medya için arşiv

“Yaygın Medyanın Görmediği Kadınlar Kendi Medyasını Yaratıyor”

Posted in atölye with tags , , , on Ekim 2, 2009 by ifsaeylem1

Uçan Süpürge’nin çeşitli şehirlerden kadınların katılımıyla “Yürüttüğü yerel kadın muhabir ağı”nın altıncı eğitimi 3-4 Ekim’de Ankara’da yapılacak. Genel Koordinatör Selen Doğan, “Medyanın cinsiyet körlüğünü gidermek için yola çıktık” diyor.

Ankara – BİA Haber Merkezi
02 Ekim 2009, Cuma

Uçan Süpürge‘nin 2003 yılında kurduğu Yerel Kadın Muhabirler Ağı’nın bu seneki eğitimi 3-4 Ekim’de Ankara’da yapılacak.

Selen Doğan, “Yıllardır ülkenin dört bir köşesinden kadınların gönüllü katkılarıyla yürüyen bu haber ağı, kadınların yerel gündemini görünür kılmayı, kadın medyasını güçlendirmeyi ve yerelde toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısını yaygınlaştırmayı amaçladığını” söylüyor.

Eğitime İzmir, Kayseri, Muğla, Gaziantep, Zonguldak, Trabzon, Adana, Eskişehir, Hatay, Bursa ve Ankara’dan kadınlar katılacak.

“Cinsiyet körlüğünü gidermek için yola çıktık”

Uçan Süpürge Genel Koordinatörü Doğan, muhabir eğitiminin altı yılını şöyle anlatıyor:

“Geçen altı yıl boyunca yerel kadın muhabirlerimiz, yaşadıkları bölgelerde kadınları ilgilendiren her konuda binlerce haber ve röportaj yaptılar, yazı yazdılar, fotoğraf çektiler. Bazen en ‘büyük’ haber ajanslarının bile yetişemediği haberleri ilk muhabirlerimizden öğrendik. Taşlanan Şemse Allak, erkeklere pazarlanan 14 yaşındaki N.Ç. olayları buna örnektir.”

“‘Bu bir alternatif kadın haber ağı örgütlenmesidir’ dediğimiz bu çalışma, başka kuruluşlara da esin verdi, benzeri projeler hayata geçirildi” diyen Doğan, şöyle devam ediyor:

“Zira, ‘yerel’in önemi son yıllarda daha da belirgin biçimde hissediliyordu. Yaygın medyanın artık iyice kentin dışına çekildiği, muhabirlerin masa başından kalkmadan ajanstan düşen haberlerle sayfaları kotardığı, plazaların steril odalarında kentin bırakın çeperlerini, merkezinde bile ne olup bittiğine tanıklık edemeyen yazarların ahkam kestiği bir medya ortamında, hele de kadınları hiç görmeyen bir medya habitatında, yerelden haber toplamak, kadınlarla konuşmak, kadınlar üzerine konuşmak, cinsiyet körlüğünü de giderebilecek bir çabaydı. Bu yüzden yıllardır ısrarla Yerel Kadın Muhabirler Ağı’nı ayakta tutmaya çalışıyoruz.”

Eğitim hem teknik hem teorik hem de pratik

“Bu sene bu ağı yeni katılımlarla güçlendirmek istedik ve İnternet sitelerinde bir çağrı yaptıklarını” kaydeden Doğan, “bu çağrıya sene başından beri yüzlerce yanıt geldiği” bilgisini veriyor:

Yerel Muhabir Ağı Eğitimi’nin eğitimcileri arasında gazeteci-yazar ve televizyon programcısı Dr. Sedef Kabaş, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Eser Köker ve Doç. Dr. Çiler Dursun, Hacettepe Üniversitesi’nden Dr. Sarp Üner bulunuyor.

Doğan, “Eğitimcilerin iki gün boyunca; kadınlara karşı şiddetin haberleştirilmesinde alternatif bir dil yaratmak; toplumsal cinsiyet odaklı eleştirel medya okur-yazarlığı; medyada kadınların insan hakları ihlalleriyle baş etme stratejileri; röportaj teknikleri gibi birçok konuda görüş alışverişi yapma fırsatımız olacak.”

