Eylül, 2009 için arşiv

Transseksüellerden Emniyet Müdürü Çapkın’a: Elini Bedenimden Çek!

Posted in ayrımcılık - şiddet, basın açıklaması with tags , , , , , on Eylül 28, 2009 by ifsaeylem1

Hüseyin Çapkın’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevine gelmesinin ardından travesti ve transseksüellere yönelik baskıların arttığını söyleyen yaklaşık 100 kişi İstanbul polisini Beyoğlu’nda düzenledikleri yürüyüşle protesto etti.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
28 Eylül 2009, Pazartesi

* Haberin foto galerisini görmek için tıklayınız.

İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın‘ın travesti ve transseksüellere yönelik son günlerdeki baskılarını ve uygulamalarını protesto eden İstanbul LGBTT Girişimi ve Emekçi Hareket Partisi, Beyoğlu’nda yürüyüş düzenledi.

Çevreyi rahatsız ettikleri bahanesiyle hemen her gün kendilerine keyfi para cezaları kesiğine dikkat çeken transseksüeller ve travestiler,bu keyfi uygulamalar son bulmadıkça alanları terk etmeyeceklerini duyurdular.

Yapılan hiç bir yıldırma politikasının özgürce yaşamlarına engel olamayacağını ifade eden eylemciler Taksim tramvay durağından Galatasaray Meydanı’na yürüdüler.

Yürüyüş boyunca “Teşhirci değil travestiyiz”, ‘”Travesti kimliği engellenemez” ve “Polis soyuyor devlet koruyor” sloganının atıldığı yürüyüşünün sonunda yapılan basın açıklamasını Ebru Kırancı, “Daha önce İzmir’de Emniyet Müdürü olduğu dönemde travestilere zulmeden ve Baran Tursun’un öldürülmesi gibi olayına adı karışan Hüseyin Çapkın’ın İstanbul Emniyet Müdürü olarak tayin edilmesinin zaten zor olan hayatlarımızı iyice cehenneme çevirdi” dedi.

Çapkın’ın işaret vermesiyle İstanbul polisinin Travesti avına çıktığını” söyleyen Kırancı, “bu uygulamalarla travesti düşmanlığının sadece filanca emniyet müdürünün ya da amirin değil devletin sistematik bir ayrımcılık politikası olduğunu” kaydetti.

Toplu suç duyuruları, yürüyüşler,basın açıklamalarıyla ve etkinliklerle bu uygulamalar son bulana kadar mücadele edeceklerini ifade eden Kırancı polislere seslenerek, “Travestilik bir suç mudur ? Travesti suçlu mudur? Sizin göreviniz her geçen gün artan suçu önlemek midir yoksa bizim vergilerimizle bize zulmetmek midir?” diye sordu.

Dün (28 Eylül) saat 18.00’de gerçekleşen eylemde “Travesti ve transseksüel olmak kabahat değildir.’Polis’ cezaları bizi yıldıramaz” pankartı ile “Transseksüelim herkes gibi sokakta yürümeliyim” ve “Polis elini bedenimden çek” dövizleri taşındı.(ZK/BÇ)

http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/09/24/polis.sokakta.gordugu.travestiye.ceza.kesiyor/544803.2/index.html

Reklamlar

Demokrat görünümlü faşizm

Posted in ayrımcılık - şiddet, nefret cinayetleri with tags , , , on Eylül 28, 2009 by ifsaeylem1



Cuma, 25 Eylül, 2009

“Susmak bazen en büyük isyandır” denilir ya, işte ben de öyle yaptım uzun süre. Sevgili Umut Güner ile Ali Erol’un benden yazı bekleyen ısrarlı maillerine içim acıyarak geçiştiren yanıtlar verdim. Tam sevgili Hadise’yi Merter’de kaybettiğimiz günlerde başlamıştım susmaya. Daha 19 yaşındaydı Hadise. Tesadüfen tanışmıştık. Merter’de çalıştığını duyduğumda -bir transeksüel olarak- ben bile ürkmüştüm. Boşuna ürkmemişim üç gün sonra Hadise’nin öldürüldüğü haberini verdi bana Dicle ağlayarak. İkimiz de öylece kalakalmıştık.

Hadise’nin kimsesi yoktu. Hani çoğu transseksüelin kimsesi vardır ama aslında yoktur ya, ama sahiden Hadise’nin hiç kimsesi yokmuş. Çocuk yuvasındayken bir aileye evlatlık verilmiş sonra o aileden kopmuş Hadise, elbette farklı cinsel kimliği nedeniyle. İşte bu yüzden Hadise’nin cenazesini dahi alamadı arkadaşları. Uzun süre morgda bekledi sonradan duydum sessizce toprağa verilmiş. “Bu şartlar altında ben şimdi nasıl ahkâm keseyim” diye Buse Kılıçkaya’ya açıldığımı hatırlıyorum. O da haklı olarak yılmamamız gerektiğini vurguladı politik duruş ve direnişten bahsetti. Elbette sevgili Buse haklıydı. Biliyorum ben duygusal davranmış ve susmayı tercih etmiştim. Hatta daha da ileri gittim, Mustafa Ceceli’nin limon çiçekleri şarkısında sözünü ettiği “çok uzakta güneyde yazları sıcacık ve âşık” yerlerde soluğu aldım. Benim bu durumumun karşılığı psikolojideki savunma mekanizmalarından biri olan “karşıt tepki gösterme”de saklı olmalı.

O güney kasabasındaki sessizliğim İstanbul’dan arkadaşlar arayana kadar devam etti. “Sakın gelme” diyorlardı. “İstanbul iyice yaşanmaz oldu. Artık gündüzleri bile bizi sokakta bakkalda çarşıda gözaltına alıp ceza kesiyorlar”. Kabahatler kanununun bilmem kaçıncı maddesinden. Başka dönem olsa inanmak istemezdim. Ama nedeni zaten bu süreç değil miydi ki o güney kasabasına kaçışımın. Düşünün ki ülke tarihinizde ilk kez bir Başbakan “Kürt sorunundan” yola çıkarak büyük bir demokratik açılımdan bahsediyor olsun, ama siz tam da bu süreçte büyük bir hayal kırıklığı ve korku içinde alıp başınızı gidersiniz. Şaşırtıcı dimi? Ama değil. Eğer farklı bir cinsel kimliğiniz varsa hiç şaşırmayın. Çünkü çoktan anlamışsınızdır, demokrat görünümlü faşist bir zihniyetin iktidarolduğunu ve dolayısıyla faşizmin demokrasi doğurmasının da imkânsız olduğunu.
Sakın gelme şeklindeki uyarılara rağmen, gittiğim gibi geri döndüm İstanbul’a. Evde geçirdiğim bir kaç günün hemen ertesinde bayramın birinci günü Şişli’den Beyoğlu’na doğru yürümeye başladım. İstiklal Caddesinde bir süre turladıktan sonra bir kafede oturdum. Hayır, bekliyorum, gelsinler beni de alsınlar. Allahım diyorum hâlâ neden koluma yapışan bir polis yok. Bir polis memuruna “bonus” olamayacak mıyım? Ordan Lambdaya uğramaya karar veriyorum. Önce karakol yolunu kullanmadan arka taraftan gitmek geliyor aklıma, ama hayır inadına karakolun önünden geçmeye karar veriyorum. Geçiyorum karışan yok. İyice çıldıracam. Derken Lambda’nın kapısındayım ama o da ne kapalı. Kapıda “derneğimiz yaz nedeniyle sadece cuma, cumartesi, pazar 15.00-20.00 saatleri arası açık” uyarısını görüyorum. Hay aksi, saat de tam 14.15. İçimden “herkesin kapatmaya çalıştığı dernek zaten fiilen kapalıymış” diye geçiriyorum. Biliyorum bizim arkadaşlar duysa kızacaklar ama öyle geçti içimden ne yapayım. Hatta “sen güneylere kaçacağına gelip bir kaç gün nöbet tutsaydın ya” da diyebilirler, sonuna kadar haklılar.
Geldiğim yoldan eve dönmek için yürümeye başlıyorum. Taksim Meydanı polis ve insan dolu. Hâlâ karışan yok, az daha gidip polislere “pardon ben de transseksüelim, sizin deyiminizle “bayan görünümlü erkeğim” ve gündüz vakti buralarda fink atıyorum. Beni neden hâlâ gözaltına almıyorsunuz” diyeceğim. Acaba diyorum bayram nedeniyle uygulama kaldırıldı mı? Tam meydanda uzun boylu, esmer -az biraz yakışıklı- genç bir bana gülümsüyor. Bu da kim ola ki diyorum içimden. Malum “Kabadayı” filmindeki Ali Osman derecesinde hafıza kaybı yaşıyorum uzun süredir. Çocuğun kim olduğunu hatırlamaya çalışırken Divan’ın oradaki ışıklarda yanımda bitiyor. Bir utangaç ki sormayın gitsin. Bir süre sessizce aynı hizada yürüyoruz. İçimden derdini anlatsa da ben de yol versem diye geçiriyorum. O derdini anlatana kadar biz de radyo binasına varıyoruz. Yok yok anlaşıldı çocuğun derdi açık. Aklınca benim evimde beni yatağa atacak. Çay bahanesiyle evine gidelim konuşalım diyor da başka bir şey demiyor. Ben de tamam o zaman bir yerlerde bana çay ısmarlayabilirsin teklifini veriyorum. Ama nafile. İlle de benim evde. Ben ki bir polis memuruna bonus olayım umuduyla yollara çıkmışım, bonus olmak bir yana hiç yoktan bu delikanlıya av olacağım. Artık Nişantaşı ayırımındayız. Nihayet çocuk da pes ediyor, ben eyvallah deyip Şişli’ye o da Nişantaşı’na devam ediyor. Kavşaktaki ışıklarda beklerken nedense onun gittiği yöne gözlerim kayıyor. Mahcup mahcup son bir umutla gülümseyerek bakıyor hâlâ. Derken Eleven’ın karşısında üşüdüğümü hissediyorum. Elimdeki hırkayı giymek için duraksıyorum. Tam hırkayı giymişken ekip otusu yanımda bitiyor. Bir memur iniyor, “ne arıyorsun burda” diyor. Allahım diyorum acaba yasak bir bölgeye mi girdim. Öğlen vakti, bayramın birinci günü Harbiye’de yürüyen herhangi bir insan ne arayabilir ki?

