eryaman için arşiv

“Seks İşçiliğini Görmezden Gelmek İşçi Hareketinin Eksikliğidir”

Posted in Uncategorized with tags , , , , , , , on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 16 Eylül, 2009

Aras Güngör, seks işçisi travesti ve transseksüellerin sömürüye, toplumsal nefrete ve polis şiddetine karşı bir araya gelip Pembe Hayat’ı oluşturduklarını söylüyor: “Kendi adımıza kendimiz konuşalım istedik.”

“Ankara’nın Eryaman ilçesinde seks işçiliği yapan travesti ve transseksüellere bir çetenin saldırması sonucu polis de şikâyetimizi ciddiye almayınca her Perşembe Yüksel Caddesi’nde yürümeye başladık.”
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Aras Güngör nasıl dernekleştiklerini anlatmaya böyle başlıyor.
Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nin düzenlediği “İkinci Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu (CSBR) Cinsellik Enstitüsü: Türkiye’de Cinsel Haklar ve Siyaset” panelini dün (15 Eylül) akşam, Beyoğlu’ndaki Goethe Enstitüsünde gerçekleşti.
Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği (EL-DER) ve Çanakkale Toplum Merkezi adına Nigar Etizer Karacık ve Pozitif Yaşam Derneği’nden (PYD) Murat Yüksel’in konuşmacı olduğu panelde Güngör anlatmaya devam ediyor.
“İlk basın açıklamamızı İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) yaptık. Bizlere saldıran çetenin asıl derdi haraç almaksa da toplumsal nefretin de bir ifadesiydi. Biz de toplumsal nefrete karşı sessiz kalmamak için eylemlere başladık.”
“Eryaman saldırısının failleri serbest”

Güngör, eylemleriyle medyada yer almalarının ardından polisin kendilerine Eryaman’ı terk ettikleri takdirde saldırının faillerini yakalayacaklarına söz verdiklerini söylüyor.
“Biz de evlerimizden çıkmayacağımız cevabını verdik. Bu arada ev toplantılarımız sürüyordu. Sonunda ev toplantılarını derneğe taşımaya karar verdik ve dernek için gerekli hazırlıklara başladık.”
Eryaman’da travesti ve transseksüellere saldırmaktan yargılanan sanıkların serbest bırakıldığını hatırlatan Güngör, tahliye kararlarını da temyize götürdüklerini ve sürecin devam ettiğini aktarıyor.
“Diğer yandan dernekleşirken maruz kaldığımız saldırıların da yaşadığımız olumsuzluğun da kadın sorunundan bağımsız olmadığını biliyorduk. Bu durum feminist hareketten de destek almamızı sağladı.”
“Polis kabahatler kanununu keyfi uyguluyor”

Dernek olma süreçlerinde mücadele alanlarından birinin polis şiddeti olduğunu söyleyen Güngör “Artık kamuoyunda daha görünür olmamızla polisin kaba şiddetine maruz kalmasak da ‘kabahatler kanunu’ bir baskı aracı olarak polislerce keyfi uygulanıyor” diyor.
Para cezalarını ödemekte zorlandıklarını söyleyen Güngör “Devlet seks işçilerine ağır para cezaları keserek yine onları fuhşa yönlendirmiş olmuyor mu?” diye soruyor.
“Kendi sözümüzü kendimiz söylemek istiyoruz”

Feminist, gey-lezbiyen hareketle yan yana durduklarını ancak kendi sözlerini üretmek için de dernekleştiklerini söyleyen Güngör’e göre seks işçiliği yapan travesti ve transseksüellerin sorunlarını yine en iyi onların dillendireceğini savunuyor:
“Dernekte projeler üretiyoruz. 8 Mart gibi önemli günlerde kendi bayrağımızla alana çıkıyoruz. ‘Travestiyiz, buradayız, alışın’ diye bağırıyoruz. Sağlık Bakanlığıyla ortaklaşa yapılan bir projenin içinde de yer aldık. Devamını getiremesek de üç sayı çıkarttığımız bir dergimiz ve o dergide kendi dertlerimizi anlatabilme fırsatımız oldu.”
Güngör yine de seks işçisi travesti ve transseksüellerin örgütlenmesinin çok zor olduğunu, gece sabaha kadar türlü şiddete maruz kalarak çalışan bir seks işçisinin gündüz emek hakları üzerinden örgütlenmesinin, derneğe gelip faaliyet yürütmesinin neredeyse imkânsız olduğunu söylüyor.
“Seks işçilerinin sendikalaşmalarının önünde hem yasal hem bürokratik hem de toplumsal olarak çok büyük engeller var” diyen Güngör emek hareketine sesleniyor:
“Sömürünün had safhada olduğu bir alan olarak seks işçiliğini görmezden gelen bir işçi hareketi eksiktir.”
Bianet / Emine Özcan
09/16/2009
Reklamlar

