ayrımcılık için arşiv

HIV Değil Önyargı Öldürür…

Posted in aids with tags , , , , on Kasım 30, 2009 by ifsaeylem1
Pazartesi, 30 Kasım, 2009

Hangimiz HIV Pozitif? Ne fark eder? HIV değil önyargı öldürür…

HIV+ olmanın öldürmediği ama Türkiye’de HIV+ olmanın önyargılarımız sebebiyle HIV+ bireyleri ölüme sürükleyebileceği gerçeği apaçık ortada. Saklanmak, gizlenmek, açıklamamak ve dolayısıyla da tedavi olmamak bizlere dayatılan en gerçek dayatma ne yazık ki hâlâ daha.

Adorno M. yazdı.

Hepimiz günlük yaşamlarımıza bir şekilde toplumsal önyargılarla ve toplumsal korkularımızla devam ederken 21. yy’da başımızda bizim için yaratılan kocaman bir kâbusla nefes alıyoruz; HIV pozitif ile. Bize kâbus olarak öğretilen, ilk başlarda bizlere bir eşcinsel hastalığı olarak tanıtılmış ama artık günümüzde her yerde ve herkeste karşılaşabileceğimiz türden bir hastalık olan AIDS ile ve de. Tabii ki de “önyargılar” ve “dayatmalar” birer hastalık olarak kabul edilseydi, gerek ülkemizde gerekse de dünyada AIDS’e yakalanan insan sayısını “önyargı” ve “dayatma” hastalığına kapılmış insanların sayısına göre belki de ciddiye almayacaktık ve çağımızın vebası “AIDS – Edinsel Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” değil “ Edinsel Önyargı Fazlalığı Sendromu” olacaktı.
Hâlâ daha insana dair pek çok şeyi kavrayamamış olsak da – insanların neden esnediğiyle ilgili kafa patlatanları bizden ayrı tutuyorum – bizlere ve yaşamlarımıza dair oynanan oyunların sonuçlarını görmezden gelmeyi kabul etmemeliyiz kanımca. Ayrımcılığın her türlüsüne pek müsait kapitalizm artık hastalıklar ve ölümler üzerinden bile prim yapa dursun, gerek ilaç firmalarının cepleri bol keseden dolsun, biz yine de yanı başımızdaki bu “gerçek” ile yaşamayı öğrenerek, AIDS hastalarının durumunu irdeleyerek en azından yılın bu günü olan 1 Aralık’ta empati yetimizi çalıştıraduralım.
Bu nedenle bu yazıyı kaleme alıyorum. HIV pozitif olup olmadığımla ilgilenmeden. Kimin HIV pozitif olduğunu sorgulamadan. Bu gerçeğin gerçekten bizi yaşamaktan alıkoyabileceğini fark ederek…
Aslında 25 yıllık bir mazisi olmasına karşın, ilk olarak milenyum başlangıcında adından söz etmeye başlanılan AIDS’in çözümleri hâlâ daha aranırken, bizlere özellikle eşcinsel erkekler arasında ortaya çıktığı yalanıyla dayatılan AIDS hakkında hâlâ kafamız karışık. Dünya Sağlık Örgütü bugüne kadar 25 milyondan fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan AIDS’in hâlâ daha heteroseksüel çiftler arasında yayılmadığını söylerken, 2007 yılında dünyada 33 milyon kişinin HIV pozitif olduğu gerçeği yanı başımızdayken aslında WHO’nun raporlarını bile toplumsal cinsiyet ve ayrımcılık arzumuz dolayısıyla Türkiye’ye çarpıtılarak sunduğumuz açıkça ortada.
WHO aslında bizlere heteroseksüel çiftler arasında eski hızıyla AIDS’in yayılmadığını söylerken, yurdum basını milenyum öncesi ABD basını politikasını takip ederek, AIDS’in eşcinsel ilişkiyle bulaştığı yalanına bizleri bulaştırırken aslında gerçeklerden nasıl bu kadar uzak olabildiğimizi kimse sorgulamıyor sanırım. En azından sorgulasaydık “Doğan”lar akbaba olmaz, kendisini de zümrüdü anka kuşu sanmazlardı. Öte yandan ABD’nin iç politikaları rahatlıkla eleştirilebiliniyorken bizim AIDS konusundaki duyarsızlığımız da gerçekten çok ilgi çekici. “Atın ölümü arpadan olsun” ya da “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığıyla yetiştiğimiz için olsa gerek, elin Tony Kushner’i çıkıp da kendi ülkesini – ABD – AIDS politikaları sebebiyle senaryolarında – Angels in America – eleştirirken, ABD’yi AIDS ve HIV+ eşcinselleri tedavi etmemekle suçlarken, insanlara plasebolar verildiğini yazarken ve oynarken, bizler elimizdeki Sağlık Bakanlığı verilerimize bakıp Türkiye’deki HIV pozitif ve AIDS vakası azlığından ötürü mutluluk duyuyoruz galiba.
Sağlık Bakanlığı 2008 yılına kadar toplamda 3370 kişinin HIV+ ve AIDS vakasıyla karşılaştığı “gerçeğini” bizlerle buluştururken bundan duyacağımız mutluluğu göz ardı etmiş olmalı. Tabii ki de Türk medyalaması söz konusu AIDS ve HIV+ olduğunda damarlarında bulunan asil ajitasyonla HIV+ çocukların okullarında yaşadığı sorunları dile getirmiş hatta velilere “Çocuğunuzun okulunda AIDS’li öğrenci bulunmasına tepkiniz ne olurdu?” gibi faşizan ve arkaplanda ayrımcı anketlemelerde de bulunmuştu. Sonuç hiçbir zaman değişmedi tabii ki de. AIDS hakkında bilgilendirilmeye çalışsak da, AIDS’in kan yoluyla bulaşabildiğini anlasak da her zaman söz konusu ayrımcılık olduğunda bütün özel yeteneklerimizi ortaya çıkartıp, HIV+ ve AIDS’li hastalara karşı inanılmaz derecede “hassas” davranmayı başarabildik. Gerçi kutsal paranoyalarımız her zaman işlevini sürdürdü, hepimiz toplumsal hayattan ve yaşamdan nefret eden manyaklar olduğumuz için HIV+ bireylerin de sinema sinema dolaşarak kıçımıza kanlı iğneler saplayacağından ya da bilumum fast food restaurantlarında ketçap şişelerini kanlayacağından korkup durduk. Aslında bizim beynimize kan gitmediği gerçeğinden oldukça uzaktık bu sırada, hepimiz HIV+ birini duyduğumuz anda kaçmamız gerektiği, uzaklaşmamız gerektiği ve hatta yok etmemiz gerektiği kanısına öyle bulaşmıştık ki, aramızdan ünlü türkücülerimiz çıkıp HIV+ gibi hassas bir konu üzerine şarkılar türküler dahi yazabildi, hiç ses çıkarmadık. Durum aslında 2009 yılında Türkiye’de bu kadar içler acısıyken, bizlere arkaplanda eşcinsel ayrımcılığıyla sunulan AIDS ve HIV gerçeğiyle yüzleşen HIV+ bireyler tedavi olmamayı seçme veya tedavi sürecinde travmatik durumlar yaşamaya mecbur bırakıldıklarını hissediyorlar ne yazık ki.
HIV+ olmanın öldürmediği ama Türkiye’de HIV+ olmanın önyargılarımız sebebiyle HIV+ bireyleri ölüme sürükleyebileceği gerçeği apaçık ortada. Saklanmak, gizlenmek, açıklamamak ve dolayısıyla da tedavi olmamak bizlere dayatılan en gerçek dayatma ne yazık ki hâlâ daha.
Tabii ki de HIV+ olmadan yaşanan ayrımcılığı ve tabuları fazlasıyla anlayamayan biri olsam da, sanırım son olarak aşağıda sözlerini yazacağım İsmail Türüt’ün “AlDS Hastalığı” adlı şarkısı ülkemizdeki son durum hakkında son sözleri benim yerime söyleyecektir.
HIV+’in öldürmediği sadece önyargıların HIV+ bireyleri ölüme sürüklediği gerçeğiyle artık yüzleşmemiz dileğiyle.
AIDS HASTALIĞI – İSMAİL TÜRÜT
Aids hastalığı hoşgeldin,
İnsanlıktan çıkanları al götür
Gelecek zamanı ne güzel bildin,
Belleğini yıkanları, al götür