Kimliği istiyor önce, gene olmadı başaramadım, bonus olamadım diye geçiriyorum. Sadece kimliği istediğine göre “gbt” bakacak ve gönderecek diyorum. Ama öyle olmuyor. Ekip otosuna alıyorlar. Yaşasın tamam diyorum. Maçka Parkına sürüyorlar. Orda yunus ekipleri üç genci parkta içki içerken bulmuşlar. Çocuklar “abi valla suç olduğunu bilmiyorduk” diyorlar. Gariplerim nerden bilsin “kabahatler kanununu”. Ama ben biliyorum. Madde 35: Sarhoş şekilde başkalarını rahatsız eden kişiye… diye başladığını. Çocuklara bakıyorum en az onlara para cezası kesen polisler kadar normal duruyorlar. Ama o yasanın onlarca yıldır aslında hiç uygulanmadığını da biliyorum.

Peki, neden şimdi? Sahi neden şimdi? “Parkta içki içilmeli midir içilmemeli midir” tartışılabilir ama ben mevcut yasadan bahsediyorum. Mevcut yasa kesinlikle yasaklamıyor. Sadece sarhoşluk halini cezalandırıyor- dikkat sarhoşluk hali yasaklanan içki falan değil yani-. (Aklıma şu meşhur 367 zorlaması geliyor. Erdoğan o zorlamaya karşı direnerek yüzde 47’yi bulmuştu. Şimdi benzer zorlamaları kendisi yapıyor.) Elbette bir de başörtüsü yasağı. Hâlâ pek çok hukukçu mevcut yasaların başörtüsünü yasaklamadığında hemfikir. Üç genci de yanıma sıkıştırıyorlar. Balık istifi şeklinde karakola doğru yol alıyoruz. Çocuklar ta Pendik’ten gelmişler. Belli ki beni de çözememişler. Biri hanımefendi siz de mi parkta içki içtiniz diye soruyor. Zıkkımın kökünü içtim demek geçiyor içimden. Ya sabır diyorum, gariplerim ne bilsin ki. Hayır canım kimliğimden dolayı aldılar diyorum. “Kimliğinizi mi kaybettiniz” diyor. Ay çıldıracam. “Hayır canım cinsel kimliğimden dolayı” diyorum. Çocuk büsbütün şaşırıyor. Tam bir şey daha söyleyecek, “bak canım ben dönmeyim. Ve bu polislerin gözünde suçlu olmam için yeterli bir sebep. O yüzden alındım” diyorum.

Daha önce de bir kaç kez geldiğim harbiye karakoluna ilk defa gündüz ve de bayramda düşüyorum. Nezarethane bölümünde oturur oturmaz 3 aydır devam eden suskunluğum isyana dönüşüyor. Önce Umut’u arıyorum. Elim ayağım titriyor. Sağ olsun hem kendisi arıyor hem de Pembe Hayat’ın avukatını karakola yönlendiriyor. Resmen ne yaptığımı bilmiyorum. Tanıdığım gazeteci arkadaşlara ulaşmaya çalışıyorum. Radikal gazetesi muhabir yolluyor. O sırada hakkımda tutulan tutanak imzalamam için elime tutuşturuluyor. “…isimli şahsı trafiği engellerken” ibaresini görür görmez imzalamam diye bağırıyorum. Görevli memur şaşırtıcı şekilde hiç itirazsız “peki oldu tamam imzalama” deyip geri götürüyor. “Bir yandan Cemil İpekçi’ye iftar vereceksin, öte yandan bir transseksüele bayram günü bu muameleyi reva göreceksin” diye bağırıyorum. Hıçkırığa boğuluyorum. Sivil giyimli bir memur yanımda bitiyor ve “helal olsun sana” diyor. “Ben Cemil İpekçi’nin kimliğine karşı değilim. Yüksek düzeyde davet edilmesi de ancak sevindirir. Benim derdim ortada duran bu yaman çelişkiyle. Ama şunu da söylemek zorundayım, eğer Cemil İpekçi gerçekten demokrat bir insan olsaydı, transeksüellerin açıkça hürriyetlerinin engellendiği bir ortamda o davetlere katılmazdı” deyip noktayı koyuyorum. Nihayet beklenen trafik ekibi geliyor ve elbette imzalamadığım 61 liralık ceza tutanağı adeta bayram hediyesi olarak elime tutuşturuluyor.
Bunun adı faşizmdir

“Demokrat görünümlü faşist iktidar” lafını neden mi kullandım? Kızlara kesilen ceza tutanaklarının üzerinde aynen şu ibare var: “Bayan görünümlü erkek şahıs”. Bu ibare “bunlar” lafından da beter koydu. Faşizm TDK sözlüğünde “Demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti” olarak anlatılmış. Bu öğretiye bağlı olanlar da dolayısıyla faşist olarak tanımlanmış. Yıllardır kör topal bir demokrasi ortamı içinde dahi olsa transseksüel kimliklerini kazanmış veya kazanma aşamasında olan vatandaşlarını polisi aracılığıyla gündüz sokaktan, kuaförden, bakkaldan gözaltına aldıran üstüne bir de “bayan görünümlü erkek” damgalı para cezası kesilmesine yol açan, bu şekilde onlara yaşamayı adeta dar eden bir iktidar da olsa olsa faşist olur ancak.
Aynı iktidar ağzına demokrasi, AB, insan hakları gibi erdemleri pelesenk etmiş, üstüne bir de demokratik açılımlara karar vermiş biriyse şayet o zaman aynen şunu hak eder: Demokrat görünümlü faşist!

