4. uluslararası homofobi karşıtı buluşma için arşiv

“Hoşgörü” için değil “özgürlük” için yürüdük!

Posted in 17 mayıs homofobi karşıtı gün, 4. uluslararası homofobi karşıtı buluşma with tags , , , , , , , , , , on Mayıs 20, 2009 by ifsaeylem1

Taraf gazetesinin “Eşcinseller hoşgörü için yürüdü” başlılık haberiyle ilgi Kaos GL Derneğinden bilgilendirme ve açıklama…

“Hoşgörü” için değil “özgürlük” için yürüdük!

Taraf gazetesi, 19 Mayıs 2009 tarihli sayısında, Dünyadaki 17 Mayıs homofobi karşıtı yürüyüşleri “Eşcinseller hoşgörü için yürüdü” başlığıyla duyurdu.

Gazetenin, bu önemli küresel günü görmesi ve arka sayfasında geniş yer ayırması hem habercilik açısından hem de ayrımcılığa karşı basının katkısı açısından önemlidir. Bununla birlikte yürüyüşlerin sunumunda politik ve haber metninde teknik maddi hatalar bulunmaktadır.

Gazetenin olanakları ve insan gücü yeterli olmayabilir ve bazı durumlar anlayışla karşılanabilir. Bu haberde ise teknik maddi hataları önlemek mümkündü. Bu haberle ilgili her türlü bilgi ve görsele ulaşılacak kaynağı basına düzenli olarak ilettik. Maillerin ve faksın haricinde haber sitemizden ve 17 Mayıs sitesinden takip edilebilir veya doğrudan ulaşılabilirdi. Böylesi bir iletişimin bundan sonra da mümkün olduğunu belirtip haberdeki hataları düzeltmek isteriz.

Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma, bu yıl Ankara’da üçüncü değil dördüncü kez gerçekleştirildi. 17 Mayıs Homofobi Karşıtı Yürüyüş ise ikinci kez yapıldı.

Meclis’e yürüyüş ise bu yıl değil geçen yıl oldu. Geçen yılki yürüyüşte güzergâhın Meclis olmasından dolayı polisin engellemek istemesi ve atmosferi germesi anlaşılabilir ama yine de bir problem yaşanmadığı gibi yürüyüş başarıyla tamamlanmıştı.

Bu yıl ise Homofobi Karşıtı Yürüyüşün ikincisi önceden planlanan ve kamuoyuna ilan edilen güzergâhta sorunsuz bir şekilde heyecan ve coşku ile tamamlandı. LGBTT dernek ve oluşumlarla birlikte sivil toplumun çeşitli kurumlarından temsilciler gökkuşağı bayrağı altında birlikte yürüdüler. Yürüyüş boyunca Ziya Gökalp Caddesi ile Selanik Caddesinde seyreden esnaf ve yoldan geçenlerden rahatsız eden bir tepki gelmedi.

17 Mayıs Pazar günü, Kurtuluş Parkı’ndan başlayan ve Kızılay Yüksel Caddesi’nde son bulan “Homofobi Karşıtı Yürüyüş” saat 13:00’te başladı ve 14:30’da tamamlandı.

“Teslim Olmak Yok! Homofobi Ezilecek!”

Türkiye eşcinsel hareketi daha en başında bile “hoşgörü” ifadesini telaffuz etmedi. Gökkuşağı bayraklı ve açık ilk yürüyüş olan 2001 1 Mayısında ve ondan önceki bayraksız pankartsız deneme yürüyüşlerinde ana slogan “Eşcinseller geliyor, özgürlüğe yürüyor!” şeklindeydi.

Geçen yıl Meclis yürüyüşünde olduğu gibi bu yılki 17 Mayıs yürüyüşünde de “hoşgörü” değil “özgürlük” sloganları atıldı.

Bu yıl da yürüyüş boyunca hep bir ağızdan coşkulu ve kararlı sloganlar atıldı. Cinsel yönelim ayrımcılığı ile karşı karşıya kalan hakem için de “Halil İbrahim Dinçdağ yalnız değildir!” sloganı dikkat çekti.

Kurtuluş Parkından Yüksel Caddesine kadar atılan sloganlardan bazıları şunlar:

“Kurtuluş Yok, Tek Başına! Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!”, “Gemileri Yaktık! Maskeleri Attık! Geri Dönüş Yok!”, “Aşk Aşk Hürriyet, Uzak Olsun Nefret!”, “Ne Suç Ne Günah, Yaşasın Eşcinsel Aşk!”, “Homofobi Öldürür!”, “Transfobi Öldürür!”, “Nefret Öldürür!”, “Genel Ahlak, Kimin Ahlakı!”, “Batsın! Batsın! Ahlakınız Batsın!”, “Ahmet Yıldız Burada! Katilleri Nerede!”, “Dilek İnce Burada! Katilleri Nerede!”, “Katilleri Bulmayan Suç Ortağıdır!”,Patronsuz, Pezevenksiz Bir Dünya İstiyoruz!”, “Travestiyiz, Buradayız! Alışın! Alışın! Gitmiyoruz!”,Eşcinseller Geliyor, Özgürlüğe Yürüyor!”, “Okulda, İşte, Mecliste! Eşcinseller Her Yerde!”

Buluşma kapsamındaki yürüyüş bu yıl ikinci kez yapılmış oldu. Bundan böyle, Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma kapsamında her yıl 17 Mayıs haftasında homofobi ve transfobiye karşı yürüyüşler devam edecek.