Al götür al götür
Babam olsa al götür,
Eşek cennetine götür

Sokakları doldurmuşlar kopuklar
Ancak bu pisliği bu illet paklar
Ameliyat oldu cinsi sapıklar
Erkeklikten bıkanları
Al götür al götür
Babam olsa al götür,
Eşek cennetine götür

Arkadan bakınca tipe bak tipe
Sonradan dönmeymiş sıpa oğlu sıpa
Kolunda bilezik kulağında küpe
İncik boncuk takanları al götür

Aman garip ismail’im sermayem sazımdır
En büyük tehlike neme lazımdır
Lazı, Kürdü, Abazası, Çerkezi, Boşnağı, Arnavudu hepsi bizimdir
Yurda nifak sokanları canımızı yakanları
Al götür al götür
Babam olsa al götür,
Eşek cennetine götür…
Kaos GL
Reklamlar

suç duyurusu

Posted in ayrımcılık - şiddet, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık with tags , , , , on Ekim 14, 2009 by ifsaeylem1

Son iki aydır travesti ve transseksüellere yönelik para cezalarını
kaldırmak için başlattığımız kampanyamızın devamı olan ikincisini gerçekleştiriyoruz.
İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gelen Hüseyin Çapkın hakkında suç
duyurusunda bulunacağız, Hüseyin Çapkının emriyle travesti ve transseksüellere uygulanan para cezalarına hayır diyoruz.

Basınaçıklamasının yapılacağı yer:

Şişli adliyesi önü
Tarih:15 Ekim 2009
Saat:13:30’da

Çağrıcılar

İstanbul-lgbtt Sivil Toplum Girişimi

EHP’li LGBTT’ler

Kadın Kapısı

Nefret Cinayetlerini Duyuruyoruz İnisiyatifi

Sokakta yürümek transeksüellere yasak!