Katılımcılar eğitim sırasında, Uçan Süpürge’nin ilk kez geçen hafta İstanbul’da düzenlenen Sivil Sesler Festivali’nde yer alan Utanç Duvarı etkinliğine de dahil olacaklar. Kadınlar medyada cinsiyetçiliğe karşı mücadele için medya sahiplerine ve yöneticilerine hitaben ‘Utanmıyor musunuz?’ başlıklı imza kampanyasına katılacaklar.(BÇ)

Reklamlar

Batasıca ahlakları ve transfobi

Posted in nefret cinayetleri with tags , , , , , , , , , , on Haziran 1, 2009 by ifsaeylem1
Pazartesi, 1 Haziran, 2009
“Ankara polisi, güzelliği nedeniyle arkadaşlarının ‘Cindy’ lakabını taktığı travesti İlyas Çağan’ı, bilgisayarının başında 43 kez bıçaklandıktan sonra boğazı kesilerek öldürülmüş halde buldu.” Haber böyle başlıyor… Artık alıştığımız, başlığına bakıp geçtiğimiz, üzerinde durmadığımız hatta durmak istemediğimiz cinste haberlerden biri… Geçen hafta boyunca hem gazeteler hem televizyonlar detaylı bir şekilde aktardı bu olayı da.
Vak’a 23 Mayıs 2009’da yaşanmıştı. 26 yaşındaki İlyas Çağan’ ın web sitesini yapan kişi, katil zanlısı olarak gözaltına alınmıştı. Zanlının, kredi kartı borcu nedeniyle cinnet getirdiği iddia edilmişti, vs. vs… Gelgelelim “sıradan” bir “üçüncü sayfa haberi” olarak bu haberi yayınlayan gazeteler, internet sitelerinde daha farklı davranmıştı. Türkiye’nin en çok ziyaret edilen web sitesi hurriyet. com. tr, cinayet haberini maktulün “foto galericiyle vermeyi uygun görmüştü! İnternet alemiyle biraz haşır neşir olanlar, bu “foto galeri”lerin okur çekmek, “tık almak” için erotik fotoğraf yayınlama işi olduğunu bilir. “Bilmem kimin frikiği”, “Rus turistler geldi, ortalık şenlendi”, “Ünlü mankenlerin iş kazaları” gibi başlıklar taşıyan bu galerilerin böylece cinayet haberlerinde de kullanılabileceğini görmüş, öğrenmiş olduk.
İlyas Çağan haberinde, gazetevatan.com ise bir adım ileri giderek “Cindy’nin çok özel kareleri” başlığını attı. Daha kötüsü Vatan’ın internet sitesinde bu “çok özel” fotoğraflara oy da verilebiliyordu. Yanlış okumadınız, her bir fotoğrafın altında “Bu Fotoğrafı Puanla” başlıklı bir buton vardı. Evet; cinayete kurban gitmiş bir insan şu an hala oylatılıyor…
Hakikaten merak ediyorum, bu adamlar hiç mi düşünmez “O’nun da bir ailesi, arkadaşları var” diye? Tamam, çok tıklandılar. Artık google’ da belki bir basamak yukarıda çıkacaklar. Hatta belki reklam gelirleri bile artabilir biraz ama onlar da böylece insanlığa bıçak saplamadılar mı? Ve elbette çifte standart: Ölen Cindy Çağla değil de bir kadın seks işçisi olsaydı, aynı şey yapılır mıydı? Daha önce yapıldı mı? Ve bir de son söz… Ateşin düştüğü yerden…
Son yıllarda artarak devam eden gey ve translara yönelik nefret cinayetlerine karşı, LGBTT Hakları Platformu’ nun açıklamasıyla bitirelim yazıyı: “Öldürülüyoruz! Katlediliyoruz! Alışmamız bekleniyor ancak alışmayacağız! Alışmanız bekleniyor ama alışmanıza izin vermeyeceğiz. Yıllardır talep ettiğimiz anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmadıkça, “nefret suçu” tanımı hukuk sisteminin bir parçası olmadıkça, Bakan’ından gazetecisine, nefret söylemini pompalamakta ısrar eden, buna tepki göstermeyen herkes Çağla’nın katillerinin suç ortağıdır. Eşcinsel ve transseksüel cinayetleri politik cinayetlerdir, Katilleri biliyoruz!”

