lgbt bireylere yönelik ayrımcılık için arşiv

“Lezbiyenlik Sıradan Bir Yaşam Tarzıdır!”

Posted in ayrımcılık - şiddet, nefret suçları with tags , , , , , on Aralık 8, 2009 by ifsaeylem1
Perşembe, 3 Aralık, 2009
Haber: Kaos GL
LGBTT Hakları Platformu, RTÜK’ün sansür uygulamasına karşı, “Eşcinselleri Görünmez Kılmak İsteyen Ayrımcı Zihniyetten Endişeliyiz” açıklaması yaptı.
Platform, yaptığı basın açıklaması ile bir televizyon kanalında iki genç kızın öpüşmesini “lezbiyen bir ilişki sıradan bir yaşam tarzı gibi gösteriliyor” gerekçesiyle sakıncalı bulan RTÜK’ün yaklaşımını ayrımcı ve sansürcü olarak değerlendirdi.
LGBTT Hakları Platformundan yapılan açıklamanın tam metni:
“Basından takip ettiğimiz kadarıyla, RTÜK Moviemax kanalında yayınlanan “Vahşi Şeyler 3” filminde iki kadının öpüşme sahnesi olduğu gerekçesiyle, filmi “Türk aile yapısına uygun değil, çünkü belden yukarısı çıplak iki genç kız öpüşüyor, lezbiyen bir ilişki sıradan bir yaşam tarzı gibi gösteriliyor” gerekçesiyle sakıncalı bulmuş ve filmi yayınlayan kanala ceza verilmesini istemiştir.
Sayın RTÜK üyeleri gerçeği görmezden gelmeye çalışsalar da gerçek bir tanedir. Bu ülkede eşcinseller de yaşamaktadır ve onların da “sıradan bir yaşam tarzı” vardır. Eşcinselliğin olağanlığını kabullenmeyip olağan dışı gibi göstermeye çalışmak, gerçeği değiştirmemektedir. Bu ülkedeki eşcinseller kendilerini görünmez kılmak isteyen, ahlaka ve aile yapısına aykırı ilan eden bu zihniyetin yarattığı toplumsal önyargılar nedeniyle her gün şiddete uğramaktadır. Eşcinsellerin yaşayış ve kendini ifade ediş biçimini görünmez kılmak, eşcinseller yokmuş gibi davranmak ve görünürlüklerini cezalandırmak istemek, en az bir grubu toptan yok etmek gibi, soykırım gibi insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Türkiye topraklarında heteroseksüel bireyler kadar eşcinsel bireyler de yaşamaktadır. Heteroseksüellik her gün 24 saat medyada temsil edilirlerken, medyada nadiren yer bulabilen eşcinselliğin görünmesini engellemeye çalışmak açıkça ayrımcılıktır. Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ile hiçbir grup vatandaşın başka bir grup vatandaştan daha farklı muameleye tabi tutulamayacağı garanti altına alınmıştır. RTÜK’ün eşcinselliğin medyadaki görünürlüğünü yasaklamaya yönelik tutumu, anayasanın amir hükümleri ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin imzaladığı uluslararası insan hakları sözleşmelerine aykırıdır.
Türk aile yapısına ve ahlaka uygun olmadığı gerekçesi ile kapatılmak istenen Lambdaistanbul LGBTT Derneği’ne ilişkin olarak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 25.11.2008 tarih ve E: 2008/419, K: 2008/5196 sayılı kararında;
“Eşcinsellerin varlığının herkesçe bilinen bir gerçek olduğu, bu kişileri tanımlayan sözcüklerin literatürde, bilimsel yayınlarda, medyada ve günlük dilde sık sık kullanıldığı, kişilerin kendi istemi dışında gerçekleşen böyle bir cinsel yönelime sahip olmalarının ahlaksızlık olarak nitelendirilemeyeceği”
belirtildiğini ve RTÜK’ün sansüre ilişkin tutumunun yüksek Yargıtay kararı ile çeliştiğini hatırlatmak isteriz.
RTÜK gibi kanunla göreve getirilen kamu kuruluşlarının, kamu kuruluşu oldukları ve kamunun her vatandaşı temsil etmesi gerektiği hususunu unutmadan, hukuka ve uluslararası sözleşmelere aykırı tutumlar sergilememesini ve açıkça ayrımcılık içeren eşcinsellere yönelik sansüre son vermesini talep ediyoruz.”
Kaos GL
Reklamlar

