ankara için arşiv

HIV/AIDS Günü Etkinliği Döviz Atölyesi

Posted in aids with tags , , , on Kasım 30, 2009 by ifsaeylem1

HIV VE AIDS’e Karşı Gençler Sesini Yükseltiyor!

1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla, cinsel sağlık/üreme sağlığı haklarımızı hatırlatmak ve HIV-AIDS üzerinden yaşanan tüm ayrımcılıklara karşı sesimizi çıkarmak için bir araya gelelim.

HIV/AIDS ile her an tanışma olasılığımız varken, Türkiye’de her 10 gençten yalnızca biri kendini nasıl koruyacağını biliyor. Bilgi eksikliği ve önyargılar nedeniyle enfeksiyon hızla yayılmaya devam ediyor.

HIV ile yaşadığını bilinen kişiler ayrımcılıkla karşı karşıya kalıyor, toplumsal hayatın dışına itiliyorlar. İş güvenceleri ellerinden alınıyor, sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılıyorlar.

Halen LGBTT bireylerin HIV/AIDS taşıyıcısı olduklarına dair önyargı, LGBTT bireylerin yaşadıkları ayrımcılıkları güçlendiriyor.

Gençlerin HIV ve AIDS dahil olmak üzere cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularında eğitime ve bilgiye ulaşma hakkı için, HIV/ AIDS ile yaşayan bireylerin gerekli sağlık hizmetlerine ulaşabilmeleri, HIV ve AIDS üzerinden yaşanan gereksiz korkuları, önyargıları ve ayrımcılıkları durdurmak için bir araya gelelim.

Biz gençlerin HIV/AIDS’in yayılmasını ve yaşanan ayrımcılıkları durdurma gücü var!

2 Aralık Çarşamba günü Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nde saat 18.00’de yapılacak döviz atölyemize seni de bekliyoruz. Gelirken kırmızı ve beyaz kartonunu getirmeyi unutma!

Hazırladığımız dövizleri 5 Aralık Cumartesi günü saat 14.00’da Esat Dörtyol’da gerçekleşecek olan sokak etkinliğimizde taşıyacağız.

Adres :

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği

Ataç 1 Sokak 3/8 Kızılay

 

http://1aralik.org/

Reklamlar

Kadınlar, Polise Rağmen Erkek Devlet Şiddetine Karşı Yürüdü!

Posted in kadına yönelik şiddet with tags , , , on Kasım 30, 2009 by ifsaeylem1
Pazar, 29 Kasım, 2009
Seçin Varol

25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Gününde, kadınlar polisin engeline rağmen erkek ve devlet şiddetine karşı yürüdü.

Ankara Kadın Platformu ve FeministBiz’in örgütlediği katılımcıların arasında Kaos GL ve Pembe Hayat Derneğinden kadınların da bulunduğu grup 25 Kasım günü, saat 12:00’de YKM önünde toplanarak KESK’li kadınların da gelmesiyle birlikte Yüksel Caddesine doğru yürüyüşe geçmek istedi. Polis kadınları barikat kurarak engelledi. Kadınlar ilk önce diyalog yoluyla barikatın açılmasını istedi ancak polis bu isteğe saflarını sıklaştırarak yanıt verdi. Kadınlar “Erkek polis eve, bayram temizliğine” biçiminde slogan atmaya başladı. Bekleyiş sürdükçe “Aç Aç Barikatı Aç” ve “Aç Aç Barikatı Aç, sen açmasan biz açıcaz” biçiminde sloganlar yükselmeye başladı.

Sonrasında kadınlar barikatı zorlamaya karar verdiler ve barikata yüklendiler. Polis ise kalkanlarla ve biber gazı spreyiyle karşılık verdi. Bu karşılık ise kadınları dağıtmak yerine direnme motivasyonlarını artmasına yol açtı. Kadınlar saat 15:30’a değin üç kez daha barikatı zorladılar. Polis tekmelerle ve küfürlerle şiddetini gösterdi. En sonunda gruplar halinde Yüksel Caddesine gidip basın açıklamasını yapma kararı aldılar.

Gruplar halinde YKM önünden ayrılan kadınlar Atatürk Bulvarından geçerken öndeki grubun pankartı açmasıyla yeniden bir araya geldiler ve polisin anlamsız karşı çıkışına rağmen, istedikleri güzergâhta ve daha da coşkulu biçimde yürüyüşlerini gerçekleştirdiler. Kadınlar eylem ve yürüyüş sırasında “Erkek, Devlet Şiddetine son!”, “Dünya Yerinden Oynar Kadınlar Özgür olsa”, “Hepimiz Eşcinsel Hepimiz Travestiyiz”, “Gelsin Baba Gelsin Koca Gelsin Devlet Gelsin Cop”, “Jin Jiyan Azadi” sloganlarını attılar. Yüksel’e girişte ise verilen mücadelenin gururuyla “İşte Yüksel İşte Kadınlar!” sloganını attılar.