Yürüyüşün ardından, Kızılay’da, Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması okundu.

“Homofobi ve Transfobiye Son!” başlıklı, 17 Mayıs Anti-Homofobi İnisiyatifi imzalı Basın Açıklamasının tam metnini, eşcinsellerin ne için yürüdüğüne işaret etmesi açısından paylaşalım:

17 Mayıs Anti-Homofobi İnisiyatifi

Basın Açıklaması

Basına ve Kamuoyuna

“HOMOFOBİ ve TRANSFOBİYE SON!

1 Mayıs Yürüyüşü ile başladığımız 4. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşmayı, 17 Mayıs Homofobi Karşıtı Yürüyüş ile tamamlıyoruz.

Homofobi ve Transfobiye son demek için bugün buradayız!

17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtlığı Günü, cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimlerle ilgili tüm fiziksel, ahlaki veya sembolik şiddetlere karşı eylem ve karşı durma günüdür.

İnsanların eşitliği için mücadele eden tüm girişimlere ilham ve destek vererek, hepsiyle koordinasyon içinde olmayı amaçlar.

Bizler de Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel bireyler olarak dostlarımızla birlikte Homofobi ve Transfobiye karşı durmak için buradayız.

HOMOFOBİ, TRANSFOBİ VE NEFRETE KARŞI YÜRÜYORUZ!

Çünkü Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüeller olarak hâlâ temel insan haklarından mahrumuz.

Eşcinsel ve transeksüel olduğumuz için ifade ve örgütlenme hürriyetlerimiz “genel ahlak” ablukası ile kuşatılmış vaziyette.

Baskılanıyoruz, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik hayata katılmamız engelleniyor.

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerimizden dolayı işe alınmıyor; çalıştığımız işlerden atılıyor, ayrımcı yasalarla mesleklerimizden men ediliyoruz.

Eşcinsel ve transeksüel olduğumuz için yaşam hakkımız gasp ediliyor, şiddete maruz kalıyor, nefret cinayetlerine kurban gidiyoruz.

Polis, eşcinsel ve transeksüellerin katillerini bulmuyor.

Mahkemeler, eşcinsel ve transeksüel öldürdükleri için katillerimize ceza indirimleri sunuyorlar.

Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüeller olarak gerçeğiz ve bu toplumun bir parçasıyız.

Varlığımızı inkâr ederek bizleri sosyal ve politik hayattan kovanlara HAYIR! diyoruz.

Nefret söylemi üretmek “eleştiri hakkı” olamaz! Nefreti körüklemekten vazgeçilsin!

Heteroseksüel olmadığımız için öldürülmek istemiyoruz – yaşam hakkı istiyoruz!

Toplumsal hayatın her alanına eşit katılmamızı sağlayacak yasal güvence için Anayasa’da Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliğinin tanınmasını istiyoruz.

Bu toplumda sadece heteroseksüeller yaşamıyor; biz de varız!

Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Ayrımcılığına Hayır!

Nefret Cinayetlerine Son!

Homofobi ve Transfobiye Son”

Reklamlar

17 Mayıs: Gökkuşağının altında herkese yer var!

Posted in 4. uluslararası homofobi karşıtı buluşma, homofobi karşıtı yürüyüş with tags , , , , , , , , , on Mayıs 18, 2009 by ifsaeylem1
Pazartesi, 18 Mayıs, 2009

17 Mayıs Homofobi Karşıtı Yürüyüşün ikincisi Ankara’da yapıldı. LGBTT dernek ve oluşumlarla birlikte sivil toplumun çeşitli kurumlarından temsilciler gökkuşağı bayrağı altında birlikte yürüdüler.

17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’nın dördüncüsü, İzmir, Eskişehir, Van, Diyarbakır ve İstanbul’da yapılan etkinliklerin ardından Ankara’daki program ile tamamlandı.
4. Buluşma, 17 Mayıs Pazar günü, Kurtuluş Parkı’ndan başlayan ve Kızılay Yüksel Caddesi’nde tamamlanan “Homofobi Karşıtı Yürüyüş” ile sona erdi. Saat 13:00’te başlayan yürüyüş 14:30’da tamamlandı.
Gökkuşağının altında herkese yer var!

Homofobi, transfobi ve nefrete karşı gökkuşağı bayrağı altında yapılan yürüyüşe katılım gökkuşağı kadar çeşitliydi. Çeşitli şehirlerden ve kampüslerden gelen LGBTT bireyler ve örgütlerle birlikte yürüyüşe sivil toplumun çeşitli kurumlarından temsilciler de katıldılar. Siyasi partilerden EHP ve DSİP temsilcileri, EHP’nin LGBTT örgütünden üyeler de gökkuşağı bayrağının altında homofobi ve transfobiye karşı yürüdüler. Feministler, Ankaralı ve İstanbullu anarşistler, ODTU Yaşayan Kütüphane üyeleri ile birlikte yürüyüşe katılanların çeşitliliği dikkat çekiciydi.
Lambdaistanbul, MorEl Eskişehir, Siyah Pembe Üçgen İzmir, Piramid Diyarbakır, Kaos GL ve Pembe Hayat dernek ve oluşumlarından LGBTT bireyler ile dostları da homofobi ve transfobiye karşı yürümek için Ankara’da bir araya geldiler. Özellikle ODTU kampüsünden katılım yoğun oldu.
Norveç İşçi Partisi Milletvekili Anette Trettebergstuen de yürüyüşe katılanlar arasındaydı.
Homofobi Karşıtı Yürüyüşün ikincisi önceden planlanan ve kamuoyuna ilan edilen güzergâhta sorunsuz bir şekilde heyecan ve coşku ile tamamlandı. Yürüyüş güzergâhında “Yaşasın eşcinsel aşk!”, “Transfobi öldürür!”, “Eşcinseller vardır!” şeklinde yazılmış duvar yazıları görüldü. Yürüyüş boyunca Ziya Gökalp Caddesi ile Selanik Caddesinde seyreden esnaf ve yoldan geçenlerden rahatsız eden bir tepki gelmedi.
“Teslim Olmak Yok! Homofobi Ezilecek!”

