VJ Bülent ve homofobi karşıtı mücadele

Posted in ayrımcılık - şiddet, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret suçları with tags , , , , on Aralık 7, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 2 Aralık, 2009

Şunu demiyor mesela kimse, “VJ Bülent’i bir simge olarak ele alalım, bu artık bardağı taşıran damla oldu, gelin birlikte eşcinsel çalışanların iş güvencesi için mücadele edelim”

VJ Bülent’in Kral TV’deki işinden çıkartılmasıyla ilgili yazıları okuduğumdan beri, konuyla ilgili içime sinmeyen bir şeyler olduğunu hissediyordum ama bir türlü adlandıramıyordum. Bugün yavaş yavaş kafamda bir şeyler oturmaya başladı, yazının ilerleyen kısımlarında yanlış anlaşılmamak adına baştan söyleyeyim ki birinin eşcinsel olduğu gerekçesiyle işten çıkarılmasını anlamam, desteklemem ya da savunmam söz konusu bile olamaz. Dolayısıyla, VJ Bülent’in haklarını savunmak için ne gerekiyorsa yapılmasını destekliyorum, yapabileceğim bir şey olursa katkıda bulunmaya da hazırım. Amma velâkin, mesele tam da bir önceki cümlede kullandığım “VJ Bülent’in hakları” ifadesinde düğümleniyor sanki.

VJ Bülent konusunu gündeme getirenlerin argümanlarında içime sinmeyen bir şeyler var, özellikle de Oray Eğin’in yazılarında. Öncelikle aklıma gelen şey şu; eşcinselliği nedeniyle işten çıkarılmak ya da çıkarılmasa dahi bu korkuyla yaşamak zorunda olmak salt VJ Bülent’in sorunu değil, dolayısıyla mesele “VJ Bülent için sesimizi çıkartmalıyız, Bülent işine geri dönmeli” vs meselesi haline gelmemeli. Şunu demiyor mesela kimse, “VJ Bülent’i bir simge olarak ele alalım, bu artık bardağı taşıran damla oldu, gelin birlikte eşcinsel çalışanların iş güvencesi için mücadele edelim”. Eğin’in yazısında söylediği bazı şeyler doğru, belli bir konuma gelmiş açık eşcinseller, eşcinsel haklarını gündeme getirme, savunma konusunda “seçkinci” davranıyor olabilirler, o kadar da “açık” olamıyorlardır belki ama konuyu “Murathan Mungan olsa savunurlar ama VJ Bülent’e gelince susuyorlar” noktasına çekmek çok da doğru gelmiyor bana. Aynı şekilde Huysuz Virjin, Fatih Ürek ve (Kuşum) Aydın örnekleri de. Bu örnekler, yine aynı konu çerçevesinde, yani Türkiye’nin ne kadar homofobik bir ülke olduğunu göstermek ve giderek daha da muhafazakârlaştığını ispat için kullanılabilir belki ama uygun bağlamın bu olduğunu düşünmüyorum.
Uygunu nedir derseniz, bence gelin bütün bu isimlerin neden Murathan Mungan kadar açık olamadığını tartışalım, Türkiye’nin ikiyüzlü homofobik tutumunu buradan yola çıkıp eleştirelim. VJ Bülent’i özel olarak hatırlamıyorum ama yanlış bilmiyorsam sayılan tüm diğer isimler (Huysuz Virjin, Fatih Ürek ve (Kuşum) Aydın) yıllardır  “asla ve asla eşcinsel olmadıklarının” savunusu içindeler. Onları böyle konuşmaya / davranmaya / sürekli errrkekkliklerini ispata zorlayan / yönlendiren sistemi tartışalım, eleştirelim, bu konuda çekimser davrananları “demokrasiyle imtihana” sokalım iyi güzel ama eh peki biz neredeydik eşcinsellere yönelik ayrımcılıkla ilgili bu zamana kadar yapılan başka pek çok tartışma sırasında? Lambdaistanbul ve Kaos GL’nin kapatılma davalarının karşısında da aynı dirençle durmak gerekmez miydi?
Haksızlık ediyorum muhtemelen ama sanki bu konunun bu örneklerle gündeme getirilmesi özellikle şu cümleyi kurmak içinmiş gibi geliyor bana: “VJ Bülent işten atılalı bir haftayı geçti ve ne kadar cılız sesler çıktı medyada…

Çünkü bu eşcinsel lobisi de kendi içinde feci bir sınıf katmanı ve ayrımcılığı olan, aslında son derece faşizan bir çevrenin üretimidir. Yoksa kültür-sanat ortamında ağırlığı bulunan bu lobinin ağa babaları bugünlerde büyük ihtimalle dincilerle, hükümet yandaşlarıyla dizi yazıp, ortak para kazandıkları için mi pek kimseleri ürkütmek istemiyor? ‘Aman Fehmi duymasın’ mı? ‘Başbakan’ın sevdiği radyocuyu karşımıza almayalım’ kaygısı mı?”.

Belli ki birilerine laf atılıyor ama sırf bu yüzden “eşcinsel lobisi”ni faşizanlıkla suçlamak, eşcinsellik mücadelesinin “İstanbul Film Festivali’nde birkaç tane çıplak erkek görünen film izleyip, dergilerde onları tanıtmaktan öteye gitmediğini” iddia etmek biraz fazla acımasızlık, biraz konu saptırma gibi geliyor. Sanki tartışılması gereken bir konu başka şeylerin arkasında kaybolacakmış gibi…
PS: Bu arada, varlığından bu yazıyı yazarken haberdar olduğum www.medyarazzi.com diye bir site, Oray Eğin’in yazısını “ORAY EĞİN’İ KORKU SARDI!” başlığıyla vermiş, spotta da devam etmiş: “’Dün Huysuz Virjin’e, Fatih Ürek’e, Aydın’a, Bugün VJ Bülent’e…’ Şimdi Sıra Oray’da mı?.. Tutuşmuş yardım istiyor…”. Eşcinsellere ve eşcinselliğe yönelik üsluptaki terbiyesizliğin, pespayeliğin yeni bir örneği daha, maalesef son olmadığını da biliyoruz.
İdil Engindeniz Şahan
Konuyla ilgili haber: “VJ Bülent, ayrımcılık davası açmalı!”