Türkçe ve Kürtçe basın açıklamasının okunmasının ardından halaylar çekildi. Sonrasında kadınlar yorgun ama mutlu yüzlerle Yüksel’den ayrıldılar.

Okunan basın açıklaması:

“Biz Ankara’da mücadelesini sürdüren kadın örgütleri, feminist oluşumlar, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek örgütlerinden kadınlar ve bağımsız kadınlar bu 25 Kasım’da da yaşamımızı kuşatan her türlü şiddete, sömürüye, ayrımcılığa karşı yan yanayız.
Bundan tam 49 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde Turijillo Diktatörlüğü’ne karşı muhalif bir hareketin üyesi olan Mirabel Kardeşler kaçırılarak öldürüldüler. Mirabel  kardeşlerin ölümü kadına yönelik şiddetin ne ilk örneği ne de son! Yüzyıllardır kadın üzerinde uygulanan cinsel, ulusal ve sınıfsal sömürü, fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik şiddet tüm acımasızlığıyla devam ediyor.
Uyandığımızda korkuyla açtığımız gözlerimizi her gece korkuyla kapatıyoruz. İzlediğimiz televizyonlar, okuduğumuz gazeteler, bir dost haberi hep kadın ölümleriyle dolu. Cinsiyetçi bir dünyada, cinsiyetçi bir ülkede yaşıyor, yaşamın her alanında ikincilleştiriliyoruz. Bedenimiz, emeğimiz, kimliğimiz erkek egemenliği ve kapitalizmin ürettiği kadına yönelik her türlü şiddet biçimiyle parçalanıyor. Savaşlarda en çok mağdur olanlar, gazete köşelerinde dağa kaldırılıp tecavüz edilenler, üçüncü sayfa haberleriyle ölümlerimize haklı gerekçeler yaratılanlar, nesne haline dönüştürülenler yine bizleriz.
Medya tecavüze ve ölümlere ortak olma!

Türkiye’de 7 ay boyunca istatistiklere yansıyan kadın ölümlerinin sayısı 953. Bilmediğimiz, görmediğimiz, intihar süsü verilmiş ölümlerin sayısını da ekleyecek olursak durum korkunç ötesi. 953 kadın! 953 sayısına birkaç hafta önce öldürülen Demet öğretmen, Fatma TAŞ, bu tabloya daha fazla dayanamayıp yaşamına son veren Dicle Koğacıoğlu ve daha niceleri dahil değil. Umutları, hayalleri, daha iyi bir dünyada yaşama özlemi olan kadınlar… Katliam olarak nitelendirilecek bu durum karşısında katillerin haksız tahrik indirimlerinden yararlanmaları, yasa uygulamalarındaki eksiklikler kadınları bir kez daha öldürüyor. Yüreklerimiz soğumadan yolumuza devam ediyoruz öfkeyle.
Erkek şiddetine son! Erkek öldürüyor, yasalar koruyor!

Kabahatler Kanunu ile trans kadınlar suçlu duruma düşürülüyor.Lezbiyen, biseksüel, travesti veya transseksüeller ötekileştirilen dillerle hedef tahtası haline getiriliyor. Toplum içinde yaşam alanları daraltılıyor, en kötü koşullar altında yaşamaya zorlanıyor. Birçok arkadaşımızın yüzüne kezzap atılıyor, tecavüz ediliyor, işkence edilerek en temel hak olan yaşama hakkı ellerinden alınıyor.
Cinsel yönelim ayrımcılığına hayır!

Dolapdere’de sabah evlerinden iş yerlerine giden 7 kadının servis adı verilen kamyonette boğularak can vereceklerini, üstelik işveren tarafından ölümlerinden sorumlu tutulacaklarını düşünebilir miydik? İşe giderken bile şiddet yaşayan, bir servis aracı dahi kendilerine çok görülen, çocuklarını eve kilitleyip çıkan annelerin durumu; yoksulluğa karşı tek başına mücadele eden ve daha fazla dayanamayıp iki çocuğuyla Porsuk Çayı’na atlayan Dilek Özer’in hayata veda edişi, kapitalizmin vahşetini, kar hırsını ve özellikle kadınların yaşama koşullarını anlatmak için yeterli değil mi?

Kapitalizme hayır!

Tüm yaşamımız boyunca koyu askeri yeşil gölge altında, silahların, savaşın, düşmanlığın; ataerkil ayrımcı diliyle konuşmaya zorlandık. Halkları birbirine düşman eden imhacı, inkârcı tutum her gün yeniden üretiliyor; dili, kimliği ve inanışı farklı olana tahammülsüzlük artıyor; kışkırtılan milliyetçilik ve  militarizmin vardığı noktanın sokak ortasında işlenen cinayetlere kadar ulaştığını görüyoruz hep beraber. Ayrımcılığın ve düşmanlığın derinleştirilmesi, yaşamımızın her alanında, evimizde, sokakta, işyerimizde şiddeti daha da yaygınlaştırıyor, meşrulaştırıyor. Ceylan’ın koyun otlatırken kafasına havan mermisinin isabet edeceği akıllara gelir miydi?  Yaşadığımız yerlerde tahayyül edebilir miyiz bunu? Bölgeye özgü görülen, meşrulaştırılan kadın ölümleri çok uzağımızda değil, ülkenin her yerinde yaşanılan şiddet çınlatıyor kulaklarımızı. Korucu katliamlarının ardı arkası kesilmiyor.
Silahların gölgesinde yaşamaya son!