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , , , , on Eylül 23, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 23 Eylül, 2009
Transeksüel Deniz Deniz’e polis kaldırımda yürürken trafiği engellediği gerekçesiyle ceza kesti. Deniz: “Karakolda üç saat tuttular. Sokağa çıkamaz olduk”
İstanbul İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın uygulamaya koyduğu, kestikleri ceza ve yakaladıkları suçlulara göre polise puan verilmesi işlemi, transeksüeller ve travestiler için cezalandırmaya dönüştü. En son, yaklaşık beş yıl gazetecilik yaptıktan sonra transeksüel olan Deniz Deniz, bayramın ilk günü Osmanbey’de kaldırımda yürürken, ‘trafiği tehlikeye düşürdüğü’ iddiasıyla 62 TL cezaya çarptırıldı. Gözaltına alınan Deniz, karakolda, ceza makbuzunun gelmesi için üç saat bekletildi. Transeksüel ve travestiler, ‘Puanlama Sistemi’ni protestoya hazırlanıyor.
Radikal’de 18 Eylül’de yayımlanan ‘Travestiyi eve hapsetme bonusu’ başlıklı haberde yeni İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın polislere kestikleri ceza ve yakaladıkları suçlu kadar puan verilmesi sisteminin yarattığı sorunlar anlatılıyordu. Haberde polisler daha sonra istedikleri bölüme geçmelerini sağlayacak puanları almak için travesti ve transseksüelleri hedef seçip ve sürekli olarak ceza kesip puan topladıkları anlatılıyordu.
Bunun son örneği, daha önce beş yıl gazetecilik yapan ve daha sonra transeksüel olan Deniz Deniz oldu. Deniz, bayramın ilk günü Osmanbey’de kaldırımda yürürken ekiplerce durdurularak, ‘Trafiği Tehlikeye Düşürmek’ suçundan hakkında tutanak tutuldu. Harbiye Polis Merkezi’ne götürülen Deniz’e 61 TL ceza yazıldı. Deniz’in ceza makbuzunu alabilmesi üç saat sürdü. Transseksüel olduğu için bu uygulamaya maruz kaldığını savunan Deniz “Eskiden gündüz almıyorlardı, şimdi gündüz de sokakta yürüyemez olduk” dedi. Deniz, yaya olarak yürürken yazılan 61 TL’lik trafiği tehlikeye düşürme cezayı öderken de sıkıntı çektiklerini belirterek, “Maliyeye gittiğimiz zaman, plaka soruyorlar” dedi.
Bu arada, ‘puanlama sistemi’ mağduru travesti ve transeksüellerin sayısı da git gide artıyor. Transeksüel Ebru Kırancı, şöyle dedi: “Kadın kimliğim olmasına rağmen bana, ‘Kadın kıyafeti giymiş erkek’ olarak kabahatler kanununa göre ceza yazıyorlar. Polis bu sistemi sürek avına çevirdi. Ceza yazmak için yarışıyorlar.”

Ertan Kılıç

Radikal
09/23/2009

Polisler de Eşcinsel Olabilir

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , on Eylül 23, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 23 Eylül, 2009

Milliyet’in bugünkü (23 Eylül 2009) haberine göre, “Emniyet Genel Müdürlüğü , eşcinsel görüntülerinin yer aldığı kaseti ortaya çıkan polis müdürü M.A. hakkında soruşturma başlattı. M.A. soruşturma sürecinde verdiği dilekçeyle teşkilattan istifa etti. Milliyet’in aldığı bilgiye göre, emniyet teşkilatında rahatsızlık yaratan olay iki hafta önce patlak verdi. Personel Dairesi’ne Ankara dışından gönderildiği anlaşılan bir zarftan çıkan CD’de, Karabük’te görevli 4. sınıf bir emniyet müdürünün bir erkekle birlikte görüntülerinin bulunduğu görüldü”.