Nefret suçlarının bugünü

Posted in nefret suçları with tags , , , , , , on Mayıs 13, 2009 by ifsaeylem1

Türkiye’de “nefret suçlarını” tanımlayan ve cezalandıran herhangi bir yasal düzenleme yok. Bununla birlikte, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 17 Ekim 2008’de travesti ve transseksüellere yönelik saldırılarla ilgili bir davada “nefret suçlarına” örnek teşkil edecek bir karar verdi.

7-12 Nisan 2006 tarihleri arasında, Ankara’nın Eryaman semtinde yaşayan travesti ve transseksüellere sistemli saldırılar yapılmıştı. Mahkeme, bu saldırılarla ilgili davada yargılanan tutuklu dört kişi hakkında verdiği kararını, şu şekilde gerekçelendirdi: “Sanıklar kendilerinin ve çevrelerindeki insanların ‘önyargılarının tetiklediği’ düşüncelerle çevrelerinde yaşamakta olan ve kendilerini transseksüel bireyler olarak tarif eden müdahillere karşı belli bir karar doğrultusunda yoğun ve sürekli saldırılarda bulunmuşlar, onları yasadıkları hayat alanından ayrılmaya zorlamışlardır”. Mahkemenin gerekçesi dikkatle incelendiğinde, uluslararası düzeyde kabul görmüş yegane tanıma sahip olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) “nefret suçu” tanımıyla uyum içinde olduğu görülebilir. Ancak, mahkemenin kararı Türkiye’de konuyla ilgili herhangi bir yasal düzenlemenin olmaması nedeniyle, aynı durumlarda benzer kararların verileceğini garanti etmiyor. Şurası açıktır ki, nefret suçları, “iyi niyetli” yargıçların inisiyatifine bırakılamayacak kadar ciddi bir sorundur.

Nefret suçları tarihsel açıdan yeni bir fenomen değil. Bununla birlikte hükümetler tarafından suçun tanımı ve bu suça karşı gerçekleştirilen yasal düzenlemeler oldukça yeni. AGİT nefret suçlarını önlemek için hazırladığı kılavuzda “nefret suçlarını” aynı zamanda “önyargı suçları” olarak tanımlıyor. Çünkü nefret suçları daima iki unsuru birarada bulunduruyor. Bu ‘cezai bir suçun, önyargılı bir motivasyonla’ birlikte işlenmiş olmasından kaynaklanır. Nefret suçlarının birinci unsuru, sıradan ceza kanunları kapsamında suç oluşturan bir eylemin gerçekleşmesidir. Ulusal yasalarda bazı farklılıklar bulunmasına rağmen, söz konusu cezai eylemler konusunda benzerlik taşıyan şey, genellikle bu tür eylemlerin şiddet eylemleri olmasıdır. Nefret suçlarına ilişkin ikinci unsur önyargılar. Bu onu sıradan suçlardan ayırır. Suçu işleyen ‘muhafaza edilen özelliği’ kasıtlı olarak ‘hedef’ seçer. ‘Hedef’ bir ya da birden fazla kişi veya belli özellikleri paylaşan bir grupla özdeşleşmiş mülkiyet olabilir. Muhafaza edilen özellik, ırk, dil, etnisite, ulus ya da benzer nitelikteki diğer genel faktörler gibi, bir grup tarafından paylaşılan bir özelliktir. AGİT’e göre nefret suçunda hedef, grup üyelerinin genel özellikleri, gerçek ya da edinilmiş ırk, ulus ya da etnik orijin, dil, renk, din, cinsiyet, yaş, fiziksel ya da zihinsel engellilik, cinsel kaynaklı ya da diğer benzer unsurlara dayandırılabilir. Nefret suçunda, mağdur, suçun hedefi olan bir grupla gerçek ya da edinilmiş bağlantısı, ilgisi, ilişkisi, destekçisi ya da üyesi olduğu için seçilebilir.

