lgbtt bireylere yönelik şiddet için arşiv

“2. bir emre kadar her gün”

Posted in lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret suçları with tags , , , , , on Ekim 2, 2009 by ifsaeylem1
Perşembe, 1 Ekim, 2009
Haber: Ali Erol

İstanbul’da travestileri gördükleri yerde fiilen gözaltına alan ve para cezası keserek bonus kazanan polislerin uygulamasının kaynağı belli oldu. “Çapkın Uygulaması” olarak bilinen İstanbul Emniyetinin sergilediği yaklaşımın belgesi İzmir Emniyetinden ortaya çıktı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğüne atanan Hüseyin Çapkın, İzmir Emniyet Müdürüyken de özellikle Alsancak bölgesinde travestilere yönelik temizlik harekâtına imza atmıştı. İzmir’deki temizlik harekâtını yürüten Konak İlçe Emniyet Müdürü Şemi Albat da Çapkın’ın ekibinde İstanbul’a geldi.
İzmir’deki uygulamaların dayanağı olarak görevli polislerin gösterdikleri belge Şemi Albat imzalı. 2006 tarihli belge, Emniyet’in, “özellikle Travesti tabir edilen şahıslar ile bu şahısların sebep olduğu her türlü olumsuzluğun önlenmesine yönelik olarak yürütülen çalışmalar”a dair yapılacak uygulamaları gösteriyor.
“Alsancak Şair Eşref ve Talatpaşa bölgelerinde travesti şahıslar…” şeklinde başlayan ve “2. Bir emre kadar her gün” yapılacak uygulama kararını duyuran belgede “çalışmaların son zamanlarda ivme kazandığı” belirtiliyor ve “çalışmalarımız kapsamında bölge önemli oranda bu şahıslardan temizlenmiş” deniyor.
“Mevcut kararlılığın devamının göstergesi”
İlçe Emniyet Müdürü Şemi Albat (3. Sınıf Emniyet Müdürü) imzalı belgede, “mevcut kararlılığın devamının göstergesi” olarak yapılacak “uygulama”nın kapsamı çiziliyor:
“Bölgede halen bulunan travesti şahıslar, fuhuş yapan bayanlar, geceleri bölgeyi mesken tutmaya çalışan bimekan, balici/tinerci, psikopat tabir edilen şahıslar ve travesti şahıslarla bağlantılı olarak bölgeye gelen sair şahısların men edilerek bölge halkının huzur ve güveninin temini, eğlence mekânlarının bir düzen içerisinde yakışır şekilde hizmet etmelerinin temini”
“2. bir emre kadar her gün 21.30 – 02.00 saatleri arasında”
Travestilerin bölgeden fiilen gözaltına alınarak karakola götürüleceği uygulamanın “2. Bir emre kadar her gün” yerine getirileceğin altı çiziliyor.
“04 Kasım 2006 Cumartesi gününden başlayarak 2. bir emre kadar her gün 21.30 – 02.00 saatleri arasında ekte gönderilen çizelgede belirtilen güzergâh ve noktalarda Motorize Ekipler ve Yaya Devriyeler görevlendirmek ile sabit bekleme noktaları oluşturulmak suretiyle kapsamlı bir UYGULAMA yapılmasına karar verilmiştir”
“Alınacak travesti şahıslar…”
Uygulamanın kapsamı “Genel Esaslar ve Sorumluluk” bölümünde sıralanıyor:
“Uygulamaya katılacak personel saat 21 itibarıyla Alsancak Karakol Amirliğinde hazır bulunacak, personelin kontrolü ve görev dağılımı sorumlu amirler tarafından toplanma bölgesinde yapılacak, sonra uygulama bölgesine hareket sağlanacaktır.”
“Uygulama sırasında Travesti şahıslar, fuhuş yapan bayanlar, bimekan kişiler, balici/tinerci şahıslar, psikopat tabir edilen şahıslar ile şüpheli araçlar üzerinde hassasiyetle kontrol yapılacaktır.”
“Alınacak travesti şahıslar ve fuhuş amaçlı bayanlar inceleme için Alsancak Karakoluna intikal ettirilecek, diğer şahısların da öncelikle yerinde kimlik sorgulaması yapılacak, şüpheli görülenler ise Alsancak Karakoluna intikal ettirilecek, gerekli işlemler burada yapılacaktır.”
“Her gün uygulama başlangıcı ve bitiminde, sorumlu amir tarafından tarafıma bilgi verilecektir.”
“Genel Esaslar doğrultusunda 04 Kasım tarihi itibarıyla Uygulamaya başlanılacak ve ikinci emre kadar her gün aynı hassasiyetle Uygulama Görevi ifa edilecek olup, herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesini”
“Çapkın Uygulaması”
İzmir’den Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin avukatı Elif Ceylan Özsoy, Kaos GL’ye yaptığı açıklamada, belgeyi, “Çapkın Uygulaması’nın kısmen de olsa kâğıda dökülmüş hali” şeklinde tanımladı.
“Bir nevi manifesto” olarak değerlendirdiği belgeyle ilgili Avukat Özsoy, şunları söyledi:
“Emniyet’in Uygulamasına yönelik bu karar, Çapkın’ın İzmir’e atanmasının hemen ardından alınmış olması ve altında imzası bulunan Şemi Albat’ın da Çapkın’ın ekibinden olup, şu an da Çapkın’la birlikte İstanbul’a tayin edilmiş olmasıyla birlikte düşünüldüğünde; bu belge, “Çapkın Uygulaması”nın kâğıda, kısmen de olsa dökülmüş hali, bir nevi manifestosudur diyebiliriz.”
“İstanbul’daki uygulamalar, Çapkın’ın İzmir döneminden”

