nefret için arşiv

HIV/AIDS Korkusu Cinsel Azınlıklara Nefretten Besleniyor

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 16 Eylül, 2009

HIV/AIDS Korkusu Cinsel Azınlıklara Nefretten Besleniyor

PYD’den Murat Yüksel “Cinsel Haklar ve Siyaset” panelinde cinsel azınlıklara nefretin toplumda HIV/AIDS virüsü taşıyanların tedavi olmasına engel teşkil ettiğini ve bunun da virüsün yayılmasına neden olduğunu söyledi.
Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nin düzenlediği “İkinci Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu (CSBR) Cinsellik Enstitüsü: Türkiye’de Cinsel Haklar ve Siyaset” panelini dün (15 Eylül) akşam, Beyoğlu’ndaki Goethe Enstitüsünde gerçekleşti.
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Aras Güngör, Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği (EL-DER) ve Çanakkale Toplum Merkezi adına Nigar Etizer Karacık vePozitif Yaşam Derneği’nden (PYD) Murat Yüksel‘inkonuşmacı olduğu panelde Yüksel Türkiye’de cinselliğe dayalı ayrımcılığın HIV/AIDS’le nasıl örtüştüğü üzerine konuştu.
“Cinsellik söz konusuysa tabular devreye giriyor”

Yüksel’in verdiği bilgiye göre dünyada HIV/AIDS tanısı konulan insanların sayısı 40 milyondan fazla, yarısından çoğunu kadınlar oluşturuyor ve çoğu Afrika ülkelerinde.
Bugüne kadar AIDS nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı İkinci Dünya Savaşı’nda ölenlerin sayısını geçiyor.
Yüksel Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından 1989’dan bu yana HIV/AIDS’e ilişkin verilerin tutulduğunu aktardı.
“O tarihten 2008’e kadar toplam HIV/AIDS’li sayısı 3 bin 300. Yarısından çoğu erkek.
“HIV/AIDS’in kan aktarımı ve anneden çocuğa geçmesi dışında bulaşma yollarından biri de cinsellik. Cinsellik söz konusu olduğunda tabular devreye giriyor. İnsanlar test yaptırmaktan çekiniyor, çünkü damgalanmaktan korkuyor. Test yaptırmayınca tanı konulamıyor. Gerçek rakamları da bilemiyoruz.”
“Virüs yayılıyor, Bakanlık önlem alsın”

Yüksel cinsel yönelimin de bu ayrımcılıktan payını aldığını söyledi:
“Cinsel azınlık da HIV/AIDS virüsü taşıyanlar da ‘hastalıklı’ damgası yediği için test yaptırmaya cesaret eden bile cinsel yönelimini ifade etmiyor.”
Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2006’da 296, 2007’de 270 ve 2008’de 450 kişiye HIV/AIDS tanısı koyuldu.
Yüksel bu rakamların gerçeği yansıtmasa bile tedbir almak için artışı iyi ifade ettiğini söylüyor.
HIV/AIDS’nin Türkiye’de 1980’lerin sonunda gündeme alındığını hatırlatan Yüksel “İlk zamanlar yapılan çalışmalar ‘AIDS’le savaş ya da mücadele’ydi. Ancak HIV/AIDS tanısı koyulanları toplumdan izole etmek yöntemi söz konusu. Bu da insanların tedaviye erişiminin önünde ciddi bir engel” dedi.
Geçtiğimiz dönemde Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir reklam kampanyasını örnek gösteren Yüksel kampanyanın sloganının “Kimi ilişkiler ayağınızı yerden keser” olduğunu ve bu sloganın morga yatan bir ölü fotoğrafıyla verildiğini anlattı.
“Yani ayrımcılık sürüyor. Buradaki ‘kimi ilişkiler’le verilen mesaj cinsel eğilimi toplumun ötekileştirdiği, kabul etmediği insanlarla ya da seks işçileriyle seks yapmak. Kızılay’da bile kan vermesi yasaklanan bireyler içinde ‘yabancı uyruklu seks işçileriyle seks yapmış ya da homoseksüel’ bireyle var. Bu düpedüz ayrımcılıktır.”
Kadınlar açısından durumun çok da değişmediğini söyleyen Yüksel cins iktidarının ‘kondom kullanmaya erkek karar verir’ gibi yargılar üzerinden ayrımcılığın sürdüğünü belirtti.
“HIV’e karşı korku, toplumun kabul etmediği cinsel azınlıklara, çok eşliliğe öfke ve tıpkı yabancı uyruklu kadın seks işçilerine olduğu gibi ırkçılık gibi toplumsal nefret söyleminden besleniyor. Korku ve öfkeler birbirine giriyor. Bu nefret toplumda HIV/AIDS virüsü taşıyanların tedavi olmamasına bu da virüsün yayılmasına neden oluyor.”
Yüksel diğer taraftan HIV/AIDS tanısı konan kişilerin bu toplumsal nefret nedeniyle içlerine kapanıp suçluluk duyduklarını ve travma yaşadıklarını söyledi.
Bianet / Emine Özcan
09/16/2009
Reklamlar

