lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık için arşiv

Eşcinsellik ve “Cem KEÇE”giller fenomeni

Posted in lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret suçları with tags , , , , on Kasım 30, 2009 by ifsaeylem1
Salı, 24 Kasım, 2009
İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu Uğur Salman, eşcinselliğin “hastalık” olduğunu yayan kitabın yazarı Cem Keçe ve yaklaşımını yorumladı.
Salman’ın, “psikoloji mezunlarına ya da ilgili kişilere” başlığıyla kaleme aldığı ve 23 Kasım tarihinde, “sexualityanddevelopment” ile  “anti_psychomophobia” e-gruplarına ilettiği değerlendirmesini yayınlıyoruz.
Psikoloji mezunu arkadaşlara ya da ilgili kişilere;
Son günlerde, Cem Keçe’nin hazırladığı kitap çalışmasının reklamının aynı adres tarafından farklı e-posta gruplarına gönderildiğini görünce, eşcinsellikle ilgili olarak, Cem Keçe ve kurduğu derneklerden biri olan CİSED isimli derneğin, kendi sitelerinde ve bazı haber sitelerinde yayınlanmış olan bazı haberlerine kabaca göz atma gereği duydum. Sonrasında ise itham içerikli olmasından kaçınmaya çalışarak, daha ziyade benim kişisel yorumlarımı içeren yani oldukça kişisel olarak değerlendirilmesini beklediğim bir metin oluşturmak istedim.
Reklam mailinin, eşzamanlı olarak, birçok gruba gönderilmesinden de anlaşılacağı üzere, CİSED adlı oluşumun amacı, bence ruh sağlığı alanında çalışan kişileri etki altına almak; dahası, eşcinsellerin hasta bireyler olduğu iddiasıyla ilgili olarak, ilgili kişileri bir ölçüde ikna edebilmek olsa gerek.
Bu girişimden, “Keçe ve ekibi”nin, DSM-IV’ün aksine, eşcinselliği bir hastalık olarak kategorize etme girişimlerinde ısrarlı oldukları anlaşılmaktadır. Cevap maili yazmış olan bazı arkadaşlarımızın APA nezdinde eşcinselliğin ne şekilde ele alındığını dile getirdiklerine ek olarak, Keçe’nin son kitap hamlesi, inandığı yolda ilerlediğinin de bir kanıtı olsa gerek.
Öncelikle, bence, eşcinselliğin hastalık olarak nitelenip-nitelenmemesinin, eşcinselleri dünya tarihinden yok etmeyeceği aşikârdır. Buna rağmen, kitabın başlığı olan “eşcinsellik kader değildir”, “kader nedir” sorusunu akla getirmesinin yanı sıra, eşcinselliği “olağan kader”in dışında bir şey gibi sunmakta, belki eşcinselliğin tuhaf bir şey olduğu, bir hastalık, patoloji ya da “öteki” olduğu varsayımı üzerine kurulu olduğunu düşündürmektedir.
Ayrıca, kitap tanıtımında, bence, eşcinsellerin yıllardan beri vermiş olduğu özgürlük mücadelesinin altı oyulmaya çalışılmaktadır. Yazıda yer alan “eşcinsel lobinin aralarından ayrılmak isteyen eşcinsellere hain evlat ökkeş muamelesi yaptığı” gibi bir ifadeye yer verilmesi, politik çağrışımları akla getirmelidir. Bunun yanı sıra, kullanılan “hain evlat ökkeş muamelesi” gibi vasat bir ifadenin sadece eşcinsellere mal edilemeyeceğini, herhangi bir grupsal faaliyeti deneyimlemiş olan ortalama insanlar da bilebilir. Kaldı ki, bu bağlamda, Türkiye gibi bir ülkede, herhangi bir gruba mensup olduğu düşünülen her insan, aslında “potansiyel bir hain evlat ökkeş”tir. (http://www.cised.org.tr/icerik/118/escinsellik-kader-degildir ).
Öte yandan, medyanın büyük kitleleri etkileme amacı güttüğü hesaba katılırsa, Cem KEÇE gibi şahıs ve bazı oluşumların birtakım unvanların ardına sığınarak “biz şöyle düşünüyoruz” şeklindeki, bana zaman zaman “kendine güvensiz” gelen beyanatları, tahmin edileceği gibi toplumun ilgili kesimlerince, söz konusu unvanlara itibar edilmesi gerektiği dayatması nedeniyle de, dikkate alınabilmektedir.
Keçe ile eşcinselliğe ilişkin yapılan bir röportajdan kısa bir alıntı şöyle; “…Eşcinselliğin nedenlerini anlamamız çok önemlidir. Çünkü önemli olan yaygınlaşmasının önlenmesidir…”. (http://www.pdrciyiz.biz/escinselligin-nedenleri-nelerdir-t6509.html) Bağlamından kopuk bile olsa, bu cümleler bence kendisiyle yapılan röportajı özetlemektedir. CİSED isimli derneğin spekülatif normallik tanımlarının da aslında Türkiye’deki şu an için egemen gibi gösterilmeye çalışılan siyasal görüşle ne kadar uyuşur nitelikte olduğu, bazı röportajları okununca anlaşılabilir. (http://www.ensonhaber.com/Saglik/172908/escinsel-olmanin-nedenleri.html)
Ayrıca, Cem Keçe her ne kadar sıklıkla “homofobi” ifadesine ilişkin karşı çıkışlarda bulunsa da, bu kavram da, tıpkı “mobing” gibi görünmezi görünür kılmak için ya da gerekli görüldüğü için terminolojiye eklenmiş olsa gerek.
Aslında amacım, öncelikle bana zaman zaman kutsal metinmiş gibi davranıldığını düşündüğüm DSM-IV’ün müdafaasını yapmak değildir. Zira, bazen, DSM-IV, pozitivizm, objektivizm gibi zeminlerin de tartışılabileceğini düşünmekteyim. Öte yandan eşcinsel bireylerin ya da LGBTT hareketinin zaman içerisinde herhangi bir psikiyatri el kitabını aşabileceği yorumu da birilerince yapılabilir. Esas amacım ise kendimle fazlaca çelişmeden, konuya ilişkin kişisel bir yorum yapmak ve bunu, oluşturduğum metni sunacağım ilgili e-posta gruplarının moderatörlerinin onay vermeleri durumunda, uygun şekilde paylaşabilmektir.
Öncelikle herkes istediği konuda kitap yazabilir, bunun reklamını yapabilir. Ancak bunu, önce dernekleşip, ruh sağlığı otoritesi olma iddiası taşırmışçasına yapıyorsa ve bence, tamamen kendi değer yargılarına uygun olan fikirleri, kendince uygun gördüğü kriterlere göre literatürden seçip, bunları bu denli çekinmeden her yerde yayınlıyorsa, Türk Psikologlar Derneği, CETAD ve benzeri örgütlerin herhangi bir tepki verip vermeyeceğini, kendimce, doğal olarak merakla beklemekteyim.