Heteroseksizmin Boşalma Alanı Travestizm

Posted in ayrımcılık - şiddet, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret suçları with tags , , , , , , on Aralık 8, 2009 by ifsaeylem1
Pazartesi, 7 Aralık, 2009
“Heteroseksizm, homofobiyi çıkarına göre ne zaman nerede kullanacağını çok iyi bildiğinden hiçbir LGBT’nin diğerine karşı avantajlı konumu olamaz.”
“Stonewall’un 40. yıl anısına bir gönderme yapıyorlar herhalde 69 liralık cezayla. Trans görünürlüğün yoğun olduğu yerlerde azaltma amacıyla cesaret kırmaya çalışıyorlar eşcinsellik mücadelesini sekteye uğratmak için. Çünkü transseksüeller de artık kendilerine biçilen toplumsal kadın rolünün dışına çıkmaya başladılar.”
Devran ’69 yılında kırsalda doğmuş bir transseksüel…
Çoğu eşcinsel gibi o da dünyada kendi cinsine ilgi duyan biri olarak kendini tek zannediyormuş. Çünkü köy yerinde bir benzeri yokmuş. Homofobiyle ilk ailesinde, okulda, köyünde karşılaşmış. Abileri karı gibi davranmaması, babası karı gibi konuşmaması konusunda uyarıyormuş. Halasının oğluyla çocukça da olsa yakınlaşınca cinsel yöneliminden dolayı babasının ilk şiddetiyle tanışmış ve bahanelerle devam eden bu şiddet babasından nefret ettirme boyutuna gelmiş.
Tanrı’ya her gün dua ediyormuş kadın olmak için. Annesinin kıyafetlerini giyip kendince tatminler sağlıyormuş babası ve abilerinden gizli.
Çürük raporu veya sempatik adıyla “pembe teskere” almak heteroseksizmin eşcinsellere beşinci sınıf bakış açısını beslemiyor mu? Egoların şiddetle tatmin edildiği erkek egemen kültürün eşcinsel bireyleri barış gönüllüsü(!) oldukları için değil içselleştirdikleri heteroseksizmin kendilerine biçtiği erkek rolü dışındaki rolün gerekliliği olarak askerliği yapmamak istemiyorlar mı?
“Daha askere gitmeden 7-8 sene öncesinden ‘Benden asker olmaz’ diyordum. Ama o dönemler çürük raporu almak aklımdan bile geçmedi. Askerliği kaçınılmaz, mecburi bir görev olarak düşünüyordum. Askerliğim boyunca çok utandım kendimden. Numune gibi herkes bana bakıyordu. Toplu banyo yaparken kendimi sürekli saklıyordum. Hiç ilişkiye girmediğim için eşcinselliğimle ilgili imaları hakaret gibi algılayıp gururuma yediremediğimden bir gün birisini şikayet edip ceza almasına bile sebep oldum. Bölükte bir tane eşcinsel arkadaşım vardı ve onunla adı çıkan başka bir eri de uzaklaştırdılar bölükten.”
Kişi kendisine nasıl davranılması gerektiğinin belirleyicisidir, bölgesel kültürel farklılıklara rağmen. Eğer çok baskıcı bir bölgede ve de kendini ifade etmede yalnız kalıyorsan kendin olabileceğin uygun ortam bulmak boyun eğmekten çok daha iyidir. Ailesinin onu hiç kaale almaması evden kaçıp şehre diğer abisinin yanına sığınmasına sebep olmuş ama orda da huzur bulamayınca otellerde yatıp-kalkmaya başlamış.
Onun da eşcinselliği ile toplumsal baskı arasında sıkışıp kalmışlığı olmuş.
“Biz de bir laf vardır. ‘Sigara içip savurmayınca, içki içip bağırmayınca erkek olunmaz’ diye. Alkol ve sigaraya o kadar yabancıyken eşcinselliğimden kurtulmak için onlara yöneldim ama kurtulmak yerine kendimle barışmam konusunda sanki cesaretlendim. Ama alkolün esiri olmaktan da kurtulamadım.”
Toplum transseksüelleri sanki kendi istekleriyle fuhuş yapıyormuş gibi bir önyargıyla yargılarken kiminle fuhuş yaptıklarını görmezlikten gelip sorumluluğu kendi ötekileştirdiklerine yıkmaktan hiç vicdani rahatsızlık duymaz. Devran da yılma noktasına kadar değişik işlerde çalışmış.
“Çok iş denedim. İnşaattan boyahaneye, mermercilikten yem fabrikasında hamallığa, restoranda bulaşıkçılığa kadar. Ama hiçbirinden ne tam anlamıyla maaşımı alabildim ne de insanca bir muamele gördüm. Cinsel tacizden, ilişkiye kadar her türlü ayrımcı istismarla karşılaştım. Ailemde bile emeğimin karşılığını alamayıp ayrımcılığa maruz kaldığım için evden kaçmamış mıydım zaten. Ama homofobinin ayrımcılığından kaçılamayacağını yaşayarak öğrenmiştim artık.”
Fuhuşa başlaması daha sonra da arkadaş edindiği, çalıştığı restorana gelen bir travesti tavsiyesiyle olmuş.
“Hayatın her alanında eşcinselliğimden dolayı karşılaştığım ayrımcılık tabii ki yıldırıyordu beni ama bir gün çalıştığım restoranda tanıştığım bir travesti beni fuhuş konusunda cesaretlendirdi. O günden beridir de fuhuş yapıyorum. İş bulup çalışma denemelerim oldu ama nafile. Hâlâ da bir iş bulsam çalışırım. İnsanın cinsel malzeme olarak kullanılıp geçimini sağlaması kolay değil. Hiçbir eşcinselin bir işi olup da ekonomik durumu iyiyken fuhuş yapabileceğine ihtimal vermiyorum.”
Eşcinseller genellikle aile-akraba gibi tanıdık çevrelerinin baskısından dolayı büyük şehirlere kaçarlar. Bu kaçış aslında manevi baskıdan kaçış olduğu gibi başkası olmadan yaşamak için toplumsal rollerden bir kaçıştır da. Acaba gittikleri yerlerde kendilerini bulabiliyorlar mı, yoksa tamamen kendilerini kaybedip toplumsal rollere adapte olmaya mı çalışıyorlar?
