ebru soykan için arşiv

Yeşiller; “Üzüntü İçindeyiz”

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , , , on Nisan 4, 2009 by ifsaeylem1
Cuma, 3 Nisan, 2009
Fransa’da Yeşiller, LGBTT Hakları Platformu’nun 26 Mart 2009 Perşembe günü Bursa, Edirne ve Eskişehir’de LGBTT Bireylere yönelik yaşanan insan hakları ihlallerine karşı yaptığı basın açıklamasından hareketle bir açıklama yayınladı.
Basın Açıklamasında, Türkiye’nin AB’ye katılımının, aşırı sağa hizmet eden yabancı düşmanı amaçlarla kullanılmasına her zaman karşı çıkan Yeşiller, bugün de, Türkiye’deki LGBT topluluğuna yönelik şiddetin artışı karşında, Türk dostlarına, hissettikleri yoğun duyguları iletmektedir” dedi.
LGBTT Hakları Platformun kendilerine ilettikleri verilerden hareketle hem Türkiye’de LGBTT Bireylere yönelik artan şiddetten hem de 15 Temmuz’da kurşunlanarak öldürülen Ahmet Yıldız, 12 Kasım’da öldürülen Dilek İnce ve 10 Mart’ta Ebru Soykan’ın vakaları hakkında Türk yetkililerinin bilgi vermemesinden rahatsız olduklarını dile getirdiler.
“Yeşiller, Türkiye’deki LGBT topluluğuna, dayanışma içinde olduklarını belirtmekte ve desteklerini sunmaktadır. Mağdurların aileleri ve Türkiye’deki demokratik güçlerle aynı duygu ve düşünce içindedirler.”

LGBT haklarının insan hakları olduğunu hatırlatan Yeşiller, Lambdaistanbul örgütünün, haklarının tanınması için Türk devleti nezdindeki girişimlerini desteklediklerini belirten Yeşiller, Türk adaletinin, bu vakaları aydınlatmasını, ayrıca Türkiye’deki LGBT toplumunun temel özgürlükleri ve insan haklarını güvence altına almasını istemektedir.

Kaos GL

Reklamlar

İstanbul Cihangir Pürtelaş sokaktaki evinde 10 Mart Salı günü öldürülen Ebru Soykan’ın anısına;

Posted in nefret cinayetleri, trans cinayet with tags , , , , , on Nisan 1, 2009 by ifsaeylem1

Yağmurlu havada yaktığımız mumların sönmeyebileceğ ini DE
öğrendim.

Kimisi “Biz burada niye duruyoruz? Nasıl olsa yarın yine
birimiz öldürülecek”, kimisi “10 yıl önce iki kişi anca
gelirdi böyle bir anmaya, bu ne büyük katılım, sonunda bir
arada bir güç oluşturmaya başlıyoruz”, kimisi içlerinden
bazıları için “bu grup eylemlere hiç gelmezdi” sözleri
kulağıma çalınıyordu. 10 Mart’ta evinde öldürülen Ebru’nun
Cihangir Başkurt sokaktaki kapısının önündeki anma töreninde
bu söylenenlere kulak verirken, bir yandan da elimdeki mum
sönmesin diye direniyordum.

Elimdeki mum söndükçe, yanımdakilerin mumuna yanaşıp, kiminin
mumundan bir, kiminin mumundan iki, kimi zaman üç kere ateş
alıp yer değiştiriyor, mumu yanar halde tutmak için dağıtılan
helvanın boş plastik tabağını yağmur ve rüzgara karşı siper
ediyordum.

Bu esnada, elinde yanmamış mumuyla bir kadın beliriverdi ve
benden ateş istedi, mumunu yaktık, ben yine plastik tabağım ile
mumumu korumak üzere kendime döndüm, kısa bir süre sonra, az
evvel yaktığım mumun sönmüş olduğunu gördüm. Mumumu
yaklaştırdım ve tekrar yaktım. Bu kez onun mumunu yanık
tutabilmek amacıyla tabakla onu korumaya başladım. Arada göz
ucuyla kendi mumuma bakıyor, yandığını görünce tekrar onun
mumuna dönüyordum.

