lgbtt için arşiv

20 KASIM NEFRET SUÇU KURBANI TRANS BİREYLERİ ANMA GÜNÜ ETKİNLİKLERİ

Posted in panel with tags , , , , , on Kasım 5, 2009 by ifsaeylem1

PEMBE HAYAT LGBTT DAYANIŞMA DERNEĞİ

20-21-22 KASIM 2009

Petrol-İş Ankara Şubesi

20 Kasım Cuma

Basın Açıklaması ve Yürüyüş

 

21 Kasım Cumartesi

12.30-13.00 AÇILIŞ

Sinem Kuzucan (Pembe Hayat)

Nefret Suçu Kurbanı Transların Anısına Saygı

Müzik Dinletisi – Güldünya Müzik Topluluğu

 

 

I. OTURUM: LGBTT BİREYLER VE NEFRET

13.15-15.15

 

Moderatör: Aras Güngör

 

Prof. Dr. Melek Göregenli (Ege Üniversitesi)

Buse Kılıçkaya (Pembe Hayat)

Aligül Arıkan (Voltrans)

Seçin Varol (Kaos GL)

Bawer Çakır (Lambda İstanbul, Bianet)

Zeynep Özcan (Senarist-Yönetmen)

 

15.00- 15.30 Çay/Kahve arası

 

 

II. OTURUM: IRKÇILIK, AYRIMCILIK VE NEFRET

15.30- 17.30

Moderatör: Remzi Altunpolat

 

Hakan Ataman (İnsan Hakları Gündemi Derneği)

Songül Erol Abdil (Demokratik Toplum Partisi)

Dr. Ali Murat İrat (Alevi Enstitüsü)

Selçuk Karadeniz (Romankara)

Hüseyin Öntaş (Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe)

 

“20.00  LUBUNYA Dergisi İle  Dayanışma Gecesi”

 

22 Kasım Pazar

III. OTURUM: SEKS İŞÇİLERİ VE NEFRET

13.00-15.00

Moderatör: Sevgi Yıldırım

 

Senem Doğanoğlu (Pembe Hayat)

Elif Ceylan Özsoy (SiyahPembe Üçgen)

Eylem Çağdaş (Kadın Kapısı)

Seyhan Arman (İstanbul LGBTT)

Anna Narin (Piramid LGBTT)

Pelin Dutlu (MorEl Eskişehir)

 

15.00- 15.30 Çay/Kahve arası

 

15.30-17.00 FORUM

Modaratör: Selay Tunç

 

 

* PETROL İŞ SENDİKASI ANKARA ŞUBESİ

Adakale Sokak No:6 Yenişehir- ANKARA

 

İletişim:

http://pembehayat.org

pembehayat@pembehayat.org

0 312 433 85 17

0 532 462 17 05

 

*Bu mail Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin isteği üzerine iletilmiştir, lütfen bu maili yaygınlaştırınız!

Reklamlar

Transları ‘Hasta’ Etme!

Posted in lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık with tags , , , , on Ekim 20, 2009 by ifsaeylem1

 Pazartesi, 19 Ekim, 2009
Haber: Barış Sulu

Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde toplanan ve “Bedenime Dokunma”, “Transseksüel açılımı istiyoruz”, “Hasta değil travestiyiz” yazılı dövizler taşıyan Pembe Hayat ve MorEL Eskişehir üyeleri bir süre sloganlar attı.

Grup adına yapılan açıklamada, Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 1973 yılında, Dünya Sağlık Örgütü’nün de 1990 yılında eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çıkarılmasına karar verdiği ancak transseksüelliğin hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirildiği belirtildi.

Amerikan Psikiyatrlar Birliği’nin 2012’de, Dünya Sağlık Örgütü’nün ise 2014’de ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçireceği ifade edilen açıklamada, bu nedenle dünyanın birçok ülkesindeki LGBTT örgütlerinin bu tarihlere kadar eylemler düzenleyeceği bildirildi.

Türkiye’de LGBTT bireylerin hayatın her alanında şiddet ve ayrımcılıkla karşılaştığı ifade edilen açıklamada, “İnsanları varoluşları yüzünden ayıran, baskılayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dışlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen sistemin kendisi hastalıklıdır. Sistem, bizleri sağlıklı ya da sağlıksız bulmaya hakkı olduğunu düşünmektedir. Bunu reddediyor ve eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz” dedi.

