nefret cinayetleri için arşiv

Engin Temel cinayeti için özel ekip çalışacak

Posted in nefret cinayetleri with tags , , , on Aralık 8, 2009 by ifsaeylem1
Pazartesi, 7 Aralık, 2009

Engin Temel cinayetinin üzerinden bir yıl geçti. Failler hâlâ dışarıda, cinayet aydınlatılamadı. Münevver cinayetinde görev alan özel ekip şimdi Engin’in katillerinin izini sürüyor.

İstanbul Şişli’de 8 Aralık 2008’de işlenen cinayetin hedefi, Love Bar’ın işletmecisi Engin Temel olmuştu. Engin Temel günlerce manşetlerde kaldı, farklı iddialar ortaya atıldı. Ancak fail veya faillere ulaşılamadı. Çözülemeyen cinayet dosyalarını tozlu raflardan indiren Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın talimatıyla, Cem Garipoğlu’nu teslim alan özel ekip zanlıları yakalamak için kolları sıvadı.

Bir emniyet amiri, bir komiser ve 9 sivil polisten oluşan ekip, detayları yeniden gözden geçiriyor. Geçen hafta 10 kişi sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı. Bu kişiler arasında Engin’in çalışma arkadaşlarının da bulunduğu, önemli bilgiler verdikleri öğrenildi. Böylece şu ana kadar   22 kişi gözaltına alınmış, 71 kişinin de bilgisine başvurulmuş oldu. Engin’in çalıştığı bar ve oturduğu binayı gören 28 kamera daha önce incelenmiş ancak sonuç alınamamıştı. Özel ekip, şimdi bu görüntüleri tekrar tekrar inceliyor.

Kapüşonlu 2 Kişi Vardı
Kayıtlarda iki kişi dikkat çekiyor. Kapüşonlu mont giyen şahıslar, Engin’den 3 dakika önce oturduğu binaya giriyor. Cinayet apartmanda işlendiği için olay anı kameralara takılmıyor. Polis, telefonla talimat verilmiş olabileceği ihtimali üzerine, o bölgede cinayet öncesi ve sonrası yapılan telefon görüşmelerine ait dökümleri istemiş ancak mahkeme ‘özel hayatın ihlaline’ neden olacağı gerekçesiyle reddetmişti.

Oğlumun katillerini yakalayacaklar
Engin Temel’in Malatya’da yaşayan ailesi, cinayetin yıldönümü yaklaşırken faillerin yakalanacağına olan inancını koruyor. Baba Münir Temel şunları söyledi: ‘Oğlumun katili artık elini kolunu sallayıp dolaşamayacak. Özel ekip oğlumun katillerini bulacak. Her an bir isim veya bilgiye ulaşılabilir.’

‘Çember Daraldı’
Kurban Bayramı’nı oğlu olmadan geçiren anne Hatice Temel ise, ‘Biz İstanbul Emniyeti’nin konuyla alakalı olarak hassasiyetle çalıştığını biliyoruz. Hüseyin Çapkın Müdürümüz konuyla bizzat ilgileniyor ve bize çemberin daraldığını söyledi’ diye konuştu.

Cinayetin işlendiği gece, bölgede kullanılan telefon numaralarının tespit edilmesinin mahkeme tarafından reddedilmesine tepki gösteren anne Hatice Temel, ‘Türkiye’nin dinlendiği bir dönemde sırf bu nedenle cinayetin çözülmesine yönelik olarak yapılan bu talebin reddedilmesine ben hiçbir anlam veremiyorum’  dedi.
Levent ALBAYRAK/İSTANBUL-Ömer YALÇIN/MALATYA
Akşam
Reklamlar

“Ataerki Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar…”

Posted in kadına yönelik şiddet with tags , , , on Kasım 30, 2009 by ifsaeylem1
Perşembe, 26 Kasım, 2009

“Aşağılanan, iktidarsızlaşan, gücünü yitiren, şişirilmiş egosu sönümlenmekte olan erkekler ise, bunun acısını geleneklerin ellerinin altına teslim ettiği tek güç gösterisi olanağından, kadınlardan çıkarmaya çalışıyorlar. Vuruyor, kırıyor, öldürüyorlar…”