Kadınların insanca yaşam için attığı her adım, aldığı her soluk kesilmeye çalışılıyor.
KESK  ve demokratik kitle örgütlerinden kadın arkadaşlarımız sadece örgütlü oldukları için cezaevlerinde tutuluyor. Kadın hareketine emek vermiş feminist ve barış aktivisti  Pınar Selek büyük cezalar istenerek hâlâ yargılanıyor. Sokaklarda barış adına bildiri dağıtan arkadaşlarımız karakollarda çırılçıplak soyularak aranmak isteniyor. Su ve barınma hakkı taleplerini dile getiren kadınlar gözaltına alınıyor, polis şiddetine maruz kalıyor. Güler ZERE ölüme terk edildiği cezaevinden ancak çıkartılıyor.
Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop inadına isyan inadına isyan inadına özgürlük!

Tüm bu umutsuz tablo yıldırmadı bizleri yüzyıllardır. Bu gidişi tersine çevirecek inancımızla; ayrımcılığa, savaşa, sömürüye, tacize, tecavüze, yoksulluğa karşı mücadeleyi,  yüzyıllardır sürdürülen mücadelelerden güç alarak devam ettiriyoruz. Sesimiz başka kadınların sesleriyle birleşiyor her gün. Tüm baskılara ve şiddete rağmen bir arada durarak elde ettiğimiz kazanımlarımız güçlendiriyor bizi. Yaşanılmaz hale getirilen dünyamızda kadınların sesi özgürlüğü, umudu, barışı haykırıyor yılmadan.
Biz kadınlar insanca bir yaşamı, özgürlüğü ve barışı kazanacak güce sahibiz. Bunun için taleplerimizi bugün bir kez daha haykırıyoruz.
Namus cinayetleri, taciz ve tecavüzler, mahkemelerde uygulanan haksız tahrik indirimleri, nefret cinayeti adı altında işlenen katliamlar sona ersin!
Danışma merkezleri ve  sığınma evleri açılsın!
Her çocuğun ana dilinde eğitim görmesi sağlansın!
Zorunlu göç mağduru Kürt kadınlarının yaşadıkları sorunlar çözülsün!
Kadınlar için ücretsiz eğitim sağlık ve sosyal güvenlik hakkı sağlansın!
Kadınların işten çıkarılmasına son verilsin!
Ücretsiz kreşler açılsın!
Kentler kadınların güvenle yaşayabileceği biçimde düzenlensin!
Yargı “erkek yargı” olmaktan çıksın; 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun etkinleştirilsin!
Gözaltında, cezaevinde cinsel şiddet, işkence son bulsun!
Medya şiddeti sona ersin!”

20 KASIM NEFRET SUÇU KURBANI TRANS BİREYLERİ ANMA GÜNÜ ETKİNLİKLERİ

Posted in panel with tags , , , , , on Kasım 5, 2009 by ifsaeylem1

PEMBE HAYAT LGBTT DAYANIŞMA DERNEĞİ

20-21-22 KASIM 2009

Petrol-İş Ankara Şubesi

20 Kasım Cuma

Basın Açıklaması ve Yürüyüş

 

21 Kasım Cumartesi

12.30-13.00 AÇILIŞ

Sinem Kuzucan (Pembe Hayat)

Nefret Suçu Kurbanı Transların Anısına Saygı

Müzik Dinletisi – Güldünya Müzik Topluluğu

 

 

I. OTURUM: LGBTT BİREYLER VE NEFRET

13.15-15.15

 

Moderatör: Aras Güngör

 

Prof. Dr. Melek Göregenli (Ege Üniversitesi)

Buse Kılıçkaya (Pembe Hayat)

Aligül Arıkan (Voltrans)

Seçin Varol (Kaos GL)

Bawer Çakır (Lambda İstanbul, Bianet)

Zeynep Özcan (Senarist-Yönetmen)

 

15.00- 15.30 Çay/Kahve arası

 

 

II. OTURUM: IRKÇILIK, AYRIMCILIK VE NEFRET

15.30- 17.30

Moderatör: Remzi Altunpolat

 

Hakan Ataman (İnsan Hakları Gündemi Derneği)

Songül Erol Abdil (Demokratik Toplum Partisi)

Dr. Ali Murat İrat (Alevi Enstitüsü)

Selçuk Karadeniz (Romankara)

Hüseyin Öntaş (Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe)

 

“20.00  LUBUNYA Dergisi İle  Dayanışma Gecesi”

 

22 Kasım Pazar

III. OTURUM: SEKS İŞÇİLERİ VE NEFRET

13.00-15.00

Moderatör: Sevgi Yıldırım

 