Yürüyüş boyunca hep bir ağızdan coşkulu ve kararlı sloganlar atıldı. Cinsel yönelim ayrımcılığı ile karşı karşıya kalan hakem için de “Halil İbrahim Dinçdağ yalnız değildir!” sloganı dikkat çekti.
Kurtuluş Parkından Yüksel Caddesine kadar atılan sloganlardan bazıları şunlar:
“Kurtuluş Yok, Tek Başına! Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!”, “Gemileri Yaktık! Maskeleri Attık! Geri Dönüş Yok!”, “Aşk Aşk Hürriyet, Uzak Olsun Nefret!”, “Ne Suç Ne Günah, Yaşasın Eşcinsel Aşk!”, “Homofobi Öldürür!”, “Transfobi Öldürür!”, “Nefret Öldürür!”, “Genel Ahlak, Kimin Ahlakı!”, “Batsın! Batsın! Ahlakınız Batsın!”, “Ahmet Yıldız Burada! Katilleri Nerede!”, “Dilek İnce Burada! Katilleri Nerede!”, “Katilleri Bulmayan Suç Ortağıdır!”,Patronsuz, Pezevenksiz Bir Dünya İstiyoruz!”, “Travestiyiz, Buradayız! Alışın! Alışın! Gitmiyoruz!”,Eşcinseller Geliyor, Özgürlüğe Yürüyor!”, “Okulda, İşte, Mecliste! Eşcinseller Her Yerde!”

Buluşma kapsamındaki yürüyüş bu yıl ikinci kez yapılmış oldu. İlkinde geçen yıl Yüksel Caddesinden Meclis’e yürünmüştü. Bundan böyle, Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma kapsamında her yıl 17 Mayıs haftasında homofobi ve transfobiye karşı yürüyüşler devam edecek.
Yürüyüşün ardından, Kızılay’da, Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması okundu.
“Homofobi ve Transfobiye Son!” başlıklı, 17 Mayıs Anti-Homofobi İnisiyatifi imzalı Basın Açıklamasının tam metnini yayınlıyoruz.
“HOMOFOBİ ve TRANSFOBİYE SON!

1 Mayıs Yürüyüşü ile başladığımız 4. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşmayı, 17 Mayıs Homofobi Karşıtı Yürüyüş ile tamamlıyoruz.
Homofobi ve Transfobiye son demek için bugün buradayız!
17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtlığı Günü, cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimlerle ilgili tüm fiziksel, ahlaki veya sembolik şiddetlere karşı eylem ve karşı durma günüdür.
İnsanların eşitliği için mücadele eden tüm girişimlere ilham ve destek vererek, hepsiyle koordinasyon içinde olmayı amaçlar.
Bizler de Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel bireyler olarak dostlarımızla birlikte Homofobi ve Transfobiye karşı durmak için buradayız.
HOMOFOBİ, TRANSFOBİ VE NEFRETE KARŞI YÜRÜYORUZ!

Çünkü Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüeller olarak hâlâ temel insan haklarından mahrumuz.
Eşcinsel ve transeksüel olduğumuz için ifade ve örgütlenme hürriyetlerimiz “genel ahlak” ablukası ile kuşatılmış vaziyette.
Baskılanıyoruz, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik hayata katılmamız engelleniyor.
Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerimizden dolayı işe alınmıyor; çalıştığımız işlerden atılıyor, ayrımcı yasalarla mesleklerimizden men ediliyoruz.
Eşcinsel ve transeksüel olduğumuz için yaşam hakkımız gasp ediliyor, şiddete maruz kalıyor, nefret cinayetlerine kurban gidiyoruz.
Polis, eşcinsel ve transeksüellerin katillerini bulmuyor.
Mahkemeler, eşcinsel ve transeksüel öldürdükleri için katillerimize ceza indirimleri sunuyorlar.
Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüeller olarak gerçeğiz ve bu toplumun bir parçasıyız.
Varlığımızı inkâr ederek bizleri sosyal ve politik hayattan kovanlara HAYIR! diyoruz.
Nefret söylemi üretmek “eleştiri hakkı” olamaz! Nefreti körüklemekten vazgeçilsin!
Heteroseksüel olmadığımız için öldürülmek istemiyoruz – yaşam hakkı istiyoruz!
Toplumsal hayatın her alanına eşit katılmamızı sağlayacak yasal güvence için Anayasa’da Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliğinin tanınmasını istiyoruz.
Bu toplumda sadece heteroseksüeller yaşamıyor; biz de varız!
Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Ayrımcılığına Hayır!
Nefret Cinayetlerine Son!
Homofobi ve Transfobiye Son!”
17 Mayıs Anti-Homofobi İnisiyatifi

Homofobi Karşıtı Buluşma Katılımcısını ODTÜ’ye Almadılar

Posted in 4. uluslararası homofobi karşıtı buluşma with tags , , , on Mayıs 18, 2009 by ifsaeylem1

Atölye yürütücüsü olan Mert, adı kapıda yazılı olmasına rağmen içeri sokulmadı. Yaşanan arbedede parmağı kırılan Mert ODTÜ Jandarma Karakolu’na suç duyurusunda bulundu.