“Transseksüel olarak yaşamanın iyi bir yerinin-mekanının olduğuna inanmıyorum. İnsan kendisiyle barışıksa çevresel faktörlerin boyutu her yerde aynı hissediliyor. Kendisiyle barışık olmayanlar kendisini tanıyanların olmadığı bir ortamda manevi baskıdan uzaklaşıp kendisiyle yüzleşmekten kurtulabilir ama açık bir eşcinsel olarak görünür olmanın toplumsal baskısının da hafife alınır bir tarafı yok. Ben ticari amaçlı gittim büyük şehre dönem dönem ama kelle koltukta dolaşma riskini göze alamadım. Hem rant kavgası sadece heteroseksüeller arasında değil ki. Transseksüeller bu konuda daha acımasız. Çünkü ekmek aslanın ağzında onlar için. Paylarına düşen çok az rantı bölüşmemek için birbirlerine heteroseksüellerden daha düşmanlar. Hem onların sistemi bana hiç uymadı. Başlarındaki erkeksilere(!) para yedirip ‘kocamız var’ yalanına kendilerini inandırmaktan başka bir şey değil yaptıkları.”
Travesti bir toplumda görselliğiyle cinsel yöneliminin tezatlığı erkekliği lekeleyeceği için açık bir gey olmaktan transseksüel olmanın daha kolay olduğu zannedilebilir ama heteroseksizm homofobiyi çıkarına göre ne zaman nerede kullanacağını çok iyi bildiğinden hiçbir LGBT’nin diğerine karşı avantajlı konumu olamaz.
“Transseksüel olup da travesti bir toplumun eşcinselliğiyle yüzleşememiş bireylerine kocalık yapmak homofobiye çanak tutmak aslında. Erkek egemen sistemin yarattığı travestizmin bir parçası olmak zorunda kalabiliyorsun hem transseksüel olarak hem de homofobikler olarak maddi-manevi kaygılar yüzünden. Yaşamak için de eşcinsellik adına bindiğin dalı kesiyorsun tabii. Ama travestizm bu toplumun bir boşalma alanı. Erkekliğin hakim olduğu toplumlarda travestiliğin yaygınlığının ve de onlara toplumsal rol kalıplarının dışına çıkılmadığı sürece müsamaha gösterilmesinin sebebi de bu iki yüzlülük, bastırılmış eşcinsellik. Mimlenmekten korkup kendi cinsiyle beraber olamayanlar ‘kadın gibilerle!’ beraber olup kendilerini daha kolay aklayabildikleri için, hem toplumsal homofobiyi besliyorlar hem de heteroseksizmi içselleştirmiş translar arasında homofobik tepkilere sebep olabiliyorlar ‘Erkek erkek gibi, kadın kadın gibi olmalı’ düşüncesi hakimiyetinden. Kendisiyle barışmış hiçbir LGBT bireyin bedeniyle çatışacağına inanmıyorum. Bu tamamen çevresel baskıların yarattığı korkuyla kişinin kendisi olamayıp kamufle bir kaçış durumu. Doğada hiçbir canlı aleminde kategori oluşturulup cinsiyet sorgulaması yapılmıyor, bir kalıba uydurulmaya çalışılmıyor kendi aralarında, her canlı da içinden geldiği gibi yaşamaya devam ediyor. Ama sosyal gelişimi geriye götüren ve insanlığı egemenliği altına alan heteroseksizm tüm bireylerini kendine benzetip ilkelleştirebiliyor, benzetemediklerini de ötekileştirip birbirine cephe aldırıyor.”
İktidarların bakış açısı ancak görünür olan tehditlere karşı sistematik işler ama sistemin en küçük birimi de yapıdan aldığı cesaretle görevini yerin getirmeyi ihmal etmez.
“Sistematik bir homofobiyle karşılaşmasam da bireylerin şu anki yapıdan aldıkları cesaretle kişisel homofobileri yüzünden artık eskisi gibi güvenle sokağa bile çıkamıyorum. Yaşadığım olumsuzluklar sanki daha büyüğünü yaşayacağımın bir sinyali gibi. Polislerin keyfi kimlik sorgulamaları, sokakta tanımadığım kişilerin sözlü ve fiziksel saldırıları, gittiğim restoranda masadan kaldırılmam gibi…”
Kabahatler kanununa dayanılarak büyük şehirlerdeki transseksüeller sokağa erkek olarak kadın kıyafetiyle çıkıyorsun bahanesiyle 69 liralık para cezasıyla sindirilmeye çalışılıyor. Eşcinsellik zihinlerde yer edemediği sürece, eşcinseller de dünyanın hiçbir coğrafyasında sığdırılamaz.
“Stonewall’un 40. yıl anısına bir gönderme yapıyorlar herhalde 69 liralık cezayla. Trans görünürlüğün yoğun olduğu yerlerde azaltma amacıyla cesaret kırmaya çalışıyorlar eşcinsellik mücadelesini sekteye uğratmak için. Çünkü transseksüeller de artık kendilerine biçilen toplumsal kadın rolünün dışına çıkmaya başladılar.”
Yaşanılan şiddetlerin üstünü örtmek kaçış değil çaresizlik, sistemin görmezlikten geldiği. İşin psikolojik boyutuysa hiç hesaba katılmıyor. Ruhsal yaralanmaların oluşturduğu güvensizlik, paranoya…
“Hatta duyarsızlık… Bana acımayana ben niye acıyayım ki. Herkesin kendini düşündüğü bu dünyada empatik olmak enayileştiriyor çoğunluğa karşı bireyi. Anlaşılmadığın anlarda ve yerlerde anladıkları dilden konuşmak her iki taraf için de faydalı olacaktır.”
Aktivizmin alt yapısının olmadığı kültürlerde LGBT bireylerin can güvenliği kaygıları yüzünden uzun vadeli plan yapmak yerine anlık yaşam fırsatlarını değerlendirmeleri fazla şaşırtıcı olmamalı.
“Yok sayıldığım sürece yaşamak benim için çok anlamlı değil. En büyük korkum yalnızlıktı. Homofobinin yoğun olduğu bir kültürde aşk ve sevgi kaygım da kalmadı.”
Halil Kandok

