nefret suçu için arşiv

20 KASIM NEFRET SUÇU KURBANI TRANS BİREYLERİ ANMA GÜNÜ ETKİNLİKLERİ

Posted in panel with tags , , , , , on Kasım 5, 2009 by ifsaeylem1

PEMBE HAYAT LGBTT DAYANIŞMA DERNEĞİ

20-21-22 KASIM 2009

Petrol-İş Ankara Şubesi

20 Kasım Cuma

Basın Açıklaması ve Yürüyüş

 

21 Kasım Cumartesi

12.30-13.00 AÇILIŞ

Sinem Kuzucan (Pembe Hayat)

Nefret Suçu Kurbanı Transların Anısına Saygı

Müzik Dinletisi – Güldünya Müzik Topluluğu

 

 

I. OTURUM: LGBTT BİREYLER VE NEFRET

13.15-15.15

 

Moderatör: Aras Güngör

 

Prof. Dr. Melek Göregenli (Ege Üniversitesi)

Buse Kılıçkaya (Pembe Hayat)

Aligül Arıkan (Voltrans)

Seçin Varol (Kaos GL)

Bawer Çakır (Lambda İstanbul, Bianet)

Zeynep Özcan (Senarist-Yönetmen)

 

15.00- 15.30 Çay/Kahve arası

 

 

II. OTURUM: IRKÇILIK, AYRIMCILIK VE NEFRET

15.30- 17.30

Moderatör: Remzi Altunpolat

 

Hakan Ataman (İnsan Hakları Gündemi Derneği)

Songül Erol Abdil (Demokratik Toplum Partisi)

Dr. Ali Murat İrat (Alevi Enstitüsü)

Selçuk Karadeniz (Romankara)

Hüseyin Öntaş (Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe)

 

“20.00  LUBUNYA Dergisi İle  Dayanışma Gecesi”

 

22 Kasım Pazar

III. OTURUM: SEKS İŞÇİLERİ VE NEFRET

13.00-15.00

Moderatör: Sevgi Yıldırım

 

Senem Doğanoğlu (Pembe Hayat)

Elif Ceylan Özsoy (SiyahPembe Üçgen)

Eylem Çağdaş (Kadın Kapısı)

Seyhan Arman (İstanbul LGBTT)

Anna Narin (Piramid LGBTT)

Pelin Dutlu (MorEl Eskişehir)

 

15.00- 15.30 Çay/Kahve arası

 

15.30-17.00 FORUM

Modaratör: Selay Tunç

 

 

* PETROL İŞ SENDİKASI ANKARA ŞUBESİ

Adakale Sokak No:6 Yenişehir- ANKARA

 

İletişim:

http://pembehayat.org

pembehayat@pembehayat.org

0 312 433 85 17

0 532 462 17 05

 

*Bu mail Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin isteği üzerine iletilmiştir, lütfen bu maili yaygınlaştırınız!

Reklamlar

Mahkeme, Transseksüel Melek K.’yi Öldüren T.P.’ye Müebbet Verdi

Posted in nefret cinayetleri with tags , , , , , on Ekim 16, 2009 by ifsaeylem1

İzmir Siyah Pembe Üçgen’den Özsoy ve Lambdaistanbul’dan Düzkan, “Melek K.’nin katiline ‘haksiz tahrik’ indirimi yapılmamasının önemli olduğunu” söylediler. Devletin, LGBTT’lerin yaşam haklarını korumak için yasal düzenlemeler yapmasını istediler.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
16 Ekim 2009, Cuma

Mahkeme, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği üyesi Melek K.‘yi evinde öldüren T.P.‘nin “ölüm nedeniyle ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme Katil zanlısının yağma suçundan dolayı 10 yıl ceza almasına oy çokluğuyla karar verdi.

İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden avukat Elif Ceylan Özsoy ve Lambdaistanbul’dan Haziran Düzkan, karardan memnun. Ancak, “Devletin lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin (LGBTT) yaşam haklarını koruma altına almadıkça şiddetin ve cinayetlerin yaşanmaya devam edeceğini” söylüyorlar.

“Karar caydırıcılık açısından önemli olabilir”

Melek K., Ankara Kavaklıdere’deki evinde 11 nisan 2009’da ölü olarak bulunmuş, 18 Nisan’da Şereflikoçhisar’da yakalanan T.P. cinayeti işlediğini itiraf etmişti.