17 Ekim’de Konur sokakta gün boyu stand açıp konu hakkında bilgilendirme yapan LGBTT bireylere DSİP, Kaos GL, ELEPS- Eleştirel Psikologlar ve Psikoloji Öğrencileri de destek verdi.

Grup adına Sera Can’ın okuduğu basın açıklaması şöyle:

“Transları ‘Hasta’ Etme! Amerikan Psikiyatrlar Birliği (APA) 1973 yılında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 1990 yılında eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çıkarılmasına karar vermiştir. Ancak transeksüellik hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirilmektedir. APA 2012’de, WHO 2014’te ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçirecek.
Türkiye’den de biz MorEL Eskişehir LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel) Oluşumu ve Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği olarak bu eylemlerin ilkini gerçekleştiriyoruz.   İnsanları varoluşları yüzünden ayıran, baskılayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dışlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen zihniyetin kendisi hastalıklıdır! İnsan haklarına aykırı olan bu uygulamanın bir an önce değiştirilmesini ve ruhsal hastalık literatüründen kaldırılmasını talep ediyoruz. Biliyoruz ki; trans kimlikler ‘hasta’ ilan edilmeye devam ettiği sürece gerek Türkiye’de gerekse dünyanın birçok ülkesinde ayrımcılık ve şiddet devam edecektir.   Eşitlik İstiyoruz! Türkiye’de LGBTT bireyler hayatın her alanında şiddet ve ayrımcılıkla karşılaşmaktadır. İstanbul’da Ankara’da Eskişehir’de özellikle trans bireylere kesilen para cezaları, ev baskınları, gözaltları sistemin ‘yaşama öl’ bakış açısını açıkça göstermektedir. Trans bireylere çalışma hakkı verilmemekte, zorunlu seks işçiliğine sevk etmektedir. LGBTT bireylerin haklarını her eşit yurttaş gibi elde etmeleri ve hiçbir ayrımcılığa maruz kalmamaları için atılacak ilk adım; Anayasa’nın 10. maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ibareleri eklenmesi olacaktır.   Kabahatli polis! Bu ülkede günün herhangi bir saati ve herhangi bir şehrinde trans bireyler kabahatler kanunu gerekçe gösterilerek para cezasıyla karşılaşmaktadırlar. Travesti ve transseksüellere uygulanan idari para cezası Kabahatler Kanunu’nun 37. ve 140. maddeleri ile Karayolları Trafik Kanunu’nun ‘yayaların uyacakları kurallar’ başlığını taşıyan 68. maddesinin C fıkrasına dayandırılmaktadır. Kabahatler Kanunu’nun 37. maddesi, ‘mal ve hizmet satarak başkalarını rahatsız eden kişiden’ söz etmekte, 140. madde ise kimlik bildirmemeyle ilgili. Ceza miktarı 69 ile 61 TL arasında değişmekte, bir kişiye aynı gün birden fazla ceza da kesilebilmektedir. Ayrıca 32.madde gereğince de para cezası kesilmektedir. 140 TL cezası olan bu madde, emre aykırı hareket nedeniyle fuhuşla mücadele komisyonunun emri olarak ifade ediliyor fakat Aralık 2008’de açtığımız dava sonucu emir, İdari mahkemesince iptal edilmiştir ve hukukta olmayan bir emir varsayılarak ceza kesilmeye devam edilmektedir. Tüm bu uygulamalar trans bireylerin cinsel kimliklerinden dolayı yapılan bir ayrımcılıktır, kolluk kuvvetleri görevlerini kötüye kullanmaktadırlar. Kabahatli olan trans bireyler değil polistir!   Yargı transfobik! Her yıl onlarca LGBTT birey nefret cinayetlerine kurban gitmektedir.Yargı, kadınlara ve LGBTT yönelik nefret cinayetlerinde sıklıkla uyguladığı haksız tahrik indirimi yapmaktadır. Yargının bu cinayetlerde ve suçlarda verdiği kararlarla mağdur veya maktul olanlara karşı açıkça taraf olmaktadır ve nefret cinayetlerini meşrulaştırmaktadır. Nefret cinayetlerinin kayıtları sağlıklı tutulmamaktadır. Bu yüzden; Türk Ceza Kanunu’nda “nefret sucu” tanımı yapılmadıkça Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transseksüel (LGBTT) bireylere yönelik suçların failleri ceza indirimlerinden faydalanmaya devam edeceklerdir. Nefret cinayetlerine karşı yasalarda acilen düzenleme yapılmasını, yargının insan haklarına aykırı uygulamalarından vazgeçmesini talep ediyoruz.   Bedenimiz, kimliğimiz bizimdir! Sistem, bizleri sağlıklı yada sağlıksız bulmaya hakkı olduğunu düşünmektedir. Bu normu reddediyoruz fakat aynı zamanda eşitsizliklerin de ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz.   Biz Trans bireyler artık ‘hasta’ olarak adlandırılmak istemiyoruz. Biz Trans bireyler sosyal güvence hakkımızı istiyoruz. Biz Trans bireyler medikal süreçlerden dışlanmamak istiyoruz Biz Trans bireyler ameliyat sürecinin “cinsiyet değiştirme” değil “cinsiyet geçişi” olarak adlandırılmasını istiyoruz.   Nefret suçları yasalarda tanımlanana ve LGBTT bireylere karşı hukuk önünde ve sosyal alanda uygulanan ayrımcılıklar ortadan kalkana kadar, homofobi ve transfobiye karşı MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ!
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği MorEL LGBTT Eskişehir Oluşumu”
Kaos GL