“Seks İşçiliğini Görmezden Gelmek İşçi Hareketinin Eksikliğidir”

Posted in Uncategorized with tags , , , , , , , on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 16 Eylül, 2009

Aras Güngör, seks işçisi travesti ve transseksüellerin sömürüye, toplumsal nefrete ve polis şiddetine karşı bir araya gelip Pembe Hayat’ı oluşturduklarını söylüyor: “Kendi adımıza kendimiz konuşalım istedik.”

“Ankara’nın Eryaman ilçesinde seks işçiliği yapan travesti ve transseksüellere bir çetenin saldırması sonucu polis de şikâyetimizi ciddiye almayınca her Perşembe Yüksel Caddesi’nde yürümeye başladık.”
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Aras Güngör nasıl dernekleştiklerini anlatmaya böyle başlıyor.
Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nin düzenlediği “İkinci Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu (CSBR) Cinsellik Enstitüsü: Türkiye’de Cinsel Haklar ve Siyaset” panelini dün (15 Eylül) akşam, Beyoğlu’ndaki Goethe Enstitüsünde gerçekleşti.
Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği (EL-DER) ve Çanakkale Toplum Merkezi adına Nigar Etizer Karacık ve Pozitif Yaşam Derneği’nden (PYD) Murat Yüksel’in konuşmacı olduğu panelde Güngör anlatmaya devam ediyor.
“İlk basın açıklamamızı İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) yaptık. Bizlere saldıran çetenin asıl derdi haraç almaksa da toplumsal nefretin de bir ifadesiydi. Biz de toplumsal nefrete karşı sessiz kalmamak için eylemlere başladık.”
“Eryaman saldırısının failleri serbest”

Güngör, eylemleriyle medyada yer almalarının ardından polisin kendilerine Eryaman’ı terk ettikleri takdirde saldırının faillerini yakalayacaklarına söz verdiklerini söylüyor.
“Biz de evlerimizden çıkmayacağımız cevabını verdik. Bu arada ev toplantılarımız sürüyordu. Sonunda ev toplantılarını derneğe taşımaya karar verdik ve dernek için gerekli hazırlıklara başladık.”
Eryaman’da travesti ve transseksüellere saldırmaktan yargılanan sanıkların serbest bırakıldığını hatırlatan Güngör, tahliye kararlarını da temyize götürdüklerini ve sürecin devam ettiğini aktarıyor.
“Diğer yandan dernekleşirken maruz kaldığımız saldırıların da yaşadığımız olumsuzluğun da kadın sorunundan bağımsız olmadığını biliyorduk. Bu durum feminist hareketten de destek almamızı sağladı.”
“Polis kabahatler kanununu keyfi uyguluyor”

Dernek olma süreçlerinde mücadele alanlarından birinin polis şiddeti olduğunu söyleyen Güngör “Artık kamuoyunda daha görünür olmamızla polisin kaba şiddetine maruz kalmasak da ‘kabahatler kanunu’ bir baskı aracı olarak polislerce keyfi uygulanıyor” diyor.
Para cezalarını ödemekte zorlandıklarını söyleyen Güngör “Devlet seks işçilerine ağır para cezaları keserek yine onları fuhşa yönlendirmiş olmuyor mu?” diye soruyor.
“Kendi sözümüzü kendimiz söylemek istiyoruz”