http://kaosgl.org/node/3816

http://kaosgl.com/icerik/homofobi_kurbaniyim

Reklamlar

“Cinsel kimliğim yüzünden kovuldum”

Posted in ayrımcılık - şiddet, nefret suçları with tags , , , , on Aralık 7, 2009 by ifsaeylem1
Pazar, 6 Aralık, 2009
Haftanın altı günü Kral TV ekranında VJ’lik yapan Bülent, geçtiğimiz günlerde
katıldığı bir TV programı sonrasında işten çıkarıldı. Renkli kişiliğiyle hafızalarımıza kazınan VJ Bülent’le işsiz kalma gerekçesinden tutun da gey’lerin sorunlarına kadar pek çok şeyi konuştuk.

Kral TV’ye başladığınız ilk günü hatırlıyor musunuz?
Evet hatırlıyorum. Bundan tam 14 sene önceydi. Üç deneme çekimi yapmıştım ve kabul edilmemiştim. O zaman Cem Uzan dönemiydi. Şu anda herkesin konuştuğu ve yara aldığım eski patronum. Kral gerçekten bambaşka bir yerdeydi. Herkes Kral izliyordu. Ben de o dönemin ilk ürünüyüm. Belki de Guinness Rekorlar Kitabı’nda bile olabilirim çünkü 14 sene hiç aralıksız haftanın altı günü her gece canlı yayına çıkan başka kimse yok. Bir Mehmet Ali Erbil var o bile ara verdi.

Peki 14 yılda Kral TV size ne kattı? Maddiyat mı yoksa maneviyat mı?

Kral TV tanınmamı sağladı. Bu son dönem hariç, her gelen yönetim beni sevgiyle, saygıyla karşıladı. Doğuş Holding ve Ferit Bey ile hiçbir problemim olmadı tam tersine kendisiyle bir kere karşılaştım. Zaten onlar çok farklı kulvarlarda koşan insanlar. Problem birdenbire bambaşka bir yerden patladı.
Yani bence ne şirketimin suçu var ne de Ferit Şahenk’in. Bence bu şahıs problemi, bunu da ilerleyen günlerde herkesle paylaşacağım. Şu anda bazı prosedürler olduğu için konuşamıyorum. Yani bir şahıs benden rahatsızdı, fırsatını buldu ve yok etti. Huysuz Virjin’e kıyafetleri yüzünden getirilen ekran yasağı gibi ben de cinsel kimliğim sebebiyle işimden atıldım.
Kim, Gezegen Mehmet mi?
Şu anda ismini zikredemiyorum yoksa gerçekten kim olduğunu söylemeyi çok istiyorum.
Kral TV’de program sunarken bir de albüm yaptınız.
Zaten beş senedir sahneye çıkıyorum. Gazinolar, pavyonlar, beş yıldızlı oteller, bayi geceleri… İş geldikçe sahneye çıkıyorum. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunuyum. Cihan Ünal, Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, Zeliha Berksoy hocamdı… Hayat insanı nereden nereye getiriyor.
Onlar VJ olmanızı hoş karşıladı mı?
İlk başta hoş karşılamadılar. “Sen burada Shakespeare oku, git orada Mahsun Kırmızıgül’ü anons et” dediler. Onlar biraz daha didaktik bakıyor olaylara.
Belki şimdi Mahsun Kırmızıgül’ü beğeniyorlardır.
Aynen öyle. “Tu kaka” diyenler yarın öbür gün “Mahsun Bey’in ne güzel filmleri var” diyor. İki film de milyonlarca kişi tarafından izlendi. Güneşi Gördüm’de benim de çok küçük bir rolüm vardı. O filmde Harbiye’de bir travesti sahnesi vardı. Biz de travesti ve gey arkadaşlarımızla beraber oradaydık. Mahsun Bey, çekim sırasında gey ve travesti arkadaşlara ne kadar kibar, ne kadar meseafeli, ne kadar hümanist davrandı anlatamam. Nice yönetmenler tanıdım; hadsiz, terbiyesiz, “Lan” diye konuşan. İnsanlara korkunç davranıyorlar. Hepsi olmasa da yüzde 99’u öyledir. Mahsun Bey çok kibar davrandı.
Oray Eğin’in programında yaptığınız açıklamalardan sonra işe ilk gittiğinizde neler yaşadınız?
Kimse benimle diyalog kurmadı. Zaten iki buçuk aydır ekrana çıkarılmıyordum.
Sizi ekrana çıkarmama sebepleri neydi peki?
Hiçbir sebepleri yok. “Bekleyin başka programlar yapılacak” deniyordu. Kendimi kötü hissediyordum. Bana maaş ödeniyor, iki buçuk ay olmuş program yapmıyorum, aldığım parayı da hak etmediğimi düşünüyordum. Başkası olsa “Oh kebap, hatta çok güzel devam ediyor’’ der. Öte yandan maaş diye verdikleri o küçücük paranın 10 katını hak ettiğim de ayrı bir gerçek. Neyse, gidip konuşma talep ettim müdürden.
Müdürünüz kimdi?
Namık Kasapbaşoğlu ve Gezegen Mehmet. Bana çok kötü davranıldı. Yüksek sesle bağırıldı. “Sen kimsin ki, bunun hesabını bana soruyorsun” gibi cümleler sarf edildi. Bu olay odada yaşandı ama bütün şirket duydu. Dışarı çıktığımda elim ayağım titriyordu. “Ne oldu” dediler. O kadar büyük bir travma yaşamışım ve üzülmüşüm ki, “Hiçbir şey hatırlamıyorum ne oldu” dedim.