Diğer mumu sönmesini engellemeye çalışırken yağmur mumumun
üzerine yağıyor, ancak ne yağmur ne de rüzgar mumumu
söndürmüyordu. Bir süre sonra bu durum iyice belirginleşti.
Diğer mum korumaya rağmen arada sönse de benimki artık hiç
sönmeden yanıyordu. Bunun üzerine nasıl oluyor da bir mum
sürekli yanıyor, diğer mum sürekli sönüyor diye düşünürken
(tabii bir süre sonra bu yandaki arkadaşla ortak
konumuz/merakı mız olmuştu), mumları incelemeye başladık,
sonunda aradaki farkı anladım. Onun mumu henüz yeni yakıldığı
için mum içinde bir oyuk oluşmamış, fitil yeterince
uzamamıştı, aksine onun mumunun fitili kısa, mumun üstü
çıkıntılıydı. Oysaki benim mumum uzun fitili ile büyük
alevlerle yanmayı sürdürüyordu artık. Bu durumu onunla da
paylaştım. Ve şöyle dedim “Vazgeçmezsen bir süre sonra
sönmüyor”.

Sonra etrafımıza baktık, hemen hemen bütün mumlar yanıyordu artık.
Birbirimize dönerek “tıpkı bu ve diğer mücadeleler gibi.” dedik.

Sonra mumları Ebru’nun kapısının önüne bırakıp ayrıldık.

Mumların hepsi yanıyordu.

Arzu Kaykı
Pozitif Yaşam Derneği

PYD – E Bülten

Nefret cinayetleri – basın açıklaması – küresel eylem

Posted in basın açıklaması, küresel eylem, nefret cinayetleri with tags , , , , , , on Mart 26, 2009 by ifsaeylem1

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde bir transseksüel arkadaşımız, Bursa’da çok vahşi bir biçimde öldürüldü. Polis çöp konteynırının yanında başı olmayan, gövdesi parçalanmış bir ceset buldu. Haberin linkleri de aşağıdadır.

Daha önce de Ebru Soykan aynı biçimde boğazı kesilerek bir nefret cinayetine kurban gitmişti ve evinin önünde yüzlerce kişinin katıldığı bir basın açıklaması yapılmıştı. Sivil toplum olarak, toplum olarak, bireyler olarak Ebru’nun ölümünde gösterdiğimiz duyarlılığı aynı biçimde kimliği dahi tespit edilemeyen arkadaşımız için gösterelim.

Yarın yani Cuma akşamı 18.30’da Galatasaray meydanında basın açıklaması yapmayı planlıyoruz.
Nefret Cinayetlerini Hep Beraber Durduralım!
Tarih : 27 Mart Cuma Saat 18:30

Yer: Galatasaray Meydanı

Küresel Eylem Grubu Cinsiyetçiliğe Karşı Dayanışma Ağı
Kadın Kapısı

“KARDEŞİME DOKUNMA!”

Posted in kardeşime dokunma kampanyası with tags , , , , , , , on Mart 23, 2009 by ifsaeylem1

Bütün gezegeni bir musibet sarmış durumda… Kâh sinsice, kâh apaçık, her şeyi tahakküm altına almak, sindirmek, susturmak, boyun eğdirmek için her yere sızıyor, kuşatıyor. Hiç tereddüt etmeksizin can yakıyor, işkence ediyor, öldürüyor; kâh maaşlı görevlileriyle, kâh kendine vazife çıkaran gönüllü neferleriyle. Bu musibet tepemizde, yanı başımızda, içimizde bir zihniyet, bir aygıt olarak örgütlenmiş otoritedir.