Benim konuya ilişkin öncelikli iddiam; daha önce de işitilmiş olunabileceği gibi, cinselliğin kişisellik boyutu dışında, bir de siyasal bir mücadele alanı olduğudur. Eldeki örneğimiz ışığında, Keçe’nin izlediği yol ve örneğin, özgeçmişi, kurduğu dernek ve diğer girişimlerine ilişkin bazı noktalar bağlantılandırılınca, söz konusu girişiminin de, hem derneksel zemininden kaynaklı olarak, hem de derneğin kuruluş amacının baş aktörü olan cinsellik teması açısından politik olduğu iddiası öne sürülebilir. Diğer bir deyişle, çalışmaları incelendikten sonra, bilim adamı vasfı da eleştirilebilecek olan Cem KEÇE’nin, aslında yaymaya çalıştığı ideolojinin de farkında olunması gerektiğini düşünmekteyim.
*
Peki, Cem Keçe kimdir?
Kendisi, aslında tıp eğitimi almış ve muhtemelen aldığı doktorluk ünvanının ardından farklı girişimlerde bulunmuş. Söz konusu kaynağa göre, bu girişimlerinden biri de ESİAD adlı Esnaf Sanayici ve İşadamları Derneğini kurmasıdır. (http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=4155). Keçe’nin gerçekten de farklı ilgi alanlarına sahip olduğu anlaşılabilir.
*
Eşcinsellik mevzusuna neden bu denli odaklanmış olabileceği meselesine gelince, bu konuda bazı şeyler aklıma gelmekte, sınırları aşmamaya gayret ederek bazılarını dile getirmek isterim.
  • Dernek olarak kamusal alanda görünür olabilme çabası. CİSED, şayet CETAD’a alternatif ya da karşıt olarak belirmeye çalışıyorsa, eşcinsellik hususunda fikirleri bilinen CETAD ile kasti olarak bir farklılık yaratma çabası içinde olabilir.  Yani, bu dernek kullandığı “cinsel sağlık” sloganı ile, bu alandaki iktidarı ele geçirme kaygısı taşıyan bir oluşum olarak ele alınabilir. Eşcinselliğin sözde alt tiplerini de içeren bu kitap girişimi bence bu yorumu destekler niteliktedir.
  • Toplumsal ya da devletsel homofobinin herhangi bir temsili. Bu girişim, devletin ya da devlet merkezli homofobik düşüncenin ordu, RTÜK ve diyanet gibi temsilleri dışında, kamusal alandaki başka bir örneği olarak ele alınabilir.
  • Özel ilgi. Özelde eşcinselliği bu derecede konu edinmek bastırma, yadsıma ve yüceltme gibi bilinçdışı savunma mekanizmalarını akla getirebilir. Ancak bu, oldukça sınırlı ya da çok sonraları akla gelmesi gereken bir yorum olarak ele alınabilir.
  • Geçim kaygısı. Bazılarının aklına gelebileceği gibi, öncelikle “hasta” yaratma, sonra ise, o sözde hastalara terapi yaparak, eşcinsel danışan ve ailelerinden “gelir elde etmece”. Aslında bence, bu da, nihayetinde iktidar olma çabasının bir yansımasıdır. Diğer bir deyişle, kitap satışından ya da terapiden elde edilecek gelirler için, eşcinsellerin hasta olduğunu, direkt ya da dolaylı yollardan öne sürerek “Türkiye ruh sağlığı sektöründe” yer edinmeye çalışmak.
  • Ek olarak, toplamda, bu girişimler zincirinin başını çeken kişinin biyolojik açıdan bir “erkek” oluşu, bence hem psikanalitik çağrışımlar açısından, hem de “toplumsal cinsiyet” açısından ayrıca dikkat çekicidir.
*
Peki, Cem KEÇE ve varyasyonlarıyla ilgili olarak neler yapılabilir?
Bence, Cem KEÇE gibi şahıslar ortaya çıktıklarında ya da görünür olduklarında, kendileri öncelikle kısa bir süreliğine görmezden gelinebilir, ne de olsa, kişisel fikirlerini beyan etmişlerdir. Ancak içinde bulunduğumuz süreçten de anlaşılabileceği gibi, kişinin kendisi ve egosal gerekçelerle kurduğu derneklerinden bazıları sınırları aşmaya kalktıkları vakit, bu birimler takip edilmeli, ve tepkiler, spesifik yerlerine ulaştıklarından emin olunması şartı ile hem bireysel çapta, hem de örgütsel düzeyde verilmelidir.
Eşcinsellik ve LGBTT (lezbiyen, gay, biseksüel, travesti, transeksüel) hareketinin psikiyatri ve diğer alanlar ile ilişkilerinin tarihsel geri planının farkında olunmalıdır ve söz konusu olan kitap girişimi gibi uyaranlar, mizahi e-postaların yanı sıra ya da aksine (!) diğer usullerle de, eleştirel bir bakış açısıyla ele alınmalıdır. Aksi taktirde yürütülen tartışmaların kısır kalacağını düşünmekteyim.
Bu tarz girişimler karşısında panikleyerek yanıt vermek yerine, bence bu konuda gerçekten bir şeyler yapılması gerektiğini düşünen insanlar, öncelikle kendileri sorumluluk alarak, konuya ilişkin çalışma yürütmelidir. Mesela uygun-güvenilir makale ve kitap çevirilerinin sayıları artırılabilir. Aksi taktirde, “eşcinsellik” konulu bir kongre düzenleme fikri güzel olmakla birlikte, yakın bir zamanda pratiğe dökülemeyebilir.
*
Cem KEÇE’ye neler önerilebilir?
Bence bundan sonraki “orijinal” eserlerinde de sayın Keçe, saydığı eşcinsellik tiplerini teker teker ele almalıdır:) Bu durum, hem eşcinsel harekete daha da fazla meşruiyet kazandırma açısından, hem de sayın uzmanın kendisini daha iyi tanımasına vesile olması açısından dikkate değer sayılabilir.
*
Özetle, Cem Keçenin, konuya yaklaşırken bir bilim adamı tavrından ziyade, pratisyen hekimlik ve danışmanlık karması unvanını kullanarak, aslında faşizanlığı çağrıştırabilecek ideolojisini yayma peşinde olduğunu düşünmekteyim. Bu gibi girişimlere ise, tepki gösterilen kişilerin, kendilerine gösterilen “mizahi” tepkileri, bir motivasyon kaynağı olarak kullanacakları endişesi ile hem bireysel bazda, hem de örgütsel bazda, zamanında, uygun tepkiler verilmesi gerektiğini eklemek isterim.
Reklamlar