VJ Bülent ve homofobi karşıtı mücadele

Posted in ayrımcılık - şiddet, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret suçları with tags , , , , on Aralık 7, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 2 Aralık, 2009

Şunu demiyor mesela kimse, “VJ Bülent’i bir simge olarak ele alalım, bu artık bardağı taşıran damla oldu, gelin birlikte eşcinsel çalışanların iş güvencesi için mücadele edelim”

VJ Bülent’in Kral TV’deki işinden çıkartılmasıyla ilgili yazıları okuduğumdan beri, konuyla ilgili içime sinmeyen bir şeyler olduğunu hissediyordum ama bir türlü adlandıramıyordum. Bugün yavaş yavaş kafamda bir şeyler oturmaya başladı, yazının ilerleyen kısımlarında yanlış anlaşılmamak adına baştan söyleyeyim ki birinin eşcinsel olduğu gerekçesiyle işten çıkarılmasını anlamam, desteklemem ya da savunmam söz konusu bile olamaz. Dolayısıyla, VJ Bülent’in haklarını savunmak için ne gerekiyorsa yapılmasını destekliyorum, yapabileceğim bir şey olursa katkıda bulunmaya da hazırım. Amma velâkin, mesele tam da bir önceki cümlede kullandığım “VJ Bülent’in hakları” ifadesinde düğümleniyor sanki.

VJ Bülent konusunu gündeme getirenlerin argümanlarında içime sinmeyen bir şeyler var, özellikle de Oray Eğin’in yazılarında. Öncelikle aklıma gelen şey şu; eşcinselliği nedeniyle işten çıkarılmak ya da çıkarılmasa dahi bu korkuyla yaşamak zorunda olmak salt VJ Bülent’in sorunu değil, dolayısıyla mesele “VJ Bülent için sesimizi çıkartmalıyız, Bülent işine geri dönmeli” vs meselesi haline gelmemeli. Şunu demiyor mesela kimse, “VJ Bülent’i bir simge olarak ele alalım, bu artık bardağı taşıran damla oldu, gelin birlikte eşcinsel çalışanların iş güvencesi için mücadele edelim”. Eğin’in yazısında söylediği bazı şeyler doğru, belli bir konuma gelmiş açık eşcinseller, eşcinsel haklarını gündeme getirme, savunma konusunda “seçkinci” davranıyor olabilirler, o kadar da “açık” olamıyorlardır belki ama konuyu “Murathan Mungan olsa savunurlar ama VJ Bülent’e gelince susuyorlar” noktasına çekmek çok da doğru gelmiyor bana. Aynı şekilde Huysuz Virjin, Fatih Ürek ve (Kuşum) Aydın örnekleri de. Bu örnekler, yine aynı konu çerçevesinde, yani Türkiye’nin ne kadar homofobik bir ülke olduğunu göstermek ve giderek daha da muhafazakârlaştığını ispat için kullanılabilir belki ama uygun bağlamın bu olduğunu düşünmüyorum.
Uygunu nedir derseniz, bence gelin bütün bu isimlerin neden Murathan Mungan kadar açık olamadığını tartışalım, Türkiye’nin ikiyüzlü homofobik tutumunu buradan yola çıkıp eleştirelim. VJ Bülent’i özel olarak hatırlamıyorum ama yanlış bilmiyorsam sayılan tüm diğer isimler (Huysuz Virjin, Fatih Ürek ve (Kuşum) Aydın) yıllardır  “asla ve asla eşcinsel olmadıklarının” savunusu içindeler. Onları böyle konuşmaya / davranmaya / sürekli errrkekkliklerini ispata zorlayan / yönlendiren sistemi tartışalım, eleştirelim, bu konuda çekimser davrananları “demokrasiyle imtihana” sokalım iyi güzel ama eh peki biz neredeydik eşcinsellere yönelik ayrımcılıkla ilgili bu zamana kadar yapılan başka pek çok tartışma sırasında? Lambdaistanbul ve Kaos GL’nin kapatılma davalarının karşısında da aynı dirençle durmak gerekmez miydi?
Haksızlık ediyorum muhtemelen ama sanki bu konunun bu örneklerle gündeme getirilmesi özellikle şu cümleyi kurmak içinmiş gibi geliyor bana: “VJ Bülent işten atılalı bir haftayı geçti ve ne kadar cılız sesler çıktı medyada…

Çünkü bu eşcinsel lobisi de kendi içinde feci bir sınıf katmanı ve ayrımcılığı olan, aslında son derece faşizan bir çevrenin üretimidir. Yoksa kültür-sanat ortamında ağırlığı bulunan bu lobinin ağa babaları bugünlerde büyük ihtimalle dincilerle, hükümet yandaşlarıyla dizi yazıp, ortak para kazandıkları için mi pek kimseleri ürkütmek istemiyor? ‘Aman Fehmi duymasın’ mı? ‘Başbakan’ın sevdiği radyocuyu karşımıza almayalım’ kaygısı mı?”.