Mustafa Kuleli medyatik@evrensel.net

Evrensel

Medyanın Görmediği, Yargının Mücadele Etmediği: Nefret Söylemi

Posted in Uncategorized with tags , , , , on Mayıs 21, 2009 by ifsaeylem1

İnceoğlu, “nefret söylemiyle mücadele için toplum medya üzerindeki denetimini artırmalı”; Bilgiç, “Medyanın yazmadıkları da bir mesajdır”; Çolak, “Eşcinsellere saldırı aslında onların üyesi oldukların tüm toplum kesiminedir”; Karan, “Türkiye yükümlülüklerinin yerine getirmiyor” dedi.

Sosyal Değişim Derneği’nin düzenlediği “Ulusal Medyada Nefret Söylemi” konulu toplantı, Türkiye’nin nefret söylemiyle uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak mücadele etmediğini, medyanın da kendi çıkarı için bu söylemi yeniden ürettiğini ortaya koydu.

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, bu konuya medyanın kutuplaşarak değil, sorumlu ve iyi niyetli davranarak, demokratik tavır göstererek ve karşılık saygıyı esas alan bir yaklaşımı benimseyerek katkı sunabileceğini ifade etti.

İnceoğlu: Toplum haberlere müdahale etmeli

Resmi ideolojiyi yeniden üretme bir mecra olan Türkiye medyasının milliyetçi ve ırkçı söylemlerin destekleyen, ötekileştiren ve zaman zaman linç girişimlerine zemin hazırlayacak bir tutum sergilediğine işaret eden İnceoğlu, çözümü, haber süreçlerinin sivil toplum örgütleri ve medya haberlerinden zarar görebilecek çeşitli toplumsal yapılarının denetimine açılmasında gördüğünü açıkladı.

İnceoğlu, AGİT’e üye 56 ülkeden sadece 15’inin nefret suçlarıyla mücadele ettiğini belirterek, Türkiye’de son dönemde Seferihisar ve Kemalpaşa’daki yaşananların da nefret faaliyetleriyle örtüştüğünü söyledi.

İnceoğlu, Ceza Yasası’nın (TCK) 216. maddesinin önemli bir düzenleme olmakla birlikte ilginç bir şekilde bunun nefret suçlarına karşı mücadele veren Prof. Dr. Baskın Oran ve Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’ya karşı kullanıldığını söyledi; çevresinin hedefi olan Denizli’deki bir Kürt ailesine karşı da “ırkçılık”tan işlem yapılmasını da buna örnek olarak verdi.

Medya mensuplarının bekaretle ilgili ortaya çıkan muhafazakar düşünceleri dikkate alındığında, “Eşcinsel terörü”, “İlişki teklif etti, öldürdü” şeklindeki gazete manşetlerine de şaşırmamak gerektiğini açıklayan İnceoğlu, “Toplumun değişik kesimlerinin haber süreçlerinde temsil edilmesiyle birlikte habercinin eğitimi de son derece önemli” dedi.

Bilgiç: Dört yılda tek bir “Kürt” kelimesi buldum

Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi ve “Vatan, Millet ve Reyting” kitabının yazarı Esra Ercan Bilgiç, medyada nefret söylemine yönelik yapılacak bir incelemenin yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Bilgiç, haber içerik analizinde, kullanılan kavramlar kadar kullanılmayan kavramların da bir gösterge olduğunu, örneğin tek partili dönemin dört yılını araştırdığında, haberlerin “Müslüman Türklere” hitap edecek şekilde kurgulandığını fark ettiğini, buna karşın tek bir kez “Kürt” kelimesine rastlayabildiğini söyledi.