Kaosgl.org’un haberine göre dün (15 Ekim) Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen üçüncü duruşmasında avukat Onur Tatar, T.P.’nin suçu “ağır tahrik” altında işlediğini söyleyerek cezalandırılacaksa ilgili maddelerdeki indirimlerden yararlanmasını istedi. Mahkeme bu talebi oyçokluğuyla reddetti ve katil zanlısı hakkında ağırlaştırılmış müebbet ve yağma suçundan 10 yıl ceza verdi.

Kaos GL’nin tarihi olarak nitelediği kararı Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden avukat Özsoy bianet‘e şöyle değerlendirdi:

“Nerdeyse her LGBTT cinayetinde ‘haksiz tahrik’ indiriminin uygulandığı bir ülkede böyle bir kararı duymak bu açıdan sevindirici.Haksız tahrikten dolayı cezalarda indirim uygulanması LGBTT bireylerin varoluşlarını haksız ve hukuka aykırı bulan zihniyetin yargıdaki yansımasıydı. Melek K.’in katilinin haksız tahrik altında suçu işlediği yönündeki beyanına itibar edilmemesi topluma verilen mesaj açısından oldukça önemli. En azından katillerin ‘her nasılsa haksız tahrikten indirim cepte’ gibi bir ‘garantisi’ olmayacağını gösteriyor, caydırıcılık açısından etkili olabilir.”

“Nefret suçları tanımı TCK’ye eklensin”

“Nefret suçları siyasidir ve toplumun birçok kesimini tehdit eder. Bu suçu işleyenlerin devlet eliyle korunduğu bir çok örnek gördük. Bunun artık yaşanmaması için önlemler alınması gerekiyor” diyen Lambdaistanbul üyesi Düzkan da “bu kararın alınması, Türkiye’de yaşayan tüm LGBTT’lere, kendileri için de adaletin sağlanabileceğini hatırlatıyor” dedi.

“Türkiye’deki LGBTT bireyler, yasal hiçbir güvenceye sahip olmaksızın yaşamak zorundalar. Sadece LGBTT’ler değil, nefret suçlarının hedefinde olan her grup için bir an önce anayasal korunma sağlanması, Türk Ceza Kanunu’na (TCK) nefret suçları tanımının eklenmesi gerekiyor” diye ekledi.(BÇ)

Nefret cinayetine ömür boyu!

Posted in nefret cinayetleri with tags , , , on Ekim 16, 2009 by ifsaeylem1
Perşembe, 15 Ekim, 2009
Haber: Barış Sulu
Kavaklıdere’deki evinde 11 Nisan 2009’da öldürülen Melek K.’nin katil zanlısı Tayfun P.’nin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteğiyle yargılanması ile ilgili bugün (15 Ekim 2009) Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar duruşması gerçekleştirildi.
15 Ekim 2009 Türkiye’deki LGBTTler için önemli bir gün olarak tarihe geçti. Tayfun P.’nin, öldürme nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasına ve yağma suçundan da 10 yıl ceza almasına oy çokluğu ile karar verildi.
Duruşmaya, tutuklu sanık Tayfun P. ve avukatı Onur Tatar, maktul Melek K.’nin babası Yusuf K. ve avukatı Nevzat Sarıin, Kaos GL ve Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden aktivistler katıldı.
Avukat Onur Tatar, sanık Tayfun P.’nin suçu “ağır tahrik” altında işlediğinden dolayı sanığın cezalandırılacaksa ilgili maddelerden indirimden yararlanmasını istedi. Bu talebi de mahkeme tarafından oyçokluğu ile reddedildi. Tayfun P.’ye söylemek istediği başka bir şey olup olmadığı soruldu ve Tayfun P. sözlerini “çok pişman” olduğunu belirterek sonlandırdı.