Belli ki birilerine laf atılıyor ama sırf bu yüzden “eşcinsel lobisi”ni faşizanlıkla suçlamak, eşcinsellik mücadelesinin “İstanbul Film Festivali’nde birkaç tane çıplak erkek görünen film izleyip, dergilerde onları tanıtmaktan öteye gitmediğini” iddia etmek biraz fazla acımasızlık, biraz konu saptırma gibi geliyor. Sanki tartışılması gereken bir konu başka şeylerin arkasında kaybolacakmış gibi…
PS: Bu arada, varlığından bu yazıyı yazarken haberdar olduğum www.medyarazzi.com diye bir site, Oray Eğin’in yazısını “ORAY EĞİN’İ KORKU SARDI!” başlığıyla vermiş, spotta da devam etmiş: “’Dün Huysuz Virjin’e, Fatih Ürek’e, Aydın’a, Bugün VJ Bülent’e…’ Şimdi Sıra Oray’da mı?.. Tutuşmuş yardım istiyor…”. Eşcinsellere ve eşcinselliğe yönelik üsluptaki terbiyesizliğin, pespayeliğin yeni bir örneği daha, maalesef son olmadığını da biliyoruz.
İdil Engindeniz Şahan
Konuyla ilgili haber: “VJ Bülent, ayrımcılık davası açmalı!”

http://kaosgl.org/node/3816

http://kaosgl.com/icerik/homofobi_kurbaniyim

“Cinsel kimliğim yüzünden kovuldum”

Posted in ayrımcılık - şiddet, nefret suçları with tags , , , , on Aralık 7, 2009 by ifsaeylem1
Pazar, 6 Aralık, 2009
Haftanın altı günü Kral TV ekranında VJ’lik yapan Bülent, geçtiğimiz günlerde
katıldığı bir TV programı sonrasında işten çıkarıldı. Renkli kişiliğiyle hafızalarımıza kazınan VJ Bülent’le işsiz kalma gerekçesinden tutun da gey’lerin sorunlarına kadar pek çok şeyi konuştuk.

Kral TV’ye başladığınız ilk günü hatırlıyor musunuz?
Evet hatırlıyorum. Bundan tam 14 sene önceydi. Üç deneme çekimi yapmıştım ve kabul edilmemiştim. O zaman Cem Uzan dönemiydi. Şu anda herkesin konuştuğu ve yara aldığım eski patronum. Kral gerçekten bambaşka bir yerdeydi. Herkes Kral izliyordu. Ben de o dönemin ilk ürünüyüm. Belki de Guinness Rekorlar Kitabı’nda bile olabilirim çünkü 14 sene hiç aralıksız haftanın altı günü her gece canlı yayına çıkan başka kimse yok. Bir Mehmet Ali Erbil var o bile ara verdi.

Peki 14 yılda Kral TV size ne kattı? Maddiyat mı yoksa maneviyat mı?