Program Bahane

Peki işten çıkarıldığınızı öğrendiğinizde ne hissettiniz?
Çok uzun süredir değersizlik had safhadaydı. Beklediğim bir sona doğru yaklaştığını hissediyordum. Oray’ın programı bahane oldu. Sevgili Yiğit de köşesinde aynısını yazmıştı. Ben de okuduktan sonra aydım, “Oray’ın programı bahaneydi” dedim. Önce bütün gazetelere ‘’VJ Bülent’i Cem Uzan hakkında konuştuğu için attık’’ şeklinde beyanatlar verildi.
Kanalın sahibi Cem Uzan değil ki…
Bir süreç var, bittikten sonra bunu da açıklayacağım. Cem Uzan’dan onlara ne? Tekrar ediyorum; Cem Uzan ile ilgili hiçbir kötü söz söylemedim.
İnternette yazılan bazı şeyler de Yıldo’nun cümleleri. Yıldo, ben, Ferhat Güzel ve Banu Zorlu programa katıldık. Banu Zorlu, Yıldo ile kavga edince programı terk etti. Ferhat Güzel, bütün gece şov yapmaya çalıştı. Ortamı geren, bel altı muhabbetlere indiren, negatif bir duruma döken de kendisidir. Bu yüzden her şey tepetaklak oldu. Kimin ne konuştuğu belli değil.

Çok şeye tanık oldum hangi birini anlatayım

Gerçekten tanık oldunuz mu Cem Uzan’ın olaylarına?
Tabii ki tanık oldum. Dedikoduları da duydum. Neler neler biliyorum. Ama beni
tanıyan herkes bilir, 14 senedir sokaktan geçen simitçiye bile iyi davranırım. Herkese hümanist bir şekilde yaklaştığım için olayların içinde olmadığımı tüm arkadaşlarım bilir. Oray, “Cem Uzan ile ilgili neler biliyorsunuz” deyince Yıldo da “Biz neler biliyoruz ama paraları şuraya dizin ki öyle konuşalım ağabeyciğim” dedi, güldü. Yıld bu… Ajda Pekkan’la ya da Tarkan’la konuşmuyorsunuz. Adamın tavrı bu, espri yaptı. Bunun üzerine de Oray, “Hiç mi isim veremeyeceksiniz” dedi. Yıldo da “Ayağımızdan vururlar ağabey” diye espriyle cevap verdi. Oray bir kez daha “Hiç mi bilmiyorsun” dedi, Yıldo da
“Tabii ki bildiğim var ama saygımdan asla konuşamam” diye cevap verdi.
Ama programda bir iki isim verildi galiba…
Asla. İsim verilseydi, şu anda dava açmışlardı. Oray, “Sevgilileri var mıydı” diye sorunca, “Tabii ki duyduklarımız vardı” dedim. Benim ağzımdan çıkan tek cümle bu. Hiç isim verebilir miyim? Elbette duyduğum bazı şeyler var ama gördüğüm hiçbir şey yok. Allah’tan korkarım her şeyden önce. İki gün önce ağız değiştirdiler zaten. Gezegen Mehmet, “Ben atmadım, izin almadan programa çıktığı için yönetim attı” dedi. Ne oldu Cem Uzan durumu? Bunlar belgeli, Allah’tan gazetelerde de var, ben de dava açtım. Hatta bana programa katılma konusunda “Konuşmasını bilen bir insansınız, 14 senedir size ekran teslim edilmiş, biz de iki senedir beraber çalışıyoruz, elbette gidebilirsiniz” denildi.
Haksızlığa uğradığınıza inanıyorsunuz değil mi?
Mağdurum!
Kral TV’de nelere tanık oldunuz?
Hangi birini anlatayım? Çok şeye tanık oldum.
Mesela Yeşim Salkım bir sürü isim verdi…
Esas Yeşim Salkım benim, aslında biliyor musun?
Yeşim Salkım’ın “O kanal bizdeyken kimi istersek onu birinci seçerdik” gibi açıklamaları olmuştu…
Çok haklı.
Bu durumda neler yaşadığınızı merak ediyoruz tabii…
Çok şeyler duydum, biliyorum ama bugüne kadar hiç söylemedim. Şu an televizyonda sabah, öğlen, akşam programları yapanlar, şarkıcılar ya da sinema oyuncuları o şirkette kuyruk oldu.
Çok mu dedikodu dönüyordu Cem Uzan’la ilgili?
Ohooo… Bir de Hakan Uzan var.
“Şu kadar para verip klibini çok yayınlattı” dedikodularını da biliyorsunuzdur değil mi?
Tabii ki. Bir Prestij dönemi var ki, pardon yani… Gerçekten esas Yeşim Salkım benim yani. Herkes kalbimi çok kırıyor, çok üzerime geliyor, çok kötü davranıyorlar bana.
Peki o dönemde Kral TV’de şarkım dönsün diye patronlarla birlikte olanları duymuştuk. Bunlar doğru mu?
Açıkçası ben de duydum ama böyle şeye tanık olmadım.
İsim vermeden mesela böyle şaşırtıcı birkaç hikaye anlatabilir misiniz?
Yıldo bu dedikodulara açıklık getirdi. “Yat partilerinde gözüne bant bağlarlardı” dedi.
Peki mesela klipleri dönenler arasında beğendiklerine ahlaksız teklif yapıyorlar mıydı?
Hiç bilemem. Bir şey görsem söylerim ama gördüm mü hayır.
Lambdaistanbul ücretsiz avukat gönderdi
Bir eşcinsel kendini kaç yaşında fark eder?
Bence doğduğu gün hisseder.
Sonradan hissedenler de var…
Onlara inanmıyorum. İçinde varsa doğduğu gün vardır. 45 yaşına kadar hiçbir cinsel ilişki ya da aşk yaşamamış ama 46 yaşında buna cesaret bulmuş kişiler var. 50 yaşına gelmiş artık ölümü düşünüyor, “Neden bu duygumu saklıyorum” diyor ve ortaya çıkıyor. Böyle insanlar tanıyorum. Aralarında çok üzücü hikâyeleri olanlar da var. Komşularımın, arkadaşlarımın çoğu gey ve travestidir…
Peki cinsiyet değiştirme ameliyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bunun günahı, sevabı her şeyi onun. Zaten ameliyat olmak kanuni olarak da kolay değil. Üç yıl gidip geliyorsun, psikolojik olarak hazır olup olmadığını test ediyorlar. Bu acılı günlerimde hiçbir erkekten ya da kadından görmediğim desteği gey’lerden ve travestilerden gördüm. Lambdaistanbul bana ücretsiz olarak avukat gönderdi.
Zerrin Özer aradı ağladık
Mutlusunuz değil mi?
Beni yolda görüp “Geçmiş olsun” diyorlar. Kalp krizi geçiriyorum diye hastaneye kaldırıldım ama panik atakmışım. Ama geçiyor artık çok mutluyum.
İşten çıkarıldığınızda sizi ilk arayan, ilk destek veren kim oldu?
Zerrin Özer… Oturduk, ağladık karşılıklı. Hande Yener, Yıldız Tilbe aradı. Sonra plakçılar, menajerler, herkes aradı. Kral’ı bu olay öncesinde de olay sırasında da hep çok iyi temsil ettim. Ne özel hayatımla ne tüzel hayatımla kimsenin kalbini kırmadım. 14 sene çalışıp da yazılı-sözlü ihtarı olmayan belki de tek insanım. Namık Kasapbaşoğlu ve eşi Nilgün Kasapbaşoğlu yaptığım
programdan ötürü bana telefon açtılar. Beni keyifle izlediklerini, takdir ettiklerini söylediler.
Beni programlarına çağırmıyorlar diyorsunuz ama Okan Bayülgen sizi iki kere üst üste konuk aldı…
Okan Bayülgen bambaşka bir adam. Hülya Avşar’ın beynini görüyorum. Billur Kalkavan en büyük destekçim. Böyle aydın kişilere ihtiyacımız var. O zaman dünya güzel olacak.
Her karanlık günün bir aydınlığa çıkışı vardır…
Kesinlikle öyle… 14 senelik eski sevgilim bile aradı. İlk mesajı o yazdı. Baş harfi de M… Bana bu güne kadar destek olan medyatik tüm insanlara teşekkür ediyorum.
Sakal bırak senin için hayırlı olur dediler
İşten çıkarılmanızın cinsel kimliğinizle alakalı olduğunu düşünüyor musunuz?
Arkamda gazeteler, dergiler, köşe yazarları, magazin habercileri var. Ben en son çıkarılacak insandım, gene ağız değişecek ve konu buralara gelecek. Gözden çıkarılmıştım ve sonunda bahane bulundu.
Peki size “Bıyık ve sakalını uzat” dediler mi?
Yeni dönemde bizce “Kravat tak, ceket giy, biraz da sakal bırak, senin adına hayırlı olur” dediler. “Köseyim” dedim ama “Biraz sakal bıraksan iyi olur” dediler.
İşinizi kaybetmemek için bıyık ve sakal bırakmayı düşündünüz mü?
Hayır tabii ki. Benim bıyığım da çıkıyor, sakalım da… Kılım da herkesten çoktur herhalde. Ama köseyim demek zorunda kaldım.
HABERTÜRK / HT PAZAR / HELİN AVŞAR
12/06/2009