Feminist, gey-lezbiyen hareketle yan yana durduklarını ancak kendi sözlerini üretmek için de dernekleştiklerini söyleyen Güngör’e göre seks işçiliği yapan travesti ve transseksüellerin sorunlarını yine en iyi onların dillendireceğini savunuyor:
“Dernekte projeler üretiyoruz. 8 Mart gibi önemli günlerde kendi bayrağımızla alana çıkıyoruz. ‘Travestiyiz, buradayız, alışın’ diye bağırıyoruz. Sağlık Bakanlığıyla ortaklaşa yapılan bir projenin içinde de yer aldık. Devamını getiremesek de üç sayı çıkarttığımız bir dergimiz ve o dergide kendi dertlerimizi anlatabilme fırsatımız oldu.”
Güngör yine de seks işçisi travesti ve transseksüellerin örgütlenmesinin çok zor olduğunu, gece sabaha kadar türlü şiddete maruz kalarak çalışan bir seks işçisinin gündüz emek hakları üzerinden örgütlenmesinin, derneğe gelip faaliyet yürütmesinin neredeyse imkânsız olduğunu söylüyor.
“Seks işçilerinin sendikalaşmalarının önünde hem yasal hem bürokratik hem de toplumsal olarak çok büyük engeller var” diyen Güngör emek hareketine sesleniyor:
“Sömürünün had safhada olduğu bir alan olarak seks işçiliğini görmezden gelen bir işçi hareketi eksiktir.”
Bianet / Emine Özcan
09/16/2009

Kimsenin can güvenliği yok!

Posted in Uncategorized with tags , , , , , on Temmuz 29, 2009 by ifsaeylem1
Salı, 28 Temmuz, 2009
Türkiye insan haklarının hep sınıfta kaldığı bir ülke olması bir yana, yaşam hakkı söz konusu olduğunda da kimsenin diyecek bir sözünün kalmadığı bir ülke. Devletin en temel görevi olan vatandaşlarını koruma görevini Toplumun hangi kesimine dönüp baksak yerine getirmediğini gözlemliyoruz. Toplumun her kesiminde insanlar öldürülüyor ve devlet buna karşın hiçbir şey yapmayarak bu suça ortak oluyor.
Yargı sürecinde ise “katiller ödüllendiriyor” diyebileceğimiz bir zihniyet arka planına sahibiz. Hrant Dink davasındaki absürtlüklerden sanırım bahsetmeye bile gerek yok. Çünkü ana akım medya bile bu absürtlükleri haberleştiriyor.
LGBT bireylere yönelik işlenen suçlarda da, yargı hetoronormatif yapısından kaynaklı ayrımcı kararlar verebiliyor ve LGBT bireyler bir de yargı sürecinde mağdur ediliyor. Özellikle trans kadınlar ve eşcinsel erkeklere yönelik işlenen nefret suçlarında hakimler, sanıkların “Bana ters ilişki teklif etti”, “Ben onu kadın zannetmiştim” gibi artık ağızlarda sakız olmuş savunmalardan hareketle “haksız tahrik indirimi” vererek cezalarını ¼ oranında indirebiliyor. Bugün Ankara’da Melek’in davası var, Melek’in davası sonrasında da Eryaman davası görülecek. Yargının vereceği kararı hep birlikte göreceğiz.
Yargı sürecinde benzer bir karar ise Uğur Kaymaz davasında geldi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın öldürülmesi ile ilgili yerel mahkemenin kararını onaylaması üzerine insan hakları savunucuları herkesi savcılıklara suç duyurusunda bulunmaya çağırıyor. Sizde http://artikhepimizbiliyoruz.wordpress.com/ linkinden destekleyebilirsiniz.
“Yargıtay 1. Ceza Dairesinin Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın öldürülmesi ile ilgili davada yerel mahkemece verilen beraat kararını onaması hukuk devleti olmanın ilkeleri ile bağdaşmamakta, adalet duygusunu ve vicdanları yaralamaktadır.
Bu karardan sonra, Artık hepimiz biliyoruz ki; Sanıklar güvenlik görevlileri ise, adalet hiç gerçekleşmiyor, Bu ülkede çocukların bile yaşam hakkı güvence altında değil.
Herhangi bir zaman diliminde, içimizden herhangi biri “meşru müdafaa” kurşunlarından payına düşeni alarak öldürülebilir.
Can güvenliğimizin sağlanması için herkesi Cumhuriyet Başsavcılıkları’na başvuruda bulunmaya çağırıyoruz.” diyorlar.
Umut Güner