Kral TV tanınmamı sağladı. Bu son dönem hariç, her gelen yönetim beni sevgiyle, saygıyla karşıladı. Doğuş Holding ve Ferit Bey ile hiçbir problemim olmadı tam tersine kendisiyle bir kere karşılaştım. Zaten onlar çok farklı kulvarlarda koşan insanlar. Problem birdenbire bambaşka bir yerden patladı.
Yani bence ne şirketimin suçu var ne de Ferit Şahenk’in. Bence bu şahıs problemi, bunu da ilerleyen günlerde herkesle paylaşacağım. Şu anda bazı prosedürler olduğu için konuşamıyorum. Yani bir şahıs benden rahatsızdı, fırsatını buldu ve yok etti. Huysuz Virjin’e kıyafetleri yüzünden getirilen ekran yasağı gibi ben de cinsel kimliğim sebebiyle işimden atıldım.
Kim, Gezegen Mehmet mi?
Şu anda ismini zikredemiyorum yoksa gerçekten kim olduğunu söylemeyi çok istiyorum.
Kral TV’de program sunarken bir de albüm yaptınız.
Zaten beş senedir sahneye çıkıyorum. Gazinolar, pavyonlar, beş yıldızlı oteller, bayi geceleri… İş geldikçe sahneye çıkıyorum. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunuyum. Cihan Ünal, Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, Zeliha Berksoy hocamdı… Hayat insanı nereden nereye getiriyor.
Onlar VJ olmanızı hoş karşıladı mı?
İlk başta hoş karşılamadılar. “Sen burada Shakespeare oku, git orada Mahsun Kırmızıgül’ü anons et” dediler. Onlar biraz daha didaktik bakıyor olaylara.
Belki şimdi Mahsun Kırmızıgül’ü beğeniyorlardır.
Aynen öyle. “Tu kaka” diyenler yarın öbür gün “Mahsun Bey’in ne güzel filmleri var” diyor. İki film de milyonlarca kişi tarafından izlendi. Güneşi Gördüm’de benim de çok küçük bir rolüm vardı. O filmde Harbiye’de bir travesti sahnesi vardı. Biz de travesti ve gey arkadaşlarımızla beraber oradaydık. Mahsun Bey, çekim sırasında gey ve travesti arkadaşlara ne kadar kibar, ne kadar meseafeli, ne kadar hümanist davrandı anlatamam. Nice yönetmenler tanıdım; hadsiz, terbiyesiz, “Lan” diye konuşan. İnsanlara korkunç davranıyorlar. Hepsi olmasa da yüzde 99’u öyledir. Mahsun Bey çok kibar davrandı.
Oray Eğin’in programında yaptığınız açıklamalardan sonra işe ilk gittiğinizde neler yaşadınız?
Kimse benimle diyalog kurmadı. Zaten iki buçuk aydır ekrana çıkarılmıyordum.
Sizi ekrana çıkarmama sebepleri neydi peki?
Hiçbir sebepleri yok. “Bekleyin başka programlar yapılacak” deniyordu. Kendimi kötü hissediyordum. Bana maaş ödeniyor, iki buçuk ay olmuş program yapmıyorum, aldığım parayı da hak etmediğimi düşünüyordum. Başkası olsa “Oh kebap, hatta çok güzel devam ediyor’’ der. Öte yandan maaş diye verdikleri o küçücük paranın 10 katını hak ettiğim de ayrı bir gerçek. Neyse, gidip konuşma talep ettim müdürden.
Müdürünüz kimdi?
Namık Kasapbaşoğlu ve Gezegen Mehmet. Bana çok kötü davranıldı. Yüksek sesle bağırıldı. “Sen kimsin ki, bunun hesabını bana soruyorsun” gibi cümleler sarf edildi. Bu olay odada yaşandı ama bütün şirket duydu. Dışarı çıktığımda elim ayağım titriyordu. “Ne oldu” dediler. O kadar büyük bir travma yaşamışım ve üzülmüşüm ki, “Hiçbir şey hatırlamıyorum ne oldu” dedim.

Program Bahane

Peki işten çıkarıldığınızı öğrendiğinizde ne hissettiniz?
Çok uzun süredir değersizlik had safhadaydı. Beklediğim bir sona doğru yaklaştığını hissediyordum. Oray’ın programı bahane oldu. Sevgili Yiğit de köşesinde aynısını yazmıştı. Ben de okuduktan sonra aydım, “Oray’ın programı bahaneydi” dedim. Önce bütün gazetelere ‘’VJ Bülent’i Cem Uzan hakkında konuştuğu için attık’’ şeklinde beyanatlar verildi.
Kanalın sahibi Cem Uzan değil ki…
Bir süreç var, bittikten sonra bunu da açıklayacağım. Cem Uzan’dan onlara ne? Tekrar ediyorum; Cem Uzan ile ilgili hiçbir kötü söz söylemedim.
İnternette yazılan bazı şeyler de Yıldo’nun cümleleri. Yıldo, ben, Ferhat Güzel ve Banu Zorlu programa katıldık. Banu Zorlu, Yıldo ile kavga edince programı terk etti. Ferhat Güzel, bütün gece şov yapmaya çalıştı. Ortamı geren, bel altı muhabbetlere indiren, negatif bir duruma döken de kendisidir. Bu yüzden her şey tepetaklak oldu. Kimin ne konuştuğu belli değil.