“2. bir emre kadar her gün”

Posted in lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret suçları with tags , , , , , on Ekim 2, 2009 by ifsaeylem1
Perşembe, 1 Ekim, 2009
Haber: Ali Erol

İstanbul’da travestileri gördükleri yerde fiilen gözaltına alan ve para cezası keserek bonus kazanan polislerin uygulamasının kaynağı belli oldu. “Çapkın Uygulaması” olarak bilinen İstanbul Emniyetinin sergilediği yaklaşımın belgesi İzmir Emniyetinden ortaya çıktı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğüne atanan Hüseyin Çapkın, İzmir Emniyet Müdürüyken de özellikle Alsancak bölgesinde travestilere yönelik temizlik harekâtına imza atmıştı. İzmir’deki temizlik harekâtını yürüten Konak İlçe Emniyet Müdürü Şemi Albat da Çapkın’ın ekibinde İstanbul’a geldi.
İzmir’deki uygulamaların dayanağı olarak görevli polislerin gösterdikleri belge Şemi Albat imzalı. 2006 tarihli belge, Emniyet’in, “özellikle Travesti tabir edilen şahıslar ile bu şahısların sebep olduğu her türlü olumsuzluğun önlenmesine yönelik olarak yürütülen çalışmalar”a dair yapılacak uygulamaları gösteriyor.
“Alsancak Şair Eşref ve Talatpaşa bölgelerinde travesti şahıslar…” şeklinde başlayan ve “2. Bir emre kadar her gün” yapılacak uygulama kararını duyuran belgede “çalışmaların son zamanlarda ivme kazandığı” belirtiliyor ve “çalışmalarımız kapsamında bölge önemli oranda bu şahıslardan temizlenmiş” deniyor.
“Mevcut kararlılığın devamının göstergesi”
İlçe Emniyet Müdürü Şemi Albat (3. Sınıf Emniyet Müdürü) imzalı belgede, “mevcut kararlılığın devamının göstergesi” olarak yapılacak “uygulama”nın kapsamı çiziliyor:
“Bölgede halen bulunan travesti şahıslar, fuhuş yapan bayanlar, geceleri bölgeyi mesken tutmaya çalışan bimekan, balici/tinerci, psikopat tabir edilen şahıslar ve travesti şahıslarla bağlantılı olarak bölgeye gelen sair şahısların men edilerek bölge halkının huzur ve güveninin temini, eğlence mekânlarının bir düzen içerisinde yakışır şekilde hizmet etmelerinin temini”
“2. bir emre kadar her gün 21.30 – 02.00 saatleri arasında”
Travestilerin bölgeden fiilen gözaltına alınarak karakola götürüleceği uygulamanın “2. Bir emre kadar her gün” yerine getirileceğin altı çiziliyor.
“04 Kasım 2006 Cumartesi gününden başlayarak 2. bir emre kadar her gün 21.30 – 02.00 saatleri arasında ekte gönderilen çizelgede belirtilen güzergâh ve noktalarda Motorize Ekipler ve Yaya Devriyeler görevlendirmek ile sabit bekleme noktaları oluşturulmak suretiyle kapsamlı bir UYGULAMA yapılmasına karar verilmiştir”
“Alınacak travesti şahıslar…”
Uygulamanın kapsamı “Genel Esaslar ve Sorumluluk” bölümünde sıralanıyor:
“Uygulamaya katılacak personel saat 21 itibarıyla Alsancak Karakol Amirliğinde hazır bulunacak, personelin kontrolü ve görev dağılımı sorumlu amirler tarafından toplanma bölgesinde yapılacak, sonra uygulama bölgesine hareket sağlanacaktır.”
“Uygulama sırasında Travesti şahıslar, fuhuş yapan bayanlar, bimekan kişiler, balici/tinerci şahıslar, psikopat tabir edilen şahıslar ile şüpheli araçlar üzerinde hassasiyetle kontrol yapılacaktır.”
“Alınacak travesti şahıslar ve fuhuş amaçlı bayanlar inceleme için Alsancak Karakoluna intikal ettirilecek, diğer şahısların da öncelikle yerinde kimlik sorgulaması yapılacak, şüpheli görülenler ise Alsancak Karakoluna intikal ettirilecek, gerekli işlemler burada yapılacaktır.”
“Her gün uygulama başlangıcı ve bitiminde, sorumlu amir tarafından tarafıma bilgi verilecektir.”
“Genel Esaslar doğrultusunda 04 Kasım tarihi itibarıyla Uygulamaya başlanılacak ve ikinci emre kadar her gün aynı hassasiyetle Uygulama Görevi ifa edilecek olup, herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesini”
“Çapkın Uygulaması”
İzmir’den Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin avukatı Elif Ceylan Özsoy, Kaos GL’ye yaptığı açıklamada, belgeyi, “Çapkın Uygulaması’nın kısmen de olsa kâğıda dökülmüş hali” şeklinde tanımladı.
“Bir nevi manifesto” olarak değerlendirdiği belgeyle ilgili Avukat Özsoy, şunları söyledi:
“Emniyet’in Uygulamasına yönelik bu karar, Çapkın’ın İzmir’e atanmasının hemen ardından alınmış olması ve altında imzası bulunan Şemi Albat’ın da Çapkın’ın ekibinden olup, şu an da Çapkın’la birlikte İstanbul’a tayin edilmiş olmasıyla birlikte düşünüldüğünde; bu belge, “Çapkın Uygulaması”nın kâğıda, kısmen de olsa dökülmüş hali, bir nevi manifestosudur diyebiliriz.”
“İstanbul’daki uygulamalar, Çapkın’ın İzmir döneminden”