Ankara – BİA Haber Merkezi
18 Mayıs 2009, Pazartesi

“4. Homofobi Karşıtı Buluşma” etkinlikleri kapsamında 14 Mayıs Perşembe günü Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) düzenleneceği duyurulan “Eleştirel Psikoloji Atölyesi“nin katılımcılarından psikolog Yasemin Mert, etkinlik için okula girmek isteyince güvenlik görevlileri tarafından engellendi.

Çıkan arbedede parmağı kırılan Mert olayla ilgili suç duyurusunda bulundu.

Atölye Mert’in katılımı olmadan gerçekleştirilmek zorunda kaldı.

Mert’in parmağı kırıldı

Atölyeye katılmak için ODTÜ A1 kapısına gelen atölye yürütücüsü Mert, ismi görevli listesinde yer almasına rağmen okula alınmadı. Kapıdaki Özel Güvenlik Birimleri Mert’in kampüse girebilmesi için akademik yazı getirmesi istenmesi üzerine etkinliğin akademik bir kuruma bağlı olmadığını ve isminin kendilerine verilmiş olması gerektiğini söyledi.

Açıklamasına rağmen giriş izni verilmeyen Mert bunun üzerine kampüse gitmek üzere olan bir arabaya binmek istedi. Bu esnada güvenlik görevlilerinden biri, Mert’in elinin üzerine hızlıca kapıyı çarptı ve kapıya sıkışan parmağı kırıldı.

Yaşananların ardından Mert ODTÜ Jandarma Karakolunda görevliler hakkında suç duyurusunda bulundu.

ODTÜ’de öğretim görevlisi olan Yard. Doç. Dr. Aykan Erdemir, 16 Mayıs günü konuşmacı olarak katıldığı “Homofobi Kimin Meselesi?” başlıklı etkinlikte konuya değindi.

Erdemir, “Yaşanan şeyin kabul edilemez olduğunu ve süreci takip edeceklerini” söyledi.

“ODTÜ yönetimini kınıyoruz”

Eleştirel Psikologlar ve Psikoloji Öğrencileri bir basın açıklaması yayınlayarak Mert’e yönelik saldırıyı ve ODTÜ rektörlüğünü kınadılar.

“Üniversite öğrencileri arasındaki iletişimi kırmaya ve her kampüsü birbirinden bağımsız uydu birimler haline getirmeye çalışan zihniyetin bir yansıması olan özel güvenlik birimlerinin, üniversite kampüslerinde gösterdikleri son zamanlarda giderek artan pervasızca tavırlarına ve özel ‘güvenlik’ adı altında estirilen teröre arkadaşımız da maruz kalmıştır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Toplum için bilgi ve eylem üretme merkezleri olan üniversitelerde, izni alınmış bir çalışma öncesinde, arkadaşımıza yapılan bu muamele ile ilgili sorumluluğu olduğunu düşündüğümüz; ODTÜ Rektörlüğü ve ODTÜ Güvenlik Birimi görevlileri olmak üzere sorumlular hakkında hukuki sürecin başlatıldığını duyuruyor, yıllardır Homofobi karşıtı öğrenci topluluğunun kurulmasına karşı çıkan ODTÜ Rektörlüğü’nü ve öğrenciler üzerinde her fırsatta baskı ve şiddet kuran ODTÜ Güvenlik Birimini kınadığımızı ilan ediyoruz.”

Açıklamayı ODTÜ Psikoloji Topluluğu, ODTÜ Sosyoloji Topluluğu, ODTU Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Topluluğu ve Kaos GL de destekledi. (BÇ)

“Ankara’nın Ortasında ‘Eşcinseller Susmayacak’ Diye Bağırdım. Çok Mutluyum”

Posted in 4. uluslararası homofobi karşıtı buluşma, homofobi karşıtı yürüyüş with tags , , , , , , on Mayıs 18, 2009 by ifsaeylem1

Homofobi ve Transfobiye Karşı Yürüyüş’e katılanlar “Bir arada olmanın ve hep birlikte bağırmanın kendilerini güçlü hissettirdiğini” söylüyor. Yürüyüşü izleyenler de hakları için yürüyen LGBTT’leri tebrik ediyor.

Ankara – BİA Haber Merkezi
18 Mayıs 2009, Pazartesi

Homofobi ve Transfobiye Karşı Yürüyüş’e İstanbul’dan katılan Biz Erkek Değiliz İnisiyatifi (BEDİ) üyesi  Atalay Göçer, homofobinin ifşası ve nefret cinayetlerine dikkat çekmek için yürüyüşe katıldığını bianet‘e söyledi.

“Devletin LGBTT’lere yönelik şiddet ve ayrımcılıkla ilgili tepkisizliğine karşı bir arada yürüyor olmanın önemine” değinen Göçer, “katılımı az bulsa da yılda iki kere, Ankara ve İstanbul’da yürüyüşlerin olması ve bunların gelenekselleşmesi LGBTT hareketi adına çok sevindirici olduğunu” ifade etti.

Pembe Hayat üyesi Barış Sulu Göçer’in aksine kalabalıktan memnun. “İstanbul’daki Onur Yürüyüşü’nün katılımın daha da kalabalık olacağının göstergesi” olduğu görüşünde.