Senem Doğanoğlu (Pembe Hayat)

Elif Ceylan Özsoy (SiyahPembe Üçgen)

Eylem Çağdaş (Kadın Kapısı)

Seyhan Arman (İstanbul LGBTT)

Anna Narin (Piramid LGBTT)

Pelin Dutlu (MorEl Eskişehir)

 

15.00- 15.30 Çay/Kahve arası

 

15.30-17.00 FORUM

Modaratör: Selay Tunç

 

 

* PETROL İŞ SENDİKASI ANKARA ŞUBESİ

Adakale Sokak No:6 Yenişehir- ANKARA

 

İletişim:

http://pembehayat.org

pembehayat@pembehayat.org

0 312 433 85 17

0 532 462 17 05

 

*Bu mail Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin isteği üzerine iletilmiştir, lütfen bu maili yaygınlaştırınız!

“Hapishanedeyim, doktora gidemiyorum çünkü jandarma taciz ediyor”

Posted in kadına yönelik şiddet, tecavüz ve taciz with tags , , , , , on Ağustos 30, 2009 by ifsaeylem1
Cumartesi, 29 Ağustos, 2009

Ankaralı feminist grup FeministBiz, bugün Kızılay’da, YKM önünde hapishanelerde ve gözaltılarda kadınların maruz kaldığı cinsel tacize ve şiddete dikkat çeken bir eylem yaptı.

Seçin Varol ve Sevgin Duru’nun haberi.

Yirmi feminist kadının katıldığı eylemde, kadınlar hazırladıkları minyatür parmaklıkları etraflarına koyarak, üzerlerinde hapishanedeki kadınların maruz kaldıkları uygulamaları ifade eden; “Hapishanedeyim, doktora gidemiyorum çünkü yolda jandarma taciz ediyor” gibi ibarelerin bulunduğu çarşafları giymiş halde yere yattılar. Kadınların eylemi çevreden yoğun ilgi ve tepki gördü.
Feminist kadınlar hazırladıkları bildiride, kadınların cezaevlerinde yaşadıkları şiddetten gün be gün haberdar olamasalar da tahliye edilen kadınların anlattıklarının yaşanan baskıları ve şiddeti ortaya koyduğunu belirterek Sincan F Tipi Cezaevi’ndeki uygulamaları dile getirdiler.

FeministBiz: Hapishanede, gözaltında polis ve jandarma cinsel tacizine ve şiddetine son!

“Kadınlar Gözaltında ve Hapishanelerde Cinsel Tacize ve Şiddete Uğruyor” başlıklı basına ve kamuoyuna okunan bildiride şöyle denildi:
Kadınlar hastaneye giderken görevlilerin saldırısına ve cinsel tacizine uğruyor, doktor muayenesi sırasında askerler odadan çıkmıyor ve kadınlara hakaret ediyorlar. Hücrelerde ise askerlerin sözlü ve fiziksel tacizi süre giden olayların sadece bir kısmı. Direkt yaşam hakkının tehdidi olan bu durum, ölüme mahkûm edilen Güler Zere gibi, diğer tutuklu kadınların da yaşam haklarının gasp edilmesinin bir parçasıdır.

Hapishanelerde ve gözaltılarda kadınların bedeni üzerinde devam eden fiziksel ve psikolojik şiddet son bulmadığı gibi, yaşananlar her geçen gün artarak daha fazla kadının, yaşamını, sağlığını ve psikolojisini tehdit etmeye devam ediyor. Ve bu şiddet, yakın zamanda Genç-Sen’li kadın arkadaşlarımızın gözaltında yaşadığı cinsel taciz olayının da gösterdiği gibi, kadınları toplumsal mücadeleden, kamusal alandan dışlamanın, onları yıldırıp, dirençlerini kırmanın bir aracı olarak da kullanılıyor.”

FeministBiz oluşumu daha fazla kadının bu şiddeti yaşamaması için başta Adalet Bakanlığı olmak üzere yetkililerden bu uygulamalara son verilmesini istedi.

Kaos GL

2010 II. Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kongresi 1. Duyurusu

Posted in kadın kongre with tags , , , , , , , , , on Ağustos 27, 2009 by ifsaeylem1
  • Kongrenin Amacı: Nüfus planlaması tarihi göstermektedir ki, kadınlar, tıbbi tasarım içinde, birçok farklı ayrımcılık süreçlerinin içiçe geçmesiyle dışlanmıştır. Kadınları, özne olarak, süreçlere dâhil eden tıbbi uygulamalar göreceli olarak yenidir.

Tıbbın kurumsal tarihinde, ataerkil bir örüntüyle yapılmış olan kurgunun insancıl iyileştirme süreçlerine evrilmesi için tıp fakültelerinin kendi çabası ya da sosyal bir bakışı sağlayacağı düşünülen halk sağlığı ve deontoloji programları yeterli değildir. Onlarla diyalog halinde ama ayrı bir bakışı sergileyen sosyal bilimler alanlarının da katkısı gerekmektedir.