Yazıyı daha yazarken Yıldırım Türker’in “Erkeğin eteği, Çapkın’ın yemini” başlıklı enfes makalesinin sonundaki şu satırlar gözüme ilişiyor:
“Maksat, travesti ve transseksüelleri insan içine çıkamaz hale getirmek, hayatlarını zehir etmek.
Onları hayattan sürgün etmek.
Farklı olana uygulanan bu şiddeti, faşizmin en vahşi dönemlerinden tanıyoruz elbet.
Erkeğin en gözü kara yemini, her zaman için ilk travesti/transseksüelleri işaret ediyor.
Çapkın ve gibileri, onları görmek istemiyor”
Hemen hemen aynı zaman zarfında aynı davada aynı kanıya ulaşmış olmak müthiş bir cesaret ve haz veriyor.
Ve son bir nokta…

Psikiyatrlar istifa dâhil bu faşist uygulamaya karşı etkili bir tavır geliştirmeyi düşünüyorlar mı merak ediyorum doğrusu. Bu şartlar altında hâlâ o kürsülerde sessizce Transseksüalite raporları verilmesi çelişkiden başka bir şey değil. Onlar rapor verecek, devletin herhangi bir polis memuru ise bonus puan alma adına elini kolunu sallayarak “bayan görünümlü erkek” damgası vuracak. Nasıl ki bir bakan, bir genel müdür, bir müdür, kendisine bağlı birimde meydana gelen kaza v.b olayların akabinde istifa etmeleri bekleniyorsa bence o psikiyatrlar da istifa etmeli. Demokrat görünümlü faşist iktidara karşı tarihi bir fırça olur psikiyatrların göstereceği bu tavır…

Deniz Deniz

Sokakta yürümek transeksüellere yasak!

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , , , , on Eylül 23, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 23 Eylül, 2009
Transeksüel Deniz Deniz’e polis kaldırımda yürürken trafiği engellediği gerekçesiyle ceza kesti. Deniz: “Karakolda üç saat tuttular. Sokağa çıkamaz olduk”
İstanbul İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın uygulamaya koyduğu, kestikleri ceza ve yakaladıkları suçlulara göre polise puan verilmesi işlemi, transeksüeller ve travestiler için cezalandırmaya dönüştü. En son, yaklaşık beş yıl gazetecilik yaptıktan sonra transeksüel olan Deniz Deniz, bayramın ilk günü Osmanbey’de kaldırımda yürürken, ‘trafiği tehlikeye düşürdüğü’ iddiasıyla 62 TL cezaya çarptırıldı. Gözaltına alınan Deniz, karakolda, ceza makbuzunun gelmesi için üç saat bekletildi. Transeksüel ve travestiler, ‘Puanlama Sistemi’ni protestoya hazırlanıyor.
Radikal’de 18 Eylül’de yayımlanan ‘Travestiyi eve hapsetme bonusu’ başlıklı haberde yeni İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın polislere kestikleri ceza ve yakaladıkları suçlu kadar puan verilmesi sisteminin yarattığı sorunlar anlatılıyordu. Haberde polisler daha sonra istedikleri bölüme geçmelerini sağlayacak puanları almak için travesti ve transseksüelleri hedef seçip ve sürekli olarak ceza kesip puan topladıkları anlatılıyordu.
Bunun son örneği, daha önce beş yıl gazetecilik yapan ve daha sonra transeksüel olan Deniz Deniz oldu. Deniz, bayramın ilk günü Osmanbey’de kaldırımda yürürken ekiplerce durdurularak, ‘Trafiği Tehlikeye Düşürmek’ suçundan hakkında tutanak tutuldu. Harbiye Polis Merkezi’ne götürülen Deniz’e 61 TL ceza yazıldı. Deniz’in ceza makbuzunu alabilmesi üç saat sürdü. Transseksüel olduğu için bu uygulamaya maruz kaldığını savunan Deniz “Eskiden gündüz almıyorlardı, şimdi gündüz de sokakta yürüyemez olduk” dedi. Deniz, yaya olarak yürürken yazılan 61 TL’lik trafiği tehlikeye düşürme cezayı öderken de sıkıntı çektiklerini belirterek, “Maliyeye gittiğimiz zaman, plaka soruyorlar” dedi.
Bu arada, ‘puanlama sistemi’ mağduru travesti ve transeksüellerin sayısı da git gide artıyor. Transeksüel Ebru Kırancı, şöyle dedi: “Kadın kimliğim olmasına rağmen bana, ‘Kadın kıyafeti giymiş erkek’ olarak kabahatler kanununa göre ceza yazıyorlar. Polis bu sistemi sürek avına çevirdi. Ceza yazmak için yarışıyorlar.”

Ertan Kılıç

Radikal
09/23/2009

Polisler de Eşcinsel Olabilir

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , on Eylül 23, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 23 Eylül, 2009

Milliyet’in bugünkü (23 Eylül 2009) haberine göre, “Emniyet Genel Müdürlüğü , eşcinsel görüntülerinin yer aldığı kaseti ortaya çıkan polis müdürü M.A. hakkında soruşturma başlattı. M.A. soruşturma sürecinde verdiği dilekçeyle teşkilattan istifa etti. Milliyet’in aldığı bilgiye göre, emniyet teşkilatında rahatsızlık yaratan olay iki hafta önce patlak verdi. Personel Dairesi’ne Ankara dışından gönderildiği anlaşılan bir zarftan çıkan CD’de, Karabük’te görevli 4. sınıf bir emniyet müdürünün bir erkekle birlikte görüntülerinin bulunduğu görüldü”.

Daha önce benzer bir olay Erzincan Emniyet Müdürlüğünde yaşanmıştı. Bu olay üzerine Kaos GL Derneğinden Ali Erol, kaosgl.org’da, “Emniyet Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliğinin Antalya’da düzenlediği ve aynı basına “Türk polisinde ‘gay’ ve ‘dost’ açılımı” haber başlığıyla yansıyan ‘Disiplin, Dava, Mevzuat ve Adli Yardım’ seminerinden bu yana henüz altı ay bile geçmedi. Gerçi “açılım” basının okumasıydı, yoksa aynı hukuk müşaviri Osman Karakuş, “Alman polisi gey olabilir ama Türkiye’de böyle bir şey mümkün değil” diyerek olası yanlış anlamalara ve açılımlara mahal vermemek için noktayı koymuştu.” Diye yazmış ve devamında; “Türkiye’de açılımların kolay olmadığını tecrübe etmediğimiz alan kalmış mıdır? Öyle ki aman açılım diyerek mevcut hallerin daha da gerisine gidilmesin ile yetinmek zorunda kalabiliyoruz. Haliyle “Almanya polisinde olur da, Türkiye polisinde neden mümkün değil” sorusuna Türkiye Emniyetinden anlamlı ve mantıklı bir cevap beklemek zorlayıcı, şimdilik boşuna olabilir” yorumu üzerinden birkaç ay geçmesine rağmen halen geçerliğini koruyor.
Emniyet Müdürlüğü eşcinsel ve biseksüel polisleri cinsel yönelimleri nedeniyle cezalandırmaktan bir an önce vazgeçmeli. Geçmişte özellikle etnik köken, din, mezhep, coğrafi yer üzerinden yapılan ayrımcı uygulamaların yeni hedefinde eşcinsel ve biseksüel kadın ve erkekler mi var?
Emniyet Genel Müdürlüğünün eşcinsel ve biseksüel çalışanlarına karşı gösterdiği önyargılı tutum ve davranışlar aynı zamanda bize “eşcinsel, biseksüel, transeksüel” vatandaşlarla nasıl ilişkilendikleri konusunda bilgi veriyor. Kendi içinde bir eşcinsele tahammül gösteremeyen ve suçlu muamelesi yapan Emniyet Genel Müdürlüğü doğal olarak bütün eşcinsel, biseksüel ve transgender vatandaşlara da aynı muameleyi hatta daha kötüsünü yapacaktır. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün transgender kadınlara karşı uygulaması aslında bize bunu çok güzel gösteriyor.
Eşcinsellik suç ve hastalık değildir. Eşcinsel çalışanları işten atarak, eşcinsel realitesi ile yüzleşemezsiniz. Tam tersine eşcinsel ve biseksüel çalışanlarınız olduğunu ve bu çalışanların heteroseksüel çalışanlardan hiçbir farkı olmadığı gerçeği ile yüzleşmeniz gerekiyor.
Çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı suçtur ve istifa etmek zorunda bırakmak ya da istifaya zorlamak da suçtur. Mağdur polisler Kaos GL ile iletişime geçmeleri durumunda her türlü hukuk desteği kendilerine sağlanacaktır.
Kaos GL, 24-25 Ekim 2009’da Federal Almanya Cumhuriyeti Devletinin destekleriyle eşcinsel ve biseksüel kadın ve erkeklerin çalışma hayatında karşılaştıkları sorunların tartışmaya açılacağı bir etkinlik organize ediyor. İşten atılan, istifaya zorlanan bütün gey, lezbiyen ve biseksüel kadın ve erkekleri buluşmaya davet ediyoruz.
Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu bu konuda ne yapmayı düşünüyor? TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu mağdur polislerin başvurusunu beklemeden neden harekete geçmiyor? Soruları bugün için kendi kendimize soruyoruz. Ancak yarın bir gün bütün toplum olarak bu soruları sormaya başladığımızda ne olacak.
Emniyet Genel Müdürlüğü, eşcinsel ve biseksüel çalışanları konusunda, bizimle iletişime geçebilir. Biz Emniyet Müdürlüğünü, Hollanda, İsveç, Almanya, İngiltere’deki Polis Birlikleri ile bu birliklerdeki Gey-Lezbiyen polislerle bir araya getirebilir, çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığını önlemeye yönelik çalışmaları birlikte yürütebiliriz.