Çapkın’ın İzmir Emniyet Müdürüyken transseksüelleri ev hapsine mahkûm ettiğini hatırlatan Avukat Özsoy, “Muhtemelen İstanbul’da da aynı uygulama başlatıldı” dedi.
“Çapkın döneminde, Transseksüel arkadaşlarımızın en temel sorunu, adeta evlerine hapsedilmiş olmalarıydı. Dışarı çıkmaları halinde ise Kabahatler Kanunu ya da Trafik Kanunu Uyarınca, para cezaları kesilerek ve bu işlem saatlerce uzatılarak, karakolda usulsüz bir şekilde bekletilmek suretiyle, bir nevi yıldırma politikası uygulandı, işte tüm bunların dayanağı da demek bu belge imiş.”
“Travestilerin sadece cinsiyet kimlikleri nedeniyle hedef alındığı açığa çıkmıştır”

İzmir Emniyeti’nin, travestileri, “sadece cinsiyet kimlikleri nedeniyle hedef aldığı”na dikkat çeken Avukat Özsoy, belge ile bu durumun açığa çıktığını söyledi.
“Emniyet’in transfobisi bu metinden oldukça kolay anlaşılmaktadır; mesela biyolojik kadınlar ancak seks işçisi olmaları halinde karar kapsamına girmekte iken; travesti arkadaşlarımız sadece travesti oldukları için uygulama kapsamına girmektedirler. Hatta bu uygulamanın ana hedefinin travesti arkadaşlarımız olduğu da açıkça yazılmıştır. Bu hali ile İzmir Emniyeti’nin, Travestileri sadece cinsiyet kimlikleri nedeniyle hedef aldığı açığa çıkmıştır.”
“Travestilere yönelik ayrımcı uygulama nefret suçudur”

“Çoğu Avrupa ülkesinde bu durum, yani sadece bir kimliğe aidiyet nedeniyle herhangi bir ‘uygulamaya tabii tutulmak’ Nefret Suçu kapsamında değerlendirilirdi. Devlet organlarının bile Nefret Söylemi ve Suçundan kendini kurtaramadığı bir ülkede, Nefret Suçları’nı önlemenin hiç kolay olmayacağı açık.”
“Hukuken neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalacak bir belge”

“Sadece “Cinsiyet Kimliği” nedeniyle bireylerin diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabii tutulması; en basitinden, Ayrımcılıktır. Ama burada ayrımcılıktan da öte, travesti bireylere yönelik sistematik baskı, kötü muamele ve izolasyon politikasının varlığı çok ürkütücü… Usule ve yasaya aykırılığından, evrensel prensiplere aykırılığından hiç bahsetmeyeceğim bile çünkü Hukuken neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalacak bir belgedir.”
“Kararda geçen “temizlik” yaklaşımı Nazi zihniyetidir”

Avukat Özsoy, bu kararın tercümesinin “Travestileri gördüğünüz yerde durdurun, karakola götürün, saatlerce tutun ve bunu her gün yapın” anlamına geldiğini söylüyor ve son zamanlarda artan transseksüel cinayetlerinin Emniyet’in bu yaklaşımından güç aldığına dikkat çekiyor.
“Dünyanın hangi ülkesinde böyle bir karar verilebilir, mesela “tüm Erkekleri ya da tüm Boşnakları her gün, gördüğünüz yerde durdurun ve karakola getirin” gibi. Bu nasıl bir zulümdür. Ayrıca Kararda geçen temizlik vb sözcükler de, Nazi Zihniyeti’ni çağrıştırmaktadır. Son zamanlarda ne yazık ki artan Transseksüel cinayetlerinin, Emniyet’in bu yaklaşımından da güç alarak artıyor olabileceği de akla geliyor. Emniyetin bile vatandaş saymayıp, kendisi ile eşit muameleye tabii tutmadığı adeta “pislik” yerine koyarak “güzel” şehrimizi onlardan temizlemeye ant içmesi ile faillerin Transseksüel Kardeşlerimize yöneliyor olmaları, tesadüf değil diye düşünüyorum.”
“Kararın iptali için dava açacağız”

Belgenin ve içinde yer alan ifadelerin “Travesti ve transseksüel vatandaşları kriminalize etmesinin yanında, tahkir edici, onur ve haysiyetlerini incitici” olduğunu belirten Avukat Özsoy, “Biz bu kararın iptali için dava açacağız” dedi.
Kaos GL

Transseksüellerden Emniyet Müdürü Çapkın’a: Elini Bedenimden Çek!

Posted in ayrımcılık - şiddet, basın açıklaması with tags , , , , , on Eylül 28, 2009 by ifsaeylem1

Hüseyin Çapkın’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevine gelmesinin ardından travesti ve transseksüellere yönelik baskıların arttığını söyleyen yaklaşık 100 kişi İstanbul polisini Beyoğlu’nda düzenledikleri yürüyüşle protesto etti.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
28 Eylül 2009, Pazartesi

* Haberin foto galerisini görmek için tıklayınız.

İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın‘ın travesti ve transseksüellere yönelik son günlerdeki baskılarını ve uygulamalarını protesto eden İstanbul LGBTT Girişimi ve Emekçi Hareket Partisi, Beyoğlu’nda yürüyüş düzenledi.

Çevreyi rahatsız ettikleri bahanesiyle hemen her gün kendilerine keyfi para cezaları kesiğine dikkat çeken transseksüeller ve travestiler,bu keyfi uygulamalar son bulmadıkça alanları terk etmeyeceklerini duyurdular.

Yapılan hiç bir yıldırma politikasının özgürce yaşamlarına engel olamayacağını ifade eden eylemciler Taksim tramvay durağından Galatasaray Meydanı’na yürüdüler.

Yürüyüş boyunca “Teşhirci değil travestiyiz”, ‘”Travesti kimliği engellenemez” ve “Polis soyuyor devlet koruyor” sloganının atıldığı yürüyüşünün sonunda yapılan basın açıklamasını Ebru Kırancı, “Daha önce İzmir’de Emniyet Müdürü olduğu dönemde travestilere zulmeden ve Baran Tursun’un öldürülmesi gibi olayına adı karışan Hüseyin Çapkın’ın İstanbul Emniyet Müdürü olarak tayin edilmesinin zaten zor olan hayatlarımızı iyice cehenneme çevirdi” dedi.

Çapkın’ın işaret vermesiyle İstanbul polisinin Travesti avına çıktığını” söyleyen Kırancı, “bu uygulamalarla travesti düşmanlığının sadece filanca emniyet müdürünün ya da amirin değil devletin sistematik bir ayrımcılık politikası olduğunu” kaydetti.

Toplu suç duyuruları, yürüyüşler,basın açıklamalarıyla ve etkinliklerle bu uygulamalar son bulana kadar mücadele edeceklerini ifade eden Kırancı polislere seslenerek, “Travestilik bir suç mudur ? Travesti suçlu mudur? Sizin göreviniz her geçen gün artan suçu önlemek midir yoksa bizim vergilerimizle bize zulmetmek midir?” diye sordu.

Dün (28 Eylül) saat 18.00’de gerçekleşen eylemde “Travesti ve transseksüel olmak kabahat değildir.’Polis’ cezaları bizi yıldıramaz” pankartı ile “Transseksüelim herkes gibi sokakta yürümeliyim” ve “Polis elini bedenimden çek” dövizleri taşındı.(ZK/BÇ)

http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/09/24/polis.sokakta.gordugu.travestiye.ceza.kesiyor/544803.2/index.html

Polisler de Eşcinsel Olabilir

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , on Eylül 23, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 23 Eylül, 2009

Milliyet’in bugünkü (23 Eylül 2009) haberine göre, “Emniyet Genel Müdürlüğü , eşcinsel görüntülerinin yer aldığı kaseti ortaya çıkan polis müdürü M.A. hakkında soruşturma başlattı. M.A. soruşturma sürecinde verdiği dilekçeyle teşkilattan istifa etti. Milliyet’in aldığı bilgiye göre, emniyet teşkilatında rahatsızlık yaratan olay iki hafta önce patlak verdi. Personel Dairesi’ne Ankara dışından gönderildiği anlaşılan bir zarftan çıkan CD’de, Karabük’te görevli 4. sınıf bir emniyet müdürünün bir erkekle birlikte görüntülerinin bulunduğu görüldü”.

Daha önce benzer bir olay Erzincan Emniyet Müdürlüğünde yaşanmıştı. Bu olay üzerine Kaos GL Derneğinden Ali Erol, kaosgl.org’da, “Emniyet Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliğinin Antalya’da düzenlediği ve aynı basına “Türk polisinde ‘gay’ ve ‘dost’ açılımı” haber başlığıyla yansıyan ‘Disiplin, Dava, Mevzuat ve Adli Yardım’ seminerinden bu yana henüz altı ay bile geçmedi. Gerçi “açılım” basının okumasıydı, yoksa aynı hukuk müşaviri Osman Karakuş, “Alman polisi gey olabilir ama Türkiye’de böyle bir şey mümkün değil” diyerek olası yanlış anlamalara ve açılımlara mahal vermemek için noktayı koymuştu.” Diye yazmış ve devamında; “Türkiye’de açılımların kolay olmadığını tecrübe etmediğimiz alan kalmış mıdır? Öyle ki aman açılım diyerek mevcut hallerin daha da gerisine gidilmesin ile yetinmek zorunda kalabiliyoruz. Haliyle “Almanya polisinde olur da, Türkiye polisinde neden mümkün değil” sorusuna Türkiye Emniyetinden anlamlı ve mantıklı bir cevap beklemek zorlayıcı, şimdilik boşuna olabilir” yorumu üzerinden birkaç ay geçmesine rağmen halen geçerliğini koruyor.
Emniyet Müdürlüğü eşcinsel ve biseksüel polisleri cinsel yönelimleri nedeniyle cezalandırmaktan bir an önce vazgeçmeli. Geçmişte özellikle etnik köken, din, mezhep, coğrafi yer üzerinden yapılan ayrımcı uygulamaların yeni hedefinde eşcinsel ve biseksüel kadın ve erkekler mi var?
Emniyet Genel Müdürlüğünün eşcinsel ve biseksüel çalışanlarına karşı gösterdiği önyargılı tutum ve davranışlar aynı zamanda bize “eşcinsel, biseksüel, transeksüel” vatandaşlarla nasıl ilişkilendikleri konusunda bilgi veriyor. Kendi içinde bir eşcinsele tahammül gösteremeyen ve suçlu muamelesi yapan Emniyet Genel Müdürlüğü doğal olarak bütün eşcinsel, biseksüel ve transgender vatandaşlara da aynı muameleyi hatta daha kötüsünü yapacaktır. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün transgender kadınlara karşı uygulaması aslında bize bunu çok güzel gösteriyor.
Eşcinsellik suç ve hastalık değildir. Eşcinsel çalışanları işten atarak, eşcinsel realitesi ile yüzleşemezsiniz. Tam tersine eşcinsel ve biseksüel çalışanlarınız olduğunu ve bu çalışanların heteroseksüel çalışanlardan hiçbir farkı olmadığı gerçeği ile yüzleşmeniz gerekiyor.
Çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı suçtur ve istifa etmek zorunda bırakmak ya da istifaya zorlamak da suçtur. Mağdur polisler Kaos GL ile iletişime geçmeleri durumunda her türlü hukuk desteği kendilerine sağlanacaktır.
Kaos GL, 24-25 Ekim 2009’da Federal Almanya Cumhuriyeti Devletinin destekleriyle eşcinsel ve biseksüel kadın ve erkeklerin çalışma hayatında karşılaştıkları sorunların tartışmaya açılacağı bir etkinlik organize ediyor. İşten atılan, istifaya zorlanan bütün gey, lezbiyen ve biseksüel kadın ve erkekleri buluşmaya davet ediyoruz.
Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu bu konuda ne yapmayı düşünüyor? TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu mağdur polislerin başvurusunu beklemeden neden harekete geçmiyor? Soruları bugün için kendi kendimize soruyoruz. Ancak yarın bir gün bütün toplum olarak bu soruları sormaya başladığımızda ne olacak.
Emniyet Genel Müdürlüğü, eşcinsel ve biseksüel çalışanları konusunda, bizimle iletişime geçebilir. Biz Emniyet Müdürlüğünü, Hollanda, İsveç, Almanya, İngiltere’deki Polis Birlikleri ile bu birliklerdeki Gey-Lezbiyen polislerle bir araya getirebilir, çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığını önlemeye yönelik çalışmaları birlikte yürütebiliriz.