Nefret suçları ve ayrımcılık

Nefret suçları ayrımcılıktan beslenir ancak ayrımcılıktan başka bir şeyi ifade eder. Nitekim ayrımcılığın önlenmesiyle ilgili yasalar genellikle iş, mal ve hizmetlerden yararlanılmasını veya bir başka hakkın kullanılmasını engellemeyi yasaklarken, nefret suçları ceza kanunlarında tanımlanmış cinayet, yaralama, mülkiyetin tahrip edilmesi, hakaret vb. fiili eylemleri içerir. Nefret suçları pek çok farklı nedenle gerçekleşebilir. Fail kızgınlık, kıskançlık ya da akran onayı arzusu gibi bir nedenle eyleme geçebilir. Fail suçun bireysel hedefi hakkında hiçbir şey hissetmeyebilir ancak hedefin üyesi olduğu grup hakkında düşmanca fikirlere veya duygulara sahip olabilir. Fail, kendisini tanımladığı grubun dışındaki herkese düşmanlık hissedebilir. Hedef, basit bir şekilde, failin düşman olduğu, göçmenlik gibi bir fikri de temsil edebilir.

Nefret suçları oldukça özeldir. Çünkü fail nefret suçunu gerçekleştirirken mağdur ve mağdurun ait olduğu topluma yönelik bir mesaj yollar. Bu sonuç olarak, nefret suçlarının diğer suçlardan farklı bir şekilde düzenlenmesi gerektiği ve farklı bir yasal yaklaşımla meşrulaştırılması gerektiği anlamına gelir. Nefret suçları önyargının şiddet manifestosudur. Bu nedenle nefret suçlarının soruşturulması, kovuşturulması, yargılanması vb. her aşaması son derece büyük dikkat gerektirir. Ayrıca nefret suçlarının sosyal açıdan kınanması kanunlara yansıtılmalıdır. Bu, zarar gören topluluklar açısından son derece önemlidir, ceza kanunlarına güveni sağlar, sosyal yarılmaları onarır.

Gündelik hayatımızda da görülebileceği gibi nefret suçlarındaki hızlı artış, son üç yılın AGİT raporlarına da yansıdı. Raporlar nefret suçlarının özellikle farklı etnik, dini ve azınlık gruplarına ve gey, lezbiyen, biseksüel ve transgender (travesti ve transseksüel) bireylere yönelik gerçekleştiğini gösteriyor. Irk, engellilik ve farklı siyasi görüşler de nefret suçlarından payını alıyor. Transgender kişilere yönelik nefret suçları ise sıradanlaşmış durumda. Bu sıradanlaşma nefret suçları hakkında yapılacak yasal düzenlemelerin aciliyetine işaret ediyor. Sıradanlaşan nefret suçları çoğunlukla cezasızlığı da beraberinde getiriyor. İdeal olan, bir nefret suçu yasasının hükümet, kanun uygulayıcılar ve toplumun geniş bir kesimi tarafından tartışıldıktan sonra kabul edilmesidir. Bu suçun doğası ve boyutları hakkında farkındalığın artmasına ve konuya doğrudan odaklanılmasına yardımcı olur. Nefret tohumlarının daha da derinlere inmeden sökülmesi için ek önlemler alınması gerektiği son derece açıktır. Sonuç olarak nefret suçları günümüzün bir gerçekliğidir, ancak kaçınılmaz ya da önlenemez değildir.

<!–
window.print();

// –>

Radikal İki / Hakan Ataman
05/10/2009

LGBTT Hakları Platformu Cumhurbaşkanı Gül’e Hak İhlalleri Raporu Yolladı

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , on Nisan 23, 2009 by ifsaeylem1

bianet
16/04/2009

LGBTT’lere yönelik ayrımcılığa dikkat çekmek isteyen Platform yaşanılanları görünür kılmak istiyor.