Mahkeme, Transseksüel Melek K.’yi Öldüren T.P.’ye Müebbet Verdi

Posted in nefret cinayetleri with tags , , , , , on Ekim 16, 2009 by ifsaeylem1

İzmir Siyah Pembe Üçgen’den Özsoy ve Lambdaistanbul’dan Düzkan, “Melek K.’nin katiline ‘haksiz tahrik’ indirimi yapılmamasının önemli olduğunu” söylediler. Devletin, LGBTT’lerin yaşam haklarını korumak için yasal düzenlemeler yapmasını istediler.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
16 Ekim 2009, Cuma

Mahkeme, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği üyesi Melek K.‘yi evinde öldüren T.P.‘nin “ölüm nedeniyle ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme Katil zanlısının yağma suçundan dolayı 10 yıl ceza almasına oy çokluğuyla karar verdi.

İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden avukat Elif Ceylan Özsoy ve Lambdaistanbul’dan Haziran Düzkan, karardan memnun. Ancak, “Devletin lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin (LGBTT) yaşam haklarını koruma altına almadıkça şiddetin ve cinayetlerin yaşanmaya devam edeceğini” söylüyorlar.

“Karar caydırıcılık açısından önemli olabilir”

Melek K., Ankara Kavaklıdere’deki evinde 11 nisan 2009’da ölü olarak bulunmuş, 18 Nisan’da Şereflikoçhisar’da yakalanan T.P. cinayeti işlediğini itiraf etmişti.

Kaosgl.org’un haberine göre dün (15 Ekim) Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen üçüncü duruşmasında avukat Onur Tatar, T.P.’nin suçu “ağır tahrik” altında işlediğini söyleyerek cezalandırılacaksa ilgili maddelerdeki indirimlerden yararlanmasını istedi. Mahkeme bu talebi oyçokluğuyla reddetti ve katil zanlısı hakkında ağırlaştırılmış müebbet ve yağma suçundan 10 yıl ceza verdi.

Kaos GL’nin tarihi olarak nitelediği kararı Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden avukat Özsoy bianet‘e şöyle değerlendirdi:

“Nerdeyse her LGBTT cinayetinde ‘haksiz tahrik’ indiriminin uygulandığı bir ülkede böyle bir kararı duymak bu açıdan sevindirici.Haksız tahrikten dolayı cezalarda indirim uygulanması LGBTT bireylerin varoluşlarını haksız ve hukuka aykırı bulan zihniyetin yargıdaki yansımasıydı. Melek K.’in katilinin haksız tahrik altında suçu işlediği yönündeki beyanına itibar edilmemesi topluma verilen mesaj açısından oldukça önemli. En azından katillerin ‘her nasılsa haksız tahrikten indirim cepte’ gibi bir ‘garantisi’ olmayacağını gösteriyor, caydırıcılık açısından etkili olabilir.”