TCK’nın 82/1-h ve TCK’nın 149. maddesine göre cezalandırılan Tayfun Polat hakkında TCK 62. maddesi gereğince takdiri indirim nedenleri uygulandı. Buna göre “Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla kasten öldürmekten” ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılımış ve cezası  ” failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurularak” müebbet hapis cezasına çevrilmiştir. Yine nitelikli yağma gereğince 12 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve 62. madde uygulanarak cezası 10 yıla indirlmiştir.
Haksız tahrik indirimi yoluna gidilmese de yağma amacıyla Melek’in öldürüldüğüne ve bu failin takdiren indirim nedenlerinden faydalanması gerektiğine hükmedilmiştir. Buna göre Tayfun Polat en fazla 34 yılını ceza infaz kurumunda “iyi halli” olarak geçirirse koşullu salıverme hükümlerinden faydalanabilecek.
LGBTT örgütler eşcinsel, biseksüel, travesti, transeksüellere yönelik nefret cinayetlerinde “ağır tahrik”ten dolayı indirim yapılması ile ilgili olarak rahatsızlarını daha önceki bir çok eylemlerinde dillendirmiş, Melek öldürüldükten sonra da şu açıklamayı yayınlamışlardı:
“Arkadaşımız Melek, dün bu sokakta, bu evde, bu saatlerde öldürüldü.
Onlarca kez bıçaklanıp vahşice katledilen Melek’in çığlığını mahalle sakinleri, kolluk kuvvetleri, ahlak bekçileri, siyasiler görmezden, duymazdan geldiler.
Bizler bu gece burada çığlıklarımızı duymanız için bir araya geldik!
Dilimizde tüy bitti derdimizi anlatmaktan. “Arkadaşlarımız gözlerimizin önünde öldürülüyor, ne olur artık sesimizi duyun” demekten hal kalmadı. Bu işlenen kaçıncı cinayet? Daha ne yapmalıyız sizleri harekete geçirmek için, ey devletimizin ‘her işi bilen’ yetkilileri?
Nerede sizin o “hoşgörü” diyarı memleketiniz? Yaşam hakkına saygı, hani nerde eşitlik, adalet vaatleriniz?
Teker teker öldürerek bizi neyle sınıyorsunuz?
Arkadaşlarımızı katleden zihniyeti sorgulamadıkça, katilleri bulup yargıya teslim etmedikçe, hukuksuz “tahrik” indirimleriyle suçluları ödüllendirmekten vazgeçmedikçe, yaşanan cinayetlerin “münferit” olaylar olduğuna kimseyi inandıramazsınız.
Su testisi suyolunda kırılır demek suç ortaklığıdır!
Yetkililer gereken yasal/fiili önlemleri almadıkça, bu cinayetlere sessiz kalıp, “su testisi su yolunda kırılır” gibi tehlikeli yaklaşımlarını sürdürdükçe suç ortağı olacaklardır.
Yetkililere sesleniyoruz: Her geçen saniye ve alınmayan her önlem, bir başka nefret cinayetine davetiye çıkarmaktadır. Bundan sonra işlenecek her bir cinayetteki suçluluk payınız, bir öncekinden daha fazla olacaktır.
Hayatlarımızın ellerimizden umarsızca çekilip alınmasına sessiz kalmayacağız.
İsteğimiz, yaşam hakkımıza yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir “nefret” cumhuriyeti değil, yaşam hakkımızın gasp edilmediği bir “insan hakları” düzenidir.”
Daha önceden de İzmir’deki başka bir nefret cinayetine de ömür boyu hapis cezası verilmişti:
http://www.kaosgl.com/node/1108

Transseksüellerden Emniyet Müdürü Çapkın’a: Elini Bedenimden Çek!

Posted in ayrımcılık - şiddet, basın açıklaması with tags , , , , , on Eylül 28, 2009 by ifsaeylem1

Hüseyin Çapkın’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevine gelmesinin ardından travesti ve transseksüellere yönelik baskıların arttığını söyleyen yaklaşık 100 kişi İstanbul polisini Beyoğlu’nda düzenledikleri yürüyüşle protesto etti.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
28 Eylül 2009, Pazartesi

* Haberin foto galerisini görmek için tıklayınız.

İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın‘ın travesti ve transseksüellere yönelik son günlerdeki baskılarını ve uygulamalarını protesto eden İstanbul LGBTT Girişimi ve Emekçi Hareket Partisi, Beyoğlu’nda yürüyüş düzenledi.

Çevreyi rahatsız ettikleri bahanesiyle hemen her gün kendilerine keyfi para cezaları kesiğine dikkat çeken transseksüeller ve travestiler,bu keyfi uygulamalar son bulmadıkça alanları terk etmeyeceklerini duyurdular.

Yapılan hiç bir yıldırma politikasının özgürce yaşamlarına engel olamayacağını ifade eden eylemciler Taksim tramvay durağından Galatasaray Meydanı’na yürüdüler.