Daha önce benzer bir olay Erzincan Emniyet Müdürlüğünde yaşanmıştı. Bu olay üzerine Kaos GL Derneğinden Ali Erol, kaosgl.org’da, “Emniyet Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliğinin Antalya’da düzenlediği ve aynı basına “Türk polisinde ‘gay’ ve ‘dost’ açılımı” haber başlığıyla yansıyan ‘Disiplin, Dava, Mevzuat ve Adli Yardım’ seminerinden bu yana henüz altı ay bile geçmedi. Gerçi “açılım” basının okumasıydı, yoksa aynı hukuk müşaviri Osman Karakuş, “Alman polisi gey olabilir ama Türkiye’de böyle bir şey mümkün değil” diyerek olası yanlış anlamalara ve açılımlara mahal vermemek için noktayı koymuştu.” Diye yazmış ve devamında; “Türkiye’de açılımların kolay olmadığını tecrübe etmediğimiz alan kalmış mıdır? Öyle ki aman açılım diyerek mevcut hallerin daha da gerisine gidilmesin ile yetinmek zorunda kalabiliyoruz. Haliyle “Almanya polisinde olur da, Türkiye polisinde neden mümkün değil” sorusuna Türkiye Emniyetinden anlamlı ve mantıklı bir cevap beklemek zorlayıcı, şimdilik boşuna olabilir” yorumu üzerinden birkaç ay geçmesine rağmen halen geçerliğini koruyor.
Emniyet Müdürlüğü eşcinsel ve biseksüel polisleri cinsel yönelimleri nedeniyle cezalandırmaktan bir an önce vazgeçmeli. Geçmişte özellikle etnik köken, din, mezhep, coğrafi yer üzerinden yapılan ayrımcı uygulamaların yeni hedefinde eşcinsel ve biseksüel kadın ve erkekler mi var?
Emniyet Genel Müdürlüğünün eşcinsel ve biseksüel çalışanlarına karşı gösterdiği önyargılı tutum ve davranışlar aynı zamanda bize “eşcinsel, biseksüel, transeksüel” vatandaşlarla nasıl ilişkilendikleri konusunda bilgi veriyor. Kendi içinde bir eşcinsele tahammül gösteremeyen ve suçlu muamelesi yapan Emniyet Genel Müdürlüğü doğal olarak bütün eşcinsel, biseksüel ve transgender vatandaşlara da aynı muameleyi hatta daha kötüsünü yapacaktır. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün transgender kadınlara karşı uygulaması aslında bize bunu çok güzel gösteriyor.
Eşcinsellik suç ve hastalık değildir. Eşcinsel çalışanları işten atarak, eşcinsel realitesi ile yüzleşemezsiniz. Tam tersine eşcinsel ve biseksüel çalışanlarınız olduğunu ve bu çalışanların heteroseksüel çalışanlardan hiçbir farkı olmadığı gerçeği ile yüzleşmeniz gerekiyor.
Çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı suçtur ve istifa etmek zorunda bırakmak ya da istifaya zorlamak da suçtur. Mağdur polisler Kaos GL ile iletişime geçmeleri durumunda her türlü hukuk desteği kendilerine sağlanacaktır.
Kaos GL, 24-25 Ekim 2009’da Federal Almanya Cumhuriyeti Devletinin destekleriyle eşcinsel ve biseksüel kadın ve erkeklerin çalışma hayatında karşılaştıkları sorunların tartışmaya açılacağı bir etkinlik organize ediyor. İşten atılan, istifaya zorlanan bütün gey, lezbiyen ve biseksüel kadın ve erkekleri buluşmaya davet ediyoruz.
Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu bu konuda ne yapmayı düşünüyor? TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu mağdur polislerin başvurusunu beklemeden neden harekete geçmiyor? Soruları bugün için kendi kendimize soruyoruz. Ancak yarın bir gün bütün toplum olarak bu soruları sormaya başladığımızda ne olacak.
Emniyet Genel Müdürlüğü, eşcinsel ve biseksüel çalışanları konusunda, bizimle iletişime geçebilir. Biz Emniyet Müdürlüğünü, Hollanda, İsveç, Almanya, İngiltere’deki Polis Birlikleri ile bu birliklerdeki Gey-Lezbiyen polislerle bir araya getirebilir, çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığını önlemeye yönelik çalışmaları birlikte yürütebiliriz.

NTV-Banu Güven:
http://video.ntvmsnbc.com/#v228131236105233047012112238243238052086095196177

Kaos GL

HIV/AIDS Korkusu Cinsel Azınlıklara Nefretten Besleniyor

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 16 Eylül, 2009

HIV/AIDS Korkusu Cinsel Azınlıklara Nefretten Besleniyor

PYD’den Murat Yüksel “Cinsel Haklar ve Siyaset” panelinde cinsel azınlıklara nefretin toplumda HIV/AIDS virüsü taşıyanların tedavi olmasına engel teşkil ettiğini ve bunun da virüsün yayılmasına neden olduğunu söyledi.
Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nin düzenlediği “İkinci Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu (CSBR) Cinsellik Enstitüsü: Türkiye’de Cinsel Haklar ve Siyaset” panelini dün (15 Eylül) akşam, Beyoğlu’ndaki Goethe Enstitüsünde gerçekleşti.
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Aras Güngör, Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği (EL-DER) ve Çanakkale Toplum Merkezi adına Nigar Etizer Karacık vePozitif Yaşam Derneği’nden (PYD) Murat Yüksel‘inkonuşmacı olduğu panelde Yüksel Türkiye’de cinselliğe dayalı ayrımcılığın HIV/AIDS’le nasıl örtüştüğü üzerine konuştu.
“Cinsellik söz konusuysa tabular devreye giriyor”

Yüksel’in verdiği bilgiye göre dünyada HIV/AIDS tanısı konulan insanların sayısı 40 milyondan fazla, yarısından çoğunu kadınlar oluşturuyor ve çoğu Afrika ülkelerinde.
Bugüne kadar AIDS nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı İkinci Dünya Savaşı’nda ölenlerin sayısını geçiyor.
Yüksel Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından 1989’dan bu yana HIV/AIDS’e ilişkin verilerin tutulduğunu aktardı.
“O tarihten 2008’e kadar toplam HIV/AIDS’li sayısı 3 bin 300. Yarısından çoğu erkek.
“HIV/AIDS’in kan aktarımı ve anneden çocuğa geçmesi dışında bulaşma yollarından biri de cinsellik. Cinsellik söz konusu olduğunda tabular devreye giriyor. İnsanlar test yaptırmaktan çekiniyor, çünkü damgalanmaktan korkuyor. Test yaptırmayınca tanı konulamıyor. Gerçek rakamları da bilemiyoruz.”
“Virüs yayılıyor, Bakanlık önlem alsın”