Çapkın’ın İzmir Emniyet Müdürüyken transseksüelleri ev hapsine mahkûm ettiğini hatırlatan Avukat Özsoy, “Muhtemelen İstanbul’da da aynı uygulama başlatıldı” dedi.
“Çapkın döneminde, Transseksüel arkadaşlarımızın en temel sorunu, adeta evlerine hapsedilmiş olmalarıydı. Dışarı çıkmaları halinde ise Kabahatler Kanunu ya da Trafik Kanunu Uyarınca, para cezaları kesilerek ve bu işlem saatlerce uzatılarak, karakolda usulsüz bir şekilde bekletilmek suretiyle, bir nevi yıldırma politikası uygulandı, işte tüm bunların dayanağı da demek bu belge imiş.”
“Travestilerin sadece cinsiyet kimlikleri nedeniyle hedef alındığı açığa çıkmıştır”

İzmir Emniyeti’nin, travestileri, “sadece cinsiyet kimlikleri nedeniyle hedef aldığı”na dikkat çeken Avukat Özsoy, belge ile bu durumun açığa çıktığını söyledi.
“Emniyet’in transfobisi bu metinden oldukça kolay anlaşılmaktadır; mesela biyolojik kadınlar ancak seks işçisi olmaları halinde karar kapsamına girmekte iken; travesti arkadaşlarımız sadece travesti oldukları için uygulama kapsamına girmektedirler. Hatta bu uygulamanın ana hedefinin travesti arkadaşlarımız olduğu da açıkça yazılmıştır. Bu hali ile İzmir Emniyeti’nin, Travestileri sadece cinsiyet kimlikleri nedeniyle hedef aldığı açığa çıkmıştır.”
“Travestilere yönelik ayrımcı uygulama nefret suçudur”

“Çoğu Avrupa ülkesinde bu durum, yani sadece bir kimliğe aidiyet nedeniyle herhangi bir ‘uygulamaya tabii tutulmak’ Nefret Suçu kapsamında değerlendirilirdi. Devlet organlarının bile Nefret Söylemi ve Suçundan kendini kurtaramadığı bir ülkede, Nefret Suçları’nı önlemenin hiç kolay olmayacağı açık.”
“Hukuken neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalacak bir belge”

“Sadece “Cinsiyet Kimliği” nedeniyle bireylerin diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabii tutulması; en basitinden, Ayrımcılıktır. Ama burada ayrımcılıktan da öte, travesti bireylere yönelik sistematik baskı, kötü muamele ve izolasyon politikasının varlığı çok ürkütücü… Usule ve yasaya aykırılığından, evrensel prensiplere aykırılığından hiç bahsetmeyeceğim bile çünkü Hukuken neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalacak bir belgedir.”
“Kararda geçen “temizlik” yaklaşımı Nazi zihniyetidir”

Avukat Özsoy, bu kararın tercümesinin “Travestileri gördüğünüz yerde durdurun, karakola götürün, saatlerce tutun ve bunu her gün yapın” anlamına geldiğini söylüyor ve son zamanlarda artan transseksüel cinayetlerinin Emniyet’in bu yaklaşımından güç aldığına dikkat çekiyor.
“Dünyanın hangi ülkesinde böyle bir karar verilebilir, mesela “tüm Erkekleri ya da tüm Boşnakları her gün, gördüğünüz yerde durdurun ve karakola getirin” gibi. Bu nasıl bir zulümdür. Ayrıca Kararda geçen temizlik vb sözcükler de, Nazi Zihniyeti’ni çağrıştırmaktadır. Son zamanlarda ne yazık ki artan Transseksüel cinayetlerinin, Emniyet’in bu yaklaşımından da güç alarak artıyor olabileceği de akla geliyor. Emniyetin bile vatandaş saymayıp, kendisi ile eşit muameleye tabii tutmadığı adeta “pislik” yerine koyarak “güzel” şehrimizi onlardan temizlemeye ant içmesi ile faillerin Transseksüel Kardeşlerimize yöneliyor olmaları, tesadüf değil diye düşünüyorum.”
“Kararın iptali için dava açacağız”

Belgenin ve içinde yer alan ifadelerin “Travesti ve transseksüel vatandaşları kriminalize etmesinin yanında, tahkir edici, onur ve haysiyetlerini incitici” olduğunu belirten Avukat Özsoy, “Biz bu kararın iptali için dava açacağız” dedi.
Kaos GL
Reklamlar

Polis ve Sağlık Personeli, LGBT Örgütlerinden Eğitim Alsın 

Posted in eğitim, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, lgbtt bireylere yönelik şiddet with tags , , , , , , on Ağustos 9, 2009 by ifsaeylem1
Pazar, 9 Ağustos, 2009

LGBT bireylere yönelik hak ihlallerinin en aza inmesi için polise ve sağlık personeline eğitim verilmesi önerisiyle, LGBTT Hakları Platformu, İçişleri Bakanlığı’na başvurarak ülke çapında bir eğitim programı talep edecek.