25 haziran pride – performans

Posted in pride with tags , , , on Haziran 24, 2009 by ifsaeylem1
Nefretim Elimde My hate is in my hands!
Performans: Gizem, Semih, Sema
25 Haziran Perşembe
Yer: XLarge
12.30 – 13.00
Presentation: Gizem, Semih, Sema
June 25, Thursday
Venue: XLarge
12.30 – 13.00
artık alıştık…
baskının, şiddetin ve nefretin başımızın üstünde yeri var. bunlarla yaşamak boynumuzun borcu… bu borç öyle bir borç ki son 3 yılda 29 arkadaşımızı kaybetmemize rağmen ödeyemedik… aslında bu bir borç değil; bir kan davası, bir soykırım…
baskının ve şiddetin olmadığı daha yaşanabilir bir hayatın umuduyla; eylemlerde, sokaklarda can havliyle yükselen seslerimizi, bir kez de sahneden duyurmaya çalışıyoruz…Now we are used to stuff!
We welcome presurre, violence and hatred. Living with them is a binding duty for us. This duty is such a hard one that we could not service it even though the murder of our 29 friends in three years. Actually this is not a duty, this is a vendetta, this is a genocide.
with the hope of a world worth-living and has no pressure and violence in it; once again; we try to make our voices desperately raised in protests and streets heard from the scene…

Her Perşembe, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı önünde!

Posted in basın açıklaması, nefret cinayetleri with tags , , , , , , , , , , on Mayıs 24, 2009 by ifsaeylem1
Pazar, 24 Mayıs, 2009

Cuma günü bıçaklanarak öldürülen Çağla’nın Ankara, Tunalı’daki evinin önünde, çok sayıda sivil toplum kuruluşunun desteğiyle LGBTT Hakları Platformu üyeleri, bugün (Cumartesi) akşam saat 19:00’da basın açıklaması yaptı.

Arkadaşları, Çağla’nın öldürüldüğü apartmanın merdivenlerinde ve bahçesinde mumlar yaktı. Basın açıklamasının yapıldığı sokak emniyet tarafından trafiğe kapatıldı.

Basın açıklamasının ardından sokakta oturan grup üyeleri, Tunal Caddesinde bir süre alkışlarla yürüdüler.

Transfobinin arsızlığı!

Sistematik olarak saldırıya uğrayan ve nerdeyse görünmez bir el tarafından düzenli olarak öldürülen travesti ve transeksüellerin barışçıl eylemi provoke edilmek istendi.

Basın açıklaması ve öldürülen arkadaşlarını anmak için toplanan gruba yönelik transfobik sataşma ve taciz yaşandı. Hoyrat davranışları ve arsızlıkları dikkat çeken sivil provokatörleri polisin nazikçe uzaklaştırdığı görüldü.

“Balyoz”u basın açıklamasına kim gönderdi?

Basın açıklamasın ardından sorunsuz bir şekilde dağılan grup üyeleri “balyoz timi”nden polislerin taciz ve tehdidine maruz kaldılar. Travesti ve transeksüellere karşı taciz ve yıldırma amaçlı özel olarak kurulduğu bilinen balyoz timi basın açıklamasına katılanları “akşam görürsünüz siz” diyerek taciz ve tehdit etti.
Grup üyeleri, güvenlik şubeden ve çevik kuvvetten polislerin hazır bulunduğu halde “balyoz timinin” bir basın açıklamasına ne amaçla geldiği veya gönderildiğini sordular. Şimdiye kadar LGBTT Hakları Platformu tarafından yapılan hiçbir eylemde sorun çıkmadığını belirten grup üyeleri, “balyoz timi” üyelerini, Perşembe günleri, Yüksel Caddesinde, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı önünde yapacakları basın açıklamalarında görmek istemediklerini açıkladılar. Balyoz timinin ve olası sivil provokatörlerin uzak tutulması durumunda bundan sonraki basın açıklamalarının da sorunsuz geçeceği belirtildi.

“Katil sadece, bıçağı tutan ellerin sahipleri değildir.”