NTV-Banu Güven:
http://video.ntvmsnbc.com/#v228131236105233047012112238243238052086095196177

Kaos GL

Çapkın’dan İstanbul polisine ‘travestiyi eve hapsetme’ bonusu

Posted in Uncategorized on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1

Çapkın'dan İstanbul polisine 'travestiyi eve hapsetme' bonusu


Türkiye / 18/09/2009

Ebru Kırancı ve Demet Demir artık İstiklal Caddesi’nde tedirgin yürüyor. Çünkü polis her an onlara ‘kadın kıyafeti giymiş erkek’ cezası kesebilir.

UMAY AKTAŞ SALMAN

İSTANBUL – “Bir keresinde kuafördeydim, çıkartıp karakola götürdüler. Kabahatlar Kanunu’na göre çevreyi rahatsız etmekten 69 TL para cezası kestiler. Başka sefer et ve ekmek almış gidiyordum, yine ceza kestiler. Bir günde iki tane kestikleri de oldu. Bazı tutanaklara imza atmadım, bazılarına attım. Korkuttular beni. Şiddet kullanıyorlar, aileyi işin içine karıştırıyorlar. Artık dışarı çıkmaya korkuyoruz.” Bir travesti yaşadığı baskıyı, korkularını böyle anlatıyor. Bu baskıyı yaşayan sadece o değil üstelik. Travesti ve transeksüeller endişeli ve tedirgin. İki aydır özellikle Beyoğlu ve Şişli’de transeksüellere günlük yaşam alanlarında bile ceza kesiliyor; Fırından çıkarken, markete giderken, kuafördeyken… İstanbul Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transeksüel ve Travestiler Sivil Toplum Girişimi (LGBTT) suç duyurusu yapmaya hazırlanırken, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ile başlayan ‘yakaladığı suçlu ve kestiği ceza başına puan kazanma’ uygulamasının cezaları artırdığını öne sürüyor.

‘Sokağa çıkmaya korkuyoruz’
Çapkın’ın polis memurlarına getirdiği performansa dayalı ‘bonus’ sistemi travesti ve transeksüellere psikolojik şiddete döndü. LGBTT Kabahatlar Kanunu’nun 37. maddesi, ‘Mal veya hizmet satmak için başkalarını rahatsız etmek’ten kesilen ceza bildirimi her geçen gün artıyor.
Dernekten Ebru Kırancı, Çapkın’ın başlattığı puan uygulamasından sonra travesti ve transeksüellerin polis tarafından adeta bonus olarak görüldüğünü belirterek, çarpıcı iddialarda bulunuyor:
“Geçen gün bir arkadaşı bakkalın içinden çekip alıyorlar. Eskiden Kabahatlar Kanunu’na göre otostop yaparken alıyorlardı. Şimdi gündelik hayata yansıdı. O kişiye yaşama hakkı tanınmıyor.
Artık sokağa çıkmaktan korkar olduk. Resmi polis varsa önünden geçmemeye çalışıyoruz. 37. maddeden ceza kesiyorlar ama gece çalışılan kıyafetle dolaşmıyor insanlar. Birçok arkadaşımız ara sokaklardan alınıyor ama polis tutanakta anacaddenin adını yazıyor sanki oradaymış gibi. Eskiden bu cezalar gece otostoptayken falan oluyordu.

Bir kişiye dokuz ceza
Böyle gündüz olmuyordu. Arkadaşlarımızın çoğunun sosyal güvencesi yok. Parası da yok. Bir kişiye dokuz kez ceza kesildiğini biliyorum. Bu sıcakta uzun kollu gömlek giydim. Askılı bluz giymedim göze batmamak için.”
Dernekten Demet Demir, ise polislerin ceza yazarken “Yakında İstiklal Caddesi’ne bile çıkamayacaksınız” dediğini iddia ederek “Birçok arkadaşın psikolojisi bozulmaya başladı. Eve hapsolmuş durumdalar. Yolda yürümek, alışveriş yapmak kabahat mi ? İki arkadaşa ceza kesmişler. Tutanağa da kadın kılığında dolaşan erkekler diye yazmışlar. Bayramdan sonra savcılıklara hem Çapkın hem ceza yazan polisler hakkında suç duyurusunda bulunacağız” diye konuştu.

Tehdit ediyorlar
Cezalardan nasibini alanlardan biri de Beyoğlu’nda yaşayan 51 yaşındaki travesti Ebru. Korktuğu için takma bir isimle yaşadıklarını anlatıyor:
“Bir keresinde kuşbaşı et aldım kasaptan, bakkaldan ekmek aldım, gidiyorum, ceza kestiler. Kuaförden çıkarıp çevreyi rahatsız etmekten 69 TL para cezası kestiler. Bir günde iki tane kestikleri de oldu. İlkini kulübe gidiyordum, birini de yaşadığım otele giderken yazdılar. Bazı tutanaklara imza atmadım, bazılarına attım. Korkuttular beni. Şiddet kullanıyorlar, aileyi işin içine karıştırıyorlar. Artık dışarı çıkmaya korkuyoruz. Çevreyi biz rahatsız etmiyoruz, polisler rahatsız ediyorlar.”

Erkekler ağustos ayında 15 kadın öldürmüş‏

Posted in Uncategorized on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1
Geçen ay gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan haberlere göre erkekler 15 kadın öldürdü.

Gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan adli vakaları tarayan bianet kadına yönelik şiddeti, cinsel saldırıları derleyerek erkek şiddetinin çetelesini tutmaya devam ediyor.

Geçen ay haberlere göre erkekler 15 kadını öldürdüler.

29 Ağustos

Cinayet

Bursa’da alkol aldığı arkadaşına, Balıkesir’de oturan halası Ünzile Özdemir’İ altı bileziği için boğarak öldürdüğünü söyleyen Selim Özden (SÖ) arkadaşının şikayeti üzerine gözaltına alındı. Şüphelinin bileziklerin 4’ünü sattığı, 2’sini ise kız arkadaşına hediye ettiği ortaya çıktı.

28 Ağustos

İzmir’de eşi Köçer Kaya’yı (59) bıçaklayarak öldüren Mustafa Kaya (71) “namusu” bahane etti.

26 Ağustos

Cinayet

Sakarya’da ramazanın gelmesi nedeniyle tabancayla evinin penceresinden ateş eden Murat Gevren’in (40) silahından çıkan kurşun Mesude Durgun’a (68) isabet etti. Ddurgun hayatını kaybetti.

20 Ağustos

Tecavüz,

Erzurum Güzelova Köyü’nde, iddiaya göre zihinsel engelli E.K.(30), aynı köyde oturan S.C. (75) tarafından tecavüze uğradı. Yapılan şikayet üzerine göz altına alınan S.C., sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı.

Tecavüz, Tehdit, Şantaj

Batman’da, P.V.(13), üç kişinin kendisine tecavüz ettiği şikayetiyle savcılığa başvurdu. Tecavüz şüphelileri henüz yakalanamazken, P.V. koruma altına alındı.

Cinayet

Mersin Erdemli’de, D.Y.(26), birlikte yaşadığı emekli astsubay B.C. (45) tarafından öldürüldü. B.C. tutuklanarak cezaevine gönderildi.

19 Ağustos

Cinayet

İstanbul Avcılar-Firuzköy’de 39 yaşındaki kadın cezaevinden izinli çıkan kocası S.B. tarafından öldürüldü. Zanlı hala aranıyor.

Cinayet

Nevşehir’in Kozaklı ilçesinde yaşayan M.Ç. 31 yaşındaki karısı N.Ç.’yi 21 yerinden bıçaklayarak öldürdüğü iddia ediliyor.