Ve bizler, içimizde bir nebze yaşama isteği, haz duygusu, neşe bırakmamak üzere her birimizin hayatına her gün artarak nüfuz eden bu şiddete karşı sessiz kalmak istemiyoruz. Çünkü otorite o korkunç masalların bin başlı canavarı gibi her bir alanımıza saldırıyor, kaçış çizgilerimizi nefreti örgütleyerek kuşatmaya girişiyor: farklı olana, başıboş olana, otorite-sevmezlere, yabancılara, eşcinsellere, translara, kadınlara, ağaçlara, hayvanlara, kendi kalın çizgili normlarına tıkıştıramadığı ne varsa, onlara düşmanlık üretiyor. Bu nedenle, tek bir soruna odaklanmaktan ziyade, otoritenin yakıcı şiddeti her uç verdiğinde, mümkün olduğunca hızlı, “yerinde” ve birlikte refleks gösterebilecek bir dayanışma ağı, bir kampanya örgütlemek üzere yola çıktık ve adını da “KARDEŞİME DOKUNMA” koyduk.

Transseksüel kardeşimiz, komşumuz Ebru, geçtiğimiz hafta Cihangir, Pürtelaş Sokak’taki evinde, bir akşamüstü, tanıdığı biri tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Daha doğrusu bir türlü gelmeyen ambulans onun kan kaybından ölmesine neden oldu. “Yoğunluk” nedeniyle eve 5 saat sonra varan ve ancak Ebru’nun cansız bedenini götürmeye yarayan ambulansın transfobik dedektörleri olduğunu böylelikle öğrenmiş olduk!

Bu kıyıcı ve ikiyüzlü toplum, herkesi yaşamak için bir şeylerini satmaya mecbur bırakıyor. Translara ise, yemek içmek ve barınmak istiyorlarsa fuhuş yapmaktan başka bir seçenek tanımıyor. “Madem erkekliğin şanlı derisinden sıyrıldın, sokaklarda sürün” diyor. “Ben seni fuhuşa mahkûm eder, sonra seni fahişe ve ‘genel ahlâka aykırı’ ilan ederim, böyle yaşayabildiğin kadar yaşarsın, sonra da çarka çıktığın otobanlarda, yollarda, başını sokmayı başarabildiğin evlerde öldürülmeni sıradanlaştırıp kolaylaştırırım” diyor!

Biz Cihangir’de yaşayanlar, bu “normal”liğe son verebiliriz; bir daha böyle bir şeyin olmaması için çaba gösterebiliriz. Bir daha bir trans maktulün kapısında çaresizlik, acı ve utanç içinde bükülüp kalmayabiliriz. Ve unutmayalım; her ne kadar bu gözü kara periler kadar “göze batıcı” değilsek de, her birimiz, her an kendimizi otoritenin dişleri arasında paramparça edilmek üzere bulabiliriz.

Yaşadığın semti semt deyip geçme-tanı!

Mutenalaştırılmış” semtimizde şu anda oturduğumuz evlerin çoğu 6-7 Eylül 1955 olaylarından sonra çekip gitmek zorunda kalmış ya da mallarına zorla el konulmuş Rumlara ait. 6-7 Eylül’ün bitiremediğini 74 Kıbrıs harekatıyla estirilen fırtına ve hiç soluk aldırmadan peş peşe yapılmış askerî darbeler tamamlamış görünüyor; şimdi Cihangir sokaklarında Rumca konuşan birine rastlasak, sevimli hayaleti görmüş gibi oluyoruz!

80’lerde Cihangir’in trans “sakinleri”nin sayısı da bugünkünden çok daha fazlaydı. Pencerelerinden rengârenk saçları ve kılıklarıyla tektipleştirilmeye çalışılan sokağa “sarkarlardı”! 80’lerin ikinci yarısında, genel olarak Beyoğlu ve Cihangir’de eli sopalı, beli silahlı çeteler türedi. Bunlar sabahlara kadar arabalarıyla Cihangir sokaklarında devriye gezdiler. Sokaklar iyice ıssızlaştı. Trans bireyler oturdukları evlerin pencerelerinden fırlatılarak, evlerinde bıçaklanarak, sokaklarda taşlanarak linç edilmeye başlandı. “Namusu temizlenmiş” bu sokakların adları o yıllarda değiştirildi: Hüzünlü pembelerin kızıla bulandığı Pürtelâş o zaman “Başkurt” oldu, ve Sormagir’in de açıldığı anayol olan “Tavukuçmaz” hedefe ulaşmanın gururu içinde “Akyol”a dönüştü!