Kadın bedeni üzerindeki eril tahakküm, kadınların hayatını etkileyen pek çok başka alan gibi nüfus ve sağlık politikalarını da belirlemektedir. Günümüzde yüksek tıbbi teknoloji kullanılarak gerçekleştirilen, özellikle, üremeye yardımcı uygulamalara karşı eleştirel bir mesafeyi korumak ve durumu sorgulamak kadınlar açısından etik bir sorumluluktur.

Kadın sağlığı politikaları alanında mücadele yürüten kadın hekimler olarak, beden ve nüfus politikalarındaki manipülâsyonu açığa çıkarma ve bu konuda farkındalık yaratma sorumluluğu taşıyoruz. Kapitalizmin ataerki ile oluşturduğu işbirliğini anlamadan ve bu anlayışı sağlayacak “görme biçimleri” geliştirmeden yürütülecek mücadele, “ihtiyaçlar mücadelesi” ile sınırlı kalmaya mahkûmdur.

Devlet ve toplum arasındaki hayali alanda duran kurumlar içinde tıp kurumunun, toplumun önemli ve dışarıda bırakılan bir kısmı olan kadınları ve alt sınıfları dâhil ederek evrilmesi, kurumun kendi bütünlüğü açısından da elzemdir. Bu birlikteliğin kuramsal imkânı tıp kurumunun feminist eleştirisinde bulunmaktadır.

Bu nedenle, Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolunun Mayıs 2010 tarihinde düzenleyeceği Uluslararası II. Kadın Sağlığı Kongresinde bu eleştirinin imkânlarının paylaşılması amaçlanmaktadır.

  • Yeri: Ankara

  • Tarihi: Mayıs 2010

  • İşbirliği yapılan kurum: Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı

  • Kongre Sekreteryası: Müge Yetener-Didem Gelegen, TTB / Elif Ekin Akşit, AÜ Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı
  • Bilimsel Sekreterya: Feride Aksu Tanık, TTB / Alev Özkazanç, AÜ Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı
  • Oturum konuları:
    • Bilim, tıp, toplumsal cinsiyet ve iktidar ilişkileri
      • Bilimde cinsiyet ayrımcılığı
      • Nüfus politikaları
      • Kadın sağlığı politikaları
      • Tıbbi teknoloji: Kimin elinde, kimin yararına?
    • Kadınların çağları
      • Menarş, çocuk istismarı, ergenlik, hymen kontrolü, erken gebelikler, gebelikten korunma
      • Gebelikten korunma, küretaj, evlilik ve boşanmanın kadın ve çocuk ruh sağlığına etkileri, doğum, kısırlık, tecavüz, namus cinayetleri, toplumsal cinsiyet ve kadınlarda sık görülen psikiyatrik hastalıklar
      • Menopoz (uzaklardaki karargâhı görme, başkalarına cesaret verme çağı)
  • Atölyeler
    • Kadın hekim öyküleri
    • Tıp öğrencileri atölyesi: Gizli müfredat (tıp kültürü içinde toplumsal cinsiyet rolleri)
    • Hemşirelik atölyesi: Beyaz melek olmak istiyor muyuz?
    • Cerrah kadınlar: Ameliyathane sahnesinde

Sözlü ve poster bildiri kabul edilecektir.

Bildiriler için son başvuru tarihi: 15 Nisan 2010

İletişim için: Türk Tabipleri Birliği

GMK Bulvarı Şehit Daniş Tunalıgil sokak No: 2/17-23 Maltepe, 06570 Ankara

kadinhekim@ttb.org.tr

Tlf: (0 312) 231 31 79

Faks: (0312) 231 19 52

Ekim’de “LGB İşçiler Buluşuyor”

Posted in lgb işçi buluşması with tags , , , , , , on Ağustos 8, 2009 by ifsaeylem1



Salı, 28 Temmuz, 2009
Röportaj: Özge Gökpınar
Kaos GL tarafından düzenlenen “LGB İşçiler” buluşması başlıyor. Farklı şehirlerden eşcinsel ve biseksüeller olarak 24-25 Ekim 2009’da, Ankara’da çalışma hayatı içinde yaşadığımız sorunları paylaşmak ve sendikal süreç içindeki problemleri maddelemek ve ileriye dönük bu sorunları nasıl aşabileceğimizi tartışmak amacıyla buluşuyoruz.