“Gey olduğu için” mi kapıdan çevrildi?

Posted in ayrımcılık - şiddet, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret suçları with tags , , , on Aralık 7, 2009 by ifsaeylem1
Pazartesi, 7 Aralık, 2009

İstanbul’da 45’lik adlı mekâna alınmadığını açıklayan Engin Kocagöz, yaşadıklarının “homofobik tavır” olduğunu söyledi. Bar Müdürü Cihan Yıldız ise Kaos GL’ye, “İnsanların kimliklerine saygı duyuyoruz, cinsel kimliklerinden dolayı mekâna almama gibi bir lüksümüz de yok.” açıklamasında bulundu.

İstanbul’da son dönemlerde ismini “Issız Adam” filminin şarkılarıyla duyuran 45’lik adlı mekâna alınmadığını açıklayan dizi sektöründe çalışan Engin Kocagöz, yaşadıklarının “homofobik tavır” olduğunu söyledi.
Hürriyet Gazetesi eklerinden Kelebek’in köşe yazarı Onur Baştürk de, 2 Aralık günü Engin Kocagöz’ün kaleminden yaşananları köşesine taşıdı.
45’lik Bar Müdürü Cihan Yıldız ise Kaos GL’ye, “İnsanların kimliklerine saygı duyuyoruz, cinsel kimliklerinden dolayı mekâna almama gibi bir lüksümüz de yok.” açıklamasında bulundu.
Engin Kocagöz’ün Kaos GL’ye de ilettiği, Onur Baştürk’ün Kelebek’te yayınladığı olay:
“Ben TV sektöründe kast sorumlusu olarak çalışıyorum. Çalıştığım tüm projelerde kişisel tercihlerime, tavırlarıma herkes saygı duymuş ve bu da beni çok onore etmiştir. Feminen bir tarzım yok, ama kendimi de insanlar anlamasın diye kasmıyorum.
Başıma gelen olay, arkadaşlarımın 45’lik adlı mekâna çağırmasıyla oldu. Daha önce defalarca gittiğim mekânın kapısından bu kez geri çevrildim. Sebebini sorduğumda anlamsız cevaplar aldım.
Önce kıyafetimin spor olmasından kaynaklandığını düşündüm. Sonra gerçeği kendime itiraf ettim. Tercihlerim yüzünden içeriye alınmamıştım. Homofobik bir zihniyetin beni bu şekilde dışlaması gururuma dokundu.
Sonrası daha vahim. Ben gittikten sonra içerideki arkadaşım kapıya çıkıp ‘Neden almadınız?’ diye sormuş güvenlik görevlilerine.