Bütün bunlar gözlerimizin önünde oldu. Translar hep “kolay” öldürüldü. Ve Ebru’nun cansız bedeni, tüm bunların mazide kalmadığının acı kanıtı. Birbirimize muhtaç olduğumuzu unutturdular bize nicedir. Yalıtılmış odalarda, dışarıdakinin sesine kulak vermeyi hatırlamaz olduk.

Cihangirde yaşayanlar olarak birbirimize sahip çıkmayı becerebilmenin yolları olmalı. Kendimiz gibi olmayanın “öteki” ilan edilmesinin, dahası ona yaşam hakkı verilmek istenmeyişinin umarsız seyircileri olmak zorunda değiliz. Hepimizin her an kayıtsızca mağdur edilebileceğini unutmadan, hiçbirimizin dokunulmazlığı olmadığını bilerek, otorite başımıza musallat olduğunda, kapımıza dayandığında, bıçağını boğazımıza salladığında acil sağlık, acil hukuk yardımı için birbirimize ulaşabilir, sesimize ses veren, bizi duyan kardeşlerimizle iletişebiliriz. Kardeşime Dokunma demek, çek elini üzerimizden demek bir başlangıç olsun.

Kardeşime Dokunma İnisiyatifi

www.kardesimedokunma.wordpress.com

kardesimedokunma@gmail.com

ebru soykan öldürüldü – KARDEŞİME DOKUNMA!

Posted in kardeşime dokunma kampanyası, nefret cinayetleri, trans cinayet with tags , , , , on Mart 18, 2009 by ifsaeylem1

transfobi

Ebru Soykan neden öldü?

Posted in Uncategorized with tags , , , , , on Mart 16, 2009 by ifsaeylem1
Pürtelaş Sokak’ta oturan Ebru Soykan’ın komşuları, evden gelen kavga sesleri üzerine polise ihbarda bulundular. Olay yerine gelen polis, Soykan’ı boğazı kesilmiş ve sırtından bıçaklanmış olarak buldu.

Bu ülkede ölmek çok kolaydır. Bazı insanlar için daha da kolay…

Ölmek kolaydır çünkü öldürmek kolaydır. Öldürmek kolaydır çünkü ölen öldüğüyle kalır, maktul pek öyle mühim biri değilse, tıpkı mevcudiyeti gibi yokluğu da fazla bir şey ifade etmez. Kim vurduya gitmenin ne demek olduğunu bizler pek iyi biliriz. Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz diyen devletluler, bizim de ölmeyi ne kadar yakinen bildiğimizi ve nasıl da sessizce birer birer ölüp durduğumuzu görürler mi bilinmez ama öldürmeye hevesli olanlar, bazılarımızın ardından adalet aranmayacak kadar ‘önemsiz’ bulunduğumuzu iyi bilir. Bunun için kimimizi öldürürken iki kere düşünmeye gerek görmez katiller.

Polisin çağırdığı ambulans gelmeyince Soykan olay yerinde hayatını kaybetti.