“Ataerki Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar…”[1]
Sibel Özbudun yazdı.
Dicle Koğacıoğlu’nun kırılgan yüreği adına…
“Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.”[2]
Sanıyorum birçok kadının aklını kurcalayan bir soru: geçen akşam sohbet ettiğimiz Eğitim-Sen’li arkadaşa dile getirdiğimde, “Ağzımdan aldın,” ifadesi yayıldı yüzüne: “Ben de kendi kendime aynı şeyi soruyordum!”
Soru şu: Kadına yönelik eril şiddette gerçekten bir artış mı var, yoksa bu sorun hâline getirildiği için medyada daha fazla dile getiriliyor, bu nedenle mi böyle gözüküyor?
Aslında sorunun kendisi bir çaresizliğe işaret etmekte, çünkü yakın geçmişi, diyelim ki bir 10-15 yıl öncesindeki kadına yönelik şiddeti mevcut durumla karşılaştıracağımız istatistiksel veriler yok!
Dahasını da söyleyeyim: “Öz Türkçe” denilen TDK mamulâtı dil konuşma kapsamımıza girmeden önce, yani 30-40 yıl öncesine dek, bugün adına “şiddet” dediğimiz görüngüyü karşılayan bir kavram da yoktu dilimizde. Bu, günümüzde “şiddet” kavramıyla işaret ettiğimiz zora dayalı davranışların o zamanlar yaşanmayışından değil, bir sorun kabul edilmeyişindendi: “Polis şiddeti”, “kadına yönelik şiddet”, “çocuğa yönelik şiddet”, “psikolojik şiddet”, “okulda şiddet” vb. gündelik dilimizi istila eden zorbalığı sanırım o günlerde “terbiye usullerinden” sayıp geçiyorduk. Öyle ya, kaç ülkede şu mealde türküler yakılabilmiştir ki: “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar…” Ve kaç ülkede, kadın, komşusuna vücudunda kocasının bir gün önceki eseri morlukları adeta “gururla” gösterirken, kadınlar hep birlikte iç geçirmektedir: “Kol kırılır, yen içinde kalır; Kocadır, döver de sever de…”
Bir başka deyişle, şiddet “yok” değil, ama “görünmez”di. Haklarını yemek olmaz, bugün görünür, tartışılır, yasalara konu olur hâle gelmişse, bir avuç feminist kadının çırpınışıyla oldu bu…
Yine de, istatistiksel olarak kanıtlamak zor olsa da, son yıllarda daha bir pervasızlaşıyor, daha bir amansızlaşıyor, daha bir canileşiyor sanki. Gazete sayfalarına, TV ekranlarına yansıyan-yansımayan, yemeği zamanında hazır etmedi diye, göbeğine piercing yaptırdı diye, yabancı bir erkeğe gülerek saati sordu diye, internette başka erkeklerle chat’leşti diye, cep telefonunda fazla mesaj var diye, canı sevişmek istemedi diye, komşunun kızıyla sinemaya gitti diye, izinsiz çalıştı diye, evden kaçtı diye, zifaf gecesi bakire çıkmadı diye, eteği kısa diye, pantolon giydi diye, üzerine kuma istemedi diye… kafası duvarlara vurularak, gırtlağı kesilerek, boğazlanarak, pompalı tüfekle öldürülen, bedenleri parça parça edilen kadınlar… Katledilmelerine intihar süsü verilen, intihara zorlanan, ya da kendilerine intihardan başka açar yol bırakılmayan kadınlar… Aile içinde ya da dışında bir kişi, beş kişi, on kişinin tecavüzüne uğrayıp da konuşmasın diye başı taşla ezilen el kadar bebeler, ilkokul öğrencisi kız çocukları, gencecik kadınlar, yetmişlik-seksenlik büyük anneler…
Peki, ne oluyor? Ne oluyoruz?
Toplumsal süreçler hiç kuşkusuz ki karmaşık ve çok etkenli görüngülerdir. Tek bir faktörle açıklamak, genellikle işi basitleştirmek olur. Ama galiba genel yöneliş hakkında bir fikir oluşturmak mümkün.
Öncelikle, bu toplum hızlı ve devasa bir değişim yaşıyor. Her yönü, her bireyi, her köşesiyle. Kentleşme, modernleşme, içe kapanıklıktan sıyrılma, tüketim toplumu eğilimlerini benimseme, bireyselleşme, akraba grubu-cemaat yaptırımlarının etkisini yitirmesi, geleneksel otoritelerin aşınımı… İki kuşak önce doğduğu kentin sınırları dışına çıkmış insan sayısı neredeyse parmakla hesap edilebilirken, bugün bu ülkenin insanları dünyanın en uzak bucaklarında koloniler oluşturmuş durumda. Varoş, mezra, dağ köyü… bu ülkede televizyonun girmediği ev sanırım yok… Babaları köy kahvesinde pişpirik çeviren köy delikanlıları internet kafelerde sanal oyunlar oynuyor, köy kızları cep telefonlarıyla mesajlaşıyorlar.
Kimi sosyal bilimciler buna “modernleşme” deyip geçiyorlar – bazısı olumluyor, bazısı olumsuzluyor. Ama kanımca “nasıl”ını tanımlamaz isek etiket eksik kalacak. “Kapitalist” bir modernleşme bu. Yani insanları yüzyıllardır sığındıkları bucaklardan çıkartır, birbirleriyle ve dünyayla iletişime geçirirken bir yandan da büyük bir kısmını eşitsiz iktidar ilişkilerine tabi kılıyor, konumunu kırılganlaştırıyor, güçsüzleştiriyor… Geleneksel otorite örüntülerini yıkıp geçiyor. Çiftinde çubuğunda karnını şöyle ya da böyle doyuran köylü, silah zoruyla ya da ürünü beş para etmez hâle geldiği için büyük kentin varoşlarına sığındığında, sonsuz bir güvencesizlik ve belirsizlik içerisinde buluyor kendisini. Ya da işini şöyle ya da böyle çeviren mahalle bakkalı, artık karşı köşesine dek sızan çokuluslu marketler zinciri şubesi karşısında tutunamayarak her an meçhule yuvarlanabileceğinin bilinciyle diken üstünde yaşıyor. İşçi, tüm yazgısının patronun iki dudağı arasında olduğunu biliyor.
Ve kadınlar, artık sopa ile terbiye edilmenin doğal bir yazgı olmadığını, erkeği kendileri ve çocukları üzerinde tek buyurucu kılan eski dengelerin bozulduğunu, kaderlerinin baba/koca/ağabey zorbalığına boyun eğmek olmadığını, üstelik onun da eski afra tafrasını hızla yitirmekte, güçsüzleşmekte, çaresizleşmekte olduğunu görüyorlar…
Bir başka deyişle, geleneksel ataerkinin erkeği tek ve mutlak buyurgan kılan tek yanlı dengeler hızla bozulurken, yenilerini tesis edebilecek koşullar henüz gözükmüyor ortalarda. Yani, kadınlar iki ayakları üzerinde durmalarını sağlayacak toplumsal desteklerden (uygun çalışma koşulları, insanca geçinebilecekleri bir gelir düzeyi, onları av hayvanı olarak değil de “insan” olarak gören ve sayan bir toplumsal bilinç…) yoksunlar. Aşağılanan, iktidarsızlaşan, gücünü yitiren, şişirilmiş egosu sönümlenmekte olan erkekler ise, bunun acısını geleneklerin ellerinin altına teslim ettiği tek güç gösterisi olanağından, kadınlardan çıkarmaya çalışıyorlar. Vuruyor, kırıyor, öldürüyorlar…
Kriz zamanları kapitalizmin sıkıştırılmış, yoğunlaştırılmış, özüne indirgenmiş momentleridir. Böyle zamanlarda mahkûm kılındığı eşitsizlik, güvencesizlik ve belirsizliklere baş kaldıramayan (erkek) toplumun kadınlarını kırıp dökmesi, gerçekten de sevgili Dicle Hoca gibi içimizdeki en duyarlıları parça parça edecek kertede acımasız, ama ne yazık ki çok da şaşırtıcı değil…
N O T L A R
[1] Leo Tolstoy.