Yüksel cinsel yönelimin de bu ayrımcılıktan payını aldığını söyledi:
“Cinsel azınlık da HIV/AIDS virüsü taşıyanlar da ‘hastalıklı’ damgası yediği için test yaptırmaya cesaret eden bile cinsel yönelimini ifade etmiyor.”
Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2006’da 296, 2007’de 270 ve 2008’de 450 kişiye HIV/AIDS tanısı koyuldu.
Yüksel bu rakamların gerçeği yansıtmasa bile tedbir almak için artışı iyi ifade ettiğini söylüyor.
HIV/AIDS’nin Türkiye’de 1980’lerin sonunda gündeme alındığını hatırlatan Yüksel “İlk zamanlar yapılan çalışmalar ‘AIDS’le savaş ya da mücadele’ydi. Ancak HIV/AIDS tanısı koyulanları toplumdan izole etmek yöntemi söz konusu. Bu da insanların tedaviye erişiminin önünde ciddi bir engel” dedi.
Geçtiğimiz dönemde Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir reklam kampanyasını örnek gösteren Yüksel kampanyanın sloganının “Kimi ilişkiler ayağınızı yerden keser” olduğunu ve bu sloganın morga yatan bir ölü fotoğrafıyla verildiğini anlattı.
“Yani ayrımcılık sürüyor. Buradaki ‘kimi ilişkiler’le verilen mesaj cinsel eğilimi toplumun ötekileştirdiği, kabul etmediği insanlarla ya da seks işçileriyle seks yapmak. Kızılay’da bile kan vermesi yasaklanan bireyler içinde ‘yabancı uyruklu seks işçileriyle seks yapmış ya da homoseksüel’ bireyle var. Bu düpedüz ayrımcılıktır.”
Kadınlar açısından durumun çok da değişmediğini söyleyen Yüksel cins iktidarının ‘kondom kullanmaya erkek karar verir’ gibi yargılar üzerinden ayrımcılığın sürdüğünü belirtti.
“HIV’e karşı korku, toplumun kabul etmediği cinsel azınlıklara, çok eşliliğe öfke ve tıpkı yabancı uyruklu kadın seks işçilerine olduğu gibi ırkçılık gibi toplumsal nefret söyleminden besleniyor. Korku ve öfkeler birbirine giriyor. Bu nefret toplumda HIV/AIDS virüsü taşıyanların tedavi olmamasına bu da virüsün yayılmasına neden oluyor.”
Yüksel diğer taraftan HIV/AIDS tanısı konan kişilerin bu toplumsal nefret nedeniyle içlerine kapanıp suçluluk duyduklarını ve travma yaşadıklarını söyledi.
Bianet / Emine Özcan
09/16/2009

Eğitimde cinsel yönelim ayrımcılık raporu açıklandı

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , , , , on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1
Perşembe, 17 Eylül, 2009
Haber: Ali Erol

“Öğretmen yetiştiren kurumlarda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konusuna duyarlı çalışmalar yapılmalı, bunları yapacak eğitimciler LGBTT örgütleri tarafından gerçekleştirilecek bir farkındalık eğitiminden geçirilmeli.”

Eğitimde Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Ayrımcılığı Araştırması Ara Raporu Açıklandı
Kaos GL Eğitimde Ayrımcılık Çalışma Grubu, eğitimde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığı araştırma raporunu açıkladı. Grup, LGBTT bireylerin eğitim süreçlerinde maruz kaldıkları ayrımcı, dışlayıcı, ötekileştirici pratikleri görünür kılmak amacıyla yola çıkmıştı.