NTV-Banu Güven:
http://video.ntvmsnbc.com/#v228131236105233047012112238243238052086095196177

Kaos GL

Polis ve Sağlık Personeli, LGBT Örgütlerinden Eğitim Alsın 

Posted in eğitim, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, lgbtt bireylere yönelik şiddet with tags , , , , , , on Ağustos 9, 2009 by ifsaeylem1
Pazar, 9 Ağustos, 2009

LGBT bireylere yönelik hak ihlallerinin en aza inmesi için polise ve sağlık personeline eğitim verilmesi önerisiyle, LGBTT Hakları Platformu, İçişleri Bakanlığı’na başvurarak ülke çapında bir eğitim programı talep edecek.

Bora Bengisun
“İstanbul’da Emniyet Güçlerinin LGBTT Bireylere Yönelik Hak İhlallerinin İzlenmesi ve Raporlanması Çalışmaları” başlıklı bu makale, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği Hukuk Komisyonu Gönüllüsü Bora Bengisun tarafından kaleme alındı ve TESEV tarafından Haziran 2009’da yayınlanan “Sivil Toplum ve Güvenlik Sektörü Gözetimi: Sınırlar İmkânlar” adlı kitapta yer aldı.

2007 yılı başında Ankara’da Kaos GL Derneği’nin düzenlemiş olduğu hak mücadelesi eğitimlerine Türkiye’de o zaman faaliyet gösteren lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) sivil toplum örgütleri olan Kaos GL Derneği, Kaos GL İzmir Oluşumu, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu ve Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği katılmıştı. Eğitimlerin verdiği ivme ile bu beş örgüt LGBTT Bireylerin İnsan Haklarını İzleme ve Hukuk Komisyonu’nu kurarak emniyet güçlerinin ve sivil kişilerin LGBTT bireylere yönelik hak ihlallerini izlemeye ve raporlamaya başladı.
Komisyon yılın sonunda, 2007’de gerçekleşen hak ihlallerini içeren bir rapor yayımlayarak ulusal ve uluslararası sivil ve resmi bütün kurum ve kuruluşlarla paylaştı. Örneğin; komisyon, raporunu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve tüm milletvekillerine göndererek yaşanan hak ihlallerinin sona erdirilmesi için gereken önlemlerin alınmasını talep etti. Yeni kurulan İzmir Travesti ve Transseksüel İnisiyatifi ve Piramid LGBTT Diyarbakır Oluşumu’nun da katılımıyla yedi örgüt olarak çalışmalarına devam eden komisyon daha sonra LGBTT Hakları Platformu adını aldı. Kaos GL İzmir Oluşumu ve İzmir Travesti ve Transseksüel İnisiyatifi üyelerinin Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’ni kurmasının ardından bugünkü yapısına kavuşan LGBTT Hakları Platformu’ndaki altı örgüt LGBTT bireylere yönelik hak ihlallerini izlemektedir ve raporlamaktadır.
Platformun İstanbul’daki temsilcisi olan Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, 2007 Nisan ayına kadar izleyip raporladığı; Beyoğlu ve Şişli ilçelerinde polis tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen haksız ev baskınları, karakolun önünden veya sokaktan geçerken uygulanan fiziksel şiddet, haksız yere gerçekleştirilen gözaltılar, evden içeri biber gazı sıkma, hakaret, kötü muamele gibi hak ihlallerini içeren 19 olayı İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na bildirerek soruşturma talep etti.
Lambdaistanbul’un söz konusu talebine beş ay sonra 2007 Eylül ayında oldukça olumsuz bir yanıt veren İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu, iddialar hakkında İl Emniyet Müdürlüğü ve de Beyoğlu ve Şişli Kaymakamlık’larından bilgi istediğini ancak söz konusu iddialar ve şikâyetler ile ilgili olaylara rastlamadığını belirtti. Oysa İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu söz konusu iddialar ve şikâyetler hakkında araştırma yaparken raporlamaları yapan Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ve olayların mağdurları ile görüşmemişti.
Polisin insan hakları ihlallerine biz tanığız ama Valilik görmüyor” diyen Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, daha önce raporlamış olduğu 19 olayla birlikte İstanbul polisinin travesti ve transseksüel kadınlara yönelik hak ihlalleri iddialarını içeren 14 yeni olayı TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’na ve yine İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na Aralık 2007’de bildirip sunmuş olduğu 33 olayın daha etkin bir biçimde soruşturulmasını, Taksim ile Tarlabaşı’ndaki gözaltı birimlerinin izlenmesini ve de Taksim İlk Yardım Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde LGBTT bireylere yönelik olarak yapılmış olan yetersiz adli muayenelerin incelenmesini talep etti.