Bora Bengisun
“İstanbul’da Emniyet Güçlerinin LGBTT Bireylere Yönelik Hak İhlallerinin İzlenmesi ve Raporlanması Çalışmaları” başlıklı bu makale, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği Hukuk Komisyonu Gönüllüsü Bora Bengisun tarafından kaleme alındı ve TESEV tarafından Haziran 2009’da yayınlanan “Sivil Toplum ve Güvenlik Sektörü Gözetimi: Sınırlar İmkânlar” adlı kitapta yer aldı.

2007 yılı başında Ankara’da Kaos GL Derneği’nin düzenlemiş olduğu hak mücadelesi eğitimlerine Türkiye’de o zaman faaliyet gösteren lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel (LGBTT) sivil toplum örgütleri olan Kaos GL Derneği, Kaos GL İzmir Oluşumu, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu ve Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği katılmıştı. Eğitimlerin verdiği ivme ile bu beş örgüt LGBTT Bireylerin İnsan Haklarını İzleme ve Hukuk Komisyonu’nu kurarak emniyet güçlerinin ve sivil kişilerin LGBTT bireylere yönelik hak ihlallerini izlemeye ve raporlamaya başladı.
Komisyon yılın sonunda, 2007’de gerçekleşen hak ihlallerini içeren bir rapor yayımlayarak ulusal ve uluslararası sivil ve resmi bütün kurum ve kuruluşlarla paylaştı. Örneğin; komisyon, raporunu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve tüm milletvekillerine göndererek yaşanan hak ihlallerinin sona erdirilmesi için gereken önlemlerin alınmasını talep etti. Yeni kurulan İzmir Travesti ve Transseksüel İnisiyatifi ve Piramid LGBTT Diyarbakır Oluşumu’nun da katılımıyla yedi örgüt olarak çalışmalarına devam eden komisyon daha sonra LGBTT Hakları Platformu adını aldı. Kaos GL İzmir Oluşumu ve İzmir Travesti ve Transseksüel İnisiyatifi üyelerinin Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’ni kurmasının ardından bugünkü yapısına kavuşan LGBTT Hakları Platformu’ndaki altı örgüt LGBTT bireylere yönelik hak ihlallerini izlemektedir ve raporlamaktadır.
Platformun İstanbul’daki temsilcisi olan Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, 2007 Nisan ayına kadar izleyip raporladığı; Beyoğlu ve Şişli ilçelerinde polis tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen haksız ev baskınları, karakolun önünden veya sokaktan geçerken uygulanan fiziksel şiddet, haksız yere gerçekleştirilen gözaltılar, evden içeri biber gazı sıkma, hakaret, kötü muamele gibi hak ihlallerini içeren 19 olayı İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na bildirerek soruşturma talep etti.
Lambdaistanbul’un söz konusu talebine beş ay sonra 2007 Eylül ayında oldukça olumsuz bir yanıt veren İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu, iddialar hakkında İl Emniyet Müdürlüğü ve de Beyoğlu ve Şişli Kaymakamlık’larından bilgi istediğini ancak söz konusu iddialar ve şikâyetler ile ilgili olaylara rastlamadığını belirtti. Oysa İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu söz konusu iddialar ve şikâyetler hakkında araştırma yaparken raporlamaları yapan Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ve olayların mağdurları ile görüşmemişti.
Polisin insan hakları ihlallerine biz tanığız ama Valilik görmüyor” diyen Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, daha önce raporlamış olduğu 19 olayla birlikte İstanbul polisinin travesti ve transseksüel kadınlara yönelik hak ihlalleri iddialarını içeren 14 yeni olayı TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’na ve yine İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na Aralık 2007’de bildirip sunmuş olduğu 33 olayın daha etkin bir biçimde soruşturulmasını, Taksim ile Tarlabaşı’ndaki gözaltı birimlerinin izlenmesini ve de Taksim İlk Yardım Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde LGBTT bireylere yönelik olarak yapılmış olan yetersiz adli muayenelerin incelenmesini talep etti.

Aralık 2007’de yapılan başvuruların ardından İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu bünyesinde kurulan üç kişilik bir komisyon Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ile söz konusu iddialar ve şikâyetler hakkında görüştü. Komisyonun hazırlamış olduğu rapora istinaden İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu tarafından Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği’ne Haziran 2008’de gönderilen cevap yazısından; araştırmayı yapan üç kişilik komisyonun Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın Aralık 2007’de ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun da Şubat 2008’de İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na yazı yazarak söz konusu iddiaların ve şikâyetlerin araştırılmasını talep etmesinin ardından kurulduğu anlaşılıyordu. Meclis’teki ve Başbakanlık’taki ilgili kurulların talebi üzerine İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu bünyesinde kurulan üç kişilik komisyonun Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, Taksim İlk Yardım Eğitim ve Araştırma Hastanesi personeli ve Beyoğlu Kaymakamlığı ile görüşerek Nisan 2007’de yapılana oranla çok daha etkin bir araştırma yaptığı da görülebiliyordu.
Komisyon; raporunda öncelikle Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği’nin, Taksim İlk Yardım Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin vermiş olduğu adli raporların yetersiz olduğu iddiasını destekleyen somut durumların var olduğunu belirtiyordu. Hastanenin fiziki ve personel yetersizliğini vurgulayan komisyon; ilgili kamu kurumlarına Beyoğlu bölgesinde adli vakalar için ayrı bir sağlık inceleme birimi kurulmasına dair öneride bulunacağını belirtiyordu. Komisyon ayrıca polisin kendi kişisel değer yargısı, ahlak ve sorumluluk anlayışı çerçevesinde LGBTT bireylere sert davrandığının da altını çiziyordu. Sonuç olarak hem kurumsal hem de kişisel düzeyde sorunların olduğunu belirten komisyon; belediyeler, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri ve de Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu işbirliği ile polise ve sağlık personeline insan hakları eğitimi verilmesini öneriyordu.