‘Arkadaşınız geydi, o yüzden almadık’ demişler!
Şimdi benim geyliğim alnımda mı yazıyor ve bunu güvenlikçi beyefendi pat diye nasıl arkadaşıma söylüyor? Bu tanısının sebebi nedir?

Ya arkadaşım beni bilmeyen biri olsaydı?
İstanbul’da yaşadığım süre boyunca kimsenin yapamadığını homofobik bir güvenlikçi bay ve bayan gerçekleştirdi. Gururum çok incindi.”

45’lik Bar Müdürü Cihan Yıldız, Kaos GL’ye şu açıklamayı yaptı:
“İnsanların kimliklerine saygı duyuyoruz, cinsel kimliklerinden dolayı mekâna almama gibi bir lüksümüz de yok. Onur beye de mail attık, durumu açıkladık, keşke sizin gibi önce görüş alıp da yayınlasaydı yazısını.
İçerdeki müşterilerden gelen talep ile ilgili eşofmanla gelen arkadaşları maalesef mekâna almıyoruz, zaten alınmayan arkadaş da yazmış, sanırım gey olduğum için alınmadım diye. Kimsenin kimliğine ne saldırma hakkımız var ne de lüksümüz var. Barda çalışan arkadaşlarımızdan da gey ve lezbiyenler var, bara almama gibi bir tavrımız olsa idi bu arkadaşlarımızı çalıştırmazdık öncelikle.”
Kaos GL

Ne Yazık ki 1 Aralık Eylemindeydim

Posted in aids, ayrımcılık - şiddet with tags , , , , on Aralık 7, 2009 by ifsaeylem1

1 Aralık Dünya AIDS Günü’nde Pozitif Yaşam Derneği’nin eylemindeki Mehter ve Onuncu Yıl marşları fiyaskosundan sonra kendilerine yolladığım maili, dilemelerinin gerektiğini düşündüğüm özrü dilemedikleri için ve AIDS mücadelesine dair düşüncelerimi içerdiği için paylaşıyorum…

“Önce emeklerinize sağlık diyim. Evet, medyada görünür oldu yürüyüş-eylem ve amaçlardan biri de buysa bu başarıldı.

Galatasaray meydanında Onur’la da konuştum;

Mehter ve Onuncu Yıl marşları çok büyük hatalardı. Ve maalesef o an terk etmediğim için eylemi pişmanım.

Samba İstanbul’un iptali, Belediye Bandosuyla anlaşılması ve dolayısıyla Mehter ve Onuncu Yıl marşları elde olmayan, beklenmeyen bir durum-muş fakat mehter marşı çaldığı an bando susturulmalıydı megafonla uyararak.

Eğer ki Pozitif Yaşam Derneği milliyetçiliğe karşıysa -aktivistleri arasındaki insanları sorgulamıyorum, ne yazık ki Onuncu Yıl marşının sözlerini dudaklarından okuduğum epey Pozitif Yaşamlı gördüm. Fakat ;- dernek eyleme biçimlerinde milliyetçi herhangi bir unsur barındırmayacaksa bu kesin olarak yapılmalıydı. Galatasaray meydanında yapılan konuşmalarda etnik ayrımcılığa karşı olunduğu söylenildi mesela fakat Mehter marşı ve Onuncu Yıl marşının çalındığı bir ortamda bunun pratikteki görünürlüğü ne denli gerçekçidir, insanların kafalarında ne yaratır bu, ve daha bir sürü soru-n.

Facebookta Merve Yavuz eylem organizasyonunu öğrenmekten bahsetmiş, evet tabii ki hatalar olur. O an ani tepki vermemek benim için kabul edilemezse de eğer ki dernek olarak bu durum sizi üzdü, kızdırdıysa ve dahası, katılan kişilerin yaşamlarına saygı duyuluyorsa (zira orada Ermeniler, Kürtler, Lazlar, birçok etnik köken ve kimlikten insan, anti otoriterler, anti militaristler, milliyetçilik karşıtları vardı. İki gündür ne yazık ki megafonu tutan kişiye slogan atalım demiş olduğum için eylemin sonunda slogan atmamın pişmanlığını yaşıyorum.) Düşüncem odur ki, 1 Aralığın ve Pozitif Yaşam’ın sitelerine katılımcılardan özür dileyen bir mesaj konmalıdır. Eğer gerçekten üzgünseniz, yapılması gereken budur zira çağrınızla o alana gelmiş herkese karşı, AIDS’lilere ve eğer ki saydığınız tüm o ayrımcılıklara gerçekten karşıysanız tüm o alanlardaki mücadelelere karşı sorumluluğunuz vardır.

Gerçekten bu konu üzerine uzunca yazabilirim sinirimden ötürü fakat uzatmadan diğer düşüncelerimi söyleyeyim;

1 Aralık Dünya AIDS günü politik bir gündür. Böyle bir günde belediyeyle beraber çalışmanız sizin politik olarak duruşunuzla ilgilidir, ben kişisel olarak daha farklısının gerektiğini düşünsem de asıl söyleyeceğim, basın açıklaması metninin fazlasıyla yumuşak olduğu. Sağlık hakkı üzerine daha fazla odaklanan, daha öfkeli, daha politik bir metnin yazılmasının AIDS hastaları ve AIDS nedeniyle ölenler adına gereklilik olduğunu düşünüyorum. Politikten kasıt iktidarı devirmek değil elbette fakat sağlık hakkı mücadeleleriyle tavır olarak ortaklaşılması zorunluluktur AIDS kampanyaları için. Yanı sıra “aidsfobi”den bahsedilmesi de önemliydi, toplumda varolan önyargılara vurgu yapmanın yanı sıra aidsfobi kelimesi kullanılsaydı kavramsal olarak politik bir terminolojiye girilmiş ve bu konuya öfkeli olunduğu daha fazla hissedilmiş olurdu.