“Nefret suçları tanımı TCK’ye eklensin”

“Nefret suçları siyasidir ve toplumun birçok kesimini tehdit eder. Bu suçu işleyenlerin devlet eliyle korunduğu bir çok örnek gördük. Bunun artık yaşanmaması için önlemler alınması gerekiyor” diyen Lambdaistanbul üyesi Düzkan da “bu kararın alınması, Türkiye’de yaşayan tüm LGBTT’lere, kendileri için de adaletin sağlanabileceğini hatırlatıyor” dedi.

“Türkiye’deki LGBTT bireyler, yasal hiçbir güvenceye sahip olmaksızın yaşamak zorundalar. Sadece LGBTT’ler değil, nefret suçlarının hedefinde olan her grup için bir an önce anayasal korunma sağlanması, Türk Ceza Kanunu’na (TCK) nefret suçları tanımının eklenmesi gerekiyor” diye ekledi.(BÇ)

Nefret cinayetine ömür boyu!

Posted in nefret cinayetleri with tags , , , on Ekim 16, 2009 by ifsaeylem1
Perşembe, 15 Ekim, 2009
Haber: Barış Sulu
Kavaklıdere’deki evinde 11 Nisan 2009’da öldürülen Melek K.’nin katil zanlısı Tayfun P.’nin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteğiyle yargılanması ile ilgili bugün (15 Ekim 2009) Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar duruşması gerçekleştirildi.
15 Ekim 2009 Türkiye’deki LGBTTler için önemli bir gün olarak tarihe geçti. Tayfun P.’nin, öldürme nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasına ve yağma suçundan da 10 yıl ceza almasına oy çokluğu ile karar verildi.
Duruşmaya, tutuklu sanık Tayfun P. ve avukatı Onur Tatar, maktul Melek K.’nin babası Yusuf K. ve avukatı Nevzat Sarıin, Kaos GL ve Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden aktivistler katıldı.
Avukat Onur Tatar, sanık Tayfun P.’nin suçu “ağır tahrik” altında işlediğinden dolayı sanığın cezalandırılacaksa ilgili maddelerden indirimden yararlanmasını istedi. Bu talebi de mahkeme tarafından oyçokluğu ile reddedildi. Tayfun P.’ye söylemek istediği başka bir şey olup olmadığı soruldu ve Tayfun P. sözlerini “çok pişman” olduğunu belirterek sonlandırdı.

TCK’nın 82/1-h ve TCK’nın 149. maddesine göre cezalandırılan Tayfun Polat hakkında TCK 62. maddesi gereğince takdiri indirim nedenleri uygulandı. Buna göre “Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla kasten öldürmekten” ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılımış ve cezası  ” failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurularak” müebbet hapis cezasına çevrilmiştir. Yine nitelikli yağma gereğince 12 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve 62. madde uygulanarak cezası 10 yıla indirlmiştir.
Haksız tahrik indirimi yoluna gidilmese de yağma amacıyla Melek’in öldürüldüğüne ve bu failin takdiren indirim nedenlerinden faydalanması gerektiğine hükmedilmiştir. Buna göre Tayfun Polat en fazla 34 yılını ceza infaz kurumunda “iyi halli” olarak geçirirse koşullu salıverme hükümlerinden faydalanabilecek.
LGBTT örgütler eşcinsel, biseksüel, travesti, transeksüellere yönelik nefret cinayetlerinde “ağır tahrik”ten dolayı indirim yapılması ile ilgili olarak rahatsızlarını daha önceki bir çok eylemlerinde dillendirmiş, Melek öldürüldükten sonra da şu açıklamayı yayınlamışlardı:
“Arkadaşımız Melek, dün bu sokakta, bu evde, bu saatlerde öldürüldü.
Onlarca kez bıçaklanıp vahşice katledilen Melek’in çığlığını mahalle sakinleri, kolluk kuvvetleri, ahlak bekçileri, siyasiler görmezden, duymazdan geldiler.
Bizler bu gece burada çığlıklarımızı duymanız için bir araya geldik!
Dilimizde tüy bitti derdimizi anlatmaktan. “Arkadaşlarımız gözlerimizin önünde öldürülüyor, ne olur artık sesimizi duyun” demekten hal kalmadı. Bu işlenen kaçıncı cinayet? Daha ne yapmalıyız sizleri harekete geçirmek için, ey devletimizin ‘her işi bilen’ yetkilileri?
Nerede sizin o “hoşgörü” diyarı memleketiniz? Yaşam hakkına saygı, hani nerde eşitlik, adalet vaatleriniz?
Teker teker öldürerek bizi neyle sınıyorsunuz?
Arkadaşlarımızı katleden zihniyeti sorgulamadıkça, katilleri bulup yargıya teslim etmedikçe, hukuksuz “tahrik” indirimleriyle suçluları ödüllendirmekten vazgeçmedikçe, yaşanan cinayetlerin “münferit” olaylar olduğuna kimseyi inandıramazsınız.
Su testisi suyolunda kırılır demek suç ortaklığıdır!
Yetkililer gereken yasal/fiili önlemleri almadıkça, bu cinayetlere sessiz kalıp, “su testisi su yolunda kırılır” gibi tehlikeli yaklaşımlarını sürdürdükçe suç ortağı olacaklardır.
Yetkililere sesleniyoruz: Her geçen saniye ve alınmayan her önlem, bir başka nefret cinayetine davetiye çıkarmaktadır. Bundan sonra işlenecek her bir cinayetteki suçluluk payınız, bir öncekinden daha fazla olacaktır.
Hayatlarımızın ellerimizden umarsızca çekilip alınmasına sessiz kalmayacağız.
İsteğimiz, yaşam hakkımıza yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir “nefret” cumhuriyeti değil, yaşam hakkımızın gasp edilmediği bir “insan hakları” düzenidir.”
Daha önceden de İzmir’deki başka bir nefret cinayetine de ömür boyu hapis cezası verilmişti:
http://www.kaosgl.com/node/1108