[2] KESK’in Sesi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü Özel Sayısı 2009.

Eşcinsellerin Yaşam Hakkı var mıdır?

Posted in ayrımcılık - şiddet, nefret cinayetleri with tags , , , on Kasım 30, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 25 Kasım, 2009
Halil Kandok
“Polis saldırganı yakalamaktan çok gerçeği öğrenip onun eşcinselliğini ortaya çıkarmak için çabaladı ama amacına ulaşamadı.”
“Yargı inanmıyormuş çekin zorla imzalattırıldığına olayın akabinde şikâyetçi olunmadığı için. İmzaladığı çekin karşılığını faiziyle ödemek zorunda şu an.”
Eşcinseller de her vatandaş gibi yasal haklarından faydalanabilirmiş!
Birinci Vaka:
İnternet ortamında tanıştığı kişinin yanında birinin daha olduğunu görünce monitörden, bu buluşmanın tuzak olabileceğini aklına getirmişti ama yeni biriyle tanışmanın heyecanı ve de daha güvenli partner bulma imkanının zor olduğu homofobik bir kültürde fırsatı değerlendirme arzusu daha ağır bastığı için yüz yüze görüşmek için randevulaşmıştı.
Geceyi birlikte geçirme mekânları da o hafta evde olmayan bir arkadaşının eviydi. Eşcinsellerin yaşadığı kötü deneyimlerin korkusu o kadar endişe verici boyutta oluyor ki daha sonraki dönemlerde de kendi evlerinde rahatsız edilmemek için başkalarının mekânını hangi amaçla kullanacağını söylemeyip evin sahibine karşı bile sorumsuzluk yaptırabiliyor. Ki daha sonra evin sahibi evi boşaltmak zorunda kalmış zaten.
Mutfağa onun için içecek alıp döndükten sonra çek-yata yanına oturup tam öpüşmeye başlayacakları anda saldırgan o mutfaktayken yaptığı hazırlıkla saçından tutup boğazına bıçağı dayadı. Israrla kendisine karşı sırtını dönmesini istiyordu. Aklından bin bir düşünce geçiyordu sırtını döndürüp ne yapacağı konusunda. Sonuçta saldırganın onun kontrolünü elinde tutabilmesi için en garanti pozisyondu bu. Ama saldırganın dediğini yapmayınca ilk bıçak darbesini bacağına yemişti bile. Boğuşmalarla kendini saldırganın altında buldu. Daha çok geç vakit olmamasına rağmen çığlıklarına dışarıdan hiç yanıt alamıyordu. Altında kaldığı sürece aldığı bıçak darbelerinin sayısını bilmiyordu. Yattığı zemin kan gölüne dönüştüğü için ayağı patinaj yaptığından bir türlü kendini toparlayamıyordu. O anda yan tarafında bulunan su bardağına takıldı gözü. Uzansa alabilir miydi acaba pencereye fırlatıp camı kırarak sesini duyurabilmek için. Ama yetişemedi bardağa.
Saldırganla mücadele ederken geçen zaman ona ölümü hatırlatacak kadar umutsuz, geçmişini düşünme zamanı verecek kadar uzundu. Geçtiğimiz yıllarda cinayete kurban giden eşcinsel bir arkadaşı gelmişti aklına. Bir yıl öncesine kadar görüştüğü arkadaşına bir türlü ulaşamıyordu ve telefon hatları da kapanmıştı. İnternetten haber taraması yaptığında öğrenmişti cinayete kurban gittiğini. O da acaba kendisi gibi böyle umutsuz ve çaresiz ölümün soğuk nefesini kanlı bir şekilde hissetmiş miydi?
Saldırganın ölüm darbesini indirdiği anda yaşama arzusuyla bıçağın sapından önce ucunu yakalamıştı geç kalmamak için. Eli kesilmişti ama bıçağın keskin tarafını yakalamayı avantaja dönüştürüp katlanabilir bıçağı ikiye katlayıp saldırganın elini de kesmişti. Psikopatları insana dönüştürebilmek için onların anlayacağı dilden konuşmak gerekiyor ki canı yanınca ‘sen n’apıyorsun’ diye haykırmıştı aptalca komik bir tepkiyle. Kendini kurtarmak için bu fırsatı kaçırmadı ve ayağa kalkmayı başardı. Saldırgan kurbanını elinden kaçırmamak için ona kaçamayacağını, aşağıda kapıda arkadaşının beklediğini söylese de o can havliyle üzerinde sadece şortuyla kendisini kanlar içinde sokağa atmayı başarmıştı.