Hele hele ‘herkesten’ biraz farklıysanız, dininiz, etnik ya da cinsel kimliğiniz birilerini koca ve katiyyen esnemez boğucu, yorucu, art niyetli, dedikoducu, hoşgörüsüz, kinci, linççi bir ‘biz’ yapan kitleden farklıysa, o zaman ölmek daha da kolaylaşır. Birilerinin size kötü muamele etmesi, sizi kaybetmesi, öldürmesi… Bunlar işten bile değildir artık. Farklıysanız her türlü tehdide açık hedef olabilirsiniz. Bu ülkede ‘ötekileştirilmiş’ kimliklere sahip olanlar, hep bunu bilerek, çekingenliğini ve ürkekliğini taşıyarak yaşarlar. Ve kolayca ölür, kolayca öldürülürler. Kaldı ki, kendilerine bir zahmet sunulmuş yaşam alanları da öldüklerinde gömüldükleri kara topraktan çok geniş değildir esasen. Birbirine benzeyenlerin yasaları, kendilerine benzemeyenler için aynı istek ve kuvvetle çalışmaz. Siz farklıysanız, ardınızdan pek hesap sorulmaz. Farklılığınızın diyetini kimi zaman canınız acıyarak, kimi zaman canınızdan olarak ödersiniz. Oysa herkes için aynı işlemiyorsa eğer, adaletten söz etmek mümkün olabilir mi?

Ebru Soykan (28), İstanbul Cihangir’deki evinde kavga ettiği bir erkek tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Travesti ve transseksüel cinayetlerinin hesabını, kendi sonlarının kimin elinden geleceği kaygısıyla yaşayan diğer travesti ve transeksüellerden başkası sormayacak mı? İnsan sadece kendisinden, hadi birazcık da kendine benzeyenlerden mi sorumludur bu hayatta? Otoyol kenarlarında, evlerinde, sokaklarda, aydınlıkta ve karanlıkta, göz önünde, gözden ırakta birer ikişer katledilen travestilerin ölümünü, uzaktan üzülerek, için için bunun onları bekleyen doğal bir son olduğunu düşünerek, yaşanan bu şiddeti içselleştirip böylece katmerleyerek, sonsuz bir kısırdöngüye hizmet ederek mi izleyeceğiz? Bu cinayetleri kolaylaştırarak neredeyse çanak tutan, heteroseksist ve transfobik sistemin kendisi değil midir? Travesti ve transseksüel cinayetlerinin politik cinayetler olduğunu kabul etmenin, bunların ‘nefret suçu’ olarak tanımlanmasının zamanı gelmedi mi? Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin haklarının anayasal güvence altına alınmasının vakti gelmedi mi?

Bir kaç sene evvel bir gece İstiklal Caddesi’nde elinde satırla travestileri kovalayan bir adam görmüştüm. Şikayet üzerine polisler ileride bir noktada adamı durdurdular. Üzerini arayıp satıra el koydular. Birkaç dakikalık bir konuşmanın ardından da salıverdiler. O zaman o polislere sorduğum soruyu yineliyorum: Yeni bir satır bulduğunda ne yapacak bu adam?

İkiyüzlü toplumumuzun ikiyüzlü ahlak anlayışı tarafından sonsuz bir anlayış ve hoşgörüyle karşılanan bu adamlar, her yeni satırda yeni birini öldürmeye devam edecek. Çünkü bilecekler ki, hiçbir şey olmayacak kendilerine. Ve yeni ölümlere kimse şaşırmayacak. Travestilerin maruz kaldığı bu şiddet, dünyanın kanunuymuş gibi doğal görünecek kör gözlere. Şiddet içselleştirildikçe büyüyecek, büyüyecek ve sadece travestileri değil, farklı kimliklere sahip herkesi kapsayan koca bir linç kampanyasına dönüşecek. Biz bu acıyı, öfkeyi sahiplenmedikçe, bize dokunmayan yılanı bin yıl yaşamakla ödüllendirip ekmeklere yağ sürdükçe böyle olacak.

Satır kimin elinde, o adam bu gece nerede olacak, bilemeyeceğiz. Bir dahaki üçüncü sayfa haberine kadar herbirimiz kendi payımıza düşen endişeyi kuşanıp, korkuyla bekleyecek miyiz?

Nermin Yıldırım
http://www.gunlukgazetesi.com/haber.asp?haberid=70684

Geceleri de Sokakları da İsteMİyoruz!!!