2008 yılı başından beri yapmış olduğu 18 yeni hak ihlali raporlamasını Ağustos 2008’de TBMM’ye, Başbakanlık’a, İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na ve bu sefer ilk kez Beyoğlu İlçe İnsan Hakları Kurulu’na sunarak soruşturma talep eden Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ayrıca İstanbul Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’nda kurulan komisyonun raporu ve Valiliğin cevabı doğrultusunda polise ve sağlık personeline genel olarak insan hakları özel olarak da LGBTT konularında eğitim verilmesi için İçişleri Bakanlığı’na ve Türk Tabipler Birliği’ne bir eğitim programı önermek üzere hazırlıklara başladı. İstanbul’da pilot proje olarak polise ve sağlık personeline eğitim verilmesi önerisinin kabul edilmesi durumunda da LGBTT Hakları Platformu İçişleri Bakanlığı’na tekrar başvurarak ülke çapında bir eğitim programı talep edecek.
Sonuç olarak LGBTT örgütlerinin; maruz kalınan hak ihlallerinin hem soruşturulması talebi hem de insan haklarına duyarlılığın artırılması için eğitim faaliyetleri düzenlenmesi yoluyla en aza indirgenmesi amaçlı hak mücadelesi gün geçtikçe güçlenerek devam ediyor.(AE)

“İzmir Polisinin Tavrı Nefret Suçlarını Önlemiyor; Artırıyor”

Posted in ayrımcılık - şiddet, nefret cinayetleri with tags , , , , , , , , on Ağustos 4, 2009 by ifsaeylem1

Avukat Özsoy, “Bir haftada bir gey ve transseksüel kadının öldürüldüğü, bir transseksüel kadının da bıçaklı saldırıya uğradığı İzmir’de polisin tavrının LGBTT’lere yönelik şiddeti arttırdığını” söyledi. “Polisi nefret suçlarını önlemeye yönelik adımlar atmaya” çağırdı.

İzmir – BİA Haber Merkezi
04 Ağustos 2009, Salı

İzmir’de Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden avukat Elif Ceylan Özsoy‘un bianet‘e verdiği bilgiye göre 17-24 Temmuz tarihleri arasında bir gey ve bir transseksüel kadın öldürüldü, bir başka transseksüel kadın da bıçaklanarak yaralandı. Olayların failleri yakalanmış değil.

Eski İzmir Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın‘ın izlediği Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel (LGBTT) bireyleri yok sayma ve kentin dışına sürme uygulamalarının sürdüğünü belirten Özsoy’un anlattığına göre Derneğin 1 Ağustos’ta, yaşanan olayları protesto etmesinin ardından polis eyleme katılan iki transseksüeli karakola götürerek tehdit etti.

Özsoy’la İzmir’de LGBTT’lere yönelik artan şiddeti ve polisin tavrını konuştuk.

“Halk LGBTT’leri de, onlara yönelik şiddeti de görmüyor”

“İzmir’de genel bir görmezden gelme var. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehir olmasına rağmen daha çok büyük bir kasaba havası taşıyor olmasının da getirdiği bu tavır LGBTT bireylere yapılan olumsuz uygulamaların da görünmemesine neden oluyor.”

Siyah Pembe Üçgen derneği çok sayıda sivil toplum kuruluşunun da desteğiyle 1 Ağustos’ta, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde yaşanan olayları protesto eylemi yaptı.

Özsoy, sloganlar eşliğinde yaptıkları yürüyüşe hiçbir olumsuz tepkiyle karşılaşmamalarını da bu görmezden gelmeye bağlıyor ve “görünür oldukça halkın ve emniyetin gerçek tepkisini ölçebileceğiz” diyor.

Çapkın’ın özellikle transseksüel kadınları yaşadıkları merkezi yerlerden sistemli bir şekilde kent dışına sürdüğünü, seks işçiliği yapan insanları çalışamaz hale getirdiğini kaydeden Özsoy beklentilerini şöyle aktarıyor:

“Çapkın’ın döneminde yapılan uygulamalar sürüyor. İzmir Emniyeti nefret suçlarını önleyici uygulamalara bir an önce geçmeli. Bir transseksüel kapısının önüne çıktığında ona ceza yazmak, evinin kapısının altından biber sıkmak gibi hukuki olmayan uygulamalar sayesinde nefret suçları da artıyor. Toplumun her alanda körüklediği transfobiyi polisin bu uygulamaları da arttırıyor ve şehirde LGBTT’lere yönelik şiddet ve cinayetler giderek artıyor.”