Ama hiçbir taksi onu hastaneye götürmek istemiyordu araba kan olur bahanesiyle. Arabanın koltuğuna naylon serdirip hastanenin dış kapısına kadar götürtmüştü taksinin birisine. Hastanenin dış kapısında yarım saat kadar bekletildi adli vaka olduğu için ve hastane görevlilerinden aldığı turnikeyle kendi-kendine turnike yaparak durdurmuştu bacağındaki kanı.
İlk tedavisi yapıldıktan sonra polise bıçağın üstüne düşüp yaralandığı yalanından başka yapabileceği bir şey yoktu. Çünkü o bir öğretmendi. Mesleki geleceği için başka seçeneği yoktu ve ailesinin eşcinselliğini öğrenmesine hazır olmadığına inanıyordu.
Polis saldırganı yakalamaktan çok gerçeği öğrenip onun eşcinselliğini ortaya çıkarmak için çabaladı ama amacına ulaşamadı.
İkinci Vaka:
O da bir öğretmendi ve tanıştığı kişinin evine gitti beraber olmak için. Sevişme anında patlayan flaşlarla ne olduğunu anlayamadan boğazına dayanan bıçakla 40 bin liralık çek imzalattırıldı. Planlı bir tuzaktı ve fotoğrafı çeken kişi önceden evde bekliyordu. Şikâyetçi olamadı korkusundan, devlet memuru olduğu için mesleğinden olma düşüncesiyle.
Ailesinin öğrenmesini istememesi düşüncesi de ağır basıyordu. Parayı ödeyebilme imkânı yoktu. Şantajcılar parayı tahsil edemedikçe öldürmekle tehdit etmeye başlamışlardı. Sonunda daha fazla dayanamadı baskıya ve polise gidip her şeyi anlattı.
Olay yargıya intikal etti. Ailesine sadece tehditle çek imzalatma olayı olarak anlattı eşcinselliğini gizleyerek. Yargı inanmıyormuş çekin zorla imzalattırıldığına olayın akabinde şikâyetçi olunmadığı için. İmzaladığı çekin karşılığını faiziyle ödemek zorunda şu an.
***
Okan Bayülgen’in programında Hürriyet Gazetesi cinayet yazarı Prof. Dr. Sevil Atasoy, eşcinsellerin de her vatandaş gibi güvenlik ve yargı hizmetlerinden faydalanabileceğini söylüyordu.
Faydalanması da gerekir zaten istenilen sonuçlar alınamasa da ayrımcılığın kayıtlara geçip uzun vadede de olsa eşcinselliğin kabul edilebilirliği adına. Bununla birlikte eşcinsellerin kendileri bu hizmetlerden faydalanmak istemiyormuş gibi yansıtmak homofobinin bir başka boyutu olacaktır.
Polislerin keyfi muamelesi devam ettiği, yargı nefret suçlarına tahrik unsuru gözüyle bakıp suçluları hafifletici sebep bahaneleriyle ödüllendirdiği, ahlak kavramını erkek egemen sistemi korumak için çıkarına uygun şekilde kullandığı, yasalardaki eksiklikler ve toplumsal baskı olduğu sürece eşcinseller, heteroseksüel vatandaşların kullandığı yasal haklardan faydalanmaya çekineceklerdir elbette. Amaç da zaten eşcinselleri sindirip eşcinsellere yönelik suçları yargıdan uzak tutarak kayıt dışı bırakmak değil mi eşcinselliği yok saymak için.

Erkekler Ekimde 16 Kadın Öldürdü

Posted in kadına yönelik şiddet with tags , , , on Kasım 6, 2009 by ifsaeylem1

Gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan haberlere göre, ekimde erkekler 16 kadın öldürdü. bianet neredeyse her gün yaygın medyada okuduğumuz kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz haberlerinin çetelesini tutuyor.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
05 Kasım 2009, Perşembe

Gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan adli vakaları tarayan bianet, kadına yönelik şiddeti, cinsel saldırıları derleyerek erkek şiddetinin çetelesini tutmaya devam ediyor.

Geçen ay haberlere göre erkekler 16 kadını, 2009’un ocak ayından bugüne kadar da 152 kadını öldürdüler.