Yaralama

İstanbul, Esenyurt’da 53 yaşındaki M.Ç. karısı N.Ç.’nin kuzeni S.Ç.’yle beraber olduğu bahanesiyle, S.Ç. ve N.Ç’yi bıçakladı. Zanlı M.Ç. tutuklandı.

18 Ağustos

Tecavüz

Bursa’da R.B. (21) büfe işletmecisi İ.S. (26) ve onun akrabası A.S. tarafından tecavüze uğradığını iddia etti. Polis A.S.’yi gözaltına aldı. İ.S. henüz yakalanamadı. Adliyeye sevk edilen A.S. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Cinayet

Kayseri’de Hayrettin Metin (38), ayrı yaşadığı eşi iki çocuk annesi Nimet Metin’i (32) barışma teklifini reddettiği bahanesiyle öldürdü. Metin, yakalanarak gözaltına alındı. Soruşturma sürüyor.

16 Ağustos

Taciz

Alanya’da, tatilini geçiren Havva K.(27), kadın arkadaşıyla birlikte yolda yürürken Hasan S.’nin (26) elle tacizine uğradığını iddia etti. Hasan S. gözaltına alındı.

Yaralama, Darp, Gasp

Antalya’da yürüyüş yapan N.Y. (83), madde bağımlısı olduğu iddia edilen E.P. (25) tarafından bıçaklandı. İddiaya göre,  E.P., N.Y.’yi bıçakla tehdit etti, yanında para olmadığını anlayınca bıçaklayıp kaçtı. Yakalanıp sorgulanan zanlı, tutuklandı.

15 Ağustos

Tecavüz

Fethiye’de A.K. (45), kızı A.K.’ye (13) tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alındı. A.K.’nin tecavüzü yakınlarına anlatması üzerine yakınları babayı jandarmaya şikayet etti. Gözaltına alınan A.K. tutuklanarak cezaevine kondu. A.K. ise Muğla Çocuk Esirgeme Kurumu’na gönderildi.

Cinayet

Ankara’da bir evde, Sevda Bal ve Savaş Demircioğlu’nun cesetleri bulundu. Evli ve iki çocuk annesi Sevda Bal’ın Savaş Demircioğlu tarafından öldürüldüğü, Demircioğlu’nun sonradan intihar ettiği belirlendi.

14 Ağustos

Tecavüz ve darp

Eskişehir’de S.S. (21), T.U.’nun (39) kendisini ormanlık alana götürerek burada darp edip dövüp tecavüze yeltendiğini iddia etti. T.U. gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Seks işçiliğine zorlama

İzmit’te çelik kapı satışı yapan İ.A. (53), karısını üç yıldır seks işçiliğine zorladığı iddiasıyla gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen İ.A. tutuklandı.

Taciz

Ankara’da Genç-Sen eylemi sonrası gözaltına alınan kadınlar, polisin gözaltında kendilerini taciz ettiği iddiasıyla cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulundu.

13 Ağustos

Tecavüz

Karamürsel’de, taciz ve tecavüzden 4 sabıkası olan (H.T.), Ç.K. ‘ye (17) tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklandı.

Cinayet

Ankara’da, 8 aylık hamile Güler A. (24), kocası Murat A. (27) tarafından tüfekle öldürüldü. Katil zanlısı gözaltına alındı.

12 Ağustos

Cinayet

Mersin’de iki çocuk annesi Selam Y.(22), kocasının kardeşi B.Y.(22) tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Şüpheli gözaltına alındı.

Tecavüz, gasp

İstanbul’da T.K. (48) minibüs beklerken kendisini gasp eden madde bağımlısı S.T. ve arkadaşı tarafından tecavüze uğradığını iddia etti. S.T. yakalanıp ‘darp,gasp ve tecavüz’ suçlamasıyla cezaevine konulurken diğer zanlı yakalanamadı. Olaydan sonra T.K. psikolojik tedavi altına alındı.

Tecavüz

Gölcük’te E.H., çocukları olan 6 ve 11 yaşındaki iki kız ile 10 yaşındaki bir çocuğun , babaları Ö.H., dedeleri ve amcaları tarafından tecavüze uğradığını iddia etti. Aile fertleri tutuklandı.

Cinayet

Van’da, iki çocuk annesi ve hamile Fazilet A. (26), kocasının kardeşi Mehmet A. Tarafından öldürüldü. Şüpheli gözaltına alındı.

11 Ağustos

Cinayet

Hollanda’da çocuk yuvası sahibi Arzu Çakmakçı Erbaş, arabasına binerken bıçaklı saldırıya uğradı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Erbaş, yolda öldü. Polis katil zanlılarını arıyor.

Ağır Yaralama

Denizli’de Süleyman Can (51), ruhsatsız pompalı tüfekle oğlu Muhammet Can’ı kovalarken, oğlu annesi Nimet Can’ın yanına sığındı. Süleyman Can “bana engel olma yoksa seni de vururum” dediği Nimet Can’a doğrulttuğu tüfek ateş aldı. Yaralamanın ‘kazayla’ olduğunu iddia eden Can gözaltına alındı. Tedavi altına alınan Nimet Can’ın hayati tehlikesi sürüyor.

Seks işçiliğine zorlama

Bursa’da, Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı yurtta kalan B.K (16), kendisini evlenme vaadiyle kaçıran F.Ç.ve kardeşleri tarafından seks işçiliğine zorlandığını iddia etti. F.Ç. ve kardeşleri yakalanamadı.

Tecavüz

Antalya’da İngilizce öğretmeni G.T., tedavi olduğu Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisinde, müstahdem H.G. (29) tarafından tecavüze uğradığını iddia etti. Gözaltına alınan H.G., sorgunun ardından tutuklandı.

10 ağustos

İşkence, şiddet

Adana’da M.A. (40) karısı E.A.’yı (40) üzerine kızgın yağ dökerek yaktı. E.A. sonradan eve gelen çocukları tarafından hastaneye götürülürken, M.A. bulunamadı. E.A.’nın hayati tehlikesi sürüyor.

Tecavüz, taciz

Zonguldak’ta lise öğrencisi A.K.(15), E.D. (28) tarafından tecavüze ve onun arkadaşı R.G. (40) tarafından tacize uğradığını iddia etti. E.D.ve R.G. gözaltına alındı, adliyeye sevk edildikten sonra tutuklandı.

Tecavüz

İzmir’de S.K.(23), aracına bindiği bilgisayar tamircisi A.P.’nin (19) kendisini ormanlık alana götürüp bıçak tehdidiyle tecavüz ettiğini iddia etti. Gözaltına alınan A.P., adliyeye sevk edildikten sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Tecavüz

Bursa’da, metro istasyonunda baygınlık geçiren Y.D.Y(30), olay yerine gelen polislere kendisine 3 kişinin tecavüz ettiğini iddia etti. Y.D.Y, hastaneye kaldırılırken polis soruşturma başlattı.

8 Ağustos

Tecavüz

Zonguldak, Ereğli’de 15 yaşındaki A.K.28 yaşındaki Y.D. ve arkadaşı R.G. tarafından tecavüze uğradığını iddia etti. Zanlılar Ereğli kapalı cezaevine konuldu.

7 Ağustos

Tecavüz

Amasya’da 20 yaşındaki A.B.A 35 yaşındaki kocası C.A. tarafından tecavüze uğradığını iddia etti. Zanlı”eşe cinsel istismar ve darp” suçundan tutuklandı.

5 Ağustos

Cana kast, yaralama

Mersin’de Muhammet Karabıyık (45), miras yüzünden tartıştığı kızı Şerife Sarakıya’nın (20) evini benzin dökerek ateşe verdi. Sarakıya ağır yaralandı.

1 Ağustos

Cinayet

Kırklareli’nde Ö.I.(18) ve sevgilisinin, Serkan Durgut tarafından gaspa uğradıkları, direnince öldürüldüleri iddia edildi. Mahkemede suçlamaları kabul eden Serkan Durgut, ‘bir kişiyi kasten, bir kişiyi de suç delillerini gizlemek, adam öldürmek ve nitelikli yağma ve gasp’ suçlarından tutuklandı.

Cinayet

Beyoğlu’nda Z.Y. eski kocasından korunmak için Şişli ve Beyoğlu adliyelerine defalarca başvurmasına rağmen hiçbir önlem alınmaması sonucu eski kocası Zeki Kahraman tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Zeki Kahraman kısa süre sonra yakalandı.