Yürüyüş boyunca “Teşhirci değil travestiyiz”, ‘”Travesti kimliği engellenemez” ve “Polis soyuyor devlet koruyor” sloganının atıldığı yürüyüşünün sonunda yapılan basın açıklamasını Ebru Kırancı, “Daha önce İzmir’de Emniyet Müdürü olduğu dönemde travestilere zulmeden ve Baran Tursun’un öldürülmesi gibi olayına adı karışan Hüseyin Çapkın’ın İstanbul Emniyet Müdürü olarak tayin edilmesinin zaten zor olan hayatlarımızı iyice cehenneme çevirdi” dedi.

Çapkın’ın işaret vermesiyle İstanbul polisinin Travesti avına çıktığını” söyleyen Kırancı, “bu uygulamalarla travesti düşmanlığının sadece filanca emniyet müdürünün ya da amirin değil devletin sistematik bir ayrımcılık politikası olduğunu” kaydetti.

Toplu suç duyuruları, yürüyüşler,basın açıklamalarıyla ve etkinliklerle bu uygulamalar son bulana kadar mücadele edeceklerini ifade eden Kırancı polislere seslenerek, “Travestilik bir suç mudur ? Travesti suçlu mudur? Sizin göreviniz her geçen gün artan suçu önlemek midir yoksa bizim vergilerimizle bize zulmetmek midir?” diye sordu.

Dün (28 Eylül) saat 18.00’de gerçekleşen eylemde “Travesti ve transseksüel olmak kabahat değildir.’Polis’ cezaları bizi yıldıramaz” pankartı ile “Transseksüelim herkes gibi sokakta yürümeliyim” ve “Polis elini bedenimden çek” dövizleri taşındı.(ZK/BÇ)

http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/09/24/polis.sokakta.gordugu.travestiye.ceza.kesiyor/544803.2/index.html

Demokrat görünümlü faşizm

Posted in ayrımcılık - şiddet, nefret cinayetleri with tags , , , on Eylül 28, 2009 by ifsaeylem1



Cuma, 25 Eylül, 2009

“Susmak bazen en büyük isyandır” denilir ya, işte ben de öyle yaptım uzun süre. Sevgili Umut Güner ile Ali Erol’un benden yazı bekleyen ısrarlı maillerine içim acıyarak geçiştiren yanıtlar verdim. Tam sevgili Hadise’yi Merter’de kaybettiğimiz günlerde başlamıştım susmaya. Daha 19 yaşındaydı Hadise. Tesadüfen tanışmıştık. Merter’de çalıştığını duyduğumda -bir transeksüel olarak- ben bile ürkmüştüm. Boşuna ürkmemişim üç gün sonra Hadise’nin öldürüldüğü haberini verdi bana Dicle ağlayarak. İkimiz de öylece kalakalmıştık.

Hadise’nin kimsesi yoktu. Hani çoğu transseksüelin kimsesi vardır ama aslında yoktur ya, ama sahiden Hadise’nin hiç kimsesi yokmuş. Çocuk yuvasındayken bir aileye evlatlık verilmiş sonra o aileden kopmuş Hadise, elbette farklı cinsel kimliği nedeniyle. İşte bu yüzden Hadise’nin cenazesini dahi alamadı arkadaşları. Uzun süre morgda bekledi sonradan duydum sessizce toprağa verilmiş. “Bu şartlar altında ben şimdi nasıl ahkâm keseyim” diye Buse Kılıçkaya’ya açıldığımı hatırlıyorum. O da haklı olarak yılmamamız gerektiğini vurguladı politik duruş ve direnişten bahsetti. Elbette sevgili Buse haklıydı. Biliyorum ben duygusal davranmış ve susmayı tercih etmiştim. Hatta daha da ileri gittim, Mustafa Ceceli’nin limon çiçekleri şarkısında sözünü ettiği “çok uzakta güneyde yazları sıcacık ve âşık” yerlerde soluğu aldım. Benim bu durumumun karşılığı psikolojideki savunma mekanizmalarından biri olan “karşıt tepki gösterme”de saklı olmalı.