Polisler de Eşcinsel Olabilir

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , on Eylül 23, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 23 Eylül, 2009

Milliyet’in bugünkü (23 Eylül 2009) haberine göre, “Emniyet Genel Müdürlüğü , eşcinsel görüntülerinin yer aldığı kaseti ortaya çıkan polis müdürü M.A. hakkında soruşturma başlattı. M.A. soruşturma sürecinde verdiği dilekçeyle teşkilattan istifa etti. Milliyet’in aldığı bilgiye göre, emniyet teşkilatında rahatsızlık yaratan olay iki hafta önce patlak verdi. Personel Dairesi’ne Ankara dışından gönderildiği anlaşılan bir zarftan çıkan CD’de, Karabük’te görevli 4. sınıf bir emniyet müdürünün bir erkekle birlikte görüntülerinin bulunduğu görüldü”.

Daha önce benzer bir olay Erzincan Emniyet Müdürlüğünde yaşanmıştı. Bu olay üzerine Kaos GL Derneğinden Ali Erol, kaosgl.org’da, “Emniyet Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliğinin Antalya’da düzenlediği ve aynı basına “Türk polisinde ‘gay’ ve ‘dost’ açılımı” haber başlığıyla yansıyan ‘Disiplin, Dava, Mevzuat ve Adli Yardım’ seminerinden bu yana henüz altı ay bile geçmedi. Gerçi “açılım” basının okumasıydı, yoksa aynı hukuk müşaviri Osman Karakuş, “Alman polisi gey olabilir ama Türkiye’de böyle bir şey mümkün değil” diyerek olası yanlış anlamalara ve açılımlara mahal vermemek için noktayı koymuştu.” Diye yazmış ve devamında; “Türkiye’de açılımların kolay olmadığını tecrübe etmediğimiz alan kalmış mıdır? Öyle ki aman açılım diyerek mevcut hallerin daha da gerisine gidilmesin ile yetinmek zorunda kalabiliyoruz. Haliyle “Almanya polisinde olur da, Türkiye polisinde neden mümkün değil” sorusuna Türkiye Emniyetinden anlamlı ve mantıklı bir cevap beklemek zorlayıcı, şimdilik boşuna olabilir” yorumu üzerinden birkaç ay geçmesine rağmen halen geçerliğini koruyor.
Emniyet Müdürlüğü eşcinsel ve biseksüel polisleri cinsel yönelimleri nedeniyle cezalandırmaktan bir an önce vazgeçmeli. Geçmişte özellikle etnik köken, din, mezhep, coğrafi yer üzerinden yapılan ayrımcı uygulamaların yeni hedefinde eşcinsel ve biseksüel kadın ve erkekler mi var?
Emniyet Genel Müdürlüğünün eşcinsel ve biseksüel çalışanlarına karşı gösterdiği önyargılı tutum ve davranışlar aynı zamanda bize “eşcinsel, biseksüel, transeksüel” vatandaşlarla nasıl ilişkilendikleri konusunda bilgi veriyor. Kendi içinde bir eşcinsele tahammül gösteremeyen ve suçlu muamelesi yapan Emniyet Genel Müdürlüğü doğal olarak bütün eşcinsel, biseksüel ve transgender vatandaşlara da aynı muameleyi hatta daha kötüsünü yapacaktır. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün transgender kadınlara karşı uygulaması aslında bize bunu çok güzel gösteriyor.