Çolak: Önyargı birinci,”fiil” ikinci saldırı

Adli Tıp Enstitüsü’nde yüksek lisans da yapan Lambdaİstanbul görevlisi Özlem Çolak ise, eşcinsellere yönelik nefret fiillerinin, sadece kişiye değil onun mensubu olduğu gruba yönelik olması bakımından, daha ağır etki yaptığını söyledi.

Bu durumda kişinin, üzerinden atamayacağı, doğal bir özelliğinden dolayı saldırıya uğradığını ifade eden Çolak, önyargıdan sonra gelen saldırının ikinci bir travmaya neden olduğu, bunu yaşamamak için kişilerin bu durumları adli makamlara yansıtmamayı dahi tercih edebildiğini kaydetti.

Karan: AİHM’de nefret söylemi özgürlük değil

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku araştırma görevlisi avukat Ulaş Karan da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin nefret söylemini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmediğini açıkladı.

Karan, ABD yargısının, kıta Avrupası’nın ırkçılık olarak gördüğü söylemleri ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdiğini kaydederek, “ABD’de devlet tartışmanın tarafı olarak yer almayı reddediyor ancak şahsi tazminat yollarını salık veriyor” şeklinde konuştu.

Karan, nefret söylemine karşı yargı mücadelesinin çok yeni olduğu Türkiye’de yetkililerin, 1972’de imzalayıp 2002’de yürürlüğe soktukları Birleşmiş Milletler “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi”nin gereğini yapmadıklarını söyledi. (EÖ)

Bianet / Erol Önderoğlu

21.05.2009

http://bianet.org/bianet/azinliklar/114659-medyanin-gormedigi-yarginin-mucadele-etmedigi-nefret-soylemi

Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl, 10 Örnek

Posted in atölye with tags , , , on Mayıs 19, 2009 by ifsaeylem1

Sosyal Değişim Derneği’nin Açık Toplum Vakfı desteğiyle yürüteceği “Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl, 10 Örnek” projesi kapsamında bir atölye çalışması gerçekleştirilecektir.
Atölye çalışması “nefret suçlarının” kavramsal bir çerçeveye oturtulması ve tarama/izleme için kıstasların oluşturulmasını hedefliyor.

Sunuşlar:
– İletişim: Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu
– Medyada söylem/içerik analizi: Bilgi Üniversitesi, Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü’nden, öğretim üyesi Esra Ercan Bilgiç
– Hukuk: Bilgi Üniversitesi, İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Geliştirme Merkezi’nden Av. Ulaş Karan
– Sosyoloji: Özlem Çolak, Lambdaistanbul gönüllüsü
– Kolaylaştırıcı: Sosyal Değişim Derneği

Tarih: 20 Mayıs 2009, Çarşamba
Saat: 17.00 – 19.30
Yer: Makine Mühendisleri Odası, İstanbul Şubesi
Adres: Katip Mustafa Çelebi Mahallesi, İpek Sokak, No:9 (kat 4)
34433 Beyoğlu-İstanbul

Düzenleyen: Sosyal Değişim Derneği
E-posta: bilgi@sosyaldegisim.org
Bilgi ve ön kayıt için: 0534-394 64 77 (F. Levent Şensever)

Önemli not: Atölyeye katılım için ön kayıt gerekmektedir.

Medyadan Kadın Katliamına “Güzelleme”

Posted in ayrımcılık - şiddet, kadına yönelik şiddet with tags , , , , , , on Mart 24, 2009 by ifsaeylem1

Yani cinayet, tecavüz, şiddet haberlerini faili görmezden gelerek, kimliği deşifre ederek, “çekici, güzel” fotoğraflarını boy boy basarak özetle foto-romana çevirerek yapan siz olup da nasıl olur da “katılmıyoruz, hakim görüşü yansıtıyoruz” dersiniz?

BİA Haber Merkezi – İstanbul

24 Mart 2009, Salı

Resme, müziğe, sinemaya, edebiyata “ölü bedenlerin” bu derece konu olması, hele ki mevzubahis olan bir kadın cesediyse ona istediğimiz elbiseyi hem üreten hem tüketen olarak yüklemekteki özgürlüğümüzden kaynaklanıyor.