O güney kasabasındaki sessizliğim İstanbul’dan arkadaşlar arayana kadar devam etti. “Sakın gelme” diyorlardı. “İstanbul iyice yaşanmaz oldu. Artık gündüzleri bile bizi sokakta bakkalda çarşıda gözaltına alıp ceza kesiyorlar”. Kabahatler kanununun bilmem kaçıncı maddesinden. Başka dönem olsa inanmak istemezdim. Ama nedeni zaten bu süreç değil miydi ki o güney kasabasına kaçışımın. Düşünün ki ülke tarihinizde ilk kez bir Başbakan “Kürt sorunundan” yola çıkarak büyük bir demokratik açılımdan bahsediyor olsun, ama siz tam da bu süreçte büyük bir hayal kırıklığı ve korku içinde alıp başınızı gidersiniz. Şaşırtıcı dimi? Ama değil. Eğer farklı bir cinsel kimliğiniz varsa hiç şaşırmayın. Çünkü çoktan anlamışsınızdır, demokrat görünümlü faşist bir zihniyetin iktidarolduğunu ve dolayısıyla faşizmin demokrasi doğurmasının da imkânsız olduğunu.
Sakın gelme şeklindeki uyarılara rağmen, gittiğim gibi geri döndüm İstanbul’a. Evde geçirdiğim bir kaç günün hemen ertesinde bayramın birinci günü Şişli’den Beyoğlu’na doğru yürümeye başladım. İstiklal Caddesinde bir süre turladıktan sonra bir kafede oturdum. Hayır, bekliyorum, gelsinler beni de alsınlar. Allahım diyorum hâlâ neden koluma yapışan bir polis yok. Bir polis memuruna “bonus” olamayacak mıyım? Ordan Lambdaya uğramaya karar veriyorum. Önce karakol yolunu kullanmadan arka taraftan gitmek geliyor aklıma, ama hayır inadına karakolun önünden geçmeye karar veriyorum. Geçiyorum karışan yok. İyice çıldıracam. Derken Lambda’nın kapısındayım ama o da ne kapalı. Kapıda “derneğimiz yaz nedeniyle sadece cuma, cumartesi, pazar 15.00-20.00 saatleri arası açık” uyarısını görüyorum. Hay aksi, saat de tam 14.15. İçimden “herkesin kapatmaya çalıştığı dernek zaten fiilen kapalıymış” diye geçiriyorum. Biliyorum bizim arkadaşlar duysa kızacaklar ama öyle geçti içimden ne yapayım. Hatta “sen güneylere kaçacağına gelip bir kaç gün nöbet tutsaydın ya” da diyebilirler, sonuna kadar haklılar.
Geldiğim yoldan eve dönmek için yürümeye başlıyorum. Taksim Meydanı polis ve insan dolu. Hâlâ karışan yok, az daha gidip polislere “pardon ben de transseksüelim, sizin deyiminizle “bayan görünümlü erkeğim” ve gündüz vakti buralarda fink atıyorum. Beni neden hâlâ gözaltına almıyorsunuz” diyeceğim. Acaba diyorum bayram nedeniyle uygulama kaldırıldı mı? Tam meydanda uzun boylu, esmer -az biraz yakışıklı- genç bir bana gülümsüyor. Bu da kim ola ki diyorum içimden. Malum “Kabadayı” filmindeki Ali Osman derecesinde hafıza kaybı yaşıyorum uzun süredir. Çocuğun kim olduğunu hatırlamaya çalışırken Divan’ın oradaki ışıklarda yanımda bitiyor. Bir utangaç ki sormayın gitsin. Bir süre sessizce aynı hizada yürüyoruz. İçimden derdini anlatsa da ben de yol versem diye geçiriyorum. O derdini anlatana kadar biz de radyo binasına varıyoruz. Yok yok anlaşıldı çocuğun derdi açık. Aklınca benim evimde beni yatağa atacak. Çay bahanesiyle evine gidelim konuşalım diyor da başka bir şey demiyor. Ben de tamam o zaman bir yerlerde bana çay ısmarlayabilirsin teklifini veriyorum. Ama nafile. İlle de benim evde. Ben ki bir polis memuruna bonus olayım umuduyla yollara çıkmışım, bonus olmak bir yana hiç yoktan bu delikanlıya av olacağım. Artık Nişantaşı ayırımındayız. Nihayet çocuk da pes ediyor, ben eyvallah deyip Şişli’ye o da Nişantaşı’na devam ediyor. Kavşaktaki ışıklarda beklerken nedense onun gittiği yöne gözlerim kayıyor. Mahcup mahcup son bir umutla gülümseyerek bakıyor hâlâ. Derken Eleven’ın karşısında üşüdüğümü hissediyorum. Elimdeki hırkayı giymek için duraksıyorum. Tam hırkayı giymişken ekip otusu yanımda bitiyor. Bir memur iniyor, “ne arıyorsun burda” diyor. Allahım diyorum acaba yasak bir bölgeye mi girdim. Öğlen vakti, bayramın birinci günü Harbiye’de yürüyen herhangi bir insan ne arayabilir ki?