Eşcinsellik suç ve hastalık değildir. Eşcinsel çalışanları işten atarak, eşcinsel realitesi ile yüzleşemezsiniz. Tam tersine eşcinsel ve biseksüel çalışanlarınız olduğunu ve bu çalışanların heteroseksüel çalışanlardan hiçbir farkı olmadığı gerçeği ile yüzleşmeniz gerekiyor.
Çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığı suçtur ve istifa etmek zorunda bırakmak ya da istifaya zorlamak da suçtur. Mağdur polisler Kaos GL ile iletişime geçmeleri durumunda her türlü hukuk desteği kendilerine sağlanacaktır.
Kaos GL, 24-25 Ekim 2009’da Federal Almanya Cumhuriyeti Devletinin destekleriyle eşcinsel ve biseksüel kadın ve erkeklerin çalışma hayatında karşılaştıkları sorunların tartışmaya açılacağı bir etkinlik organize ediyor. İşten atılan, istifaya zorlanan bütün gey, lezbiyen ve biseksüel kadın ve erkekleri buluşmaya davet ediyoruz.
Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu bu konuda ne yapmayı düşünüyor? TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu mağdur polislerin başvurusunu beklemeden neden harekete geçmiyor? Soruları bugün için kendi kendimize soruyoruz. Ancak yarın bir gün bütün toplum olarak bu soruları sormaya başladığımızda ne olacak.
Emniyet Genel Müdürlüğü, eşcinsel ve biseksüel çalışanları konusunda, bizimle iletişime geçebilir. Biz Emniyet Müdürlüğünü, Hollanda, İsveç, Almanya, İngiltere’deki Polis Birlikleri ile bu birliklerdeki Gey-Lezbiyen polislerle bir araya getirebilir, çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığını önlemeye yönelik çalışmaları birlikte yürütebiliriz.

NTV-Banu Güven:
http://video.ntvmsnbc.com/#v228131236105233047012112238243238052086095196177

Kaos GL

HIV/AIDS Korkusu Cinsel Azınlıklara Nefretten Besleniyor

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 16 Eylül, 2009

HIV/AIDS Korkusu Cinsel Azınlıklara Nefretten Besleniyor

PYD’den Murat Yüksel “Cinsel Haklar ve Siyaset” panelinde cinsel azınlıklara nefretin toplumda HIV/AIDS virüsü taşıyanların tedavi olmasına engel teşkil ettiğini ve bunun da virüsün yayılmasına neden olduğunu söyledi.
Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nin düzenlediği “İkinci Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu (CSBR) Cinsellik Enstitüsü: Türkiye’de Cinsel Haklar ve Siyaset” panelini dün (15 Eylül) akşam, Beyoğlu’ndaki Goethe Enstitüsünde gerçekleşti.
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Aras Güngör, Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği (EL-DER) ve Çanakkale Toplum Merkezi adına Nigar Etizer Karacık vePozitif Yaşam Derneği’nden (PYD) Murat Yüksel‘inkonuşmacı olduğu panelde Yüksel Türkiye’de cinselliğe dayalı ayrımcılığın HIV/AIDS’le nasıl örtüştüğü üzerine konuştu.
“Cinsellik söz konusuysa tabular devreye giriyor”