Basın açıklamasında, katilin, “sadece, silahı, bıçağı tutan eller” olmadığı vurgulandı.
“Katil, gey ve trans bireyleri temel hak ve özgürlüklerinden mahrum ederek yaşamaya zorlayan sistemdir.”
“Bu sorunları çözmek için çaba göstermeyen ve bu cinayetlere sessiz kalan, yasal düzenlemeler yapmayan yetkililer de katildir!”
Her Perşembe, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı önünde!
LGBTT Hakları Platformu’ndan yapılan açıklamada, “LGBTT bireylere yönelik nefret suçlarını durdurmaya yönelik gerekli önlemler alına kadar ve LGBTT bireylere yönelik nefret cinayetleri aydınlatılana kadar” her hafta Perşembe günü saat 18:30’da Yüksel Caddesindeki Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulunun önünde toplanmaya devam edileceği belirtildi.
“Sıra hangimizde?” diye soran basın açıklamasının tam metni:
Sıra Hangimizde?

“Cuma sabahı Çağla evinde bıçaklanarak öldürüldü. Bir arkadaşımızı kaybetmenin acısını içimize sindiremezken bir başkasının ölümüne şahit oluyoruz. İçimiz kan ağlıyor. Artık bağırmaktan yorulduk. Feryatlarımızı duymuyorsunuz. Transfobi ve homofobi gözlerinizi kör, kulaklarınızı sağır yapmış. Bizim insan olduğumuzu unutarak kendi insanlığınızdan kaybediyorsunuz.
Yetkiler harekete geçmek için neyi bekliyorlar? Kaç kişinin daha öldürülmesi gerekiyor?
Bu hükümet kimin hükümeti? Bu meclis kimin meclisi?
Katilleri koruyarak, Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel (LGBTT) bireylere karşı işlenen suçlarda haksız tahrik indirimleri yaparak katilleri suça teşvik etmiyor musunuz?
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu, Ankara Valiliği İnsan Hakları Kurulu, Çankaya Kaymakamlığı İnsan Hakları Kurulu nefret cinayetlerini incelemek için neden harekete geçmiyor? Ölen gey ve trans bireyler sizin yurttaşlarınız değil mi?
Katil sadece, silahı, bıçağı tutan ellerin sahipleri değildir.
Katil, gey ve trans bireyleri temel hak ve özgürlüklerinden mahrum ederek yaşamaya zorlayan sistemdir.
Bu sorunları çözmek için çaba göstermeyen ve bu cinayetlere sessiz kalan, yasal düzenlemeler yapmayan yetkililer de katildir!
LGBTT bireylere yönelik nefret suçlarını durdurmaya yönelik gerekli önlemler alına kadar ve LGBTT bireylere yönelik nefret cinayetleri aydınlatılana kadar biz her hafta Perşembe günü saat 18:30’da Yüksel Caddesindeki Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulunun önünde toplanmaya devam edeceğiz.”
“Nefret Cinayetlerine Sessiz Kalma! Suça ortak olma!”
LGBTT Hakları Platformu

Basın Açıklaması Foto Galeri: http://kaosgl.org/content/elveda-guzel-kiz

LGBTT Hakları Platformu:
Kaos GL Derneği
Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği
MorEL Eskişehir LGBTT Oluşumu
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
Piramid LGBTT Diyarbakır Oluşumu
Siyah Pembe Üçgen Derneği
Destekleyen Kuruluşlar:
Amargi Kadın Kooperatifi, Anarşi Kolektifi Ankara, Ankara Kadın Platformu, Çeviri Eylem Kolektifi, DSİP, EHP’li LGBTT’ler, Eskişehir Demokratik Kadın Platformu, Feminist(B)iz,  Filmmor, Halkevci Kadınlar, GLADT / Berlin-Brandenburg Türkiyeli Eşcinseller Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, İstanbul LGBTT Sivil Toplum Girişimi, İzmir Amargi Grubu, Ka-Der, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları- Yeni Çözümler Derneği, Kardeşime Dokunma İnisiyatifi, Kırkörük Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kooparatifi, Nefret Cinayetlerini Duyuruyoruz İnisiyatifi, Sosyal Kalkınma ve Cinsiyet Eşitliği Politikaları Merkezi, Sosyalist Feminist Kolektif, TCK Kadın Platformu, Türkiye Ayıları, Uçan Süpürge Kadın Örgütü, Yeşiller İzmir

İlgili haber: Transfobi yine katletti!