Polisin eyleme katılan iki kişiyi tehdit etmesini “İzmir polisi mağdur olanın mağduriyetini ifade etmesinden rahatsız” diyerek tarif eden Özsoy, “bu tip davranışların bir an önce terk edilmesi gerektiğini ve LGBTT’lere yönelik insan hakları ihlallerinin azaltılması yönünde çalışmalar yapılması gerektiğini” söyledi.(BÇ)

Eskisehir’de saldirilara yonelik basin aciklamasi

Posted in nefret cinayetleri with tags , , , , on Temmuz 10, 2009 by ifsaeylem1

Basina ve Kamuoyuna

Hesap Verin!

4 Temmuz 2009 gece 00.00 sularinda Ataturk caddesinde yuruyen iki trans arkadasimiza beysbol sopalariyla 5-6 kisi saldirmislardir. Uzerlerine bira sisesi firlatan saldirganlari arkadaslarimiz  caddede bulunan polise sikâyet etmelerine ragmen polis ilgilenmemis ardindan da saldirganlar arkadaslarimizi sopalarla dovmuslerdir. Bu ulkede yasayan herkesi korumakla yukumlu olan polis siddet magduru arkadaslarimiza yardim etmemis hastaneye goturmek yerine bir de hakaret edip biber gazi sikmistir. Bir arkadasimiz yuruyemeyecek halde digerinin kafasinda dikisler mevcut, kollari bacaklari yara icinde olan arkadaslarimizla Devlet Hastanesinde de ilgilenilmemistir.

Saldiriyi ve saldirganlari teshir ediyoruz!

Edindigimiz bilgilere gore saldirganlarin isim ve lakaplari ise soyle; Baris Erkin, Simitci Erhan, Matis Faruk, Kuafor Hasan ve arkadaslaridir. Kirmizi toprak mahallesinde cetelesen bu ekip sistematik bir sekilde trans arkadaslarimiza siddet uygulamakta ve olumle tehdit etmektedir. Saldirilar ayni yerde belirli araliklarla ayni kisiler tarafindan gerceklestirilmektedir ve “Kirmizi Toprak Cetesi” diyebilecegimiz bu cetelesmeye polis acilen mudahale etmelidir!

Kimin Ahlak’i ?

Kisi guvenligi ve yasama hakkina dogrudan uygulanan bu baski, siddet ve cinsel saldirilar heteroseksist erkek egemenliginin urettigi homofobik ve transfobik davranislarin uygulanmasidir. ‘Genel Ahlak’ yaftasiyla ayrimciligin ve yok saymanin uzeri kapatilarak, yasadiklarimiz mesru gosterilmeye calisilmaktadir!

Nefret’e Hayir!

Turk Ceza Kanunu’nda “nefret sucu” taninmali, nefret cinayetleri son bulmalidir. Anayasal esitligi duzenleyen 10. maddeye “cinsel yonelim” ve “cinsiyet kimligi” ibareleri eklenmelidir.

Travesti ve transeksueller yalniz degildir!

Yasalarca yok sayilarak devlet eliyle mesrulastirilmaya calisilan ozellikle trans bireylere yonelik nefrete dayali siddete karsi ses cikariyoruz! Translar yalniz degillerdir, adalet yerini bulana saldirganlar ceza alana kadar bu olayin ve bundan sonraki her olayin her zaman oldugu gibi takipcisi olacagiz.

LGBT Haklari Platformu
Izmir Siyah Pembe Ucgen Dernegi
Kaos GL Dernegi
Lambdaistanbul LGBTT Dayanisma Dernegi
MorEl Eskisehir LGBTT Olusumu
Pembe Hayat LGBTT Dayanisma Dernegi
Piramid Diyarbakir LGBTT Olusumu

Çağla ve Melek’in Hakkını Savunmak İçin LGBTT Olmanız Gerekmiyor

Posted in hukuk yargı, nefret cinayetleri with tags , , , , , , , , , , on Temmuz 6, 2009 by ifsaeylem1

Bir de tersinden bakın! Ya siz heteroseksüel olduğunuz için öldürülseydiniz ve biz bunu doğal hatta “gerekli” kabul etseydik?

Eskişehir – BİA Haber Merkezi
06 Temmuz 2009, Pazartesi

Hayvan değiliz, ama hayvan haklarını savunuyoruz. Çocuk değiliz, ama çocuk haklarını da koruyoruz. Siyah değiliz, işçi değiliz, kadın değiliz, fakir değiliz, Kürt değiliz, başı örtülü değiliz, engelli değiliz, Ermeni değiliz, o değiliz bu değiliz…

Ama yeri geldiğinde hepsinin yanında olabiliyoruz!

Kısacası “karşı” taraftan olmasak da, her birimizin nedenleri ayrı olsa da, aslında sonuç bizi, yaşam tarzımızı ya da geleceğimizi tırnak içinde hiç etkilemeyecek olsa da empati kurup çeşitli kişilere kurumlara ya da yaklaşımlara destek verebiliyoruz.

Peki, sıra LGBTT haklarına geldiğinde neden susuyoruz?

“Heteroseksüel” dünyanın “heteroseksüel” bireyleri olan bizler her türlü hakkı kendimiz için doğal ve kaçınılmaz bulurken; neden bizim gibi olmayanlara en temel hak olan yaşam hakkını fazla görüyoruz?

Henüz 28 Haziran’da Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüeller (LGBTT) büyük bir coşkuyla ve bir şeylerin değişebileceği inancıyla 17. LGBTT Onur Haftası yürüyüşünü gerçekleştirmişlerdi ki; daha onun sevinci bile doyasıya yaşanamadan, 29 Haziran sabahı gözlerini yeni bir acıya açtılar.