Türkiye’de Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transseksüellere (LGBTT) yönelik ayrımcılığa ve şiddete dikkat çekmek isteyen LGBTT Hakları Platformu hazırladıkları “2008 İnsan Hakları İhlalleri Raporu”nu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bir mektupla yolladı.

Pembe Hayat’tan Barış Sulu ve Kaos GL’den Umut Güner imzalı mektupta “Dileriz ki bu rapor, Türkiye’de eşcinsellere ve trans bireylere yönelik uygulanan ayrımcılık, şiddet ve hak ihlallerinin görünür kılınmasında yardımcı olur” denildi.

Platform raporu ayrıca Meclis Adalet Komisyonu, Anayasa Komisyonu ve İnsan Hakları Komisyonu üyelerine de yolladı.

Cinayetler, ev mühürlemeler, mülteciler…

Yedi örgütün* oluşturduğu Platformun “Bu rapor görmediğimiz, görmek istemediğimiz, haberdar olmadığımız ya da seyirci kaldığımız ihlalleri unutmamak ve unutturmamak adına yazıldı. Bu raporların yazılmayacağı günlerin artık gelmesi umuduyla” diye sunduğu rapordaki kimi başlıklar şöyle:

Ankara’da trans olmanın bedeli 125 TL: “Ankara’da trans bireylere yönelik polis, Kabahatler Kanununu ileri sürerek 125 YTL para cezası kesmeye devam etti. Trans bireylerin Kabahatler Kanunu üzerinden kesilen para cezalarına yönelik itirazların mahkemeler tarafından kabul edilip para cezaları iptal edilse bile trans bireyler para cezası kesilmesi bahanesine keyfi gözaltına alındılar ve kötü muameleye maruz kaldılar.”

İstanbul’da polis evleri mühürleyince translar sokakta yaşamak zorunda kaldı: “Beyoğlu bölgesinde, transseksüellerin yaşadıkları evler ve evlerin olduğu apartmanlar polis tarafından keyfi bir şekilde mühürleniyor. Sadece trans bireyler değil, komşuları da sokakta yaşamakla karşı karşıya kalıyor. Polis apartmanları mühürleyerek aynı zamanda transseksüellerin komşuları ile kurduğu ilişkilere de zarar veriyor.”

LGBTT mülteciler: “Özellikle İran’dan ölüm korkusuyla Türkiye’ye gelen LGBT mülteciler, İçişleri Bakanlığı’nın yönlendirdiği uydu kentlerde, Türkiyeli LGBTT’lerin de yaşayamadığı şehirlerde yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Bu şehirlerde yaşamak zorunda kalan LGBTT mülteciler, insan hakları ihlallerine karşı korunmasız bırakılıyorlar.”

Cinayetler: “Ölüm tehditleri aldığı için ailesinden şikayetçi olan Ahmet Yıldız 17 Temmuz’da uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü. Cinayeti halen aydınlatılmadı, soruşturması hakkında hiçbir bilgi verilmiyor. Hatta bir soruşturma olup olmadığından da habersiziz.

“12 Kasım’da Dilek İnce pompalı bir tüfekle öldürüldü. Dilek, bizim tanıdığımız ismiyle ‘Bahar’, Eryaman davasının ilk şikayetçilerinden biriydi ve sadece transeksüel olduğu için öldürüldü.”

Esat’ta saldırılar ve çete davası: “Ankara Eryaman’da yaşanan saldırılar Esat’ta devam etti. Olaylar sonrasında Pembe Hayat LGBTT Derneği’nin yürüttüğü çabalar sonrasında yakalanan çete yargılandı ve ilk defa LGBTT bireylere yönelik işlenen suçlar örgütlü suçlar kapsamında değerlendirildi. Eryaman çetesine, yargı ‘çete’ dedi.”

Rapora Ankara’da Kaos GL’den ve İstanbul’da Lambdaistanbul’dan ulaşılabiliyor.

* LGBTT Hakları Platformu’nu oluşturan örgütler: İzmir Travesti ve Transeksüel İnisiyatifi, Kaos GL Derneği, Siyah Pembe Üçgen Derneği, Lambdaistanbul LGBTT Derneği, MorEL LGBTT Oluşumu, Pembe Hayat LGBTT Derneği, Piramid LGBTT Diyarbakır Oluşumu.