24-25 Ekim – Ankara

Yıllardır Kaos GL olarak çalışma hayatında LGBTT bireylerin yaşadığı sorunlara karşı oldukça duyarlı bir yaklaşım sergileyerek, hem danışmanlık hem de tanıklık gösterme amacıyla raporlama yapmaktayız. Şimdi ise bu buluşmada sendikaların LGB çalışanlarına karşı tutumu belirlemeye çalışıyoruz.
Kaos GL olarak bu çalışmayı ve sonunda yapılacak olan  buluşmadaki amaçlarımızın ilki gey,lezbiyen ve biseksüel çalışanın çalışma ortamında ve sendikalaşma süreci içerisinde yaşadıkları problemlere dikkat çekmek ve bu konuda neler yapılabileceğini belirlemektir.
Bunlara ek olarak, bu sorunların neler olduğunu ve türlerini de toplumla paylaşabilmek için toplamış olduğumuz tüm verileri içeren bir “Çalışma Hayatında LGB Çalışanların Sorunları” başlıklı bir kitabın basılması, LGB çalışanların sendika süreçlerinin ve sendikaların bu çalışanlara bakışının irdelenmesi, belli başlı sendikaların tüzüklerinin incelenmesi, bu bireylerin yasal hakları ve çalışanlara yönelik hukuki süreçlerin incelenmesi de amaçlarımız içerisindedir.  Ve en sonunda 100 adet sendikaya ait sendika tüzüklerinin incelenmesinden çıkan sonuçları ve yasal haklar/prosedürleri içeren bir rapor, sendikaların LGB çalışanlara yönelik tavrını açıklayan bir rapor, LGB çalışanların sorunlarını aydınlatan bir rapor ve bu üçünün birleştirilip tek rapor haline getirilmesini amaçlıyoruz.
Bu en son raporu da 20 katılımcının yer alacağı “LGB İşçi Toplantısı” içerisinde hep birlikte değerlendirilmesini planlıyoruz.
Türkiyede’ ki Mevcut Durum

Lezbiyen,gey ve biseksüel çalışanlar, sadece cinsel yönelimleri, hayata karşı tutumları, işyerinde gizlemek zorunda bırakıldıkları yaşam biçimleri ile çalışma hayatı içerisinde bir çok sorunla karşı karşıya geliyorlar. Bunların en başında işyerlerinde yaşadıkları yalnızlık geliyor. Çünkü paylaşım anlamında özel alanlarına dair hiçbir şeyi gündeme getiremiyorlar. Yalnızlığa ek olarak, sadece cinsel yönelime dair bir şüpheden kaynaklı olarak çalışma hayatında terfi etmeleri engelleniyor, dışlanıyor ve dahası işten çıkartılıyorlar. Ayrımcılık her alnda olduğu gibi, sendikal sürece de yansıyor.
Sendikal süreç içinde Türkiye’ deki onlarca sendika içerisinde çalışma mevzuatına cinsel yönelimden kaynaklı ayrımcılığa karşı maddeler ekleyen ya da bu nedenle bir yönerge öneren ve yürürlüğe sokan sendika sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.
Yurtdışındaki bir çok sendikanın LGB çalışanlara yönelik sekretaryası varken ve bu alanda bir çok gelişme yaşanırken ülkemizdeki sorun hala devam ediyor. Sendikalı çalışanların güvencesi varken, sendikalı LGB çalışanlar aynı haktan yararlanamıyor.
Ne yapmak istiyoruz?

Kaos GL tarafından düzenlenen “LGB İşçi Buluşması” ile 20  lezbiyen, gey ve biseksüel çalışanı bir araya getirecek 2 günlük bir etkinlik gerçekleştirmek istiyoruz.

Bu etkinlikte; yukarıda bahsi geçen raporun sunulması, işyerlerinde ve sendikalarda açılma, işyerlerinde yaşanılan sorunlar, lezbiyen-gey-biseksüel İşsizler, sendikalarda hetero-normatif yapı, uluslararası sendikal şemsiye örgütler cinsel yönelim ayrımcılığı ve homofobiye karşı mücadele gibi birçok konuda çeşitli sunum ve atölyeler eşliğinde paylaşımlarda bulunmayı amaçlıyoruz.

Etkinliğe katılan çalışanların, sürekli iletişimde kalması için bir ağ oluşturma, ayrıca Kaos GL’ nin çalışma hayatına dair düzenlediği her türlü eğitim ve toplantıya, örneğin LGB İşçi Buluşmasından sonra yapılacak olan final toplantısına katılımını teşvik etmeyi amaçlıyoruz.

*Etkinlik basına kapalıdır.

Bu etkinliğe katılmak isteyenlerin, mülakat sorularını,  ekteki formu ve anketi en geç 15 Eylül’ e kadar doldurup ozge@kaosgl.org adresine göndermelerini bekliyoruz. Ankette kutucukların içini doldurmak için kutunun üstüne mouse (fare) ile sağ tıklayıp çıkan özellikler sekmesinden “varsayılan değer” kısmını “onaylandı” olarak işaretleyiniz.

Mülakat Sorularını indirmek için TIKLA
Formu indirmek için TIKLA
Anketi İndirmek İçin TIKLA

Çağla ve Melek’in Hakkını Savunmak İçin LGBTT Olmanız Gerekmiyor

Posted in hukuk yargı, nefret cinayetleri with tags , , , , , , , , , , on Temmuz 6, 2009 by ifsaeylem1

Bir de tersinden bakın! Ya siz heteroseksüel olduğunuz için öldürülseydiniz ve biz bunu doğal hatta “gerekli” kabul etseydik?