Belediye başkanının konuştuğu bir organizasyonda ne kadar öfkeli bir basın açıklaması okunabileceğinden ben de -muhtemelen sizin gibi- emin değilim fakat AIDS’lilerin yaşadığı ayrımcılık, tedaviye erişemezlik ortadayken, AIDS yüzünden yaşanan acılar, ölümler, ötekileştirmeler bu derecedeyken bu organizasyon eylemin finansmanını kim sağlarsa sağlasın söylenecek olanların söylenmesi gerekiyor. Dahası; AİDSLİYİM BURADAYIM AİDSLİYİM SOKAKTAYIM kampanyanın sloganları olması gereken laflardan kimileri. Basın açıklamasında da AIDS hastalarının toplumdan saklanmayacağına vurgu yapılmalıydı. AIDS’li kişilere karşı önyargıyı, ayrımcılığı bitirmek istiyorsak eğer, görünürlüğün ve saklanmamanın ne kadar önemli olduğunu unutmamalıyız. LGBT mücadelesinde dediğimiz gibi; BURADAYIZ ALIŞIN! KAPATMAYA ÇALIŞTIĞINIZ GETTOLARA, DOLAPLARA KAPANMIYORUZ! AIDS’i güzelleştiren söylemler değil bunlar, AIDS’li olmanın kişinin kendine güvenini yitirmemesini, kendi gücünü hissetmesini sağlayacak söylemler. AIDS ayrımcılığına karşı mücadelenin ve tedaviye erişim mücadelesinin olmazsa olmazları yani.

Bir diğer konu; her ne kadar o korkunç bandonun sesleriyle İstiklal üzerindeki büyük çoğunluk yürüyüşü gördüyse de slogan atmanın önemi. Bu sadece eylemin mesajının sokaktaki insana gitmesini değil aynı zamanda eylem katılımcılarının kendilerini güçlü hissetmelerini, içlerindeki öfkeyi duymalarını, motive olmalarını sağlar. Ki orada AIDS’li kişiler de vardı -benim birebir tanıdıklarımın yanı sıra muhakkak başkaları da- LGBT mücadeleden örnek verdiğim gibi sloganların topluca atılması kendilerine güvenleri ve toplumdaki aidsfobiye karşı yaşamlarında onlara vereceği motivasyonu bir düşünün… Her sene düzenlenen Onur yürüyüşünde birçok LGBT ortamdan dolayı sarhoş oluyor mutluluktan, 1 Aralık da AIDS hastaları ve AIDS olma potansiyeli taşıyanlar yani herkes için böyle bir gün haline gelmeli.

Facebookta Merve Yavuzun tartıştığı Tayfun Serttaş’ın söylediklerine verilebilecek cevaplar da bir noktada tıkalı kalır yoksa gördüğümüz gibi. 1 Aralığın AIDS’i kutlama günü olmadığını söyledi Tayfun, o şenlikli ortamın yanı sıra geliştirilecek politik duruş zorunludur. Onur yürüyüşünde çok şey kazandık, bu seneki yürüyüşün 3000 katılımcıya ulaşması Onur yürüyüşü organizasyonun ve LGBT mücadelenin başarısını ortaya koyuyor. Mücadelelerin deneyimlerinden dersler almayacaksak yolumuz çok uzar.

AIDS günü organizasyonun da binlerce katılımcısının olması isteniyorsa organizasyonun saati de göz önünde bulundurulmalı. 1 Aralık sabit bir gün olduğuna göre eylem gününün haftasonuna alınamayacağı aşikâr fakat hiç olmazsa eylem saati 13 gibi bir saat olsun ki, İstanbul’un birçok yerinden insan gelebilsin. Bu konuda da organizasyondan bir arkadaşla konuştum, belediyenin izin verip vermeyeceği şüphesinin neden olduğunu söyledi. Fakat uzun zamana yayılmış iyi bir organizasyon için belediyenin izin vermemesi eylemin engelleneceği anlamına gelmeyebilir. Duyurusu en az iki ay önceden birçok afiş, stencil vb. görsellerle yapılmış olsa, sağlık hakları örgütleri, LGBT ve feminist örgütlerle organizasyonda ilişki kurulmuş olsa katılımcı sayısı katlanır, katılımcı sayısı ne kadar yüksek olursa bir organizasyonun engellenmesi de o kadar zor olur. Sadece Pozitif Yaşam’ın eyleminden değil, organizasyonun açık çağrısının yapıldığı bir şeyden bahsediyorum, karar alma ve uygulama mekanizmalarının ortaklaştığı bir yapıdan. Kimsenin kendi propaganda alanına da dönmek zorunda değil kolektif gerçekleştirilen bir organizasyon, tüm katılımcılardan kendi politik bayrakları açılmaması istense, ayrı pankartlar olmaması istense, aidsfobi ve tedaviye erişim üzerine tek bir pankart arkasında hep beraber eyleneceği söylense bir sorun olmaz -örnekleri birçok defa yaşandı, yaşanıyor- eğer ki bir politik grup kendi bayraklarını, pankartlarını getirmiş olursa organizasyon komitesi onları uyarır ve kapatılması istenir. O anda eylem katılımcılarından da destek geleceği için o ayrı pankart/bayrak her ne ise, kapattırılır da, dert değil. Tabii bu durumda Pozitif Yaşam’ın da pankartı olmaz fakat dövizlerde adı geçer, bu sefer olduğu gibi masası olur. Bu da bir AIDS’linin de yoldan geçen herhangi birinin de yahut herhangi bir eylem katılımcısının da Pozitif Yaşam’la ilişki kurmasını engellemez.

En önemlisi, sağlık hakları mücadelesinin içinde bir mücadelenin sağlık hakları mücadelesiyle, LGBT mücadeleyle eşcinsellerin AIDS oldukları yargısından dolayı ilişkili bir mücadelenin LGBT mücadeleyle bağı kurulmuş olur. Çok da güzel olur, mis olur, bal olur.