Bir arkadaşlarını, transseksüel olan Hadise‘yi, son 3 yılda kaybedilen diğer 29 kişi gibi yine bir nefret cinayetine kurban verdiler ki bu sayıyı sadece gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan haberlerden biliyoruz.

Üç yılda 30 kişi!

Sebep: heteroseksüel dünyanın ezberini bozmak!

Sonuç : yargısız, sorgusuz sualsiz, en vahşi haliyle ölümler ve gerekli kanun düzenlemeleri olmadığı için asgari cezalarla en kısa sürede aramıza dönecek olan katiller!

Şimdi her şeyi bir tarafa bırakın, tüm önyargılarınızdan kapının öte yanında soyunun ve bu yazıyı okumaya öyle devam edin.

Eşikten başka bir dünyaya adım attığınızı ve o dünyanın bugünkünden çok farklı olduğunu hayal edin. Artık eşiğin öte yanındasınız, bu dünya tüm bildiklerinize aykırı! Tüm ezberlerinizi bozun çünkü burada siz çoğunluğa değil azınlığa dahilsiniz. Siz ve sizin gibi küçük bir azınlık heteroseksüel sadece; geri kalanlar yani dünyanın geneli eşcinsel!

Artık yaşamınızın hangi devresi olur bu bilemem ama bir şekilde bu gerçeğin farkına vardınız, önce kendinizle barıştınız güç bela, sonra etrafınıza açıldınız yavaş yavaş…

Tabi genele uymadığınızdan önce size “hasta” gözüyle baktılar, en yakınlarınız bile bu sırrınızı kabul etmekte zorlandılar, kapı kapı her doktoru dolaştınız bu derde deva bulabilmek için, tabi zorla!

Bunun geçici bir durum olduğuna, iyileşebileceğinize inanan yakınlarınız baktılar ki sonuç değişmiyor, bu sefer sizi ötekileştirdiler sapıklıkla yaftalayarak!

Çoğu kez sizden kaçtılar… En yakınınızdakilerin bile desteğini alamazken, tek başınıza ayakta kalmaya çalıştınız. Herkes gibi iyi bir eğitim almaktı hayaliniz ama okulda barındırmadılar sizi, çalışmak istediniz iş vermediler, aşık oldunuz açılamadınız ya da açıldınız alay konusu edildiniz, en adi en ağza alınmaz lafları işittiniz, gururunuz yerle bir edildi her fırsatta, herkesin başına gelebilecek ve üstelik mağdur tarafın siz olduğu durumlarda sadece cinsel yöneliminiz nedeniyle hiçbir hakkınız gerektiği gibi korunmadı ilgili mercilerce!

Ve bir gün cinsel kimliğinizden başka hiçbir farkınız yokken ötekilerden, insan olduğunuz gerçeği de unutuldu. En vahşi, en acımasız ve en keyfi haliyle yaşam hakkınız elinizden alındı, cesediniz bir yol kenarında tesadüfen bulundu ki bulundu ise şanslısınız; en azından sizi yok sayan bu dünyada, bilmem hangi mezarlıkta bir yeriniz olacak!

Nasıl ama yukarıdaki tablo? Ki bu en yalın, en basit örnekleriydi başınıza gelebileceklerin! Ya dünya, yukarıdaki gibi, heteroseksüel bireylerin çoğunlukta olduğu bir yer olmasaydı? Siz ya da sevdikleriniz, sadece cinsel kimliğiniz nedeniyle, yani sadece kişinin kendisini ilgilendiren bir sebepten ötürü her türlü ayrımcılığa, şiddete, sömürüye ve aşağılanmaya maruz bırakılsaydı? Daha da kötüsü ölümle cezalandırılsaydı? O zaman ne hissederdiniz? Yine bugünkü gibi susar mıydınız ya da sadece duyduğunuz anlık üzüntülerle mi yetinirdiniz? Herkesle her şeyle kurduğunuz empatiyi hadi bu seferlik de LGBTT’lerle kurun ve her şey bir yana yaşam hakkının sorgusuz sualsiz bu dünya üzerinde varolan her canlıya tanınması gerektiğini hatırlayın!

Bu dünya üzerindeki her canlının koşulsuz yaşam hakkı olduğunu ve kendimizinkine, bize benzeyenlerinkine ne kadar sahip çıkıyorsak; bizden farklı olanlarınkine de o kadar sahip çıkmamız ve saygı duymamız gerektiğini unutmayın!

Türk Ceza Kanunu’nda nefret sucu tanımı yapılmadıkça LGBTT bireylere yönelik suçların failleri ceza indirimlerinden faydalanmaya devam edecekler.

Anayasal eşitliği düzenleyen 10. maddeye cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibareleri eklenmedikçe bu failler kendileriyle eşit bir yurttaşa yönelik suçlar işlediklerini bilmeyecek, yargı keyfi uygulamalarına devam edecek.

Siz heteroseksüel bireyler, tamamen toplumsal cinsiyet temelli, patriarkal öğretilerin getirdiği ön yargılarınızla LGBTT bireylere karşı işlenen nefret suçlarına karşı sessiz kaldıkça Ahmet Yıldız, Dilek İnce, Ebru, Melek ve Hadise‘nin acısına yeni acılar eklenecek.

Belki de bir sonraki kurban hemen yanı başınızda tanıdığınız biri, belki hala “düzelir” umuduyla beklediğiniz biricik evladınız olacak!