Kimliği istiyor önce, gene olmadı başaramadım, bonus olamadım diye geçiriyorum. Sadece kimliği istediğine göre “gbt” bakacak ve gönderecek diyorum. Ama öyle olmuyor. Ekip otosuna alıyorlar. Yaşasın tamam diyorum. Maçka Parkına sürüyorlar. Orda yunus ekipleri üç genci parkta içki içerken bulmuşlar. Çocuklar “abi valla suç olduğunu bilmiyorduk” diyorlar. Gariplerim nerden bilsin “kabahatler kanununu”. Ama ben biliyorum. Madde 35: Sarhoş şekilde başkalarını rahatsız eden kişiye… diye başladığını. Çocuklara bakıyorum en az onlara para cezası kesen polisler kadar normal duruyorlar. Ama o yasanın onlarca yıldır aslında hiç uygulanmadığını da biliyorum.

Peki, neden şimdi? Sahi neden şimdi? “Parkta içki içilmeli midir içilmemeli midir” tartışılabilir ama ben mevcut yasadan bahsediyorum. Mevcut yasa kesinlikle yasaklamıyor. Sadece sarhoşluk halini cezalandırıyor- dikkat sarhoşluk hali yasaklanan içki falan değil yani-. (Aklıma şu meşhur 367 zorlaması geliyor. Erdoğan o zorlamaya karşı direnerek yüzde 47’yi bulmuştu. Şimdi benzer zorlamaları kendisi yapıyor.) Elbette bir de başörtüsü yasağı. Hâlâ pek çok hukukçu mevcut yasaların başörtüsünü yasaklamadığında hemfikir. Üç genci de yanıma sıkıştırıyorlar. Balık istifi şeklinde karakola doğru yol alıyoruz. Çocuklar ta Pendik’ten gelmişler. Belli ki beni de çözememişler. Biri hanımefendi siz de mi parkta içki içtiniz diye soruyor. Zıkkımın kökünü içtim demek geçiyor içimden. Ya sabır diyorum, gariplerim ne bilsin ki. Hayır canım kimliğimden dolayı aldılar diyorum. “Kimliğinizi mi kaybettiniz” diyor. Ay çıldıracam. “Hayır canım cinsel kimliğimden dolayı” diyorum. Çocuk büsbütün şaşırıyor. Tam bir şey daha söyleyecek, “bak canım ben dönmeyim. Ve bu polislerin gözünde suçlu olmam için yeterli bir sebep. O yüzden alındım” diyorum.

Daha önce de bir kaç kez geldiğim harbiye karakoluna ilk defa gündüz ve de bayramda düşüyorum. Nezarethane bölümünde oturur oturmaz 3 aydır devam eden suskunluğum isyana dönüşüyor. Önce Umut’u arıyorum. Elim ayağım titriyor. Sağ olsun hem kendisi arıyor hem de Pembe Hayat’ın avukatını karakola yönlendiriyor. Resmen ne yaptığımı bilmiyorum. Tanıdığım gazeteci arkadaşlara ulaşmaya çalışıyorum. Radikal gazetesi muhabir yolluyor. O sırada hakkımda tutulan tutanak imzalamam için elime tutuşturuluyor. “…isimli şahsı trafiği engellerken” ibaresini görür görmez imzalamam diye bağırıyorum. Görevli memur şaşırtıcı şekilde hiç itirazsız “peki oldu tamam imzalama” deyip geri götürüyor. “Bir yandan Cemil İpekçi’ye iftar vereceksin, öte yandan bir transseksüele bayram günü bu muameleyi reva göreceksin” diye bağırıyorum. Hıçkırığa boğuluyorum. Sivil giyimli bir memur yanımda bitiyor ve “helal olsun sana” diyor. “Ben Cemil İpekçi’nin kimliğine karşı değilim. Yüksek düzeyde davet edilmesi de ancak sevindirir. Benim derdim ortada duran bu yaman çelişkiyle. Ama şunu da söylemek zorundayım, eğer Cemil İpekçi gerçekten demokrat bir insan olsaydı, transeksüellerin açıkça hürriyetlerinin engellendiği bir ortamda o davetlere katılmazdı” deyip noktayı koyuyorum. Nihayet beklenen trafik ekibi geliyor ve elbette imzalamadığım 61 liralık ceza tutanağı adeta bayram hediyesi olarak elime tutuşturuluyor.
Bunun adı faşizmdir