Çok şeye tanık oldum hangi birini anlatayım

Gerçekten tanık oldunuz mu Cem Uzan’ın olaylarına?
Tabii ki tanık oldum. Dedikoduları da duydum. Neler neler biliyorum. Ama beni
tanıyan herkes bilir, 14 senedir sokaktan geçen simitçiye bile iyi davranırım. Herkese hümanist bir şekilde yaklaştığım için olayların içinde olmadığımı tüm arkadaşlarım bilir. Oray, “Cem Uzan ile ilgili neler biliyorsunuz” deyince Yıldo da “Biz neler biliyoruz ama paraları şuraya dizin ki öyle konuşalım ağabeyciğim” dedi, güldü. Yıld bu… Ajda Pekkan’la ya da Tarkan’la konuşmuyorsunuz. Adamın tavrı bu, espri yaptı. Bunun üzerine de Oray, “Hiç mi isim veremeyeceksiniz” dedi. Yıldo da “Ayağımızdan vururlar ağabey” diye espriyle cevap verdi. Oray bir kez daha “Hiç mi bilmiyorsun” dedi, Yıldo da
“Tabii ki bildiğim var ama saygımdan asla konuşamam” diye cevap verdi.
Ama programda bir iki isim verildi galiba…
Asla. İsim verilseydi, şu anda dava açmışlardı. Oray, “Sevgilileri var mıydı” diye sorunca, “Tabii ki duyduklarımız vardı” dedim. Benim ağzımdan çıkan tek cümle bu. Hiç isim verebilir miyim? Elbette duyduğum bazı şeyler var ama gördüğüm hiçbir şey yok. Allah’tan korkarım her şeyden önce. İki gün önce ağız değiştirdiler zaten. Gezegen Mehmet, “Ben atmadım, izin almadan programa çıktığı için yönetim attı” dedi. Ne oldu Cem Uzan durumu? Bunlar belgeli, Allah’tan gazetelerde de var, ben de dava açtım. Hatta bana programa katılma konusunda “Konuşmasını bilen bir insansınız, 14 senedir size ekran teslim edilmiş, biz de iki senedir beraber çalışıyoruz, elbette gidebilirsiniz” denildi.
Haksızlığa uğradığınıza inanıyorsunuz değil mi?
Mağdurum!
Kral TV’de nelere tanık oldunuz?
Hangi birini anlatayım? Çok şeye tanık oldum.
Mesela Yeşim Salkım bir sürü isim verdi…
Esas Yeşim Salkım benim, aslında biliyor musun?
Yeşim Salkım’ın “O kanal bizdeyken kimi istersek onu birinci seçerdik” gibi açıklamaları olmuştu…
Çok haklı.
Bu durumda neler yaşadığınızı merak ediyoruz tabii…
Çok şeyler duydum, biliyorum ama bugüne kadar hiç söylemedim. Şu an televizyonda sabah, öğlen, akşam programları yapanlar, şarkıcılar ya da sinema oyuncuları o şirkette kuyruk oldu.
Çok mu dedikodu dönüyordu Cem Uzan’la ilgili?
Ohooo… Bir de Hakan Uzan var.
“Şu kadar para verip klibini çok yayınlattı” dedikodularını da biliyorsunuzdur değil mi?
Tabii ki. Bir Prestij dönemi var ki, pardon yani… Gerçekten esas Yeşim Salkım benim yani. Herkes kalbimi çok kırıyor, çok üzerime geliyor, çok kötü davranıyorlar bana.
Peki o dönemde Kral TV’de şarkım dönsün diye patronlarla birlikte olanları duymuştuk. Bunlar doğru mu?
Açıkçası ben de duydum ama böyle şeye tanık olmadım.
İsim vermeden mesela böyle şaşırtıcı birkaç hikaye anlatabilir misiniz?
Yıldo bu dedikodulara açıklık getirdi. “Yat partilerinde gözüne bant bağlarlardı” dedi.
Peki mesela klipleri dönenler arasında beğendiklerine ahlaksız teklif yapıyorlar mıydı?
Hiç bilemem. Bir şey görsem söylerim ama gördüm mü hayır.
Lambdaistanbul ücretsiz avukat gönderdi
Bir eşcinsel kendini kaç yaşında fark eder?
Bence doğduğu gün hisseder.
Sonradan hissedenler de var…
Onlara inanmıyorum. İçinde varsa doğduğu gün vardır. 45 yaşına kadar hiçbir cinsel ilişki ya da aşk yaşamamış ama 46 yaşında buna cesaret bulmuş kişiler var. 50 yaşına gelmiş artık ölümü düşünüyor, “Neden bu duygumu saklıyorum” diyor ve ortaya çıkıyor. Böyle insanlar tanıyorum. Aralarında çok üzücü hikâyeleri olanlar da var. Komşularımın, arkadaşlarımın çoğu gey ve travestidir…
Peki cinsiyet değiştirme ameliyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bunun günahı, sevabı her şeyi onun. Zaten ameliyat olmak kanuni olarak da kolay değil. Üç yıl gidip geliyorsun, psikolojik olarak hazır olup olmadığını test ediyorlar. Bu acılı günlerimde hiçbir erkekten ya da kadından görmediğim desteği gey’lerden ve travestilerden gördüm. Lambdaistanbul bana ücretsiz olarak avukat gönderdi.
Zerrin Özer aradı ağladık
Mutlusunuz değil mi?
Beni yolda görüp “Geçmiş olsun” diyorlar. Kalp krizi geçiriyorum diye hastaneye kaldırıldım ama panik atakmışım. Ama geçiyor artık çok mutluyum.
İşten çıkarıldığınızda sizi ilk arayan, ilk destek veren kim oldu?
Zerrin Özer… Oturduk, ağladık karşılıklı. Hande Yener, Yıldız Tilbe aradı. Sonra plakçılar, menajerler, herkes aradı. Kral’ı bu olay öncesinde de olay sırasında da hep çok iyi temsil ettim. Ne özel hayatımla ne tüzel hayatımla kimsenin kalbini kırmadım. 14 sene çalışıp da yazılı-sözlü ihtarı olmayan belki de tek insanım. Namık Kasapbaşoğlu ve eşi Nilgün Kasapbaşoğlu yaptığım
programdan ötürü bana telefon açtılar. Beni keyifle izlediklerini, takdir ettiklerini söylediler.
Beni programlarına çağırmıyorlar diyorsunuz ama Okan Bayülgen sizi iki kere üst üste konuk aldı…
Okan Bayülgen bambaşka bir adam. Hülya Avşar’ın beynini görüyorum. Billur Kalkavan en büyük destekçim. Böyle aydın kişilere ihtiyacımız var. O zaman dünya güzel olacak.
Her karanlık günün bir aydınlığa çıkışı vardır…
Kesinlikle öyle… 14 senelik eski sevgilim bile aradı. İlk mesajı o yazdı. Baş harfi de M… Bana bu güne kadar destek olan medyatik tüm insanlara teşekkür ediyorum.
Sakal bırak senin için hayırlı olur dediler
İşten çıkarılmanızın cinsel kimliğinizle alakalı olduğunu düşünüyor musunuz?
Arkamda gazeteler, dergiler, köşe yazarları, magazin habercileri var. Ben en son çıkarılacak insandım, gene ağız değişecek ve konu buralara gelecek. Gözden çıkarılmıştım ve sonunda bahane bulundu.
Peki size “Bıyık ve sakalını uzat” dediler mi?
Yeni dönemde bizce “Kravat tak, ceket giy, biraz da sakal bırak, senin adına hayırlı olur” dediler. “Köseyim” dedim ama “Biraz sakal bıraksan iyi olur” dediler.
İşinizi kaybetmemek için bıyık ve sakal bırakmayı düşündünüz mü?
Hayır tabii ki. Benim bıyığım da çıkıyor, sakalım da… Kılım da herkesten çoktur herhalde. Ama köseyim demek zorunda kaldım.
HABERTÜRK / HT PAZAR / HELİN AVŞAR
12/06/2009