Çoğu zaman “ne kadar da güzeldi, ah o güzelliği başına bela oldu” klişesiyle nekrofili yakınlarında seyredecek baş döndürücü bir hayranlığa dönüşüveren bu halin, kadın bedeninin cansızken, canlıyken olduğundan çok daha cazip bir malzemeye dönüşüyor olmasının ve zaten kurmaca olan sanatın iştahını kabartmasının ardında melodram örmenin kolaylığı da yatıyor.

Peki aynı cazibeye bir gazeteci kapılırsa ne olur?

Giydirilen elbise gerçeğe bürünür.

“Maktulün bir femme fatale olarak portresi” başlıklı yazısında Nihal Bengisu Karaca özetle geçen hafta erkekler tarafından öldürülen iki kadının hikayesinden ve “güzelliklerinin başlarına bela olduğundan” bahsediyor.

Oysaki yine aynı gazetelerin üçüncü sayfaları bize o hafta sekiz kadının daha erkeklerce öldürüldüğünü söylüyor.
Erkekler bir haftada 10 kadın öldürdüyse ayda ne yapar yılda ne yapar? Hesaplayamıyorum. Kerrat cetvelim iyi olmadığından değil, dehşete kapıldığımdan.

Yani tablo Karaca’nın değindiğinden çok daha karanlık.

Bahsidiğer güzellik konusuna gelince, çirkin, yaşlı, köylü, kenti, zengin, yoksul fark etmiyor. Kadınlar gerçekten kadın oldukları için öldürülüyorlar.

Kadın katliamı öyle gerçek ki, polisiye romanlarda anlatılan tekniklerin hiç biri işe yaramıyor neden öldürüldüklerini bulmak için.

Kocası kadını öldürür. Öldürmeden önce ne olmuştur? Kadın günde iki kez banyo yapmaktadır. Sevgilisi kadını öldürür? Öldürmeden önce ne yaşanmıştır? Kadın beyaz pantolon giymiştir, kadın ayrılmak istemiştir, kadın sevişmek istememiştir, kadının cep telefonuna mesaj gelmiştir, kadın çalışmak istemiştir, kadın chat yapmıştır

Bu liste uzayıp gidiyor. Bence hikayenin nasıl başladığı değil nasıl sonlandığı önemli.

“Öldüren ne kadar ceza almıştır?” belki de iyi bir çıkış noktası. Kadın katliamına nokta koymak için yani. Zira bu ülkede ne Pippa Bacca’nın ne Ayşe Yılbaş’ın cinayet davaları sonlanabiliyor.

Karaca’nın yazısında önemsemeye değer olan ama altını da tam olarak çizmediği “mağdur portreleri” konusunu hem Habertürk’ün Karaca’nın yazısına müteakip başlattığı çeşitli çevrelerin kanaat önderlerinden alınan görüşlere “Her cazibesi olan güzel kadın öldürülür mü?” diye sorarak yer verdiği sayfası hem de aynı gün gazetenin yayın yönetmeni Fatih Altaylı’nın “Hakim görüş doğru olmak zorunda mı?” başlıklı köşesi olmaksızın değerlendirmeyiz.

Konuyu bilmeyenler için özetlemek gerekirse Habertürk polemik köşesinde güzel, parantez içinde şuh kadınların öldürülmelerinin ardında bir şey olup olmadığını arıyor.

Gözlük gözündeyken gözlük aramak gibi değil mi?

Facebook’unuzdaki fotoğrafları bir düşünün. Yarın öbür gün başınıza kötü bir şey gelse, 3. sayfa haberlerine konu olacak bir mağduriyet yaşasanız, o fotoğraflarla resmedileceksiniz.