“Demokrat görünümlü faşist iktidar” lafını neden mi kullandım? Kızlara kesilen ceza tutanaklarının üzerinde aynen şu ibare var: “Bayan görünümlü erkek şahıs”. Bu ibare “bunlar” lafından da beter koydu. Faşizm TDK sözlüğünde “Demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti” olarak anlatılmış. Bu öğretiye bağlı olanlar da dolayısıyla faşist olarak tanımlanmış. Yıllardır kör topal bir demokrasi ortamı içinde dahi olsa transseksüel kimliklerini kazanmış veya kazanma aşamasında olan vatandaşlarını polisi aracılığıyla gündüz sokaktan, kuaförden, bakkaldan gözaltına aldıran üstüne bir de “bayan görünümlü erkek” damgalı para cezası kesilmesine yol açan, bu şekilde onlara yaşamayı adeta dar eden bir iktidar da olsa olsa faşist olur ancak.
Aynı iktidar ağzına demokrasi, AB, insan hakları gibi erdemleri pelesenk etmiş, üstüne bir de demokratik açılımlara karar vermiş biriyse şayet o zaman aynen şunu hak eder: Demokrat görünümlü faşist!

Yazıyı daha yazarken Yıldırım Türker’in “Erkeğin eteği, Çapkın’ın yemini” başlıklı enfes makalesinin sonundaki şu satırlar gözüme ilişiyor:
“Maksat, travesti ve transseksüelleri insan içine çıkamaz hale getirmek, hayatlarını zehir etmek.
Onları hayattan sürgün etmek.
Farklı olana uygulanan bu şiddeti, faşizmin en vahşi dönemlerinden tanıyoruz elbet.
Erkeğin en gözü kara yemini, her zaman için ilk travesti/transseksüelleri işaret ediyor.
Çapkın ve gibileri, onları görmek istemiyor”
Hemen hemen aynı zaman zarfında aynı davada aynı kanıya ulaşmış olmak müthiş bir cesaret ve haz veriyor.
Ve son bir nokta…

Psikiyatrlar istifa dâhil bu faşist uygulamaya karşı etkili bir tavır geliştirmeyi düşünüyorlar mı merak ediyorum doğrusu. Bu şartlar altında hâlâ o kürsülerde sessizce Transseksüalite raporları verilmesi çelişkiden başka bir şey değil. Onlar rapor verecek, devletin herhangi bir polis memuru ise bonus puan alma adına elini kolunu sallayarak “bayan görünümlü erkek” damgası vuracak. Nasıl ki bir bakan, bir genel müdür, bir müdür, kendisine bağlı birimde meydana gelen kaza v.b olayların akabinde istifa etmeleri bekleniyorsa bence o psikiyatrlar da istifa etmeli. Demokrat görünümlü faşist iktidara karşı tarihi bir fırça olur psikiyatrların göstereceği bu tavır…

Deniz Deniz

Sokakta yürümek transeksüellere yasak!