Sulu, geçtiğimiz hafta yaşanan eşcinsel hakem ve Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç‘ın açıklamalarıyla başlayan ve bir çok köşe yazarının da katıldığı tartışmaların da Homofobi Karşıtı Buluşma haftasına gelmiş olmasından dolayı memnun.

“Bu seneki yürüyüş şu nedenle çok önem taşıdı; köşe yazarları sanki yıllarca biriktirdiklerini, söyleyemediklerini, tam da bu tarihte insan hakları üzerinden tartışmaya açabildiler, konuşabildiler, homofobi ve transfobinin sadece LGBTT’lerin sorunu olmadığını anlayabildiler. Bunları dillendirmeye başlamaları önemli bir adımdı hareketimiz için.”

Yürüyüşü tesadüfen gören ve alkışlayan bankacı Şeyda bianet’e yaşadığı şehirde böyle bir yürüyüşün yapılmasından mutlu olduğunu anlattı.

“Bence çok cesur ve önemli bir şey yapıyorlar. Hakları için mücadele etmek çok önemli ama eğer eşcinsel ya da transseksüelseniz bunu ifade etmek çok kolay olmuyor. Bu kadar insanın bir araya gelmesi beni heyecanlandırdı.”

Şeyda, “Şayet acil işi olmasaydı yürüyüşe katılmak istediğini, gelecek sene muhakkak katılacağını” söyledi.

Yürüyüş sırasında katılımcılara Pembe Hayat hakkında bilgi soran iki kişiden biri olan Cevat da “Tıpkı Kürtler gibi eşcinseller de dışlanıyorlar, aşağılanıyorlar. Hakları için mücadele eden herkesin birbiriyle dayanışması gerekiyor. Bu yürüyüşü yaptıkları için kendilerini tebrik etmek istedim” dedi.

Yürüyüşe katılanlardan Umut Deniz için Kızılay’da yüzlerce insanla “eşcinseller susmayacak, susmayacaklar susmayacak” sloganını atmak, birlikte yürümek çok önemli.

“Kendimi ilk kez güçlü hissedebildim. İstediğim şeyi bağıra çağıra söyleyebilmek bana ilk kez elime geçmeyen bir var olma ve ifade etme hakkı verdi. ilk kez dışında tutulduğum bir bütüne dahil edilmiş gibi hissettim. Bu açıdan yürüyüş benim için çok önemliydi.”

Deniz yürüyüş esnasında yaşadığı bir olayı da anlattı.

“Kortejin sonunda yürürken bir adam elimdeki homofobi öldürür lolipopunu gösterdi ve sordu: ‘Affedersiniz ben hiç bilmiyorum da gardaş, nedir bu homofobi? Neye karşısınız siz?’ bir an ne diyeceğimi bilemedim ama sonra ‘eşcinsellere duyulan nefret, eşcinselleri yok etme, öldürme isteği dedim alelacele. “Hee! Kin duyanlar… yani homolara’ dedi, evet dedim tekrar ve adam ‘peki sağ olasın’ diyerek gitti.”

Eyleme Kocaeli’den katılan Ruken de “İlk kez geliyorum. Cesaretimi toplayana kadar canım çıktı ama şimdi iyi ki gelmişim diyorum” diyerek duygularını paylaştı.(BÇ)

fotoğraflar: http://kaosgl.org/content/17-mayis-2009-homofobi-ve-transfobiye-karsi-yuruyus

Ankara’da 300 Kişi Homofobi ve Transfobiye Karşı Yürüdü

Posted in 4. uluslararası homofobi karşıtı buluşma, homofobi karşıtı yürüyüş with tags , , , , , , on Mayıs 18, 2009 by ifsaeylem1

Kurtuluş parkından Yüksel caddesine yapılan yürüyüşün ardından basın açıklamasını okuyan Kaos GL üyesi Alacaoğlu, “Anayasa’da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin tanınmasını istiyoruz” dedi.

Ankara – BİA Haber Merkezi
18 Mayıs 2009, Pazartesi

* Semih Varol’un yürüyüş fotoğraflarını görmek için tıklayınız.

“Eşcinseller geliyor, özgürlüğe yürüyor!”

Kaos GL’nin düzenlediği Homofobi Karşıtı Buluşma dün (17 Mayıs) yapılan ve yaklaşık 300 kişinin katıldığı Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüş’le sona erdi.

Kurtuluş Parkı’nda başlayan ve Yüksel caddesindeki İnsan Hakları Anıtı’nın önünde yapılan basın açıklamasıyla sona eren yürüyüşte “Bu toplumda sadece heteroseksüeller yaşamıyor; lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüeller de (LGBTT) var” denildi.

İnsan Hakları Anıtı’na gökkuşağından elbise

17 Mayıs Anti-Homofobi İnisiyatifi’nin, etkinlikler kapsamında organize ettiği yürüyüş saat 13.00’te Kurtuluş parkındaki Vedat Dalokay Nikah Salonunda başladı. “Transfobi öldürür”, “Homofobi öldürür” dövizleri taşıyan grup “Travestiyim, buradayım, alışın, alışın, gitmiyorum”, “Patronsuz, pezevenksiz bir dünya istiyoruz”, “Ne suç ne günah yaşasın eşcinsel aşk”, “Eşcinseller susmayacak, susmayacaklar susmayacak”, “Ahmet Yıldız burada, katilleri nerede”, “Dilek İnce burada katilleri nerede” gibi sloganlar atarak Kolej kavşağı, Ziya Gökalp caddesi ve Selanik caddesini geçerek Yüksel caddesindeki İnsan Hakları Anıtı’nın önüne geldi.