Unutmayın, cinsel kimliği her ne olursa olsun, yaşam hakkı elinden alınan bir “insan”. Tıpkı sizin gibi, eşiniz, çocuğunuz, anneniz, babanız gibi…

Homofobiyi bir kenara koyun, insanca yaşamak ve daha önemlisi yaşamak için mücadele veren, sizin gibi olmayan ama ne size ne yaşam tarzınıza, ne inançlarınıza ne de sizin kabul ettiğiniz bu dünyaya tehdit oluşturmayan LGBTT bireylere destek olun. Nefret Suçları yasal olarak tanınsın. Anayasa’nın 10. maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibareleri eklensin. Sizden hiçbir farkı olmayan onca insanı katledenler hızla yakalansın ve etkin bir şekilde yargılamayan sorumlular adil bir şekilde soruşturulsun. Adaletin yanlış işlerliğine sadece sizi ilgilendiren konularda kendiniz için ses yükseltmeyin; hak ve hürriyetler herkes için savunulursa ancak tam anlamıyla korunabilir.

LGBTT bireylerin insan haklarının, temel bir insan hakları meselesi olduğu kavranmalıdır. Yaftalanmaktan korkmadan buna inanan herkes LGBTT’lerin hakları adına ses çıkarabilmeli ve destek olmalıdır.

LGBTT’leri desteklemek için de lezbiyen, biseksüel, travesti, transseksüel ya da gey olmanız gerekmez, insan olun, insana değer verin yeter!

Eğer bu yazıyı sabırla buraya dek okuyabildiyseniz, bilmelisiniz ki bu hafta içi öldürülen iki LGBTT’nin duruşması var.

Melek 11 Nisan 2009’da katledildi. Çağla ise 21 Mayıs 2009’da…

Katiller yakalandı, davalar açıldı ama henüz adalet yerini bulmadı. İnsanların kimliklere duyulan düşmanlık nedeniyle öldürülmemeleri için, etkin, etkili soruşturmalarla faillerin yakalanması ve katillerin haksız tahrik indirimleri ile ödüllendirilmemesi için sadece LGBTT’lerin orada olması yetmiyor maalesef!

Size de ihtiyaç var! “Bir kişiden n’olur” demeyin, “orada olursam” ya da “bu yazıyı tanıdıklarıma yollarsam başkaları ne der” diye düşünmeyin, bunların hiç biri giden bir canın ardından üzerimizde hissetmemiz gereken sorumluluğu yok etmeyeceği gibi, vicdanımızı da huzura erdirmez.

Unutmayalım, yaşamak herkesin en temel hakkıdır ve önemsiz gibi gözüken küçücük adımlar, bir araya geldiğinde, büyük farklar ve sonuçlar yaratır. (PA/EZÖ)

Çağla’nın duruşması:

Yer : Ankara Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesi

Tarih : 08 Temmuz 2009     Saat : 10.30

Melek’in duruşması:

Yer: Ankara Adliyesi 6. Ağır Ceza Mahkemesi

Tarih : 9 Temmuz 2009   Saat :14.00

* Pınar Avcı, öğrenci, Eskişehir, Anadolu Üniversitesi, İletişim Fakültesi

eskişehirde iki travestiye saldırı

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , on Temmuz 5, 2009 by ifsaeylem1

Eskişehir’de, bir grubun beysbol sopalı saldırısına uğrayan iki travesti yaralandı.
Edinilen bilgiye göre, Atatürk Caddesi’nde meydana gelen olayda, Eser K. (23) ile Tahir B. (29) adlı travestiler, kimlikleri henüz tesbit edilemeyen 3 kişinin beysbol sopalı saldırısına uğradı. Darp edilerek yaralanan travestiler, olay yerine çağrılan 112 ambulansıyla Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Eser K. ile Tahir B. tedavileri yapıldıktan sonra taburcu edildi. Yarılan başına 4 dikiş atılan Eser K., kendisini görüntüleyen gazetecilere küfürler yağdırdı.

Polis ekipleri, olaydan sonra kaçan ve eşkalleri belirlenen saldırganların yakalanması için çalışma başlattı.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=156992&cat=200&dt=2009/07/04

“Homofobi Demokratım Diyen Herkesin Meselesi Olmalı”

Posted in homofobi karşıtı buluşma with tags , , , , , on Mayıs 17, 2009 by ifsaeylem1
Pazar, 17 Mayıs, 2009