http://kaosgl.org/node/2919

Kaos GL
Basın açıklaması fotoğrafları için;

http://kaosgl.org/content/elveda-guzel-kiz

Medyanın Görmediği, Yargının Mücadele Etmediği: Nefret Söylemi

Posted in Uncategorized with tags , , , , on Mayıs 21, 2009 by ifsaeylem1

İnceoğlu, “nefret söylemiyle mücadele için toplum medya üzerindeki denetimini artırmalı”; Bilgiç, “Medyanın yazmadıkları da bir mesajdır”; Çolak, “Eşcinsellere saldırı aslında onların üyesi oldukların tüm toplum kesiminedir”; Karan, “Türkiye yükümlülüklerinin yerine getirmiyor” dedi.

Sosyal Değişim Derneği’nin düzenlediği “Ulusal Medyada Nefret Söylemi” konulu toplantı, Türkiye’nin nefret söylemiyle uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak mücadele etmediğini, medyanın da kendi çıkarı için bu söylemi yeniden ürettiğini ortaya koydu.

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, bu konuya medyanın kutuplaşarak değil, sorumlu ve iyi niyetli davranarak, demokratik tavır göstererek ve karşılık saygıyı esas alan bir yaklaşımı benimseyerek katkı sunabileceğini ifade etti.

İnceoğlu: Toplum haberlere müdahale etmeli

Resmi ideolojiyi yeniden üretme bir mecra olan Türkiye medyasının milliyetçi ve ırkçı söylemlerin destekleyen, ötekileştiren ve zaman zaman linç girişimlerine zemin hazırlayacak bir tutum sergilediğine işaret eden İnceoğlu, çözümü, haber süreçlerinin sivil toplum örgütleri ve medya haberlerinden zarar görebilecek çeşitli toplumsal yapılarının denetimine açılmasında gördüğünü açıkladı.

İnceoğlu, AGİT’e üye 56 ülkeden sadece 15’inin nefret suçlarıyla mücadele ettiğini belirterek, Türkiye’de son dönemde Seferihisar ve Kemalpaşa’daki yaşananların da nefret faaliyetleriyle örtüştüğünü söyledi.

İnceoğlu, Ceza Yasası’nın (TCK) 216. maddesinin önemli bir düzenleme olmakla birlikte ilginç bir şekilde bunun nefret suçlarına karşı mücadele veren Prof. Dr. Baskın Oran ve Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’ya karşı kullanıldığını söyledi; çevresinin hedefi olan Denizli’deki bir Kürt ailesine karşı da “ırkçılık”tan işlem yapılmasını da buna örnek olarak verdi.

Medya mensuplarının bekaretle ilgili ortaya çıkan muhafazakar düşünceleri dikkate alındığında, “Eşcinsel terörü”, “İlişki teklif etti, öldürdü” şeklindeki gazete manşetlerine de şaşırmamak gerektiğini açıklayan İnceoğlu, “Toplumun değişik kesimlerinin haber süreçlerinde temsil edilmesiyle birlikte habercinin eğitimi de son derece önemli” dedi.

Bilgiç: Dört yılda tek bir “Kürt” kelimesi buldum

Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi ve “Vatan, Millet ve Reyting” kitabının yazarı Esra Ercan Bilgiç, medyada nefret söylemine yönelik yapılacak bir incelemenin yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Bilgiç, haber içerik analizinde, kullanılan kavramlar kadar kullanılmayan kavramların da bir gösterge olduğunu, örneğin tek partili dönemin dört yılını araştırdığında, haberlerin “Müslüman Türklere” hitap edecek şekilde kurgulandığını fark ettiğini, buna karşın tek bir kez “Kürt” kelimesine rastlayabildiğini söyledi.

Çolak: Önyargı birinci,”fiil” ikinci saldırı

Adli Tıp Enstitüsü’nde yüksek lisans da yapan Lambdaİstanbul görevlisi Özlem Çolak ise, eşcinsellere yönelik nefret fiillerinin, sadece kişiye değil onun mensubu olduğu gruba yönelik olması bakımından, daha ağır etki yaptığını söyledi.

Bu durumda kişinin, üzerinden atamayacağı, doğal bir özelliğinden dolayı saldırıya uğradığını ifade eden Çolak, önyargıdan sonra gelen saldırının ikinci bir travmaya neden olduğu, bunu yaşamamak için kişilerin bu durumları adli makamlara yansıtmamayı dahi tercih edebildiğini kaydetti.

