimin Elvin.K.’ye “sizin erkekliğiniz uyanıyor mu, isterseniz aktif olabiliyor musunuz” gibi sorular yöneltmesi davanın en ilginç anlarından biriydi. Bu sorular karşısında Elvin K. aktif olabildiklerini ama bunu müşterileri isterse, bir iş gereği, zorunluluktan yaptıklarını ifade etti.
Çağla’nın komşularından Zeynep F. İfadesinde o gece deprem oluyormuşçasına bir gürültüyle uyandığını, bunun bir deprem olmadığını anladığını, üst katından abartı derecede eşyaların parçalanma sesleri duyduğunu, on dakika sonra da çok korkunç bir inleme sesine şahit olduğunu, hemen yöneticiyi aradığını ve durumu anlattığını anlattı. Çağla’nın 9 ay önce daireyi satın aldığını, her sabah 6’ya kadar evde gürültü olduğunu, sürekli eve birilerinin girip çıktığını hatta bazen kendi zilini çaldıkları için çok rahatsız olduğunu, bu olaylar üzerine de apartman sakinleri olarak imza topladıklarını ve bir çok yere şikayette bulunduklarını ifade etti.
Diğer bir komşu olan yönetici Nesrin D. O gece başka evinde olduğunu, Zeynep F.’nin kendisini aradığını ve çok korkunç sesler duyduğunu, hemen Bilir Sokak’taki eve geçtiğini, yolda giderken de polisi aradığını belirtti. Eve vardığında seslerin o aşamada kesildiğini, Zeynep F. İle birlikte güvenlik nedeniyle bir hafta önce taktırdıkları güvenlik kamerasını izlediklerini, burada apartmana uzun boylu, ince, beyaz giyimli birinin girdiğini ve girerken de güvenlik kamerasının diyerek Kablolu TV’nin kablosunu kestiğini, evden çıkarken de kıyafetinin değişmiş olduğunu, üzerinde kapüşonlu bir kıyafet ve altında şort olduğunu anlattı. Polisin yaklaşık 45 dakika sonra olay yerine gelmesi ile Çağla’nın evinin zilini çaldıklarını, açılmayınca polise kapıyı kırın dediğini ama polislerin buna yetkisi olmadığını öğrendiğini söyledi. Hakim bunun üstüne eve girerken mi evden çıkarken mi kablonun kesildiğini sordu, eve girerken kablonun kesildiğini Nesrin D. tekrar etti.
Avukat Senem Doğanoğlu da bir dahaki duruşmada görülmek üzere güvenlik kamerası kayıtlarını, Örgütlü bir suç olup olmadığının belirlenmesi için 21 Mayıs – 22 Mayıs 2009 arasındaki Murat Olgun G.’nin cep telefonu konuşma kayıtlarını., gazetelerde çıkan ajandanın Ankara emniyetinde olup olmadığının bilgisini, Çağla’nın bilgisayar kayıtlarını, sabit telefon kayıtlarını ve  kanında uyuşturucu olup olmadığının belirlenmesi için moleküler genetik incelemesini istedi.
Zanlı Murat Olgun G.’nin avukatı ise Çağla’nın evden çıkarken ziynet eşyalarının çalınmadığını, telefonların da hırsızlık için değil kendini koruma ile ilgili olarak evden alındığını, 450 TL’nin de yapılan web sayfası için ödenecek paranın bir kısmı olduğu için alındığını belirterek olayda gasp ile ilgili bir durumun olmadığını ifade etti. Cinayetin işlendiği bıçağın da Çağla’ya ait olduğunu ve bıçağın bulunmasını ve bıçak üzerinde Çağla’nın parmak izi olup olmadığının incelenmesi gerektiğini savundu.
Duruşma 10 Ağustos 2009 tarihine ertelendi.