Grup, LGBTT eğitimcilerin ve öğrencilerin yaşadıkları sorunları, deneyimlerini odak alan görüşmeler yapmaya karar verdikten sonra öncelikle LGBTT eğitimciler ile görüşmeler yaptı. 4. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’da iki ayrı etkinlik gerçekleştirdi. Bunlardan birincisi LGBTT Öğrenciler Forumu, diğeri ise Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nde gerçekleştirilen Eğitimde Ayrımcılık Paneli oldu.
Çalışmaların ikinci ayağında ise ilk ve orta öğretim ders kitapları düzeyinde heteroseksizm ve heteronormativizmi inceleyecek olan Grup, LGBTT öğrencilerle de odak grup çalışması yapacak.
Eğitimcilerle derinlemesine mülakat
Kaos GL Eğitimde Ayrımcılık Çalışma Grubu, bugüne kadar farklı öğretim düzeylerinde farklı branşlardan 10 eğitimci ile derinlemesine mülâkat gerçekleştirdi.
Söz konusu eğitimcilerden ikisi Ankara’daki üniversitelerde araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Görüşmecilerden biri özel bir dershanede, biri özel bir okulda (okul öncesi eğitim düzeyinde yani anaokulunda), diğer üçü ise kamuda branş öğretmeni olarak görev yapıyor. Diğer üç görüşmeci ise hâlihazırda öğretmenlik yapmıyor, biri emekli olmuş durumda, biri kendi isteğiyle ayrılmış, bir diğeri ise mesleğinden ayrılmak zorunda kalmış. Söz konusu eğitimcilerin ikisi kendisini gey, altısı lezbiyen olarak tanımlıyor. Diğer iki görüşmeciden biri transeksüel, diğeri ise travesti. Transeksüel eğitimci, öğretmenlikten ayrılmak zorunda kalmadan önce sınıf öğretmeni olarak görev yapmış.
Grup yayımladığı raporda, görüşmecilere ulaşmalarının kolay olmadığını belirtiyor. Bu nedenle görüşülen kişilerin adları değiştirildi.
“Çünkü LGBTT eğitimciler kendilerini gizlemek istiyorlar, adlarını, branşlarını ve yaşadıkları şehirleri açıkça söylemekten çekiniyorlar, aksi halde kimliklerinin açığa çıkabileceği ve dolayısıyla meslekleriyle ilgili olarak sorun yaşayacaklarını, yaşayabileceklerini düşünüyorlar.”
Bu durumla ilgili olarak “çalışma hayatında cinsel yöneliminizi/cinsiyet kimliğinizi bastırmak zorunda kaldınız mı?” şeklindeki soruya görüşmecilerin birçoğu benzer “evet” biçiminde cevap vermiş.
“Türk eğitim sistemi homofobik ve cinsiyetçi…”
Rapor, görüşmelerden çıkarılan sonuçları kısaca şöyle özetliyor:
“Görüşmecilerin hemen tamamı işlerini kaybedecekleri endişesiyle ya bütünüyle kimliklerini gizlemek zorunda kalmışlar ya da çok sınırlı bir arkadaş grubuyla paylaşabilmişler.
Türkiye’de eğitim sisteminin otoriter, ataerkil ve heteroseksist değerlerle yüklü olduğu konusunda hemfikirler. Dolayısıyla bu sistemin ayrımcılığı yeniden üreten dışlayıcı/ötekileştirici bir yapıda olduğunun altını çiziyorlar.
Ders kitaplarında, ders programlarında ve müfredatta cinsel yönelime ve cinsiyet kimliğine dair sağlıklı bilgilere ya hiç yerilmediğini ya da olumsuz bir biçimde yer verildiğini belirtiyorlar.
Üniversite öğrencilikleri sırasında aldıkları derslerde cinsel yönelimler üzerinde neredeyse hiç durulmamış.
Sosyal yaşamda ise gerek öğrenciliklerinde gerekse iş yaşamlarında arkadaşlarının bir hayli homofobik tutumlar takındıklarını gözlemlemişler. Bu tutumlar alay, aşağılama, küfür şekillerinde olduğu gibi, kimliklerinin açığa çıkması durumunda dışlama, tehdit, taciz ve fiziksel şiddet gibi boyutlara ulaşmış.
Diğer taraftan bu süreçlerde muhalif sendikal örgütlerden (Eğitim-Sen gibi) destek alamayacaklarını, bunun o örgütler içerisinde de sorun yaratabileceğini düşünüyorlar.
Görüşmecilerden biri ise transeksüel kimliği nedeniyle sorunlar yaşadığında üyesi olduğu sendikadan destek alamamanın yanı sıra buradan da dışlandığını dile getiriyor.
Görüşmecilerin hepsi yakın zamanda Türk eğitim sisteminin homofobik, transfobik, cinsiyetçi, heteroseksist ve diğer ayrımcı öğelerden arınabileceği konusunda umutlu değiller.
Çözüm olarak öğretmen yetiştiren kurumlarda, eğitim fakültelerinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konusuna duyarlı çalışmaların yapılmasını, bunları yapacak araştırmacıların, eğitimcilerin LGBTT örgütleri tarafından gerçekleştirilecek bir farkındalık eğitiminden geçirilmesini öneriyorlar.”
Eğitimcilere yöneltilen sorular
Raporun hazırlanması sürecinde yapılan mülakatlarda eğitimcilere 8 soru yöneltildi. Bu sorular şöyle sıralanıyor:
  • Çalışma hayatında cinsel yöneliminizi ya da cinsiyet kimliğinizi bastırmak zorunda kaldınız mı?
  • Çalışma yaşamı boyunca kimlikleriniz ve yönelimleriniz nedeniyle ayrımcılığa, tehdide, şiddete maruz kaldınız mı?
  • Öğrencileri ile ilişkileri: Hiç LGBTT öğrenciniz oldu mu?
  • Cinsel kimlikleriniz iş arkadaşlarınız/meslektaşlarınız tarafından biliniyor mu, ilişkileriniz nasıl?
  • LGBTT örgütlerinin varlığından haberdar mısınız? Haberdarsanız nasıl tanıştınız bu örgütlerle? Aktif üye olarak çalışabiliyor musunuz?
  • Başka sivil toplum örgütleriyle ya da demokratik kitle örgütleriyle ilişkiniz var mıydı? Üyesi olduğunuz bu örgütlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konusundaki tutumları nedir?
  • Türkiye eğitim sistemi içerisinde egemen cinsel kimlikler dışındaki kimlikler kendisini ifade olanağı buluyor mu? Ders kitaplarında ya da müfredatta eşcinselliğe ya da transseksüaliteye yer veriliyor mu?
  • Eğitim sistemi bütün kimlikleri kapsayacak ve ayrımcı olmayan bir biçimde yapılandırılabilir mi? Öneriler…
Bu sorulardan ilki olan “Çalışma hayatında cinsel yöneliminizi ya da cinsiyet kimliğinizi bastırmak zorunda kaldınız mı?” sorusuna verilen cevapları öncelikle paylaşıyoruz.

Diğer sorulara verilen cevapları da bölüm bölüm kaosgl.org’da yayınlamaya devam edeceğiz.