Posted in nefret cinayetleri, trans cinayet with tags , , , , , , on Mart 16, 2009 by ifsaeylem1

Gündüzleri Türk aile yapısına aykırı görüldükleri için kamusal alanlardan dışlanan, geceleri ise Türk aile babalarının “ahlaksızlıklarına” malzeme olan travesti ve transseksüeller,  toplumun kendilerine bahşettiği kelle koltukta, bıçak omuzda geçen bir hayatın bedelini en sonunda canlarını vererek ödüyor. Ebru Soykan adlı transseksüel arkadaşımız evinde boğazı kesilerek öldürüldü. 12 Mart Perşembe günü Ebru’nun dostları olarak basın açıklaması için evinin önünde toplandık. Herkes suskun, sanki böyle bir olayı ilk kez yaşıyormuşçasına şaşkın ve  belki de geleceğe dair umutsuzdu. Türkiye’de travesti ve transseksüel bir özne olabilmenin yolu taciz edilmek, tecavüze uğramak ya da öldürülmek gibi eylemlerin “sözde öznesi” olmaktan geçerken, Ebru da ne yazık ki bu ülkede bir transseksüel olarak kendinden beklenen son eylemi yerine getirdi.

Yine bir transseksüel arkadaşımız, sırf transseksüel olduğu için ve bir transseksüel olarak kendisinden beklenileni yerine getirmediği için öldürüldü.

Yine bir transseksüel arkadaşımız öldürüldü. Ebru bir nefret cinayetine kurban edilen ilk transseksüel değil. Bundan önce Eryaman’da, Esat’ta, Ülker Sokak’ta Mis Sokak’ta bir sürü transseksüel arkadaşımız hem de sistematik bir şekilde katledilmedi mi? Bugün de Pürtelaş Sokaktaydık. Bu sokaklar kendi cinsiyetine, kendisine atfedilen toplumsal cinsiyete karşı gelip, karşılarına önce ailelerini, akrabalarını, sonrasında farketmeden hemen hemen tüm toplumu bulan bedenlerin kıstırıldığı hapishaneler… Bu sokaklar her an bir nefret suçuna kurban gitme tehlikesine karşı bir arada yaşayan travesti ve transseksüellerin yaşam alanları…

Sadece transseksüel olmak bir toplumsal baskı ve şiddeti açık beraberinde getiriyorken, bir transseksüel için belki hayatında hiç görmediği transseksüel bir insanın bile öldürülmesi onun hayatını tehdit eden en büyük şey değil midir? Birbirlerini her an kaybetmenin paranoyasına düşüren, hayatta kalmak için mücadeleleri, acıları, ölümleriyle birbirlerine kenetlenmelerine neden olan, onları bu sokaklarda bir arada yaşamaya iten şey her an baskı ve şiddete maruz kalabilecek olmalarından başka bir şey midir?

Ebru sadece transseksüel olduğu için öldürüldü. Transseksüel olmak, aileden kaçmak zorunda kalmak, seks işçisi olmak, ölmeye her an hazır olmak, toplum kaçıp kendine sınırlar çizip onların içinde yaşamak, (yaşamak zorunda kalmak) gibi anlamlara geliyorken, en başında bir transseksüel için transseksüel olmak nedir? Belki cinsiyetiyle, toplumsal cinsiyetiyle, bedeniyle alıp veremediği olmak… Belki nasıl ki herhangi bir kadın kilolarından herhangi bir erkek burnundan memnun değilse, penis, vajina, meme gibi, ahlaki olarak sözünü etmememiz gereken(!) organlardan memnun olmamak, yerlerine yenisini istemek. Belki bir kadını kaşlarını alırken görüp ona özenmek, belki bir adamın bıyıklarını çok beğenip onlar gibi bıyıklarım olsun demek. Belki de iki kadının ya da erkeğin birlikte olabileceği öğretilmediği için kendini cinsiyetini düzeltmek zorunda hissetmek… Bir transseksüel olmanın kendi içinde böyle anlamları varken bu insanlara biçilen kıstırılmış ve kısaltılmış hayatların sebebi onların istedikleri bedenlerin, olmak istedikleri kişilerin ataerkiyi tehdit ediyor olması değil de nedir?