HOMOFOBİ KARŞITI BULUŞMA

Gazeteci Çalışlar, “Homofobiyle mücadelede en önemli mecranın medya olduğunu” söyledi, “Kürtleri savunurken LGBTT’leri dışlamanın demokratik olmadığını” belirtti. Toker, homofobinin adaletsizlikle mücadelede önemli unsurlardan biri olduğuna değindi.
“Kürtlerin, kadınların, Alevilerin mücadeleleri nasıl kimlik mücadelesiyse eşcinsellerin mücadelesi de kimlik mücadelesidir. Kürdün, kadınların, Alevilerin haklarını savunanlar eşcinsellerin haklarını savunmuyorlarsa aslında kimsenin hakkını savunmuyor demektir.”
Kaos GL’nin düzenlediği Homofobi Karşıtı Buluşma kapsamında düzenlenen “Homofobi Kimin Meselesi?” başlıklı panelde konuşan gazeteci Oral Çalışlar, “Kendine demokratım diyen biri homofobikse onun demokratlığından bahsedilemez” dedi.
Alevi Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Yard. Doç. Dr. Aykan Erdemir’in de katıldığı oturumda konuşan Ege Üniversitesi’nden Doç. Dr. Nilgün Toker, oturum başlığı olan soruyu, “homofobi kimin meselesi?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Benim için adalet mücadelesi çok şahsi. Ve homofobiye karşı mücadele de dünyadaki adaletsizliklerden birine, hatta en önemlilerinden birine karşı yürütülüyor. Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak için homofobi benim meselem.”
Kaos GL’den Ali Erol’un kolaylaştırıcılığını yaptığı, Ekin Sanat Merkezi’nde gerçekleşen etkinlik saat 15.00’te başladı.
Son günlerdeki eşcinsel hakem olayı ve Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç’ın açıklamalarını örnek vererek konuşmasına başlayan Çalışlar, “Tutuculuğun aynı yerden ses verdiği bu tartışmalardan bir kere daha gördük” dedi.
“Sosyalist harekette kadın ve işçi meselesini çözeceğimizi düşünüyorduk. Fakat eşcinsellerin sorunlarını çözmeyi hiç düşünmedik. Çünkü görmüyorduk. Görseydik bu sorunu da sosyalizmle çözmeyi düşünürdük” diyen Çalışlar, Küba, Çin ve Sovyetler Birliği örneklerini vererek devam etti konuşmasına:
“Ancak sosyalist pratiklerle yönetildiği ülkelerdeki eşcinsellere yönelik tutucu ve baskıcı uygulamaları görünce meselenin ortadan kalması için başka bir pratiğe gerek olduğu gerçeğiyle karşılaştık.”
Çalışlar, Cumhuriyet gazetesinde eşcinselliğin tedavisi üzerine yazılar yazan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile Bulaç gibi iki farklı dünyanın insanının homofobi konusunda benzer şeyler düşünüyor olmasına dikkat çekti, “homofobiyle mücadele konusunda en önemli mecranın medya olduğunu” söyledi.
“Medyanın dilinin düzelmesi için ötekilerin hakları için çalışanların eleştirilerini dillendirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda feminist mücadele çok önemli bir örnek. Medyada bayan kadın olduysa bu feminist mücadelenin eseridir. Bu konuda en duyarlı insanlarla başlanarak daha sonra diğerlerine de ulaşılabilir.”
Enstitü’nün cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin temel çalışma alanlarından biri olduğu bilgisini veren Erdemir, ABD’de faaliyet gösteren Müslüman eşcinseller örgütü Al-Fatiha, Kanada’daki feminist lezbiyen topluktan bahsetti ve tek bir İslam’ın olmadığını, İslamların olduğunu söyledi.
“İnancın alternatifler yaratmak isteyenlere en büyük tepkiyi cemaatler içinden değil, bu cemaatlerin dışındaki insanlardan geliyor. Bunu da ciddiye almayarak yapıyoruz. Oysa ki bu alternatifleri önemsemeli ve saygı duymalıyız.”
“Irkçılıkla Mücadele Homofobiyle Mücadeleden Bağımsız Yapılamaz”

Yard. Doç. Toker, “Özcü yaklaşımların ırkçılık barındırdığını, dünyadaki anayasalarında doğal/doğal olmayan ayrımı yaptığını” söyledi.
“En radikal karşı çıkışlardan biri LGBTT’lerinki. Bu çıkışı anlamak politik hareketlerin de kendilerini tanımaları açısından önemli. Feministlerden çok şey öğrenen bu hareketler LGBTT hareketinden de çok şey öğrenecekler.”
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümünden Nilgün Toker “Homofobi Kimin Meselesi?” panelindeki sunumunda şöyle konuştu:
“Dünyadaki tüm anayasalarda ortak bir ruh var. Eşitliği doğallık üzerinden tanımlayan bu yasalar ‘doğal olmayanı’ da bunun dışında tutar. Doğal/doğal olmayan tanımlamasının konu LGBTT’ler söz konusu olduğunda referans olarak verilmesi bizim handikaplarımızdan biri. Eşcinsellik doğaldır deyince iş bitmiyor çünkü. Hadi bunu böyle kabul ettik. Peki diğerleri ne olacak?”
Toker, “Evrensel hukuktaki bu ifadelerin gizli ırkçılık olduğunu” söyledi.
“İşte bu nedenle homofobi ırkçılıktır. Eğer biz ırkçılıkla mücadele etmek istiyorsak homofobiyle de mücadele etmeliyiz.”
“Homofobinin nedeninin araştırılmasını da bu eksende değerlendiren Toker, “Yapılacak şey bu tip sorularda ya da çabalarda sohbetin/tartışmanın düzlemini değiştirmek. Bu ‘araştırmacı’ yaklaşımlara ‘heteroseksüelliğin nedenini nedir?’ diyerek sorudaki gayeyi ters yüz edebiliriz” diye konuştu.
Ali Bulaç ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın açıklamalarına da değinen Toker, “Şayet anayasada nefret söylemiyle/suçlarıyla ilgili bir madde olsaydı biz Bulaç ve Günay’a dava açabilir, bu söylemler üzerinden kampanyalar yürütebilirdik” dedi.
* LGBTT: Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel.
Bianet
05/16/2009