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , , , , on Eylül 23, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 23 Eylül, 2009
Transeksüel Deniz Deniz’e polis kaldırımda yürürken trafiği engellediği gerekçesiyle ceza kesti. Deniz: “Karakolda üç saat tuttular. Sokağa çıkamaz olduk”
İstanbul İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın uygulamaya koyduğu, kestikleri ceza ve yakaladıkları suçlulara göre polise puan verilmesi işlemi, transeksüeller ve travestiler için cezalandırmaya dönüştü. En son, yaklaşık beş yıl gazetecilik yaptıktan sonra transeksüel olan Deniz Deniz, bayramın ilk günü Osmanbey’de kaldırımda yürürken, ‘trafiği tehlikeye düşürdüğü’ iddiasıyla 62 TL cezaya çarptırıldı. Gözaltına alınan Deniz, karakolda, ceza makbuzunun gelmesi için üç saat bekletildi. Transeksüel ve travestiler, ‘Puanlama Sistemi’ni protestoya hazırlanıyor.
Radikal’de 18 Eylül’de yayımlanan ‘Travestiyi eve hapsetme bonusu’ başlıklı haberde yeni İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın polislere kestikleri ceza ve yakaladıkları suçlu kadar puan verilmesi sisteminin yarattığı sorunlar anlatılıyordu. Haberde polisler daha sonra istedikleri bölüme geçmelerini sağlayacak puanları almak için travesti ve transseksüelleri hedef seçip ve sürekli olarak ceza kesip puan topladıkları anlatılıyordu.
Bunun son örneği, daha önce beş yıl gazetecilik yapan ve daha sonra transeksüel olan Deniz Deniz oldu. Deniz, bayramın ilk günü Osmanbey’de kaldırımda yürürken ekiplerce durdurularak, ‘Trafiği Tehlikeye Düşürmek’ suçundan hakkında tutanak tutuldu. Harbiye Polis Merkezi’ne götürülen Deniz’e 61 TL ceza yazıldı. Deniz’in ceza makbuzunu alabilmesi üç saat sürdü. Transseksüel olduğu için bu uygulamaya maruz kaldığını savunan Deniz “Eskiden gündüz almıyorlardı, şimdi gündüz de sokakta yürüyemez olduk” dedi. Deniz, yaya olarak yürürken yazılan 61 TL’lik trafiği tehlikeye düşürme cezayı öderken de sıkıntı çektiklerini belirterek, “Maliyeye gittiğimiz zaman, plaka soruyorlar” dedi.
Bu arada, ‘puanlama sistemi’ mağduru travesti ve transeksüellerin sayısı da git gide artıyor. Transeksüel Ebru Kırancı, şöyle dedi: “Kadın kimliğim olmasına rağmen bana, ‘Kadın kıyafeti giymiş erkek’ olarak kabahatler kanununa göre ceza yazıyorlar. Polis bu sistemi sürek avına çevirdi. Ceza yazmak için yarışıyorlar.”

Ertan Kılıç

Radikal
09/23/2009

Öldürdüm Onu Baba

Posted in nefret cinayetleri with tags , , , , , on Ağustos 30, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 26 Ağustos, 2009
Funda’ya  …
Simge’ye …
Mehmet’e …
Melek’e …..
ve nefret cinayeti kurbanı tüm ruhlara….
Öldürdüm onu baba!
Aktı kanı sokaklardan. Öylece yüzüme bakakaldı. Karanlıktı, kediler miyavlıyordu. Havada tek bir bulut dahi yoktu. Yıldızlar o kadar parlaktı ki, zifiri karanlığın içinde kıpkızıl aktı kanı sokaklardan. Baktı bana, yüzüme. Bakakaldık öylece. Benim elimde silah, onun elinde ise kırılmış bir bardak vardı. Olmamalıydı. Bir katil bakmamalıydı onun gözlerine. Açıktı. Gözleri tamamen açıktı. Sanki beni görüyormuş gibi. Kapattım gözlerini. Elledim ona son kez. Soğuktu, boğazından yükselen buharın aksine. Tükürdüm. Tam iki gözünün ortasına tükürdüm. Kan vardı suratında, ellerinde. Sokak hep kan oldu.
Bana öyle bakma baba!
O insan değildi ki hem. Onun ne annesi vardır ne de babası. Biliyorum senin gözünde hiçbir zaman hiçbir şey olamadım fakat bu sefer erkek oldum bak. Gönderdim onu öbür Dünyaya. Kimse duymadı. Ne silah sesi vardı ne de çığlık. Bağıramadı ki baba. Eminim onun sesi de yoktur. Parlıyordu. Zifiri karanlığın içinde bıçağım kıpkızıl parlıyordu.
Daha önce birisini hiç öldürmemiştim baba. Daha önce ben hiç kan görmemiştim ki.
Hayır baba. Bağırma bana.
Doğruydu yaptıklarım değil mi? Sen ne dersen de, o artık yok baba. Kim bilir tamamen akıp gitmiştir sokaklardan. Polisler gelmiş bir siyah naylona bağlayıp atmışlardır bir buzdolabına. Sakın arama polisi. Bir daha görmek istemiyorum o yeri. Hem bak, para da var cebimde. Bir de cep telefonu. Hem kim uğraşır onunla şimdi? Yapma baba. Ben senin oğlunum. Kıyar mısın hiç bana?
Öldürdüm onu baba !
Hiç acımadan, gözümü hiç kırpmadan. Bir insan olduğunu unutup, koyun gibi doğradım baba. Bakma bana öğle. Ağlamıyorum. Hem hiç ağlar mıyım kız gibi? Pişman oldum sanma sakın.
Elledi baba!
Namusuma elledi!…
Arda Fıratlı