Cinayet

Gaziosmanpaşa’da A.K. kocası Hulusi Köse tarafından vurularak öldürüldü. Olaya şahit olan oğulları M.K. (12) ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürüldü ancak Hulusi Köse yakalanamadı.

Cinayet

Esenler Havaalanı Mahallesi’nde oturan Ahmet Akbaş (53), eşi Ferfuri Akbaş’ı (44) tabancayla vurarak öldürdü. Olay yerine gelen polis Ahmet Akbaş’ı buldu.

Tecavüz

Manisa’da N.D.(14)’nin ablasının komşusu İ.O. (39) tarafından tecavüz edilip, görüntülerinin yayınlanmasıyla tehdit edildiği iddia edildi. Gözaltına alınan İ.O. tutuklandı.

Tecavüz

Erdek’te M.O.(20)’nun Uğur E.(20), Yiğithan Y. (22), Erhan G.(21) ve N.S.K.(16) tarafından kaçırılmaya çalışıldığı iddia edildi. M.O. emniyette daha önce de Ferdi K.(20) ve Kadir Y.(21) tarafından tecavüze uğradığını iddia etti. 6 tutukludan Ferdi K. tutuklanırken, diğerleri tutuksuz yargılanacak.

bianet’in Nisan 2008’den bugüne tuttuğu kadına yönelik şiddet çetelesine ulaşmak için tıklayınız. (Bia)

Nefret suçları kimin sorunu?

Posted in Uncategorized on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1
Perşembe, 17 Eylül, 2009

“Nefret söylemiyle mücadele asla sadece bu söylemin hedefi olan grupların sorunu olmamalı. Nefret suçlarının ve bu suçlara neden olan nefret söyleminin bütünüyle ortadan kalkması, toplumsal iktidar ilişkileri ve gruplararasındaki hiyerarşik toplumsal örgütlenmenin değişmesiyle mümkün olabilir.

Homofobik ideolojilerden ve ayrımcılıktan beslenen nefret suçları genel olarak sanılanın aksine çoğunlukla cinsel taciz biçiminde ortaya çıkmamakta, diğer gruplara yönelen saldırganlık davranışlarıyla benzer örüntüler göstermektedir.
Nefret suçlarını görünür kılmak, aynı zamanda suçun nedenini oluşturan grup aidiyetini de görünür kılmayı zorunlu hale getiriyor. Bütün bu nedenlerle özellikle cinsel yönelimleri nedeniyle nefret suçlarının hedefi haline gelen insanlar için mağduriyet, örneğin ırkları nedeniyle bu saldırılara hedef olanlardan farklı olarak bir varlık-yokluk meselesi haline gelebiliyor.
Nefret suçlarıyla ilgili her şey doğası gereği toplumsaldır; sadece saldırganların ya da mağdurların değil toplumun tümünün yaşama biçimiyle, toplumu oluşturan farklı grupların birlikte yaşamaya ilişkin anlayışları ve bu anlayışın, ideolojinin sonuçlarıyla doğrudan ilişkilidir, dolayısıyla bütünüyle politiktir.”
Nefret Suçları Kimin Sorunu?

Bir kişi ya da gruba, ait olduğu kimliği, inancı, politik görüşü, cinsiyeti ya da cinsel yönelimi gibi nedenlerle, farklı biçimlerde zarar verme amacıyla saldırılması sonucunda oluşan suçlar genel olarak nefret suçları olarak adlandırılmaktadır. Nefret suçları, suçun kurbanlarının herhangi bir eylemi nedeniyle yani gerçekleştirilen bir edim sonucunda değil, gerçek ya da algılanan renkleri, milliyetleri, cinsel yönelimleri, görünümleri, etnik kökenleri, bir başka söyleyişle “eylemleri değil var oluşları nedeniyle” maruz kaldıkları saldırganlık içeren davranışlardır. Diğer suç tiplerinden farklı olarak nefret suçları, saldırganların, kurbanlarının var oluşlarına yönelik tehditlerdir ve kurbanlar bireysel, kişisel özellikleri ya da edimleri değil, ait oldukları grubun varlığı, o gruba aidiyetleri nedeniyle nefret suçlarının hedefidirler. Bu nedenle nefret suçları konusuyla ilgili her şey doğası gereği toplumsaldır; sadece saldırganların ya da mağdurların değil toplumun tümünün yaşama biçimiyle, toplumu oluşturan farklı grupların birlikte yaşamaya ilişkin anlayışları ve bu anlayışın, ideolojinin sonuçlarıyla doğrudan ilişkilidir, dolayısıyla bütünüyle politiktir.
“Ya böyle var olma ya da böyle olduğunu belli etme!”

Suç, genel olarak toplumsal bir olgudur ve toplumsal olan her şey sonuç olarak her tür suçla ilgili olgular açısından belirleyicidir fakat nefret suçları özel olarak, bir toplumda gruplar arası ilişkilerin yaşanma biçiminden kaynaklanan, gruplar arası ilişkiler sonucunda oluşan şiddet konusuyla doğrudan ilişkilidir. Nefret suçlarına neden olan, mağdurlara yönelik kişisel geçici öfke ya da planlı zarar verme isteğinden kaynaklanan, saldırganların kişisel motivasyonları değildir, mağdurun ait olduğu gruba yönelik önyargılar, ayrımcılık ve yanlılıklardır. Dolayısıyla, sadece bir insana ya da gruba ruhsal ya da fiziksel zarar verilmesi sonucunu doğurmazlar aynı zamanda saldırılara maruz kalan gruplara ait insanların, kendilerini ifade etmeleri hatta varlıklarını sürdürmeleri önünde de ciddi tehdit ve engel oluştururlar. Nefret suçlarına hedef olmaktan korunmanın tek yolu böylece kendiliğinden, insanın oluşunu, varlık biçimini reddetmesi, en hafifinden varoluşunu görünmez kılmaya çalışması haline gelir ki bu da nefret suçlarının nedeni olan ideolojik arka planın esasen, toplumda belirli grupların varlığına yönelen bir tehdit oluşturduğunu gösterir. Nefret suçlarının yarattığı tehdit ve korku ortamının olası mağdurlara mesajı açıktır: Ya böyle var olma ya da böyle olduğunu belli etme! Bu söylemin bir yanı, nefret suçlarının asıl aktörü olan homofobik yaklaşımın temelini oluşturur: Böyle olma, olduğun gibi olduğunda varlığımızı ve iktidarımızı tehdit ediyorsun, yok olman ya da yok edilmen gerekiyor. Diğer yanı da yüreği hiç kimsenin incinmesine dayanamayan ama her şeyin eskisi gibi sürmesinden ve ona dokunmayan yılanın bin yaşamasından yana olan iyi kalpli homofobiklerin üstten bakan, akıl veren kibirli ve bin yüzlü hak anlayışına rehberlik eder: Olduğun gibi olmana hiç itirazım yok, ama gözümüze görünme, mahallende, gettonda, barında, parkında, yatak odanda kal!