31 Ekim

Tecavüz

İzmit’te Türkan D. eski eşi Yunus K.’nın kendisine tecavüz ettiğini iddia ederek şikayetçi oldu. Adliye’ye sevk edilen Yunus K., çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Cinayet

Aksaray’da evinde boğazı kesilerek öldürülmüş olarak bulunan Kübra Kocatürk’ün (22), kolundaki 5 altın bileziğin de çalındığı tespit edildi. 9 aylık kızı Melike yanındayken öldürülen Kocatürk’ün yapılan otopsisinde başına sert bir cisimle vurulduğu, boğazının 3 ayrı yerinden kesildiği ve vücudunun 20 yerinden bıçaklandığı ortaya çıktı.

Tecavüz

İstanbul’da kendilerini “Polis” olarak tanıtıp, zorla paralarını aldıkları iki kadına tecavüz ettikleri gerekçesiyle Adem Hacı G. (50), Remzi K.(33) ve Murat E’nin (29) tutuklandı.

Kaçırma, tecavüz

Balıkesir’de evli ve 2 çocuk annesi Y.A.(28), biri kadın üç kişi tarafından kaçırılarak tecavüze uğradığını iddia ederek jandarmaya şikayetçi oldu. Kendisine kaçırıp, tecavüz eden kişilerin yüzlerini göremediğini belirten Y.A.’nın şikayetiyle ilgili soruşturma sürüyor.

30 Ekim

Kaçırma, alıkoyma, evliliğe zorlama

Diyarbakır’da evli ve beş çocuk babası İzzet G. (39), 17 yaşındaki K.Ş.’yi kaçırdı. K.Ş.’nin ailesi kızlarına karşılık istediği 50 bin lira parayı alamayınca, İzzet G.’nin 17 yaşındaki kızı lise ikinci sınıf öğrencisi E.G.’yi “berdel” olarak istedi. Kaçırılma korkusuyla okula gidemeyen E.G., “Babama asla berdel olmam, ben okumak istiyorum” dedi. İzzet G.’nin nikahlı eşi Meliha G. (35), çocukları ile ortada kaldığını söyledi.

29 Ekim

Tecavüz

Karabük’te öz kızına tecavüz ettiği, kızının doğurduğu 17 yaşındaki kızına da cinsel tacizde bulunduğu iddia edilen baba R.B. (52) tutuklandı.

Cinayet

Adana’da Berrin Akmansoluk’un (44) cesedi ormanlık alanda belden aşağısı çıplak halde bulundu. Boğularak öldürüldüğü tahmin edilen Berrin Akmansoluk üç yıl önce de kocası tarafından bıçaklanarak yaralanmıştı. Akmansoluk’un nasıl öldürüldüğü ve tecavüz edilip edilmediği yapılacak otopsiden sonra belirlenecek. Eşi Naci Akmansoluk’dan boşanmak için dava açtığı da belirlenen Akmansoluk’un tek başına yaşadığı öğrenildi.

27 Ekim

Tecavüz, zorla alıkoyma, zorla seks işçiliği

İddiaya göre İzmit’te ‘Yatalak kadına bakacak yatılı kadın aranıyor’ ilanı üzerine Sakarya’dan gelen R.Ö. (22)  önce Gürol Çelik ve Yılmaz Çolak tarafından tecavüze uğradı, sonra kapatıldığı evde yaklaşık 20 kişiye para karşılığı satıldı. R.Ö.’yü  serbest bırakma karşılığı ailesinden de fidye istedikleri öne sürülen biri kadın 4 kişi gözaltına alındı.

26 Ekim

Cinayet

Manisa’da A.A, Erzurum’dan ailesini ziyaretten dönen eşi F.A.’yı “geç döndüğü” bahanesiyle boğazını ekmek bıçağıyla kesti. F.A. hayatını kaybetti. A.A. tutuklandı.

Cinayet

Çorlu’da R.Y., çıkan bir tartışma sırasında annesi Muradiye Y.’yi, yeğeni Bekir Y. ve onun oğlu Arda Y.’yi av tüfeği ile öldürdü. Tüfeğin saçmalarıyla yaralanan Bekir Y.’nin eşi İlknur Y. ile kardeşi Ersin Y. Çorlu Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. R.Y., kısa gözaltına alındı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

23 Ekim

Cinayet

Bursa’da Sulhi A. Para karşılığı birlikte olduğu Şehime Bahçe’yi (44), 9 yerinden bıçaklayarak öldürdü. Zanlı adliyeye sevk edildi.

Tecavüz

Aydın’daüç3 İngiliz turisti tecavüz ve darp iddiasıyla hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunan zanlı E.Ü. İzmir’de yakalandı

Darp

Antalya’da eşi emekli özel harekat polisi olan Meltem Şahin, Kaleiçi’nde “kavgaya karıştığı” iddiası ile gözaltına alındı, polis merkezine götürüldü. Şahin, arkadaşı ile oturduğu kafenin önünde başlayan kavga nedeniyle kendisinin de gözaltına alındığını söyledi. Gözaltına alınıp götürüldüğü Yenikapı Polis Merkezi’nde, kavgada yer alanlarla birlikte darp edildiğini kaydetti. Şahin, polislerin gözüne biber gazı sıktıklarını söyledi

Cinayet

Gaziantep’te Uzman Çavuş 32 yaşındaki Can Yıldırım, tartıştığı eşi 24 yaşındaki Meral Yıldırım’ı beylik tabancasıyla 5 yaşındaki kızının gözleri önünde vurarak öldürdü.