Belki ofisteki yılbaşı kutlamalarında çekilen o kırmızı, mini elbisenizle…Belki doğumgününüzde çekilen önünüzdeki içki kadehlerinin olduğu o fotoğrafla. Hani hafif çakırkeyf olmuş, kayık bakan gözlerinizle. Belki de geçen yaz çıktığınız tatil fotoğraflarıyla…Hani arkadaşlarınıza havuzdan çıkan Banu Alkan, denizden çıkan Bo Derek taklidi yaptığınız fotoğraflarınız…

Kim bilebilir? Karaca’nın hafiften dokundurduğu bu fotoğraflama hangi gazetecilik etiğine sığabilir ki?

Yani burada problem olan, en temel insan hakkı olan yaşama kast, tecavüz, şiddet haberlerini kurgulamakta.

Fotoğrafın çerçevesini de “Kıskanç koca” “aşık sevgili”, “çılgına dönen ağabey”, “gururuna yediremeyen baba” gibi şiddeti meşrulaştıran, buram buram erkeklik kokan dil oluşturuyor.

Üstelik maktulün, mağdurun hangi sokakta yaşadığı, ne iş yaptığı vs. nin peşine düşülürken failin akıbeti gazeteciyi ilgilendirmiyor.

Zaten her şeyin başında olduğu gibi gazetelerin başında da erkekler, erkek kafalar var ve onlar yine erkeklere hizmet için 3. sayfayı pornografik malzemeye dönüştürüp şiirsel cinayetler kurguluyorlar.

Bir satılırken naylon poşete koyulmaları eksik olan bu sayfalar sadece pornografiye değil cinayetlerin, kadın katliamlarının da meşrulaşmasına tartışmasız katkı sağlıyor.

Yargı bu haberlerden muaf mı? Öyle olsaydı “haksız tahrik” der de cezada indirime gider miydi hep?

Daha önce kadın hareketinin Gülay Göktürk’e ve ondan önce Eren Keskin’e ettiği hakaret nedeniyle protesto ettiği Fatih Altaylı, yazısında “Yazı işlerinde Karaca’nın yazısını tartıştık. Ama katılmasak da hakim görüşü yansıttığı için yayınlamakta gazetecilik açısından beis görmedik”e getiriyor lafı….

Pardon? Kimin hakim görüşü? Medyanın görüşü olmasın sakın. Nüfusun yarısı kadınken bari ne kadar gerçekçi bu görüş?

Ve nasıl “katılmasanız” da? Yani şimdi bu cinayet, tecavüz, şiddet haberlerini faili görmezden gelerek, şiddeti pekiştirerek, kimliği deşifre ederek, “çekici, güzel” fotoğraflarını boy boy basarak yapan siz olup nasıl olur da “katılmasak da hakim görüş” dersiniz?

Yarın, yarın değilse de muhakkak öbür gün açacağınız gazetenin 3. sayfasında başı kesilip vücudu çuvala sokulup çöp konteynırına atılan, domuz bağıyla bağlanıp çukara atılan yani özetle kurgulanarak öldürülen kadınların cesetlerinin peşinde koşturan ve hikayeleri yeniden kurgulayan haberler göreceğiz. Eminim çünkü dün gördüm. Ondan önce de defaten görmüştüm. Bugün Mart’ın 24’ü. 1 Mart’tan bugüne 20’yi aşkın kadın öldürüldü.

Bu sabahsa gazetelerde 14 yaşında tecavüze uğrayan bir çocuğun yüzü, gözü mozaiklenmeden kimliğinin deşifre edildiği haberleri okuyarak uyandık.

Foto-roman yapıp mağduru yeniden mağdur etmek, ölmüş yakınlarını üzmek, şiddet gören kadına göz dağı vermek, üzerine “kadının güzelliği başına beladır” yargısını “hakim görüşü yansıtmakta sorun yok” diye savunmaktan çok ötede olmalıdır bence gazetecilik…

Hak ihlallerini, kadın katlini, şiddeti, tacizi, tecavüzü engellemek adına “caydırıcılık” dinamiğini harekete geçmek için yargı, Adli Tıp sürecini de takip edecek, mağdura yol gösterecek, onu deşifre etmektense saklayıp koruyacak haberler yapmayı kapsamalıdır. (EZÖ)

* bianet’in tuttuğu kadına şiddet, taciz, tecavüz çetelesini görmek için tıklayınız.