Eskişehir – BİA Haber Merkezi
06 Temmuz 2009, Pazartesi

Hayvan değiliz, ama hayvan haklarını savunuyoruz. Çocuk değiliz, ama çocuk haklarını da koruyoruz. Siyah değiliz, işçi değiliz, kadın değiliz, fakir değiliz, Kürt değiliz, başı örtülü değiliz, engelli değiliz, Ermeni değiliz, o değiliz bu değiliz…

Ama yeri geldiğinde hepsinin yanında olabiliyoruz!

Kısacası “karşı” taraftan olmasak da, her birimizin nedenleri ayrı olsa da, aslında sonuç bizi, yaşam tarzımızı ya da geleceğimizi tırnak içinde hiç etkilemeyecek olsa da empati kurup çeşitli kişilere kurumlara ya da yaklaşımlara destek verebiliyoruz.

Peki, sıra LGBTT haklarına geldiğinde neden susuyoruz?

“Heteroseksüel” dünyanın “heteroseksüel” bireyleri olan bizler her türlü hakkı kendimiz için doğal ve kaçınılmaz bulurken; neden bizim gibi olmayanlara en temel hak olan yaşam hakkını fazla görüyoruz?

Henüz 28 Haziran’da Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüeller (LGBTT) büyük bir coşkuyla ve bir şeylerin değişebileceği inancıyla 17. LGBTT Onur Haftası yürüyüşünü gerçekleştirmişlerdi ki; daha onun sevinci bile doyasıya yaşanamadan, 29 Haziran sabahı gözlerini yeni bir acıya açtılar.

Bir arkadaşlarını, transseksüel olan Hadise‘yi, son 3 yılda kaybedilen diğer 29 kişi gibi yine bir nefret cinayetine kurban verdiler ki bu sayıyı sadece gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan haberlerden biliyoruz.

Üç yılda 30 kişi!

Sebep: heteroseksüel dünyanın ezberini bozmak!

Sonuç : yargısız, sorgusuz sualsiz, en vahşi haliyle ölümler ve gerekli kanun düzenlemeleri olmadığı için asgari cezalarla en kısa sürede aramıza dönecek olan katiller!

Şimdi her şeyi bir tarafa bırakın, tüm önyargılarınızdan kapının öte yanında soyunun ve bu yazıyı okumaya öyle devam edin.

Eşikten başka bir dünyaya adım attığınızı ve o dünyanın bugünkünden çok farklı olduğunu hayal edin. Artık eşiğin öte yanındasınız, bu dünya tüm bildiklerinize aykırı! Tüm ezberlerinizi bozun çünkü burada siz çoğunluğa değil azınlığa dahilsiniz. Siz ve sizin gibi küçük bir azınlık heteroseksüel sadece; geri kalanlar yani dünyanın geneli eşcinsel!

Artık yaşamınızın hangi devresi olur bu bilemem ama bir şekilde bu gerçeğin farkına vardınız, önce kendinizle barıştınız güç bela, sonra etrafınıza açıldınız yavaş yavaş…

Tabi genele uymadığınızdan önce size “hasta” gözüyle baktılar, en yakınlarınız bile bu sırrınızı kabul etmekte zorlandılar, kapı kapı her doktoru dolaştınız bu derde deva bulabilmek için, tabi zorla!

Bunun geçici bir durum olduğuna, iyileşebileceğinize inanan yakınlarınız baktılar ki sonuç değişmiyor, bu sefer sizi ötekileştirdiler sapıklıkla yaftalayarak!

Çoğu kez sizden kaçtılar… En yakınınızdakilerin bile desteğini alamazken, tek başınıza ayakta kalmaya çalıştınız. Herkes gibi iyi bir eğitim almaktı hayaliniz ama okulda barındırmadılar sizi, çalışmak istediniz iş vermediler, aşık oldunuz açılamadınız ya da açıldınız alay konusu edildiniz, en adi en ağza alınmaz lafları işittiniz, gururunuz yerle bir edildi her fırsatta, herkesin başına gelebilecek ve üstelik mağdur tarafın siz olduğu durumlarda sadece cinsel yöneliminiz nedeniyle hiçbir hakkınız gerektiği gibi korunmadı ilgili mercilerce!

Ve bir gün cinsel kimliğinizden başka hiçbir farkınız yokken ötekilerden, insan olduğunuz gerçeği de unutuldu. En vahşi, en acımasız ve en keyfi haliyle yaşam hakkınız elinizden alındı, cesediniz bir yol kenarında tesadüfen bulundu ki bulundu ise şanslısınız; en azından sizi yok sayan bu dünyada, bilmem hangi mezarlıkta bir yeriniz olacak!