Anıta yürüyüş boyunca dalgalandırılan gökkuşağı bayrağının elbise şeklinde giydirilmesinin ardından yapılan basın açıklamasını Kaos GL üyesi İsmail Alacaoğlu okudu.

“17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtlığı Gününün cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimlerle ilgili tüm fiziksel, ahlaki veya sembolik şiddetlere karşı eylem ve karşı durma günü” olduğunu hatırlatan Alacaoğlu, “LGBTT’ler olarak hâlâ temel insan haklarından mahrumuz. Eşcinsel ve transeksüel olduğumuz için ifade ve örgütlenme hürriyetlerimiz ‘genel ahlak’ ablukasıyla kuşatılmış durumda” dedi.

“Baskılanıyoruz, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik hayata katılmamız engelleniyor. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerimizden dolayı işe alınmıyor; çalıştığımız işlerden atılıyor, ayrımcı yasalarla mesleklerimizden men ediliyoruz. Yaşam hakkımız gasp ediliyor, şiddete maruz kalıyor, nefret cinayetlerine kurban gidiyoruz. Polis katilleri bulmuyor. Mahkemeler, eşcinsel ve transseksüel öldürdükleri için katillere ceza indirimi sunuyorlar.”

“Yaşam hakkımızı istiyoruz”

Alacaoğlu, LGBTT’lerin gerçek ve bu toplumun bir parçası olduğunu ifade etti ve taleplerini şöyle sıraladı:

– Nefret üretmek “eleştiri hakkı” olamaz. Nefreti körüklemekten vazgeçilsin,

– Heteroseksüel olmadığımız için öldürülmek değil, yaşam hakkımızı istiyoruz,

– Toplumsal hayatın her alanına eşit katılmamızı sağlayacak yasal güvence için Anayasa’da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin tanınmasını istiyoruz.

Yürüyüş ve basın açıklaması “Okulda, işte, mecliste LGBTT’ler her yerde, kabul et ya da etme , LGBTT’ler her yerde”, “Hakem Halil İbrahim Dinçdağ yalnız değildir”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz”, “Gemileri yaktık, maskeleri taktık, geri dönüş yok” ve “Aşk aşk hürriyet, uzak olsun nefret” sloganlarının atılmasıyla sonra erdi.

Eyleme LGBTT’lerin yanı sıra çeşitli gruplardan insanlar da katıldı.(BÇ)

* Fotoğraf: Ali Baydaş

17 Mayıs: Homofobi Karşıtı Yürüyüş

Posted in homofobi karşıtı buluşma, homofobi karşıtı yürüyüş with tags , , , , on Mayıs 18, 2009 by ifsaeylem1


devamı:

http://picasaweb.google.com/hypatia.hypashe/HomofobiKarsitiYuruyus#

Posted in homofobi karşıtı buluşma with tags , , , , , on Mayıs 17, 2009 by ifsaeylem1

Hangi Hukuk? Kimin Ahlakı?



Çarşamba, 13 Mayıs, 2009

Yrd. Doç. Dr. Devrim Sezer, İzmir Ekonomi Üniversitesi, İzmir Homofobi Karşıtı Buluşma

Özgürlük ve eşitlik talebini dile getiren örgütlülüğe ve çoğunluktan “farklı” olanların haklarını savunan politik hareketlere kâh kayıtsızlıkla, kâh tehditle, kâh şiddetle ve alabildiğine hoyrat bir dille karşılık veren bir politik kültürde tanınma mücadelesi vermek, yok sayılmaya ve adaletsizliğe direnmek kolay değildir; cesaretin yanı sıra sabır ve dayanışma ruhu gerektirir. Türkiyeli LGBTT bireylerin hak ve özgürlüklerini savunmak ve homofobiye dayalı ayrımcılığı aşmak amacıyla kurulan dernekler uzunca bir süredir bu talepleri dile getirme hakkına sahip olabilmek için son derece önemli bir mücadele yürütüyor. Önce Kaos GL ve daha sonra da Lambdaistanbul derneklerinin kapatılması için açılan davalar yüzümüze karşı şunu öne sürüyor: Haklara sahip olduğunuzu dile getirme hakkınızı, ayrımcılığa ve nefret cinayetlerine hedef olmadan yaşama hakkınızı, başka bir deyişle diğer bütün insanlar gibi özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğduğunuzu örgütlenerek ifade etme hakkınızı tanımıyoruz. Bu hakkınızı tanımıyoruz, çünkü bu ülkede “hukuka ve ahlaka aykırı dernek” kurulamaz. Kaos GL derneğinin kapatılması için açılan davanın yerinde bir kararla bozulmuş olmasına karşın Lambdaistanbul davası hâlâ sürmektedir ve benzer bir davanın başka bir LGBTT derneği aleyhine açılmayacağının bir garantisi yoktur.
ANAYASA’YA “CİNSEL YÖNELİM” ve “CİNSİYET KİMLİĞİ”
Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle ilgili 10. maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ibarelerinin eklenmesi için LGBTT dernekleri tarafından yürütülen etkinlik ve çalışmalara karşı hükümetin ve siyasal partilerin takınmış olduğu kayıtsızlıkla karışık olumsuz tavır da son tahlilde benzer bir gerekçeden besleniyor. Eşcinsellik, “ahlaka” aykırıdır, çünkü “toplumun aşağı yukarı tamamına yakın bir kesimi tarafından tasvip edilmeyen, ahlaka ve edebe aykırı olarak kabul edilen” bir yönelimdir. Dahası böyle bir “ahlaksızlığın” örgütlenerek “Türk aile kurumuna atfedilen kutsiyete” zarar vermesi, o da yetmiyormuş gibi bunu bir hak ve özgürlük mücadelesine dönüştürmesi hukuki olarak kabul edilemez, çünkü yine Anayasa’nın muhtelif maddelerinde belirtildiği üzere temel haklar ve özgürlüklerin “ahlaka” aykırı bir durum söz konusu olduğunda sınırlandırılması meşrudur.