Bir başka konu; slogan atan kişi bu eylemdeki gibi slogan ritminden bihaber bir kişi olmazsa sloganların verdiği motivasyon hissedilir. Yoksa her söylenileni tekrar etmekle slogan atılmadığını biliyoruz hepimiz. Slogancı etkinlik alanının ortasında durmasına gerek yoktur, merkezde olan o değildir, önemli olan katılımcıların söyleneni söylemesidir. Yoksa slogan bir şova dönmez iki gün önce olduğu gibi.

Evet, sanırım söyleyeceklerim bu kadar.
Özrünüzü 1 Aralık ve Pozitif Yaşam sitelerinde bekliyorum.”

Leman Şirana

HOMOFOBİK MEKAN 45LİK’İ BOYKOT EDİYORUZ!

Posted in ayrımcılık - şiddet, nefret suçları with tags , , , on Aralık 6, 2009 by ifsaeylem1

HOMOFOBİK MEKAN 45LİKİ BOYKOT EDİYORUZ!


lütfen dahil olduğunuz tüm gruplara iletiniz.


nefret cinayetlerini duyuruyoruz inisiyatifi

*


Gay olduğu için kapıdan çevrildi

Hürriyet Gazetesi eklerinden Kelebek’in köşe yazarı Onur Baştürk, 2 Aralık günü arkadaşımız Engin Kocagöz’e geçtiğimiz günlerde 45’lik adlı mekanda uygulanan ayrımcılığı kaleme aldı. Kocagöz’ün kaleminden yaşananları köşesine taşıyan Baştürk, Cinsel Ayrımcılık suçlarını okurlarıyla paylaştı.
İşte Onur Baştürk’ün 2 Aralık 2009 günü Hürriyet Kelebek de yayınlanan köşe yazısı….

Gay olduğu için kapıdan çevrildi

“Ben TV sektöründe kast sorumlusu olarak çalışıyorum. Çalıştığım tüm projelerde kişisel tercihlerime, tavırlarıma herkes saygı duymuş ve bu da beni çok onore etmiştir. Feminen bir tarzım yok, ama kendimi de insanlar anlamasın diye kasmıyorum.
Başıma gelen olay, arkadaşlarımın 45’lik adlı mekana çağırmasıyla oldu. Daha önce defalarca gittiğim mekanın kapısından bu kez geri çevrildim. Sebebini sorduğumda anlamsız cevaplar aldım.
Önce kıyafetimin spor olmasından kaynaklandığını düşündüm. Sonra gerçeği kendime itiraf ettim. Tercihlerim yüzünden içeriye alınmamıştım. Homofobik bir zihniyetin beni bu şekilde dışlaması gururuma dokundu.
Sonrası daha vahim. Ben gittikten sonra içerideki arkadaşım kapıya çıkıp ‘Neden almadınız?’ diye sormuş güvenlik görevlilerine.
‘Arkadaşınız gay’di, o yüzden almadık’ demişler!
şimdi benim gay’liğim alnımda mı yazıyor ve bunu güvenlikçi beyefendi pat diye nasıl arkadaşıma söylüyor? Bu tanısının sebebi nedir?
Ya arkadaşım beni bilmeyen biri olsaydı?
ıstanbul’da yaşadığım süre boyunca kimsenin yapamadığını homofobik bir güvenlikçi bay ve bayan gerçekleştirdi. Gururum çok incindi.” (Engin)
Türlü gerekçelerle bir mekana alınmayanı çok duydum, gördüm.
Ama böylesi bir ilk herhalde. Bu direkt ayrımcılık. Kimsenin böyle bir şey yapmaya hakkı yok. Derim ki: Bence 45’lik adlı mekan sadece gay olanlar değil, olmayanlar tarafından da protesto edilmeli.
En güzel yanıt böyle verilir çünkü.

ONUR BASTURK

*

HOMOFOBİK MEKAN…

Eşeğe altın semer vurmuşlar ve başında beklemişler,bir müddet sonra eşek aaaaa-iiiii diye anırmış.Başında bekleyenlerde şaşırmış altın semerli eşek yine aynı şekilde anırdığı için.Demem o ki ben yıllardır insanlara birşeyler öğrettiğimize inananlardanım.Ama taki geçen cumartesi başıma gelen talihsiz bir olaya kadar.

İstanbul’da son dönemlerde ismini Issız Adam Filminin şarkılarıyla duyuran 45’lik adlı nostajik mekanın kabalığından ve homofobik tavrından bahsedicem sizlere.Kulakdan kulağa duymadan birebir yaşadığım bu iğrenç tavırın en başına dönelim.Dizi sektöründen çalıştığım Birkaç arkadaşım beni her zaman taksime çıktığımda mutlaka uğrayıp birşeyler içip eğlendiğim 45’lik adlı mekana davet ettiler.

Cumartesi günü İzmir’den İstanbul’a uçup bu güzel eğlence gecesine katılmak için kendimi Taksim’de buldum.Arkadaşlarım benden önce mekana gitmişlerdi bende aradan bir saat sonra mekana gittim.Kapıda bir bayan görevli elinde bir dosyayla beni durdurdu.Rezervasyonunuz varmı diye sordu bende evet var bilmem kim adına dedim.Kadın telsizle birileriyle bir şeyler konuştu sonra bay bir güvenlik görevlisi geldi.Bu arada içeri giren çıkanların arasında ben öylece bekletildim.Adam beni Birkaç göz hareketiyle süzdükden sonra yanıma gelip buyrun dedi.Bende içeri girmek istediğimi arkadaşlarımın benim adıma rezervasyon yaprtıdıklarını söyledim.Ve ardından bu Beyefendi bana konseptlerine uygun olmadığımı ve içeri alamıyacaklarını söyledi.Önce bir dumur oldum tabikide.Adama nasıl yani benim devamlı geldiğim mekan burası ve özel parti dışında bugün bir konseptlerinin olmadığını söylediğimde ağzında birşeyler gevelemeye başladı.