Ebru bir transseksüel olduğu için kendisinden bekleneni yerine getirmediği için öldürüldü. Ebru’nun bir transseksüel olarak kendisinden beklenen kendi istediği gibi şekillendirdiği bedenini başkalarının kullanımına açmasıydı. Bu sadece ondan beklenen bir şey değil, zaten tüm travesti ve transseksüellerden önce beklenen sonrasında da yaptıkları için dışlanmalarına neden olan şey değil miydi? Bir travesti ya da transseksüeli fahişe diye damgalayan ve sırf bu yüzden iş vermeyen, evlerinden kovan, sokakta dalga geçen, küfreden, taciz eden, saldıran ama yeri geldiğinde kendi yatak odalarının, arabalarının, ofislerinin, makam odalarının içinde en büyük fantezilerinin en iyi kullanabildikleri aracı haline getiren insanlar daha ne bekliyorlardı?

Ebru’nun ardından “katil kimdi?” diye sormak belki önemli bir soruydu. Acaba sevgilisi miydi? Katilin kim olduğu neyi değiştirirdi? Hatta katilin sevgilisinin olması aslında travesti ve transseksüellerin hiç bir şekilde yaşam güvencesinin olmadığının, transfobi sarmalı içerisinde bir şekilde ailelerinden gördükleri şiddetten kaçıp kurtulabilmişken yeni kurmaya çalıştıkları “aile”ler içinde baskı ve şiddete ne kadar çok açık olduklarının bir göstergesi değil miydi? Travesti ve transseksüel kadınlarla birlikte olup her türlü zevkini karşılayan hatta bu kadınları fuhuşa sürükleyip onlar üzerinden ekonomik ihtiyaçlarını da karşılayan insanlar, zevk ve safa içinde süren hayatlarının tehdit edilmesi karşısında mı bıçaklara sarılıyorlardı?

Geçtiğimiz Pazar 8 Mart’tı. Lambdaistanbul olarak 8 Mart Mitingine katıldık. Yürüyüşteyken “teşhirci değil travestiyiz” diye bağırırken pankarta takılıp düşecektim. Yanımda Ebru’nun çok yakın bir arkadaşı olan bir arkadaşım “dur travesti olmadan öleceksin” diye espri yaptı.  Benim bu transseksüel arkadaşımla yaşadığım küçük anekdot bile travesti ya da transseksüel olmakla ölmek arasındaki ilişkinin açık bir örneğiydi. Ölüm sinsice günlük konuşmalarımızın içine dalmışken, iki gün sonra Ebru’nun acı haberini alacağımızdan habersizdik.

Eylemde aynı zamanda hep birlikte kadınlar olarak “geceleri de sokakları da istiyoruz” diye bağırdık, ancak bu slogan gecenin karanlığında dönen her türlü kirli işin, işkencenin, cinayetin içinde bazı erkeklerin aynı karanlığın içinde görülemeyen duyulmayan fantezilerinin parıltılı süsleri olan  travesti ve transseksüel kadınlar için ne kadar geçerliydi, bilmiyorum. Gecenin karanlığı içine hapsedilen travesti ve transeksüelleri umutsuz bir biçimde gündüzleri de görmek istiyoruz. Travesti ve transseksüellerin eğitimden sağlığa, hukuktan medyaya,  bir çok araçla topluma yayılan transfobi sarmalı içinde birtakım mücadelelerle yaşamaya çalıştıkları hayatların daha görünür olmasını istiyor, artan transfobi ve nefretin içinde daha fazla arkadaşımızı kaybetmek istemiyoruz. Ebru öldü, başka transseksüeller öldürülmesin!

sema semih