Katiller sistemin kolluk-larını takıyor; boğulmuyor…

Posted in hukuk yargı, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret cinayetleri with tags , , , , , , , on Temmuz 21, 2009 by ifsaeylem1
Pazar, 12 Temmuz, 2009
Katillerin bahanesi hep aynı… Çünkü ezberlediler. Nasıl “ağır tahrik” indirimi alacaklarını biliyorlar. Önlerinde bir sürü emsal dava var… Öyle bir olay gerçekleşmemiş bile olsa, eminim avukatlar böyle demesini öğütlüyordur… ya da kendisinin ağzından kaçırdığı gibi polisler “tavsiye” ediyordur “bana aktif olmaya çalıştı de” diye…
Tacizcinin, tecavüzcünün ve katilin akıl vereni, kollayıcısı çok oluyor nedense… Ne zaman ki öldürülene “oh olmuş” oluyor, “kahraman” katiller için tüm eril iktidar öğeleri güçlerini birleştiriyor; ödüller yağdırmak için seferber oluyorlar. Katiller sanki sistemin piyonları gibi. Sistemin polisi ve sistemin avukatı, “tehdit unsuru” varoluşları bu dünyadan silmek için kullanıyor onları. Belli ki gittiği evde ardında iz bırakmaması gereken bir iş çevireceği için, eve girmeden önce apartmandaki kamera kablosunu kesmeye çalıştığı, kestiği kablonun kablolu TV kablosu olması nedeniyle kayıtlara geçen katil, apartmandan çıkarken “kaçarken” kestiğini iddia ediyor. Böylece, biri, kendini kurtarabilmesi için ifadesini değiştirmesini polislerin tavsiye ettiğini ağzından kaçırırken, diğerinin de suçunun “planlanmış” olduğu kamera kayıtlarında yer alıyor.. Komşuların gürültüler nedeniyle aradığı polis evin kapısına kadar geliyor ama “izni olmadığı” gerekçesi ile kapıyı kırıp içeri girmiyor… Oysa ben hatırlıyorum, fuhuş yaptıkları iddiası ile transseksüel bireylerin evine izin mizin olmadan zorla giren, kapının altında biber gazı sıkan, eve girdiğinde cinsel tacizde bulunan polisleri… Daha geçenlerde öğreniyoruz; sivil polis olduğunu söyleyen dört adam, cinsel taciz ve cinsel tecavüz tehdidini “izni olmadığı” halde içeri girerek gerçekleştiriyor… “İçeri girme kararı” neye göre belirleniyor?
Peki bu konuda hakimler ne karar verecek? Umutlu olmak istiyorum ama…
Hakimler… Hakimler… Maalesef katilleri alacakları cezaların yetersizliği ile cesaretlendiren kararları verenler onlar… “Ağır tahrik indirimi” ile ödüllendirenler… Mahkemede duruşmayı izleyenlerin bacak bacak üstüne atmasının yasak olduğu, attığında mübaşirce “burası mahkeme, indir bacağını!” diye uyarıldığı mahkemede; karşılarında saygı ile durulması beklenen hakimler… Hiç kimseye saygı borçları yoktur onların… Bıyık altından-hatta üstünden açıkça- gülerler, dalga geçerler, aşağılarlar diledikleri gibi; çocuk azarlar gibi konuşurlar “sen”inle. “Hakim Bey” dersin, “Sen sus, söz vermedim sana!” der, “otur”, “kalk”, “git”, “geç yerine!”… Henüz suçun kanıtlanmamış bir şüpheli, sanık, tanık, davalı.. ne olduğun hiç farketmez.. O, sana birkaç metre yukarıdan bakar ve her sözüyle adeta yerin dibine sokar seni.. Bazı hakimler tabi bunlar… Her mesleğin iyisi kötüsü olduğu gibi hakimlerin de var.. Ve her zamanki gibi, kötüler, “biz” sistem karşıtlarının, “biz” norm-dışıların kafasına daha çok basar ve böylece daha yükseğe çıkar.. “Şey”ler vardır karşısında ve bu “şeylerin” annesi babası ablası ağabeyi de başka bir “şey”dir ki çocuklarını “ıslah” etmemiştir.* Onlar da hakkeder her kötüyü çocukları kadar.. Hakim-iyetin kayıtsız şartsız hakim-in olduğu mahkeme salonlarında…
Gerçekten umutlu olmak istiyorum; ama adaletin terazisinin ayarı bozuk gibi geliyor…
Bu ayarın yapılabilmesine katkıda bulunmanın tek yolu ise mücadeleye devam etmek ve bu davaların takipçisi olmaktan asla vazgeçmemek!
*Duruşmayı izlemiş bir arkadaş diyor ki, hakim “travesti ya da transseksüel” demek yerine “şey” demeyi tercih etmiş 3 saat boyunca..
Burcu Ersoy