Burada sözü edilen “ahlak”, “kamu ahlakı”dır. Peki “kamu ahlakı” nedir? “Kamu ahlakı”, neyin “iyi” ve “normal”, neyin “kötü” ve “kabul edilemez” olduğuna ilişkin bir ülkede egemen olan veya iktidardaki karar vericiler tarafından sorgulanamaz olduğu varsayılan değerler bütünüdür. Çoğunlukla kültürel geleneklerden ve dinlerden beslenen bu göreli değerlere öncelik vermek, “kamu ahlakı”nın dayandığı tabuları korumak adına ayrımcılık ve eşitsizlikle mücadeleyi hedefleyen LGBTT derneklerinin örgütlenme ve ifade özgürlüğü hakkını kısıtlamak, egemen önyargıları evrensel insan hakları ilkelerinden daha önemli saymak anlamına gelir. Göreli ve insan haklarıyla doğrudan çelişen, sosyal tabuları kollayan bir “ahlak” anlayışının demokratik bir ülkede ne etik ne de hukuki meşruiyeti olabilir. Böyle bir tutum olsa olsa Tanıl Bora’nın “medeniyet kaybı” diye tarif ettiği durumun kamusal ve politik hayatı işgal ettiği, karar vericilerin vicdanını ve bilincini esir aldığı anlamına gelir. Hukukun oluşturulmasında ve yurttaş haklarının belirlenmesinde en temel “ahlaki” ölçüt, uluslararası insan hakları belge ve sözleşmelerinin ortaya koyduğu evrensel ilkelerdir. Bu uluslararası sözleşmeleri imzalayan bütün ülkeler gibi Türkiye de insan hakları ilkelerine göre tanımlanmış etik perspektifi onaylamış ve yasaların oluşturulmasında bu ilkelere öncelik vereceğini taahhüt etmiştir.