Nefret Suçlarının Hedeflerinde Kim Var?
Nefret suçlarının hedeflerinin hangi gruplar olduğu, bu suçların niteliğinin de en önemli göstergelerinden biridir. Dünyanın farklı coğrafyalarında saldırganların hedefleri, o toplumda hangi grupların ayrımcılığa uğradığına bağlı olarak değişmekte fakat saldırganların zihniyet yapıları, motivasyonlarını oluşturan ve besleyen böylece suçu belirsiz hatta bazen meşru kılan ideolojik ortam değişmemektedir. Örneğin ABD’de nefret suçlarıyla ilgili istatistikler ırksal önyargı ve ayrımcılıktan kaynaklanan ve nefret suçları kapsamına giren saldırıların ilk hedefinin siyahlar olduğunu göstermektedir. Bizim ülkemizde benzer istatistikler olmamasına hatta henüz bu tür saldırıların “nefret suçu” olarak teşhis edilmesinde bir söz birliği bulunmamasına karşın, medyada yer alan haberlerden ve insan hakları örgütlerinin verilerinden hareketle, nefret suçlarının mağdurlarının en büyük sıklıkla, cinsel yönelimleri ve etnik kökenleri nedeniyle bu saldırıların hedefi olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de de diğer pek çok ülkede olduğu gibi, cinsel yönelim, etnik köken, dini ya da mezhebe dayalı inançlar, daha kapsayıcı bir yaklaşımla söylersek, çoğunluğu belirleyen tektipçi ideolojik iktidar anlayışlarının dışında kalan var olma biçimleri farklı zamanlarda ve farklı biçimlerde nefret suçlarının hedefi olabilmektedir*.
Nefret suçlarının kişisel olmaktan çok toplumsal, ideolojik bir arka plandan beslendiği, saldırıları gerçekleştiren faillerin, ideolojik olarak belirli benzerlikleri olmasıyla da desteklenmektedir. ABD’de hüküm giymiş suçlular üzerinde yapılan çalışmalar, saldırıların maddi bir çıkar ya da belirli bir amaç için gerçekleştirilmediğini, yanlılığın türü ne olursa olsun, nefret duyulan gruba üstünlük sağlamak amacı taşıdığını göstermektedir. Saldırganlık diğer suçlarla karşılaştırıldığında daha araçsaldır ve pek çok sembolik öğeden beslenmektedir; planlı, amaç yönelimli ve belirli bir uyarılmışlık düzeyiyle saldırılar gerçekleşmektedir. Suçluların genel olarak patolojik özellikler göstermedikleri ya da suça yönelmelerindeki asıl faktörün ruhsal sorunları olmadığı görülmüştür. Saldırganların davranışlarında, dini inançlarının da, mağdurların, özellikle cinsel yönelimleri nedeniyle hedef seçildikleri suçlar açısından etkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca homofobik ideolojilerden ve ayrımcılıktan beslenen nefret suçları genel olarak sanılanın aksine çoğunlukla cinsel taciz biçiminde ortaya çıkmamakta, diğer gruplara yönelen saldırganlık davranışlarıyla benzer örüntüler göstermektedir. Ülkemizde yapılan pek çok akademik çalışmada da, homofobinin genel olarak otoriterlikle, sağ ve sol ideolojilerden bağımsız olarak muhafazakârlıkla bir arada bulunduğu ve diğer ayrımcılıklarla birlikte ortaya çıktığı bulunmuştur.
2003-2004 yılları arasında Los Angeles güvenlik birimleri tarafından rapor edilen 1045 nefret suçu üzerinden yapılan araştırmada nefret suçlarının özellikleri ortaya çıkarılmaya çalışıldı. 2006’da sunulan bir başka istatistikî bilgi ise FBI verilerine dayanıyor. Her iki çalışmada da, rapor edilen veriler ortak yanlar taşıyor. 7.720 nefret suçu olarak nitelenebilecek saldırının tümü belirli gruplara ilişkin önyargı, ayrımcılık ve yanlılıklara dayanıyor. % 51,8’i ırksal önyargı; 18,9’u dinsel yanlılık, 15,5’i cinsel yönelim yanlılıkları, 12,7’si etnik-bölgesel yanlılıklar. Bir saldırı da engelli bir yurttaşa yönelik olarak gerçekleşmiş. Saldırıların yaklaşık üçte biri mağdurun evinin yakınında ya da mahallesinde, dörtte biri otoban, sokak ya da kamusal alanlarda, % 12,2’si okullarda, % 6’sı park alanlarında ya da garajlarda, % 4’e yakını ise kilise, sinagog ya da dini ibadet mekânlarında. ABD’de güvenlik birimlerince yayınlanan farklı yıllara ait istatistikler, belirli şehirlerde belirgin biçimde yoğunlaşan çeşitli azınlık gruplarına ait nefret suçlarının yaklaşık % 12-25’i arasında değişen oranlarda mağdurların cinsel yönelimleri nedeniyle işlendiğini ortaya koymaktadır. Ölümle sonuçlanan mağduriyetlerin ise yarısından fazlası homofobik tutumlarla işlenmiş anti-gey suçlardır. El ele dolaşmakta olan gey ve lezbiyen çiftlere yönelik laf atmadan, açık sözlü saldırıya, arabaların ya da evlerin tahrip edilmesinden, açık şiddet içeren saldırı ve cinayete varan suçlar. ABD’de pek çok eyalette nefret suçlarına karşı yasa olmasına karşın, bunların sadece yarısında cinsel yönelim nedeniyle işlenen suçlar nefret suçu kabul edilmektedir. 1990’larda yapılan bir tarama çalışmasında gey ve lezbiyenlerin % 25’inin en az bir kez fiziksel saldırıya uğradığı rapor edilmiştir. Bu sayısal veriler ülkemizde olduğu gibi ABD’de ve dünyanın her yerinde, gerçeğin çok küçük bir bölümünü yansıtıyor. Nefret suçlarının diğer kurbanları gibi cinsel yönelimi nedeniyle saldırıya maruz kalanların pek çoğu, daha çok ve ağır bedeller ödemekten kaçınmak için mağduriyetlerini gizliyorlar. Çünkü nefret suçlarını görünür kılmak, aynı zamanda suçun nedenini oluşturan grup aidiyetini de görünür kılmayı zorunlu hale getiriyor. Bütün bu nedenlerle özellikle cinsel yönelimleri nedeniyle nefret suçlarının hedefi haline gelen insanlar için mağduriyet, örneğin ırkları nedeniyle bu saldırılara hedef olanlardan farklı olarak bir varlık-yokluk meselesi haline gelebiliyor.
Nefret suçları, diğer suçlardan farklı olarak hem kurbanlar hem de genel olarak toplum üzerinde psikolojik hasarlar yaratma konusunda çok daha etkili sonuçlara yol açmaktadır. Aynı zamanda en ağır sonuçlara yol açan insan hakları ihlallerinden biri olarak nefret suçları, kurbanların yaşadığı açık fiziksel zararların dışında, fiziksel zarar görme korkusuna ilişkin artan hassasiyet ve kalıcı stres gibi olumsuz psikolojik sonuçlar doğuruyor. Psikolojik sonuçları açısından uzun süreli travmatik etkiler ve bu travmatik etkiler sonucu ortaya çıkan zihin ve ruh sağlığındaki bozulmalar bazen intihara varan sonuçlara varabiliyor. Aile ya da yakın çevreden sağlanan sosyal destek ve benlik saygısının yüksek olması bu etkileri azaltan faktörler olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte bu faktörlerin, saldırıların ve tehditlerin olumsuz ruhsal etkilerini azaltmaya yardımcı olması ancak, saldırının ağırlığı, şiddeti ölçüsünde gerçekleşmektedir. Ağır ve sürekli saldırı durumlarında anksiyete, gerginlik, depresyon, stres, güvenlik endişesi, öfke ve toplumdan uzaklaşmaktan nefrete kadar varan olumsuz duygulara ve yaşantılara yol açan sonuçlar adeta kaçınılmazdır. Post travmatik stres bozukluğu en sık görülen tablodur. Cinsel yönelimleri nedeniyle saldırıya uğrayan geylerle yüz yüze görüşmeler yoluyla yapılan niteliksel bir araştırmada, saldırıya uğrayan insanların yaşadıkları sosyal ve psikolojik deneyimler 6 ana başlıkta sunulmuştur:
  1. Katılımcıların ortak olarak paylaştıkları başlıca olumsuz duygu, kontrol algısı ve duygusunu kaybetmektir. Mağdurlar, yaşadıkları saldırılar sonucunda yoğun çaresizlik duyguları yaşamakta ve çevreleri, ortam ve genel olarak yaşamları üzerindeki kontrollerini yitirdikleri duygusuna kapılmaktadırlar. Bu kontrol kaybı insanları hareketsiz kılmakta, günlük aktivitelerini bile gerçekleştirmede zorluklar yaratacak boyutlara varan davranışsal sorunlara yol açmaktadır.
  2. Katılımcılar, yaşadıkları saldırıya ilişkin herhangi bir hatırlatıcı uyaranla karşılaştıklarında, travmayı yeniden yeniden yaşamaktadırlar. Tekrarlayıcı biçimde benzer olumsuz duygular, korkular oluşmaktadır. Dolayısıyla saldırının etkileri saldırı anından çok daha uzun bir sürece yayılarak ortaya çıkmaktadır.
  3. Mağdurlar, yoğun suçluluk duyguları yaşamaktadırlar. Bilişsel olarak kendilerini davranışsal ya da kendi özellikleri nedeniyle suçlamakta; diğer insanlar tarafından da, saldırıdan kendi davranışları nedeniyle sorumlu tutularak suçlanmaktadırlar.
  4. Katılımcıların sosyal destek ağlarından yararlanma süreçleri de saldırıyı görünür kılma biçimleri ve dereceleriyle ilgili olarak gerçekleşmektedir. Mağdurların yaşadıkları deneyimi kendiliğinden, kontrollü olarak, sağaltım amacıyla ya da yasal yollardan hakkını aramak için görünür kılmasına bağlı olarak yaşadığı deneyim farklılaşmaktadır. Öğrenilmiş çaresizlik genellikle saldırıyı görünür kılmayı engelleyen en önemli faktörlerden biridir.
  5. Mağdurlar genellikle duyusal, davranışsal ve bilişsel taktikler kullanarak nefret saldırılarının art etkilerinden korunmaya ve nefret suçlarıyla başa çıkmaya çalışmaktadırlar.
  6. Mağdurlar, yaşadıkları nefret ideolojilerinden kaynaklanan saldırılar sonucunda, genellikle cinsel yönelim kimlikleriyle yüzleşmektedirler. Kimi zaman gey olmanın kendisiyle yüzleşmekte ve cinsel yönelimlerini sorgulamaktadırlar. Çoğunlukla, görünüşlerini sorgulamakta ve nefret saldırılarından korunmak için daha erkeksi görünmeye çabalamayı denemektedirler. Mağdurların bir başka tepkisi gey kimliklerine daha çok angaje olmalarıdır. Nefret suçlarına karşı örgütlenmelere katılmakta, geylerin hakları için kurulan sivil örgütlere katılmakta ya da bu örgütlere olan bağları güçlenmektedir.
Nefret suçlarına yol açan ideolojik arka planı oluşturan toplumsal bağlam, hukuk, medya, insan ilişkileri, genel olarak gruplararası ilişkiler, iktidar ve hegomonik yapılar kısaca sistem tarafından belirleniyor. Pek çok ülkede, nefret suçlarıyla ilgili hukuksal süreçler konusunda yapılan çalışmalarda, jüri üyelerinin cinsel yönelimlerinin kararı nasıl etkilediğine dair bir bulgu olmasa da, etnik kökenlerinin mağdurların ve saldırganların etnik kökenleriyle benzerliğinin, kararları etkilediğini gösteren bulgular vardır. Gerek yasaların yapılması, yorumlanması sürecinde gerekse hem mağdur hem de saldırgan açısından savunma süreçlerinde psikolojik ve sosyal psikolojik süreçler etkili olmaktadır. Yapılan pek çok çalışma, aynı zamanda mağdurların kendilerini ifade ediş biçimlerinin, saldırının niteliğinin ve yarattığı hasarın da kararları etkilediğini göstermektedir. Nefret suçlarına karşı alınacak önlemler bakımından ağır cezalardan yana olma ya da ağır cezaların caydırıcı olabileceğini düşünme genellikle, nefret suçlarının arka planını oluşturan ayrımcılık ve nefret söylemine karşı olmaktan kaynaklanan bir ideolojik tavır olarak ortaya çıkmamakta, daha ziyade bir grubun ya da genel olarak toplumun huzurunu sağlamaya yönelik bir önlem olarak düşünülmektedir. Bu eğilim sadece hâkim grupların söylemi olarak ortaya çıkmamakta, ayrımcılığa uğrayan gruplar arasında da yaygın olarak varlığını sürdürmektedir.
Eşcinsel üniversite öğrencileri arasında yapılan bir çalışmada, ait olunan gruba ilişkin olumlu benlik duygularının, yani eşcinsel olma kimliğiyle barışık olmanın, nefret suçlarına karşı duyarlılığı yükselttiği ve ağır cezalardan yana olma eğilimini arttırdığı bulunmuştur. Ayrıca bütün toplumsal gruplar açısından genel olarak topluluğa ait olma duygusunun da nefret suçlarına karşı daha duyarlı olma sonucuna yol açması söz konusudur. Literatürdeki çalışmalar genel olarak, liberal dünya görüşleri arttıkça ağır cezalandırmadan yana olma eğiliminin azaldığını tersine muhafazakârlık arttıkça yükseldiğini göstermektedir. Bu olgu nefret suçlarıyla mücadelede önemli sorunlardan birini oluşturmaktadır. Ağır cezalardan yana olma, bir yandan nefret ideolojilerini ortaya çıkaran genel toplumsal bağlamın ve farklı gruplar arasındaki ilişkilerin ayrımcılıkla belirlenmesini engellemenin tek yolu olarak görünen demokratikleşmenin önünde bir engel olarak durmakta, öte yandan nefret suçları arttıkça ağır cezalardan yana olma eğilimi de yükselmekte, dolayısıyla nefret suçlarının zeminini oluşturan muhafazakârlık eğilimleri pekişmektedir. Bu paradoksal durum aslında nefret suçlarının ve bu suçlara neden olan nefret söyleminin bütünüyle ortadan kalkmasının, toplumsal iktidar ilişkileri ve gruplararasındaki hiyerarşik toplumsal örgütlenmenin değişmesiyle mümkün olabileceğini, dolayısıyla nefret söylemiyle mücadelenin asla sadece bu söylemin hedefi olan grupların sorunu olmadığını göstermektedir.
Medya ve nefret suçları