Nasıl ama yukarıdaki tablo? Ki bu en yalın, en basit örnekleriydi başınıza gelebileceklerin! Ya dünya, yukarıdaki gibi, heteroseksüel bireylerin çoğunlukta olduğu bir yer olmasaydı? Siz ya da sevdikleriniz, sadece cinsel kimliğiniz nedeniyle, yani sadece kişinin kendisini ilgilendiren bir sebepten ötürü her türlü ayrımcılığa, şiddete, sömürüye ve aşağılanmaya maruz bırakılsaydı? Daha da kötüsü ölümle cezalandırılsaydı? O zaman ne hissederdiniz? Yine bugünkü gibi susar mıydınız ya da sadece duyduğunuz anlık üzüntülerle mi yetinirdiniz? Herkesle her şeyle kurduğunuz empatiyi hadi bu seferlik de LGBTT’lerle kurun ve her şey bir yana yaşam hakkının sorgusuz sualsiz bu dünya üzerinde varolan her canlıya tanınması gerektiğini hatırlayın!

Bu dünya üzerindeki her canlının koşulsuz yaşam hakkı olduğunu ve kendimizinkine, bize benzeyenlerinkine ne kadar sahip çıkıyorsak; bizden farklı olanlarınkine de o kadar sahip çıkmamız ve saygı duymamız gerektiğini unutmayın!

Türk Ceza Kanunu’nda nefret sucu tanımı yapılmadıkça LGBTT bireylere yönelik suçların failleri ceza indirimlerinden faydalanmaya devam edecekler.

Anayasal eşitliği düzenleyen 10. maddeye cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibareleri eklenmedikçe bu failler kendileriyle eşit bir yurttaşa yönelik suçlar işlediklerini bilmeyecek, yargı keyfi uygulamalarına devam edecek.

Siz heteroseksüel bireyler, tamamen toplumsal cinsiyet temelli, patriarkal öğretilerin getirdiği ön yargılarınızla LGBTT bireylere karşı işlenen nefret suçlarına karşı sessiz kaldıkça Ahmet Yıldız, Dilek İnce, Ebru, Melek ve Hadise‘nin acısına yeni acılar eklenecek.

Belki de bir sonraki kurban hemen yanı başınızda tanıdığınız biri, belki hala “düzelir” umuduyla beklediğiniz biricik evladınız olacak!

Unutmayın, cinsel kimliği her ne olursa olsun, yaşam hakkı elinden alınan bir “insan”. Tıpkı sizin gibi, eşiniz, çocuğunuz, anneniz, babanız gibi…

Homofobiyi bir kenara koyun, insanca yaşamak ve daha önemlisi yaşamak için mücadele veren, sizin gibi olmayan ama ne size ne yaşam tarzınıza, ne inançlarınıza ne de sizin kabul ettiğiniz bu dünyaya tehdit oluşturmayan LGBTT bireylere destek olun. Nefret Suçları yasal olarak tanınsın. Anayasa’nın 10. maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibareleri eklensin. Sizden hiçbir farkı olmayan onca insanı katledenler hızla yakalansın ve etkin bir şekilde yargılamayan sorumlular adil bir şekilde soruşturulsun. Adaletin yanlış işlerliğine sadece sizi ilgilendiren konularda kendiniz için ses yükseltmeyin; hak ve hürriyetler herkes için savunulursa ancak tam anlamıyla korunabilir.

LGBTT bireylerin insan haklarının, temel bir insan hakları meselesi olduğu kavranmalıdır. Yaftalanmaktan korkmadan buna inanan herkes LGBTT’lerin hakları adına ses çıkarabilmeli ve destek olmalıdır.

LGBTT’leri desteklemek için de lezbiyen, biseksüel, travesti, transseksüel ya da gey olmanız gerekmez, insan olun, insana değer verin yeter!

Eğer bu yazıyı sabırla buraya dek okuyabildiyseniz, bilmelisiniz ki bu hafta içi öldürülen iki LGBTT’nin duruşması var.

Melek 11 Nisan 2009’da katledildi. Çağla ise 21 Mayıs 2009’da…

Katiller yakalandı, davalar açıldı ama henüz adalet yerini bulmadı. İnsanların kimliklere duyulan düşmanlık nedeniyle öldürülmemeleri için, etkin, etkili soruşturmalarla faillerin yakalanması ve katillerin haksız tahrik indirimleri ile ödüllendirilmemesi için sadece LGBTT’lerin orada olması yetmiyor maalesef!

Size de ihtiyaç var! “Bir kişiden n’olur” demeyin, “orada olursam” ya da “bu yazıyı tanıdıklarıma yollarsam başkaları ne der” diye düşünmeyin, bunların hiç biri giden bir canın ardından üzerimizde hissetmemiz gereken sorumluluğu yok etmeyeceği gibi, vicdanımızı da huzura erdirmez.

Unutmayalım, yaşamak herkesin en temel hakkıdır ve önemsiz gibi gözüken küçücük adımlar, bir araya geldiğinde, büyük farklar ve sonuçlar yaratır. (PA/EZÖ)

Çağla’nın duruşması:

Yer : Ankara Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesi

Tarih : 08 Temmuz 2009     Saat : 10.30

Melek’in duruşması:

Yer: Ankara Adliyesi 6. Ağır Ceza Mahkemesi

Tarih : 9 Temmuz 2009   Saat :14.00

* Pınar Avcı, öğrenci, Eskişehir, Anadolu Üniversitesi, İletişim Fakültesi