Aralık 2007’de yapılan başvuruların ardından İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu bünyesinde kurulan üç kişilik bir komisyon Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ile söz konusu iddialar ve şikâyetler hakkında görüştü. Komisyonun hazırlamış olduğu rapora istinaden İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu tarafından Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği’ne Haziran 2008’de gönderilen cevap yazısından; araştırmayı yapan üç kişilik komisyonun Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın Aralık 2007’de ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun da Şubat 2008’de İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na yazı yazarak söz konusu iddiaların ve şikâyetlerin araştırılmasını talep etmesinin ardından kurulduğu anlaşılıyordu. Meclis’teki ve Başbakanlık’taki ilgili kurulların talebi üzerine İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu bünyesinde kurulan üç kişilik komisyonun Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, Taksim İlk Yardım Eğitim ve Araştırma Hastanesi personeli ve Beyoğlu Kaymakamlığı ile görüşerek Nisan 2007’de yapılana oranla çok daha etkin bir araştırma yaptığı da görülebiliyordu.
Komisyon; raporunda öncelikle Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği’nin, Taksim İlk Yardım Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin vermiş olduğu adli raporların yetersiz olduğu iddiasını destekleyen somut durumların var olduğunu belirtiyordu. Hastanenin fiziki ve personel yetersizliğini vurgulayan komisyon; ilgili kamu kurumlarına Beyoğlu bölgesinde adli vakalar için ayrı bir sağlık inceleme birimi kurulmasına dair öneride bulunacağını belirtiyordu. Komisyon ayrıca polisin kendi kişisel değer yargısı, ahlak ve sorumluluk anlayışı çerçevesinde LGBTT bireylere sert davrandığının da altını çiziyordu. Sonuç olarak hem kurumsal hem de kişisel düzeyde sorunların olduğunu belirten komisyon; belediyeler, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri ve de Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu işbirliği ile polise ve sağlık personeline insan hakları eğitimi verilmesini öneriyordu.

2008 yılı başından beri yapmış olduğu 18 yeni hak ihlali raporlamasını Ağustos 2008’de TBMM’ye, Başbakanlık’a, İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na ve bu sefer ilk kez Beyoğlu İlçe İnsan Hakları Kurulu’na sunarak soruşturma talep eden Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ayrıca İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’nda kurulan komisyonun raporu ve Valiliğin cevabı doğrultusunda polise ve sağlık personeline genel olarak insan hakları özel olarak da LGBTT konularında eğitim verilmesi için İçişleri Bakanlığı’na ve Türk Tabipler Birliği’ne bir eğitim programı önermek üzere hazırlıklara başladı. İstanbul’da pilot proje olarak polise ve sağlık personeline eğitim verilmesi önerisinin kabul edilmesi durumunda da LGBTT Hakları Platformu İçişleri Bakanlığı’na tekrar başvurarak ülke çapında bir eğitim programı talep edecek.
Sonuç olarak LGBTT örgütlerinin; maruz kalınan hak ihlallerinin hem soruşturulması talebi hem de insan haklarına duyarlılığın artırılması için eğitim faaliyetleri düzenlenmesi yoluyla en aza indirgenmesi amaçlı hak mücadelesi gün geçtikçe güçlenerek devam ediyor.(AE)

“İzmir Polisinin Tavrı Nefret Suçlarını Önlemiyor; Artırıyor”

Posted in ayrımcılık - şiddet, nefret cinayetleri with tags , , , , , , , , on Ağustos 4, 2009 by ifsaeylem1

Avukat Özsoy, “Bir haftada bir gey ve transseksüel kadının öldürüldüğü, bir transseksüel kadının da bıçaklı saldırıya uğradığı İzmir’de polisin tavrının LGBTT’lere yönelik şiddeti arttırdığını” söyledi. “Polisi nefret suçlarını önlemeye yönelik adımlar atmaya” çağırdı.

İzmir – BİA Haber Merkezi
04 Ağustos 2009, Salı

İzmir’de Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden avukat Elif Ceylan Özsoy‘un bianet‘e verdiği bilgiye göre 17-24 Temmuz tarihleri arasında bir gey ve bir transseksüel kadın öldürüldü, bir başka transseksüel kadın da bıçaklanarak yaralandı. Olayların failleri yakalanmış değil.

Eski İzmir Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın‘ın izlediği Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel (LGBTT) bireyleri yok sayma ve kentin dışına sürme uygulamalarının sürdüğünü belirten Özsoy’un anlattığına göre Derneğin 1 Ağustos’ta, yaşanan olayları protesto etmesinin ardından polis eyleme katılan iki transseksüeli karakola götürerek tehdit etti.

Özsoy’la İzmir’de LGBTT’lere yönelik artan şiddeti ve polisin tavrını konuştuk.

“Halk LGBTT’leri de, onlara yönelik şiddeti de görmüyor”

“İzmir’de genel bir görmezden gelme var. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehir olmasına rağmen daha çok büyük bir kasaba havası taşıyor olmasının da getirdiği bu tavır LGBTT bireylere yapılan olumsuz uygulamaların da görünmemesine neden oluyor.”

Siyah Pembe Üçgen derneği çok sayıda sivil toplum kuruluşunun da desteğiyle 1 Ağustos’ta, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde yaşanan olayları protesto eylemi yaptı.

Özsoy, sloganlar eşliğinde yaptıkları yürüyüşe hiçbir olumsuz tepkiyle karşılaşmamalarını da bu görmezden gelmeye bağlıyor ve “görünür oldukça halkın ve emniyetin gerçek tepkisini ölçebileceğiz” diyor.