Yüksel’in verdiği bilgiye göre dünyada HIV/AIDS tanısı konulan insanların sayısı 40 milyondan fazla, yarısından çoğunu kadınlar oluşturuyor ve çoğu Afrika ülkelerinde.
Bugüne kadar AIDS nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı İkinci Dünya Savaşı’nda ölenlerin sayısını geçiyor.
Yüksel Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından 1989’dan bu yana HIV/AIDS’e ilişkin verilerin tutulduğunu aktardı.
“O tarihten 2008’e kadar toplam HIV/AIDS’li sayısı 3 bin 300. Yarısından çoğu erkek.
“HIV/AIDS’in kan aktarımı ve anneden çocuğa geçmesi dışında bulaşma yollarından biri de cinsellik. Cinsellik söz konusu olduğunda tabular devreye giriyor. İnsanlar test yaptırmaktan çekiniyor, çünkü damgalanmaktan korkuyor. Test yaptırmayınca tanı konulamıyor. Gerçek rakamları da bilemiyoruz.”
“Virüs yayılıyor, Bakanlık önlem alsın”

Yüksel cinsel yönelimin de bu ayrımcılıktan payını aldığını söyledi:
“Cinsel azınlık da HIV/AIDS virüsü taşıyanlar da ‘hastalıklı’ damgası yediği için test yaptırmaya cesaret eden bile cinsel yönelimini ifade etmiyor.”
Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2006’da 296, 2007’de 270 ve 2008’de 450 kişiye HIV/AIDS tanısı koyuldu.
Yüksel bu rakamların gerçeği yansıtmasa bile tedbir almak için artışı iyi ifade ettiğini söylüyor.
HIV/AIDS’nin Türkiye’de 1980’lerin sonunda gündeme alındığını hatırlatan Yüksel “İlk zamanlar yapılan çalışmalar ‘AIDS’le savaş ya da mücadele’ydi. Ancak HIV/AIDS tanısı koyulanları toplumdan izole etmek yöntemi söz konusu. Bu da insanların tedaviye erişiminin önünde ciddi bir engel” dedi.
Geçtiğimiz dönemde Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir reklam kampanyasını örnek gösteren Yüksel kampanyanın sloganının “Kimi ilişkiler ayağınızı yerden keser” olduğunu ve bu sloganın morga yatan bir ölü fotoğrafıyla verildiğini anlattı.
“Yani ayrımcılık sürüyor. Buradaki ‘kimi ilişkiler’le verilen mesaj cinsel eğilimi toplumun ötekileştirdiği, kabul etmediği insanlarla ya da seks işçileriyle seks yapmak. Kızılay’da bile kan vermesi yasaklanan bireyler içinde ‘yabancı uyruklu seks işçileriyle seks yapmış ya da homoseksüel’ bireyle var. Bu düpedüz ayrımcılıktır.”
Kadınlar açısından durumun çok da değişmediğini söyleyen Yüksel cins iktidarının ‘kondom kullanmaya erkek karar verir’ gibi yargılar üzerinden ayrımcılığın sürdüğünü belirtti.
“HIV’e karşı korku, toplumun kabul etmediği cinsel azınlıklara, çok eşliliğe öfke ve tıpkı yabancı uyruklu kadın seks işçilerine olduğu gibi ırkçılık gibi toplumsal nefret söyleminden besleniyor. Korku ve öfkeler birbirine giriyor. Bu nefret toplumda HIV/AIDS virüsü taşıyanların tedavi olmamasına bu da virüsün yayılmasına neden oluyor.”
Yüksel diğer taraftan HIV/AIDS tanısı konan kişilerin bu toplumsal nefret nedeniyle içlerine kapanıp suçluluk duyduklarını ve travma yaşadıklarını söyledi.
Bianet / Emine Özcan
09/16/2009

“Seks İşçiliğini Görmezden Gelmek İşçi Hareketinin Eksikliğidir”

Posted in Uncategorized with tags , , , , , , , on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 16 Eylül, 2009

Aras Güngör, seks işçisi travesti ve transseksüellerin sömürüye, toplumsal nefrete ve polis şiddetine karşı bir araya gelip Pembe Hayat’ı oluşturduklarını söylüyor: “Kendi adımıza kendimiz konuşalım istedik.”