‘TOPLUM HENÜZ HAZIR DEĞİL’ MAZERETİ
Türkiye’deki siyasal partilerin ve karar vericilerin birçoğunun, eşcinseller söz konusu olduğunda, bu etik ve politik yükümlülüklerin farkında değilmiş gibi bir tavır takındığını, hatta sık sık toplumsal önyargılara yaslanarak doğrudan ayrımcılık içeren ifadelere başvurduğunu ve homofobiyi meşrulaştırmanın da ötesinde körüklediğini gayet iyi biliyoruz. LGBTT derneklerinin ayrımcılığa son verilmesi ve LGBTT haklarının tanınmasına ilişkin çağrılarına gelen tepkileri hatırlayalım: “Batı’dan ahlaksızlık aldık”, “Eşcinseller de eşitlik istiyor, verecek miyiz? Tabii ki vermeyeceğiz!”, “Toplum henüz bu tür taleplere hazır değil”, “Önümüzdeki yüzyılda belki olabilir”, “Bizim partimiz bu tür tali meselelerle ilgilenmiyor”, “Onlara iş veya ev vermeyenlere niye böyle yapıyorsun denemez”… Bu ve benzeri açıklamalarda açığa çıkan zihniyet, insan hakları sözleşmelerinin belirlediği etik perspektifle taban tabana zıttır ve dolayısıyla çoğulcu ve özgürlükçü bir demokratik bilincin yerleşmiş olduğu bir toplumda hukuki ve politik olarak meşru değildir. Dahası insan hakları etiğini içselleştirmiş vicdan sahibi bir insanın dinlerken bile utanç duyacağı, hatta kendini bu denli sakınımsız bir şekilde ifade edişi karşısında şaşkına döneceği türden bir dildir bu. Zafer Üskül’ün 2008 yılındaki Homofobi Karşıtı Buluşmaya katılmasının ve ayrımcılık karşıtı tutumunun muhafazakâr kesimde yarattığı infiali anımsayalım. Her fırsatta Türkiye’nin çokkültürlü yapısından ve sahip olduğu hoşgörü kültüründen dem vurup “medeniyetler arası diyalog” gibi bir projenin küresel sözcülüğüne soyunan Türkiyeli muhafazakârların, aynı girişimi destekleyen, fakat öte yandan LGBTT bireylerin hak ve özgürlüklerinin kendi ülkesinde tanınmasında da önemli bir rol üstlenen İspanya’nın sosyalist başbakanı Zapatero’nun medeniyet, hukuk ve ahlak kavrayışından öğreneceği bir şeyler yok mu?
‘GÖKKUŞAĞI KOALİSYONU’
Ahlak ve hukuk kavramlarını egemen önyargıları haklılaştıracak şekilde istediği gibi çarpıtmakta hiçbir sakınca görmeyen ayrımcı ve homofobik zihniyet, hiç şüphesiz, insan hakları kavramını hiçbir zaman tam olarak içselleştirememiş otoriter ve muhafazakâr bir politik gelenekten besleniyor. Sadece LGBTT bireylerin değil Türkiye toplumunun muhtelif kesimlerinin haklarının sınırlandırılmasına veya tamamen yok sayılmasına sebep olan bu akıl tutulması, çoğunluğa benzemeyen her türlü “farklılığı” tehdit olarak algılayagelmiş bir zihniyetin patolojilerinden biridir. Bu çarpık ahlak ve hukuk yorumunun deşifre edilmesinin, kamusal alanda bu konuda kapsamlı bir tartışmanın açılmasının ve temel insan haklarının “kamu ahlakını korumak” gibi muğlâk gerekçelerle ihlal edilemeyeceğinin güçlü ve tavizsiz bir şekilde dile getirilmesinin en yaratıcı ve etkili yollarından biri neden bir “gökkuşağı koalisyonu” oluşturmak olmasın? Bu, LGBTT dernekleri ile feminist gruplar, insan hakları örgütleri ve tanınma mücadelesi veren ve eşitsizliğe maruz kalan diğer kesimler arasındaki dayanışmanın genişleyebileceği, dahası genişlemesi gerektiği anlamına geliyor. Dayanışma ve mücadele sözcüklerini özellikle vurgulamak isterim. Mücadele, çünkü temel hak ve özgürlüklerin tanınması ancak bunun için cesaretle etkinlik gösteren insanlarla, yani politik eylemle mümkün olabilir. Dayanışma, çünkü bir toplumda insan haklarına dayalı etik perspektifin yerleşebilmesi ve demokratik bilincin güçlenmesi başkalarının maruz kaldığı baskılara kayıtsız kalmayan insanların mevcut eşitsizliklere birlikte itiraz edebilmesine bağlıdır.
Son yıllarda “yeni” ve “sivil” bir anayasanın kamusal bir tartışma süreciyle ve geniş kesimlerin katılımıyla oluşturulması gerektiği sık sık dile getiriliyor. LGBTT derneklerinin ve yukarıda bahsettiğim “gökkuşağı koalisyonu”nun ilk hedeflerinden biri, “kamu ahlakı” veya “genel ahlak” gibi insan haklarıyla ilgili kafa karışıklığına sebep olan ve karar vericiler tarafından suistimal edilebilecek kavramların anayasadan tümüyle çıkarılması için mücadele etmek olmalı. Bu sadece LGBTT bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasının değil Türkiye toplumunun başta erkeklik ideolojisi olmak üzere bir dizi önyargısıyla yüzleşebilmesinin ve onları aşabilmesinin önkoşuludur.
NAİF BİR İDEALİZM Mİ?
LGBTT derneklerinin bu dönüşüm sürecinde kamusal tartışmaya doğrudan katılması, sesini duyurması ve en temel hedefinin “çoğunluğun hoşgörüsünü kazanmak” olmadığını dile getirmesi gerekiyor. En iyi niyetli, açık fikirli ve özgürlükçü kesimlerde bile egemen olan bu “hoşgörü felsefesi”nin en büyük yanılgısı, eşcinselliği birkaç metropolün “butik kozmopolitliğine”, “butik çokkültürlülüğüne” ve kentin eğlence kültürüne katılacak yeni, “keyifli” ve “neşeli” bir “renk”ten ibaret sanması. LGBTT hareketi, hoşgörü meselesine indirgenemeyecek bir hak ve özgürlük talebini, şimdiye kadar Türkiye toplumunda pek telaffuz edilmemiş türde bir eşitlik fikrini seslendirmeyi amaçlıyor. LGBTT örgütlerinin, anayasanın eşitlik maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ibarelerinin eklenmesine ilişkin talebin bir “hoşgörü” meselesinden ziyade bir insan hakları sorunu olduğunu Türkiye toplumuna kamusal etkinliklerle anlatması gerekiyor. Burada kastettiğim şey LGBTT hareketinin “toplumu bilinçlendirmesi” gerektiği gibi “Eski Solun” politik tahayyülünden ödünç alınmış tek yönlü ve arkaik bir eylem ve politika anlayışı değil. Bahsettiğim çift yönlü bir etkileşim. Ancak böyle bir etkileşim yoluyla LGBTT hareketi de kendini dönüştürüp yenileyebilir ve Murathan Mungan’ın Kaos GL’nin 100. sayısında yayımlanan yazısında belirttiği gibi “çağıyla örtüşen bir yeryüzü söylemi tutturabilir”, “bir politika geliştirebilir”. Ben LGBTT hareketinin eylemlerinde ve örgütlenme anlayışında, Türkiye ve dünyayla ilişkilenme biçiminde bu dönüşümün kendini göstermeye başladığını düşünüyorum.
LGBTT hareketinin sürdürdüğü “tanınma politikası”, bir özgürlük ve eşitlik mücadelesi olduğu gibi kasvetli sorunlarıyla hepimizi zaman zaman boğan, hatta sinizme ve yılgınlığa sürükleyen mevcut sosyal ve politik gerçekliğin de en etkili panzehiri. Bir yandan “gökkuşağı politikasının” güçlenerek yoluna devam edeceği bir Türkiye, diğer yandan yok sayılan ve haksızlığa uğrayan diğer kesimlere kayıtsız kalmayan bir LGBTT hareketi.
Bu beklentinin naif bir idealizm olmadığının en büyük ispatı da, homofobi karşıtı buluşmanın Türkiye’nin farklı kentlerine yayılması, LGBTT derneklerinin sayısının giderek artması, nefret suçlarına ve homofobiye gösterilen tepkilerin artık sadece LGBTT gruplarının katılımıyla sınırlı kalmaması değil midir?
Kaos GL