Çapkın’ın özellikle transseksüel kadınları yaşadıkları merkezi yerlerden sistemli bir şekilde kent dışına sürdüğünü, seks işçiliği yapan insanları çalışamaz hale getirdiğini kaydeden Özsoy beklentilerini şöyle aktarıyor:

“Çapkın’ın döneminde yapılan uygulamalar sürüyor. İzmir Emniyeti nefret suçlarını önleyici uygulamalara bir an önce geçmeli. Bir transseksüel kapısının önüne çıktığında ona ceza yazmak, evinin kapısının altından biber sıkmak gibi hukuki olmayan uygulamalar sayesinde nefret suçları da artıyor. Toplumun her alanda körüklediği transfobiyi polisin bu uygulamaları da arttırıyor ve şehirde LGBTT’lere yönelik şiddet ve cinayetler giderek artıyor.”

Polisin eyleme katılan iki kişiyi tehdit etmesini “İzmir polisi mağdur olanın mağduriyetini ifade etmesinden rahatsız” diyerek tarif eden Özsoy, “bu tip davranışların bir an önce terk edilmesi gerektiğini ve LGBTT’lere yönelik insan hakları ihlallerinin azaltılması yönünde çalışmalar yapılması gerektiğini” söyledi.(BÇ)

Katiller sistemin kolluk-larını takıyor; boğulmuyor…

Posted in hukuk yargı, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret cinayetleri with tags , , , , , , , on Temmuz 21, 2009 by ifsaeylem1
Pazar, 12 Temmuz, 2009
Katillerin bahanesi hep aynı… Çünkü ezberlediler. Nasıl “ağır tahrik” indirimi alacaklarını biliyorlar. Önlerinde bir sürü emsal dava var… Öyle bir olay gerçekleşmemiş bile olsa, eminim avukatlar böyle demesini öğütlüyordur… ya da kendisinin ağzından kaçırdığı gibi polisler “tavsiye” ediyordur “bana aktif olmaya çalıştı de” diye…
Tacizcinin, tecavüzcünün ve katilin akıl vereni, kollayıcısı çok oluyor nedense… Ne zaman ki öldürülene “oh olmuş” oluyor, “kahraman” katiller için tüm eril iktidar öğeleri güçlerini birleştiriyor; ödüller yağdırmak için seferber oluyorlar. Katiller sanki sistemin piyonları gibi. Sistemin polisi ve sistemin avukatı, “tehdit unsuru” varoluşları bu dünyadan silmek için kullanıyor onları. Belli ki gittiği evde ardında iz bırakmaması gereken bir iş çevireceği için, eve girmeden önce apartmandaki kamera kablosunu kesmeye çalıştığı, kestiği kablonun kablolu TV kablosu olması nedeniyle kayıtlara geçen katil, apartmandan çıkarken “kaçarken” kestiğini iddia ediyor. Böylece, biri, kendini kurtarabilmesi için ifadesini değiştirmesini polislerin tavsiye ettiğini ağzından kaçırırken, diğerinin de suçunun “planlanmış” olduğu kamera kayıtlarında yer alıyor.. Komşuların gürültüler nedeniyle aradığı polis evin kapısına kadar geliyor ama “izni olmadığı” gerekçesi ile kapıyı kırıp içeri girmiyor… Oysa ben hatırlıyorum, fuhuş yaptıkları iddiası ile transseksüel bireylerin evine izin mizin olmadan zorla giren, kapının altında biber gazı sıkan, eve girdiğinde cinsel tacizde bulunan polisleri… Daha geçenlerde öğreniyoruz; sivil polis olduğunu söyleyen dört adam, cinsel taciz ve cinsel tecavüz tehdidini “izni olmadığı” halde içeri girerek gerçekleştiriyor… “İçeri girme kararı” neye göre belirleniyor?
Peki bu konuda hakimler ne karar verecek? Umutlu olmak istiyorum ama…
Hakimler… Hakimler… Maalesef katilleri alacakları cezaların yetersizliği ile cesaretlendiren kararları verenler onlar… “Ağır tahrik indirimi” ile ödüllendirenler… Mahkemede duruşmayı izleyenlerin bacak bacak üstüne atmasının yasak olduğu, attığında mübaşirce “burası mahkeme, indir bacağını!” diye uyarıldığı mahkemede; karşılarında saygı ile durulması beklenen hakimler… Hiç kimseye saygı borçları yoktur onların… Bıyık altından-hatta üstünden açıkça- gülerler, dalga geçerler, aşağılarlar diledikleri gibi; çocuk azarlar gibi konuşurlar “sen”inle. “Hakim Bey” dersin, “Sen sus, söz vermedim sana!” der, “otur”, “kalk”, “git”, “geç yerine!”… Henüz suçun kanıtlanmamış bir şüpheli, sanık, tanık, davalı.. ne olduğun hiç farketmez.. O, sana birkaç metre yukarıdan bakar ve her sözüyle adeta yerin dibine sokar seni.. Bazı hakimler tabi bunlar… Her mesleğin iyisi kötüsü olduğu gibi hakimlerin de var.. Ve her zamanki gibi, kötüler, “biz” sistem karşıtlarının, “biz” norm-dışıların kafasına daha çok basar ve böylece daha yükseğe çıkar.. “Şey”ler vardır karşısında ve bu “şeylerin” annesi babası ablası ağabeyi de başka bir “şey”dir ki çocuklarını “ıslah” etmemiştir.* Onlar da hakkeder her kötüyü çocukları kadar.. Hakim-iyetin kayıtsız şartsız hakim-in olduğu mahkeme salonlarında…
Gerçekten umutlu olmak istiyorum; ama adaletin terazisinin ayarı bozuk gibi geliyor…
Bu ayarın yapılabilmesine katkıda bulunmanın tek yolu ise mücadeleye devam etmek ve bu davaların takipçisi olmaktan asla vazgeçmemek!
*Duruşmayı izlemiş bir arkadaş diyor ki, hakim “travesti ya da transseksüel” demek yerine “şey” demeyi tercih etmiş 3 saat boyunca..
Burcu Ersoy