20 Ekim

Cinayet

Aksaray’da gölette Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi öğrencisi Ayşe Çal (21) ile bir dershanede öğretmenlik yapan Gülten Ceylan’ın (23) cesetleri bulundu. Soruşturma sürüyor.

Fiziksel şiddet, şantaj, tecavüz

Bursa’da, birlikte olduğu 31 yaşındaki T.M. adlı evli kadının gizlice görüntülerini çekerek, tehditle 7 ay boyunca tecavüz ettiği öne sürülen 36 yaşındaki Ömer K. tutuklandı. Bir süre önce T.M.’nin ilişki teklifini kabul etmemesine sinirlenen Ömer K., T.M.’yi döverek evden attıktan sonra görüntüleri kadının yakınlarına gönderdi.

Fiziksel şiddet

Van’da N.K., birlikte yaşadığı C.K. ile çocukları olan M.K. (16) ve Ö.K. (11)’yi yumruk darbeleri ile vurarak yaralanmalarına neden oldu. Olayın jandarmaya intikal etmesi sonucu C. Savcılığı’nın talimatı ile C.K. ve 2 çocuğu Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne teslim edildi. Olayla ilgili soruşturmanın ise devam ettiği belirtildi.

Cinayet

Denizli’de Hasan Yörük (26), para vermeyen anneannesi Ayşe Yörük’ü (76), cüzdanındaki 100 TL’sini zorla aldıktan sonra döve döve öldürdü.

19 Ekim

Cinayet

Adana’da, çocukları 3 yaşındaki Sümeyya ve 2 yaşındaki Yasir ile birlikte boğulmuş cesetleri bulunan 21 yaşındaki Songül Toromantekin’in, eşi 26 yaşındaki Salih Toromantekin gözaltına alındı. Babanın ‘cinayet şüphelisi’ olarak adliyeye sevk edilmesi beklenirken, daha önce de intihar girişiminde bulunan annenin, çocuklarını öldürüp tülbentle boğazını sıkıp intihar etmiş olabileceği ihtimali de değerlendiriliyor. Toramantekin’in babası Nedim Aydın ise damadının kızını sık sık dövdüğünü ileri sürdü.

18 Ekim

Cinayet

İstanbul Ümraniye’de, Ramazan Keleş, kendisini terk eden 28 yaşındaki İlgin Özalp’i tabanca ile kurşunlayarak öldürdü. Keleş olayın ardından kendi hayatına da otomobilinde son verdi.

15 Ekim

Tecavüz

Eskişehir’de yetiştirme yurdunda kalan 16 yaşındaki bir kızın, dışarıda tanıştığı bir kişinin tecavüzü sonucu hamile kaldığı, zanlının yakınları tarafından kaçırılıp zorla alıkonulduğu evde doğum yaptığı ve bebeğinin bir aileye satıldığı iddia edildi. Şüpheliler S.E. (17), G.Ö. (62), kızı S.A. (47) ve oğlu K.Ö. (30) tutuklandı.

14 Ekim

Cinayet

İstanbul’da evinin önünde bulunan arabasında telle boğularak öldürülen Esra Karsel’in katil zanlısı sevgilisi Eyüp Gökhan yakalandı. Zanlının başka bir kadını öldürmekten girdiği cezaevinden firar ettiği öğrenildi.

12 Ekim

Cinayet

Bursa’nın İnegöl ilçesinde, tarlada eşiyle birlikte odun keserken rahatsızlanarak hayatını kaybeden kadının babası, kızının şüpheli bulunan ölümüyle alakalı damadını suçlayınca soruşturma başlatıldı.

Edinilen bilgiye göre, İnegöl ilçesi Çavuşköy’te oturan A.K., eşi T.K. ile birlikte tarlaya odun kesmeye gitti. Bu sırada rahatsızlanan T.K. eşi tarafından kaldırıldığı İnegöl Devlet Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Savcılık olayla alakalı soruşturma başlatırken, maktulenin babası M.Ç., kızının damadı tarafından dövüldüğü için ölmüş olabileceğini bildirdi. Bunun üzerine genç kadının cesedi Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Vücudunda kocasının dayak izleri araştırılan T.K.’nın kesin ölüm sebebi yapılan otopsinin ardından belirlenecek. Olayla alakalı soruşturma sürüyor.

Fiziksel şiddet

Genelkurmay Karargahı’nda görev yapan Tuğgeneral Ahmet Can Çevik’in eşi Süreyya Çevik eşinden şiddet gördüğü gerekçesiyle şikayetçi oldu.

Darp, tecavüz

Konya’da  23 yaşındaki kadın, bir bağ evinde 2 kişinin kendisine tecavüz ettiğini kendisini döverek 500 TL parasını da gasp ettiklerini iddia etti. İddia üzerine jandarma, 2 şüpheli ile birlikte bağ evinde olduğu tesbit edilen toplam 9 kişiyi gözaltına aldı.