Karan: AİHM’de nefret söylemi özgürlük değil

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku araştırma görevlisi avukat Ulaş Karan da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin nefret söylemini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmediğini açıkladı.

Karan, ABD yargısının, kıta Avrupası’nın ırkçılık olarak gördüğü söylemleri ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdiğini kaydederek, “ABD’de devlet tartışmanın tarafı olarak yer almayı reddediyor ancak şahsi tazminat yollarını salık veriyor” şeklinde konuştu.

Karan, nefret söylemine karşı yargı mücadelesinin çok yeni olduğu Türkiye’de yetkililerin, 1972’de imzalayıp 2002’de yürürlüğe soktukları Birleşmiş Milletler “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi”nin gereğini yapmadıklarını söyledi. (EÖ)

Bianet / Erol Önderoğlu

21.05.2009

http://bianet.org/bianet/azinliklar/114659-medyanin-gormedigi-yarginin-mucadele-etmedigi-nefret-soylemi

DAVA AÇAN TRAVESTİ TEKRAR DAYAK YEDİ

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , on Mayıs 11, 2009 by ifsaeylem1
09 Mayıs 2009


ELÇİN YILDIRAL

İstanbul Beyoğlu Polis Karakolu’nda hakaret, taciz ve şiddete uğradığını öne sürün travesti Ü.E.’nin iddiası üzerine harekete geçen Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, üç polis hakkında Ü.E.’ye ‘Seçmiş olduğu cinsel kimliği nedeniyle hakaret ettikleri ve müştekiyi kasten basit şekilde yaraladıkları’ için ‘kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuzu kullanmak suretiyle kasten basit yaralamak’ suçundan 1.5 yıl, ‘hakaret’ suçlamasından ise iki yıla kadar hapis cezası istedi.  İlk duruşması Beyoğlu 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya müşteki Ü.E katılırken, yargılanan 3 polis ise gelmedi.
Duruşmada yaşadıklarını anlatan Ü.E, 26 Nisan 2007’de bardan çıktığını ve evine doğru yürürken Taksim Polis Karakolu’nun önünden geçtiğini belirterek, bu sırada nöbet tutan bir polisin, “G.tünü başını sallamadan yürü lan” diyerek hakaret ettiğini, kendisinin de polise “Düzgün konuş” dediğini ve ardından da şikayet için nöbetçi komiserle görüşmek üzere karakola girdiğini söyledi.

TELEFONLA YARDIM İSTEDİ
“İçeri girmez 4-5 sivil polis bana tekme tokat sopalarla vurmaya başladı. Daha sonra beni bir odaya aldılar.
Bir süre sonra komiser olduğunu söyleyen resmi kıyafetli biri yanıma geldi. Adının Abdülfatih olduğunu öğrendiğim bu kişi “AIDS’li misin, kestirmedin mi hâlâ diyerek hakarette bulundu. Ben dayak yerken yere kapandığım için sadece Abdülfatih isimli şahsı fotoğraflardan teşhis edebildim.
Bu sırada telefonum yere düşmüştü. Telefonumu alarak yardım istemeye çalıştım. Belgin ablayı arayarak “İmdat Belgin abla dayak yiyorum, karakoldayım” diye bağırdım.
Daha sonra Murat adlı bir arkadaşımı aradım. Gelip beni karakoldan aldı ve beni hastaneye götürdü. Aldığım sağlık raporlarıyla birlekte savcılığa gittim. Bunun üzerine 9 Mayıs 2007’ de  polislerin ifadeleri alındı ancak iddiaları reddettiler. Sanıklardan şikayetçiyim. Uzlaşma talebim yoktur” diye konuştu.

3 AY SONRA YİNE AYNI POLİS
“Ancak, savcılığa şikâyetimden 3 ay sonra aynı karakolundan önünden geçerken Abdülfatih isimli komiser koluma girerek, ‘sen nasıl beni mahkemeye verirsin’ diyerek beni tehdit etti ve yanındaki polis arkadaşıyla birlikte bana vurmaya başladılar. Bunun üzerine yeniden savcılığa gittim ve haklarında yeniden suç duyurusunda bulundum” dedi.

Birgün