Tabikide çok bozulmuştum ama kavga kültürüm olmadığı içinde peki diyerek mekanın önünden ayrıldım.Arkadaşlarıma mesaj atarak durumu bildirdim.Kapıya çıkan kız arkadaşlarımdan biri bizim arkadaşımızı içeri almamışsınız bunun sebebi nedir diye sorduğunda GAY di o yüzden almadık demiş.Benim GAY olduğum anlımdamı yazıyor onuda geçelim çünkü ben GAY’liğimi insanlar anlamasınlar diye kasmıyorum.Bu mekanda defalarca bir çok GA ve LEZBİYEN arkadaşlarımla rahatlıkla eğleniyorken bir anda ne olduda GAY ‘lere karşı böyle bir ambargo uygulanmaya başlandı.Dokuz senedir çalıştığım tv sektöründe bu yönümle saygı görmüşümdür.Olayın devamında tabikide kız arkadaşım bu haddini bilmeze gereken cevabı vermiş ve gurubuyla birlikde mekanı terk etmişler.GAY olduğumu söylediği kız arkadaşım beni tanıyan bilen ve seven biri,peki tam tersi benim GAY olduğumu bilmeyen biri olsaydı o an düşeceğim durumun akibetini düşünmek bile istemiyorum…

KİŞİSEL TERCİHLERİM YÜZÜNDEN İÇERİYE ALINMAMIŞTIM.ÖNCE ÇOK ÜZÜLDÜM SONRA BOŞ VERDİM SONRA HOMOFOBİK BİR ZİYNİYETİN BENİ BU ŞEKİLDE DIŞLAMASI GURURUMA DOKUNDU…

Bu tarz olaylarda gururumuzun incildiğini ve bunu başkalarıyla paylaşmaktan çekindiğimizi biliyorum.Ama lütfen bu tarz mekanları deşifre edelim.Tepkimizi gösterelim.Bügün benim Ya da sizin başınıza gelen olay daha sonra başka arkadaşlarımızında başına gelecek.Bu homofobik zihniyeti durdurmalıyız.

45’LİK MEKANI HOMOFOBİKTİR….

HIV/AIDS Günü Etkinliği Döviz Atölyesi

Posted in aids with tags , , , on Kasım 30, 2009 by ifsaeylem1

HIV VE AIDS’e Karşı Gençler Sesini Yükseltiyor!

1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla, cinsel sağlık/üreme sağlığı haklarımızı hatırlatmak ve HIV-AIDS üzerinden yaşanan tüm ayrımcılıklara karşı sesimizi çıkarmak için bir araya gelelim.

HIV/AIDS ile her an tanışma olasılığımız varken, Türkiye’de her 10 gençten yalnızca biri kendini nasıl koruyacağını biliyor. Bilgi eksikliği ve önyargılar nedeniyle enfeksiyon hızla yayılmaya devam ediyor.

HIV ile yaşadığını bilinen kişiler ayrımcılıkla karşı karşıya kalıyor, toplumsal hayatın dışına itiliyorlar. İş güvenceleri ellerinden alınıyor, sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılıyorlar.

Halen LGBTT bireylerin HIV/AIDS taşıyıcısı olduklarına dair önyargı, LGBTT bireylerin yaşadıkları ayrımcılıkları güçlendiriyor.

Gençlerin HIV ve AIDS dahil olmak üzere cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularında eğitime ve bilgiye ulaşma hakkı için, HIV/ AIDS ile yaşayan bireylerin gerekli sağlık hizmetlerine ulaşabilmeleri, HIV ve AIDS üzerinden yaşanan gereksiz korkuları, önyargıları ve ayrımcılıkları durdurmak için bir araya gelelim.

Biz gençlerin HIV/AIDS’in yayılmasını ve yaşanan ayrımcılıkları durdurma gücü var!

2 Aralık Çarşamba günü Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nde saat 18.00’de yapılacak döviz atölyemize seni de bekliyoruz. Gelirken kırmızı ve beyaz kartonunu getirmeyi unutma!

Hazırladığımız dövizleri 5 Aralık Cumartesi günü saat 14.00’da Esat Dörtyol’da gerçekleşecek olan sokak etkinliğimizde taşıyacağız.

Adres :

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği

Ataç 1 Sokak 3/8 Kızılay

 

http://1aralik.org/

1 aralık dünya aids günü

Posted in aids with tags , , on Kasım 30, 2009 by ifsaeylem1

Geçen sene,
1 Aralık günü, sokakta idik!
Taksimde, Tünel Meydanında.

HIV/AIDS’in sadece bir grubun meselesi olmadığını, herkesin bununla ilgileniyor olması gerektiğini anlatabilmek için !
Birçok Sivil Toplum Kuruluşu ve bireysel katılımcılar ile sesimizi duyurmayı ve dikkat çekmeyi başardık!

Bu sene,
Bu sene gene aynı gün, aynı yerde olacağız!
Gene sesimizi duyurmak için,
Tekrardan birşeylere dikkat çekiyor olmak için!

Bekleriz,
Mutlaka gelin !
Belki birşeyler, bir yerden değişmeye başlar.

Hepimiz biliyoruz,
Sokaklar farkeder !!

Yer : Taksim/ Tünel Meydanı – İstanbul
10.30 – 11.00
Panayır alanı etkinliklerin başlangıcı;

• Kısa Dalga Ritim Grubu
• Dans Grubu
• Dilek Ağacı
• Kapalı mühürlü kutuya mektup yazılıp atılması
• LCD ekranda film gösterimi

11.00 – 11.30
— Basın açıklaması
Ahmet Misbah Demircan Beyoğlu Belediye Başkanı
Prof. Dr. Volkan Korten: Marmara Üniv. İç Hast. ABD İnf. Hast. BD.
Arzu Kaykı: Pozitif Yaşam Derneği Başkanı

— Basın açıklamasının sonunda önyargı balonlarının havaya bırakılması

11.30 – 12.30
— Sambistanbul ritim grubu eşlinde, pantomim, jonglör ekibi ile kortej halinde yürüyüş

12.30 – 13.30
Galatasaray Lisesini önüne varış
Gerçekler – Söylenceler kürsüsünün başlangıcı

13:30 Kapanış

 

http://1aralik.org/