“Ankara’nın Eryaman ilçesinde seks işçiliği yapan travesti ve transseksüellere bir çetenin saldırması sonucu polis de şikâyetimizi ciddiye almayınca her Perşembe Yüksel Caddesi’nde yürümeye başladık.”
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Aras Güngör nasıl dernekleştiklerini anlatmaya böyle başlıyor.
Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nin düzenlediği “İkinci Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu (CSBR) Cinsellik Enstitüsü: Türkiye’de Cinsel Haklar ve Siyaset” panelini dün (15 Eylül) akşam, Beyoğlu’ndaki Goethe Enstitüsünde gerçekleşti.
Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği (EL-DER) ve Çanakkale Toplum Merkezi adına Nigar Etizer Karacık ve Pozitif Yaşam Derneği’nden (PYD) Murat Yüksel’in konuşmacı olduğu panelde Güngör anlatmaya devam ediyor.
“İlk basın açıklamamızı İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) yaptık. Bizlere saldıran çetenin asıl derdi haraç almaksa da toplumsal nefretin de bir ifadesiydi. Biz de toplumsal nefrete karşı sessiz kalmamak için eylemlere başladık.”
“Eryaman saldırısının failleri serbest”

Güngör, eylemleriyle medyada yer almalarının ardından polisin kendilerine Eryaman’ı terk ettikleri takdirde saldırının faillerini yakalayacaklarına söz verdiklerini söylüyor.
“Biz de evlerimizden çıkmayacağımız cevabını verdik. Bu arada ev toplantılarımız sürüyordu. Sonunda ev toplantılarını derneğe taşımaya karar verdik ve dernek için gerekli hazırlıklara başladık.”
Eryaman’da travesti ve transseksüellere saldırmaktan yargılanan sanıkların serbest bırakıldığını hatırlatan Güngör, tahliye kararlarını da temyize götürdüklerini ve sürecin devam ettiğini aktarıyor.
“Diğer yandan dernekleşirken maruz kaldığımız saldırıların da yaşadığımız olumsuzluğun da kadın sorunundan bağımsız olmadığını biliyorduk. Bu durum feminist hareketten de destek almamızı sağladı.”
“Polis kabahatler kanununu keyfi uyguluyor”

Dernek olma süreçlerinde mücadele alanlarından birinin polis şiddeti olduğunu söyleyen Güngör “Artık kamuoyunda daha görünür olmamızla polisin kaba şiddetine maruz kalmasak da ‘kabahatler kanunu’ bir baskı aracı olarak polislerce keyfi uygulanıyor” diyor.
Para cezalarını ödemekte zorlandıklarını söyleyen Güngör “Devlet seks işçilerine ağır para cezaları keserek yine onları fuhşa yönlendirmiş olmuyor mu?” diye soruyor.
“Kendi sözümüzü kendimiz söylemek istiyoruz”

Feminist, gey-lezbiyen hareketle yan yana durduklarını ancak kendi sözlerini üretmek için de dernekleştiklerini söyleyen Güngör’e göre seks işçiliği yapan travesti ve transseksüellerin sorunlarını yine en iyi onların dillendireceğini savunuyor:
“Dernekte projeler üretiyoruz. 8 Mart gibi önemli günlerde kendi bayrağımızla alana çıkıyoruz. ‘Travestiyiz, buradayız, alışın’ diye bağırıyoruz. Sağlık Bakanlığıyla ortaklaşa yapılan bir projenin içinde de yer aldık. Devamını getiremesek de üç sayı çıkarttığımız bir dergimiz ve o dergide kendi dertlerimizi anlatabilme fırsatımız oldu.”
Güngör yine de seks işçisi travesti ve transseksüellerin örgütlenmesinin çok zor olduğunu, gece sabaha kadar türlü şiddete maruz kalarak çalışan bir seks işçisinin gündüz emek hakları üzerinden örgütlenmesinin, derneğe gelip faaliyet yürütmesinin neredeyse imkânsız olduğunu söylüyor.
“Seks işçilerinin sendikalaşmalarının önünde hem yasal hem bürokratik hem de toplumsal olarak çok büyük engeller var” diyen Güngör emek hareketine sesleniyor:
“Sömürünün had safhada olduğu bir alan olarak seks işçiliğini görmezden gelen bir işçi hareketi eksiktir.”
Bianet / Emine Özcan
09/16/2009