Cinayet

İzmir’in Çiğli ilçesinde, bıçakla öldürülen 14 yaşındaki lise öğrencisi Buse Han katil zanlısının dayısı Ergün O. (39) olduğu iddia edildi. Yeğenine ilgi duyduğunu v kendisine karşı koyduğu için bıçakladığını söyleyen Ergün O. tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Fiziksel şiddet

Mersin’de Abdülhamit K. (42) iddiaya göre sürekli darp ettiği 3 çocuk annesi eşi Hayat K’yı dün çıkan tartışmanın ardından tekrar dövdü. Hayat K. ise durumu kardeşi D.E.’ye bildirdi. D.E.’den kaçan Abdülhamit K. Bir binanın sığındığı binanın dördüncü katından yere düştü.

9 Ekim

Tecavüz, gasp, zorla alıkoyma

Samsun’da kaçırdıkları S.S.’ye tecavüz edip cep telefonu, parası ve altın yüzüklerini gasp ettikleri iddia edilen U.Ş. (19), F.G. (18), T.T. (18) ve Ö.O.O. (21) tutuklandı.

6 Ekim

Yaralama

Kırıkkale’de aynı ailenin fertleri arasında ağaç kesme yüzünden çıkan tartışmada 55 yaşındaki Feyyaz Pehlivanlı, ağabeyi 60 yaşındaki Ahmet Pehlivanlı’yı tabancayla öldürdü, yengesi ve yeğenini de aynı tabanca ile ağır yaralayarak kaçtı.

5 Ekim

Fiziksel şiddet

Kayseri’de bir temizlik şirketinde çalışan 3 genç kız, alacaklarını istemek için gittikleri işyerlerinde dayak yediklerini ileri sürdü. Kızlar, hastaneye giderek, rapor aldı. Aslan Temizlik şirketi hakkında sorşturma başlatıldı.

Tecavüz

Aydın’da Ö.K.’ye (16) iki yıldır tecavüz ettikleri iddiasıyla A.Y, E.K, B.G., C.Ş ve A.K. tutuklanarak cezaevine gönderildiler.

1 Ekim

Cinayet

İzmit’te İbrahim Atışan (28) boğazı kesilerek, Fatma Can Kurt (42) ise banyoda tabancayla gözünden vurarak öldürüldü. (EZÖ)

———————————————————————————————————————————————————————–

**bianet’in tuttuğu erkek şiddeti çetelesine ulaşmak tıklayınız.

20 KASIM NEFRET SUÇU KURBANI TRANS BİREYLERİ ANMA GÜNÜ ETKİNLİKLERİ

Posted in panel with tags , , , , , on Kasım 5, 2009 by ifsaeylem1

PEMBE HAYAT LGBTT DAYANIŞMA DERNEĞİ

20-21-22 KASIM 2009

Petrol-İş Ankara Şubesi

20 Kasım Cuma

Basın Açıklaması ve Yürüyüş

 

21 Kasım Cumartesi

12.30-13.00 AÇILIŞ

Sinem Kuzucan (Pembe Hayat)

Nefret Suçu Kurbanı Transların Anısına Saygı

Müzik Dinletisi – Güldünya Müzik Topluluğu

 

 

I. OTURUM: LGBTT BİREYLER VE NEFRET

13.15-15.15

 

Moderatör: Aras Güngör

 

Prof. Dr. Melek Göregenli (Ege Üniversitesi)

Buse Kılıçkaya (Pembe Hayat)

Aligül Arıkan (Voltrans)

Seçin Varol (Kaos GL)

Bawer Çakır (Lambda İstanbul, Bianet)

Zeynep Özcan (Senarist-Yönetmen)

 

15.00- 15.30 Çay/Kahve arası

 

 

II. OTURUM: IRKÇILIK, AYRIMCILIK VE NEFRET

15.30- 17.30

Moderatör: Remzi Altunpolat

 

Hakan Ataman (İnsan Hakları Gündemi Derneği)

Songül Erol Abdil (Demokratik Toplum Partisi)

Dr. Ali Murat İrat (Alevi Enstitüsü)

Selçuk Karadeniz (Romankara)

Hüseyin Öntaş (Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe)

 

“20.00  LUBUNYA Dergisi İle  Dayanışma Gecesi”

 

22 Kasım Pazar

III. OTURUM: SEKS İŞÇİLERİ VE NEFRET

13.00-15.00

Moderatör: Sevgi Yıldırım

 

Senem Doğanoğlu (Pembe Hayat)

Elif Ceylan Özsoy (SiyahPembe Üçgen)

Eylem Çağdaş (Kadın Kapısı)

Seyhan Arman (İstanbul LGBTT)

Anna Narin (Piramid LGBTT)

Pelin Dutlu (MorEl Eskişehir)

 

15.00- 15.30 Çay/Kahve arası

 

15.30-17.00 FORUM

Modaratör: Selay Tunç

 

 

* PETROL İŞ SENDİKASI ANKARA ŞUBESİ

Adakale Sokak No:6 Yenişehir- ANKARA

 

İletişim:

http://pembehayat.org

pembehayat@pembehayat.org

0 312 433 85 17

0 532 462 17 05

 

*Bu mail Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin isteği üzerine iletilmiştir, lütfen bu maili yaygınlaştırınız!

Yine cinayet, yine aynı cümle!