“Gey olduğu için” mi kapıdan çevrildi?

Posted in ayrımcılık - şiddet, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret suçları with tags , , , on Aralık 7, 2009 by ifsaeylem1
Pazartesi, 7 Aralık, 2009

İstanbul’da 45’lik adlı mekâna alınmadığını açıklayan Engin Kocagöz, yaşadıklarının “homofobik tavır” olduğunu söyledi. Bar Müdürü Cihan Yıldız ise Kaos GL’ye, “İnsanların kimliklerine saygı duyuyoruz, cinsel kimliklerinden dolayı mekâna almama gibi bir lüksümüz de yok.” açıklamasında bulundu.

İstanbul’da son dönemlerde ismini “Issız Adam” filminin şarkılarıyla duyuran 45’lik adlı mekâna alınmadığını açıklayan dizi sektöründe çalışan Engin Kocagöz, yaşadıklarının “homofobik tavır” olduğunu söyledi.
Hürriyet Gazetesi eklerinden Kelebek’in köşe yazarı Onur Baştürk de, 2 Aralık günü Engin Kocagöz’ün kaleminden yaşananları köşesine taşıdı.
45’lik Bar Müdürü Cihan Yıldız ise Kaos GL’ye, “İnsanların kimliklerine saygı duyuyoruz, cinsel kimliklerinden dolayı mekâna almama gibi bir lüksümüz de yok.” açıklamasında bulundu.
Engin Kocagöz’ün Kaos GL’ye de ilettiği, Onur Baştürk’ün Kelebek’te yayınladığı olay:
“Ben TV sektöründe kast sorumlusu olarak çalışıyorum. Çalıştığım tüm projelerde kişisel tercihlerime, tavırlarıma herkes saygı duymuş ve bu da beni çok onore etmiştir. Feminen bir tarzım yok, ama kendimi de insanlar anlamasın diye kasmıyorum.
Başıma gelen olay, arkadaşlarımın 45’lik adlı mekâna çağırmasıyla oldu. Daha önce defalarca gittiğim mekânın kapısından bu kez geri çevrildim. Sebebini sorduğumda anlamsız cevaplar aldım.
Önce kıyafetimin spor olmasından kaynaklandığını düşündüm. Sonra gerçeği kendime itiraf ettim. Tercihlerim yüzünden içeriye alınmamıştım. Homofobik bir zihniyetin beni bu şekilde dışlaması gururuma dokundu.
Sonrası daha vahim. Ben gittikten sonra içerideki arkadaşım kapıya çıkıp ‘Neden almadınız?’ diye sormuş güvenlik görevlilerine.

‘Arkadaşınız geydi, o yüzden almadık’ demişler!
Şimdi benim geyliğim alnımda mı yazıyor ve bunu güvenlikçi beyefendi pat diye nasıl arkadaşıma söylüyor? Bu tanısının sebebi nedir?

Ya arkadaşım beni bilmeyen biri olsaydı?
İstanbul’da yaşadığım süre boyunca kimsenin yapamadığını homofobik bir güvenlikçi bay ve bayan gerçekleştirdi. Gururum çok incindi.”

45’lik Bar Müdürü Cihan Yıldız, Kaos GL’ye şu açıklamayı yaptı:
“İnsanların kimliklerine saygı duyuyoruz, cinsel kimliklerinden dolayı mekâna almama gibi bir lüksümüz de yok. Onur beye de mail attık, durumu açıkladık, keşke sizin gibi önce görüş alıp da yayınlasaydı yazısını.
İçerdeki müşterilerden gelen talep ile ilgili eşofmanla gelen arkadaşları maalesef mekâna almıyoruz, zaten alınmayan arkadaş da yazmış, sanırım gey olduğum için alınmadım diye. Kimsenin kimliğine ne saldırma hakkımız var ne de lüksümüz var. Barda çalışan arkadaşlarımızdan da gey ve lezbiyenler var, bara almama gibi bir tavrımız olsa idi bu arkadaşlarımızı çalıştırmazdık öncelikle.”
Kaos GL