Çalışma hayatında cinsel yöneliminizi ya da cinsiyet kimliğinizi bastırmak zorunda kaldınız mı?
Melis (Lezbiyen, Branş öğretmeni, MEB):
“Cinsel kimliğimi bastırmak adına bir çabaya gerek duymadım fakat gizlemek adına görev yaptığım kurumda çok dikkatli oluyorum. İnanın büyük bir çaba sarf etmek gerekiyor kimliğinizi gizlemeniz için. Diyebilirim ki görevimin başında bulunduğum her saniye bir çaba içerisindeyim.”
Nur (Lezbiyen, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni, Emekli):
“Tabii ki hem de nasıl. Çok samimi olduğum öğretmen arkadaşlarım dışında kimseye söyleyemedim cinsel yönelimimi. Bence söyleyememek baskıların en şiddetlisi. Bir öğretmen arkadaşınıza âşık olsanız uzun etüt çalışması yapmak zorundasınız, acaba duygularımın karşılığı yoksa ona açıldığımda bana bir zararı dokunur da işimden, çevremden olur muyum diye. Bu korkunç bir şey. Bazen aşkınızdan bile vazgeçmek zorunda kalabilirsiniz. Ayrıca eşcinsel olduğunuz okul idaresi ve öğretmenler tarafından bilinse öğretmenlikten atılabilir mi insan, bunu hukuk açısından hiç bilmiyorum. Aklıma bile gelmedi daha doğrusu araştırmak. Ama şunu iyi biliyorum: Herkes sizi dışlar ve yapayalnız kalırsınız. Dostlarınız bile istemeseler de sizden uzaklaşabilir. Hukuk yanınızda olsa, işiniz olsa ne yazar. Toplumsal kazanımlarla hukuksal kazanımlar bir arada olmayınca eşcinsellerin hiçbir kurumda mutlu çalışabileceğine inanmıyorum.”
Ali (Gey, İngilizce öğretmeni, MEB):
“Kendimi saklamak durumunda kalıyorum ister istemez. Özellikle de bulunduğum çevre küçük ve dindar olduğu için temkinli davranmak zorundayım.”
Helin (Travesti, Sosyal bilgiler öğretmeni, Dershane):
“İş hayatımda imkânsız böyle bir şey biliyorsun ki zaten trans kimliği geçtim eşcinsel kimliğimi de zaten gizlemek zorundayım. Hiçbir şekilde orda bunu söyleyemem. Hani okul dönemi eğitim hayatı başladığında iki kimlikle yaşıyorsunuz bir kendi gerçek kimliğiniz sabah saat 07.50 de bu kimliği bırakıyorsunuz, akşam 06.20 de gerçek kimliğinize dönüyorsunuz böyle bir yaşam. Yani 12 saati sahte 12 saati gerçek.”
Güniz (Lezbiyen, Anaokulu öğretmeni, Özel okul):
Eşcinsel kimliğinin çalıştığı kurumun yönetimi tarafından öğrenilmesi halinde işine son verilip verilmeyeceği sorusuna: “Tam olarak kestiremiyorum ama büyük ihtimalle olumsuz bakarlar diye düşünüyorum.” biçiminde cevap veriyor.
Burak (Gay, Araştırma görevlisi, Eğitim Fakültesi):
Bir devlet üniversitesinde araştırma görevlisi veişini kaybetme kaygısını şu sözlerle ifade etti: “Yani şimdi burası bir devlet üniversitesi böyle bir olasılık var ve bunun yasal boyutunu gerçekten bilmiyorum. Eşcinsellik, benim hatırladığım ya da bildiğim, yanlış bilme ihtimalim çok yüksek, yüz kızartıcı suçlar arasında filan geçiyordu, bir zamanlar. Öyle hatırlıyorum.
…belki bölümdekiler bunu bir şekilde sindirebilirdi ama hani bir kere bu öğrenildiğinde… Şöyle söyleyeyim çok net işimi kaybetme olasılığım var birincisi bu, ikincisi işi kaybetme olasılığım olmasa bile hani bir eşcinsel olduğumu üniversitedekilere söylediğinde hayatım çok zorlaşacak. Çalışamayacaksın yani çalışmak istediğin gibi çalışamayacaksın.”
Gözde (Lezbiyen, Araştırma görevlisi, İletişim Fakültesi):
Bir başka devlet/kamu üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışan Gözde ise kimliğini gizlememekle birlikte çalıştığı kurumun yönetiminin kimliğini öğrenmesi konusunda da herhangi bir çaba içerisinde olmadığını söylüyor:
“Bastırmak yönünde bir çabam olmadı. 2002’den beri açık bir eşcinselim ama bu açıklığımın zorunlu kimi sınırları var. Cinsel yönelimimi doğrudan gizlediğimi söylemem mümkün değil ancak yönelimimin idari düzeyde bilinmesi noktasında herhangi bir çabam da olmadı. Çalıştığım kurumda benimle yakın denebilecek kişisel ilişkisi olan arkadaşlarımın büyük bir kısmı cinsel yönelimimden haberdardır. Diğer iş arkadaşlarımdan da yönelimimi saklamak yönünde bir çabam olmaz. Henüz idari düzeyde bu konuda herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmadım ama karşılaştığım koşullarda yönelimimi gizlemeyi düşünmem.”
Sinem (Transeksüel, Sınıf öğretmeni, İstifa etmiş):
4 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra transeksüel kimliğiyle eğitim sistemi içerisinde varolmasına imkân verilmediğini anlayarak istifa etmek zorunda kalmış. Cinsel kimliğini özgürce yaşayabilseydi öğretmenlikten asla istifa etmeyeceğini söylüyor.
“Küçük şehirdeydim, hafta sonları zaman kaybetmeyeyim diye uçakla İstanbul ya da Ankara’ya gidiyordum, süsleniyordum, efemine oluyordum, bir şekilde cinsel kimliğimi iki günlüğüne yaşamak için. Ankara’da Grafiti vardı, İstanbul’da bir sürü bar vardı, gidiyordum cinsel kimliğimi yaşıyordum. Pazar günü akşam bütün makyajımı silip köye dönüyordum, ne bedenim ne de cüzdanım dayanıyordu.
…öğretmenliğimle, öğrencilerimle barışıktım, çok da seviyordum… Bir yandan da cinsel kimliğim var. Öğretmen arkadaşlarım, bilmeyenler(cinsel kimliğini bilmeyenleri kastediyor) hafta sonu Van’a gidiyorlar. Erkekler bir araya gelince ya kahveye giderler ya geneleve giderler, sen neden gelmiyorsun diyorlar, götürüyorlar, kadına gir diyorlar, ben ısmarlayacağım diyorlar. Hafta sonu kaçayım diyorum, kimliğimi yaşayayım diyorum, bu sefer bedenim yorgun düşüyor, gitmezsem psikolojim bozuluyor.”
Kaos GL