Posted in nefret cinayetleri with tags , , on Ekim 29, 2009 by ifsaeylem1
Salı, 27 Ekim, 2009
İstanbul Beyoğlu’nda yaşayan A.Y., bir barda tanıştığı ve evinde cinsel ilişkiye girmek istediği K.D.  tarafından öldürüldü.
25 yıl sürdürdüğü devlet memurluğundan kısa bir süre önce emekli olan 56 yaşındaki A.Y., İstanbul Beyoğlu’nda ikamet ediyordu, önceki gece eğlenmek için Taksim’deki bir bara giden A.Y., burada tanıştığı 30 yaşındaki K.D.’ye ilişki teklif etti.
K.D. bu teklifi kabul edince, ikili A.Y.’nin evine gitti. A.Y. ve K.D. burada da içki içip sohbet etti. Daha sonra A.Y., K.D. ile ilişki kurmak istedi. Ancak K.D. karşı çıktı. İkili arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü.
Cezaevine Gönderildi
Bunun üzerine K.D. A.Y.’yi bıçakladı. Gürültü üzerine apartman sakinlerinin aradığı Beyoğlu Önleyici Hizmetler Bürosu ekipleri, K.D.’yi suç aleti ile kaçmak isterken yakaladı. A.Y.’nin olay yerinde hayatını kaybettiği belirlenirken, K.D.’nin, polisteki ifadesinde “Eşcinsel ilişki kurmak isteyince bıçakladım” dediği öğrenildi. K.D. sevk edildiği mahkemece tutuklanarak cezaevine konuldu.
Engin BELLİ / AHT
HABERTÜRK
10/27/2009

Mahkeme, Transseksüel Melek K.’yi Öldüren T.P.’ye Müebbet Verdi

Posted in nefret cinayetleri with tags , , , , , on Ekim 16, 2009 by ifsaeylem1

İzmir Siyah Pembe Üçgen’den Özsoy ve Lambdaistanbul’dan Düzkan, “Melek K.’nin katiline ‘haksiz tahrik’ indirimi yapılmamasının önemli olduğunu” söylediler. Devletin, LGBTT’lerin yaşam haklarını korumak için yasal düzenlemeler yapmasını istediler.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
16 Ekim 2009, Cuma

Mahkeme, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği üyesi Melek K.‘yi evinde öldüren T.P.‘nin “ölüm nedeniyle ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme Katil zanlısının yağma suçundan dolayı 10 yıl ceza almasına oy çokluğuyla karar verdi.

İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden avukat Elif Ceylan Özsoy ve Lambdaistanbul’dan Haziran Düzkan, karardan memnun. Ancak, “Devletin lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin (LGBTT) yaşam haklarını koruma altına almadıkça şiddetin ve cinayetlerin yaşanmaya devam edeceğini” söylüyorlar.

“Karar caydırıcılık açısından önemli olabilir”

Melek K., Ankara Kavaklıdere’deki evinde 11 nisan 2009’da ölü olarak bulunmuş, 18 Nisan’da Şereflikoçhisar’da yakalanan T.P. cinayeti işlediğini itiraf etmişti.

Kaosgl.org’un haberine göre dün (15 Ekim) Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen üçüncü duruşmasında avukat Onur Tatar, T.P.’nin suçu “ağır tahrik” altında işlediğini söyleyerek cezalandırılacaksa ilgili maddelerdeki indirimlerden yararlanmasını istedi. Mahkeme bu talebi oyçokluğuyla reddetti ve katil zanlısı hakkında ağırlaştırılmış müebbet ve yağma suçundan 10 yıl ceza verdi.

Kaos GL’nin tarihi olarak nitelediği kararı Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden avukat Özsoy bianet‘e şöyle değerlendirdi:

“Nerdeyse her LGBTT cinayetinde ‘haksiz tahrik’ indiriminin uygulandığı bir ülkede böyle bir kararı duymak bu açıdan sevindirici.Haksız tahrikten dolayı cezalarda indirim uygulanması LGBTT bireylerin varoluşlarını haksız ve hukuka aykırı bulan zihniyetin yargıdaki yansımasıydı. Melek K.’in katilinin haksız tahrik altında suçu işlediği yönündeki beyanına itibar edilmemesi topluma verilen mesaj açısından oldukça önemli. En azından katillerin ‘her nasılsa haksız tahrikten indirim cepte’ gibi bir ‘garantisi’ olmayacağını gösteriyor, caydırıcılık açısından etkili olabilir.”

“Nefret suçları tanımı TCK’ye eklensin”

“Nefret suçları siyasidir ve toplumun birçok kesimini tehdit eder. Bu suçu işleyenlerin devlet eliyle korunduğu bir çok örnek gördük. Bunun artık yaşanmaması için önlemler alınması gerekiyor” diyen Lambdaistanbul üyesi Düzkan da “bu kararın alınması, Türkiye’de yaşayan tüm LGBTT’lere, kendileri için de adaletin sağlanabileceğini hatırlatıyor” dedi.

“Türkiye’deki LGBTT bireyler, yasal hiçbir güvenceye sahip olmaksızın yaşamak zorundalar. Sadece LGBTT’ler değil, nefret suçlarının hedefinde olan her grup için bir an önce anayasal korunma sağlanması, Türk Ceza Kanunu’na (TCK) nefret suçları tanımının eklenmesi gerekiyor” diye ekledi.(BÇ)