Medya, dünyada ve ülkemizde nefret suçlarına yol açan ayrımcılığı oluşturan ve besleyen kalıpyargıların, önyargıların kısaca nefret söyleminin kurulmasında ve yaygınlaştırılmasında en etkili aracılardan biridir. Medyanın nefret suçları kapsamında ele alınabilecek eylemleri haberleştirme, kullanılan dil ve mağdurları ya da olayı sunma şekli, eylemi meşrulaştırmaya ve suçun altında yatan ayrımcılığı gizlemeye yol açabilir; sıklıkla böyle olmaktadır. Örneğin, Türkiye’de bütünüyle nefret suçları kapsamında görülmesi gereken eşcinsellere, travesti ve transseksüellere yönelik saldırılar, genellikle mağdurların yarattığı tahrik sonucunda oluşan eylemler gibi sunulmaktadır. Açık bir saldırı ve çoğunlukla cinayete varan ya da bizim ülkemizde ancak ölümle sonuçlandığında “haber” değeri taşıyabilen suçlar, mağdurların çıkardıkları “olaylar” sonucunda gerçekleşmiş, “doğal” sonuçlar olarak ele alınmaktadır. Genellikle mağdurlar, faillerin “hassasiyetlerine” dokunur ve cezalarını bulurlar; oysa failin hassasiyetinin tek kaynağı ayrımcılık ideolojileridir. Bu yaklaşım, sadece şiddeti meşrulaştırmakla kalmaz, aynı zamanda kendini ifade etme ve gerçekleştirme hakkının, bir toplumda kimlere ait bir ayrıcalık olduğunu da tarif eder; bu doğrudan herkesin sadece insan olmak bakımından eşit olduğu ön kabulüne dayanan çoğunu bizim de kabul ettiğimiz evrensel hukuk normlarının çiğnenmesi anlamına gelir.
Nefret suçları ve bu suçların nedeni olan ayrımcı ideolojilerle mücadele çok boyutlu yapısı nedeniyle hukuk, medya, eğitim başta olmak üzere toplumsal bütün yapıların sorgulanması ve yeniden yapılandırılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla sadece nefret söyleminin ve suçlarının hedefi olan grupların sorunu olarak görülemez; herkes için yaşanabilir bir dünya isteğini dile getiren ve varlık nedenini bu isteğe dayandıran her türden politik iradenin öncelikli hedefi ve sorumluluğu olmak zorundadır. Kuşkusuz dünyada olduğu gibi ülkemizde de nefret söylemi ve suçları giderek yaygınlaşmaktadır ama hepimizin gelecek tahayyülünü besleyen ve umut veren tek şey hâlâ ve sadece giderek daha görünür hale gelen özgürlük mücadeleleridir.
Dipnot: Yaşadığımız coğrafyada çok yaygın olan cinsiyete dayalı grup aidiyeti nedeniyle kadınların maruz kaldıkları çoğunlukla da ölümle sonuçlanan saldırılar, ilgili literatürde genellikle nefret suçları kapsamında ele alınmamaktadır; bu yaklaşımın cinsiyetçi ideolojilerden beslenen kendine özgü nedenleri vardır. Bu yazıda bu konu, bir başka yazıda ele alınmak üzere, yazının amacı ve sınırları nedeniyle dışta bırakılmıştır.
Kaos GL Dergisi / Mart-Nisan 2009, Sayı 105
Melek Göregenli