2010 II. Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kongresi 1. Duyurusu

Posted in kadın kongre with tags , , , , , , , , , on Ağustos 27, 2009 by ifsaeylem1
  • Kongrenin Amacı: Nüfus planlaması tarihi göstermektedir ki, kadınlar, tıbbi tasarım içinde, birçok farklı ayrımcılık süreçlerinin içiçe geçmesiyle dışlanmıştır. Kadınları, özne olarak, süreçlere dâhil eden tıbbi uygulamalar göreceli olarak yenidir.

Tıbbın kurumsal tarihinde, ataerkil bir örüntüyle yapılmış olan kurgunun insancıl iyileştirme süreçlerine evrilmesi için tıp fakültelerinin kendi çabası ya da sosyal bir bakışı sağlayacağı düşünülen halk sağlığı ve deontoloji programları yeterli değildir. Onlarla diyalog halinde ama ayrı bir bakışı sergileyen sosyal bilimler alanlarının da katkısı gerekmektedir.

Kadın bedeni üzerindeki eril tahakküm, kadınların hayatını etkileyen pek çok başka alan gibi nüfus ve sağlık politikalarını da belirlemektedir. Günümüzde yüksek tıbbi teknoloji kullanılarak gerçekleştirilen, özellikle, üremeye yardımcı uygulamalara karşı eleştirel bir mesafeyi korumak ve durumu sorgulamak kadınlar açısından etik bir sorumluluktur.

Kadın sağlığı politikaları alanında mücadele yürüten kadın hekimler olarak, beden ve nüfus politikalarındaki manipülâsyonu açığa çıkarma ve bu konuda farkındalık yaratma sorumluluğu taşıyoruz. Kapitalizmin ataerki ile oluşturduğu işbirliğini anlamadan ve bu anlayışı sağlayacak “görme biçimleri” geliştirmeden yürütülecek mücadele, “ihtiyaçlar mücadelesi” ile sınırlı kalmaya mahkûmdur.

Devlet ve toplum arasındaki hayali alanda duran kurumlar içinde tıp kurumunun, toplumun önemli ve dışarıda bırakılan bir kısmı olan kadınları ve alt sınıfları dâhil ederek evrilmesi, kurumun kendi bütünlüğü açısından da elzemdir. Bu birlikteliğin kuramsal imkânı tıp kurumunun feminist eleştirisinde bulunmaktadır.

Bu nedenle, Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolunun Mayıs 2010 tarihinde düzenleyeceği Uluslararası II. Kadın Sağlığı Kongresinde bu eleştirinin imkânlarının paylaşılması amaçlanmaktadır.

  • Yeri: Ankara

  • Tarihi: Mayıs 2010

  • İşbirliği yapılan kurum: Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı

  • Kongre Sekreteryası: Müge Yetener-Didem Gelegen, TTB / Elif Ekin Akşit, AÜ Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı
  • Bilimsel Sekreterya: Feride Aksu Tanık, TTB / Alev Özkazanç, AÜ Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı
  • Oturum konuları:
    • Bilim, tıp, toplumsal cinsiyet ve iktidar ilişkileri
      • Bilimde cinsiyet ayrımcılığı
      • Nüfus politikaları
      • Kadın sağlığı politikaları
      • Tıbbi teknoloji: Kimin elinde, kimin yararına?
    • Kadınların çağları
      • Menarş, çocuk istismarı, ergenlik, hymen kontrolü, erken gebelikler, gebelikten korunma
      • Gebelikten korunma, küretaj, evlilik ve boşanmanın kadın ve çocuk ruh sağlığına etkileri, doğum, kısırlık, tecavüz, namus cinayetleri, toplumsal cinsiyet ve kadınlarda sık görülen psikiyatrik hastalıklar
      • Menopoz (uzaklardaki karargâhı görme, başkalarına cesaret verme çağı)
  • Atölyeler
    • Kadın hekim öyküleri
    • Tıp öğrencileri atölyesi: Gizli müfredat (tıp kültürü içinde toplumsal cinsiyet rolleri)
    • Hemşirelik atölyesi: Beyaz melek olmak istiyor muyuz?
    • Cerrah kadınlar: Ameliyathane sahnesinde

Sözlü ve poster bildiri kabul edilecektir.

Bildiriler için son başvuru tarihi: 15 Nisan 2010

İletişim için: Türk Tabipleri Birliği

GMK Bulvarı Şehit Daniş Tunalıgil sokak No: 2/17-23 Maltepe, 06570 Ankara

kadinhekim@ttb.org.tr

Tlf: (0 312) 231 31 79

Faks: (0312) 231 19 52