şiddet için arşiv

“Ataerki Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar…”

Posted in kadına yönelik şiddet with tags , , , on Kasım 30, 2009 by ifsaeylem1
Perşembe, 26 Kasım, 2009

“Aşağılanan, iktidarsızlaşan, gücünü yitiren, şişirilmiş egosu sönümlenmekte olan erkekler ise, bunun acısını geleneklerin ellerinin altına teslim ettiği tek güç gösterisi olanağından, kadınlardan çıkarmaya çalışıyorlar. Vuruyor, kırıyor, öldürüyorlar…”

“Ataerki Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar…”[1]
Sibel Özbudun yazdı.
Dicle Koğacıoğlu’nun kırılgan yüreği adına…
“Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.”[2]
Sanıyorum birçok kadının aklını kurcalayan bir soru: geçen akşam sohbet ettiğimiz Eğitim-Sen’li arkadaşa dile getirdiğimde, “Ağzımdan aldın,” ifadesi yayıldı yüzüne: “Ben de kendi kendime aynı şeyi soruyordum!”
Soru şu: Kadına yönelik eril şiddette gerçekten bir artış mı var, yoksa bu sorun hâline getirildiği için medyada daha fazla dile getiriliyor, bu nedenle mi böyle gözüküyor?
Aslında sorunun kendisi bir çaresizliğe işaret etmekte, çünkü yakın geçmişi, diyelim ki bir 10-15 yıl öncesindeki kadına yönelik şiddeti mevcut durumla karşılaştıracağımız istatistiksel veriler yok!
Dahasını da söyleyeyim: “Öz Türkçe” denilen TDK mamulâtı dil konuşma kapsamımıza girmeden önce, yani 30-40 yıl öncesine dek, bugün adına “şiddet” dediğimiz görüngüyü karşılayan bir kavram da yoktu dilimizde. Bu, günümüzde “şiddet” kavramıyla işaret ettiğimiz zora dayalı davranışların o zamanlar yaşanmayışından değil, bir sorun kabul edilmeyişindendi: “Polis şiddeti”, “kadına yönelik şiddet”, “çocuğa yönelik şiddet”, “psikolojik şiddet”, “okulda şiddet” vb. gündelik dilimizi istila eden zorbalığı sanırım o günlerde “terbiye usullerinden” sayıp geçiyorduk. Öyle ya, kaç ülkede şu mealde türküler yakılabilmiştir ki: “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar…” Ve kaç ülkede, kadın, komşusuna vücudunda kocasının bir gün önceki eseri morlukları adeta “gururla” gösterirken, kadınlar hep birlikte iç geçirmektedir: “Kol kırılır, yen içinde kalır; Kocadır, döver de sever de…”
Bir başka deyişle, şiddet “yok” değil, ama “görünmez”di. Haklarını yemek olmaz, bugün görünür, tartışılır, yasalara konu olur hâle gelmişse, bir avuç feminist kadının çırpınışıyla oldu bu…
Yine de, istatistiksel olarak kanıtlamak zor olsa da, son yıllarda daha bir pervasızlaşıyor, daha bir amansızlaşıyor, daha bir canileşiyor sanki. Gazete sayfalarına, TV ekranlarına yansıyan-yansımayan, yemeği zamanında hazır etmedi diye, göbeğine piercing yaptırdı diye, yabancı bir erkeğe gülerek saati sordu diye, internette başka erkeklerle chat’leşti diye, cep telefonunda fazla mesaj var diye, canı sevişmek istemedi diye, komşunun kızıyla sinemaya gitti diye, izinsiz çalıştı diye, evden kaçtı diye, zifaf gecesi bakire çıkmadı diye, eteği kısa diye, pantolon giydi diye, üzerine kuma istemedi diye… kafası duvarlara vurularak, gırtlağı kesilerek, boğazlanarak, pompalı tüfekle öldürülen, bedenleri parça parça edilen kadınlar… Katledilmelerine intihar süsü verilen, intihara zorlanan, ya da kendilerine intihardan başka açar yol bırakılmayan kadınlar… Aile içinde ya da dışında bir kişi, beş kişi, on kişinin tecavüzüne uğrayıp da konuşmasın diye başı taşla ezilen el kadar bebeler, ilkokul öğrencisi kız çocukları, gencecik kadınlar, yetmişlik-seksenlik büyük anneler…
Peki, ne oluyor? Ne oluyoruz?
Toplumsal süreçler hiç kuşkusuz ki karmaşık ve çok etkenli görüngülerdir. Tek bir faktörle açıklamak, genellikle işi basitleştirmek olur. Ama galiba genel yöneliş hakkında bir fikir oluşturmak mümkün.
Öncelikle, bu toplum hızlı ve devasa bir değişim yaşıyor. Her yönü, her bireyi, her köşesiyle. Kentleşme, modernleşme, içe kapanıklıktan sıyrılma, tüketim toplumu eğilimlerini benimseme, bireyselleşme, akraba grubu-cemaat yaptırımlarının etkisini yitirmesi, geleneksel otoritelerin aşınımı… İki kuşak önce doğduğu kentin sınırları dışına çıkmış insan sayısı neredeyse parmakla hesap edilebilirken, bugün bu ülkenin insanları dünyanın en uzak bucaklarında koloniler oluşturmuş durumda. Varoş, mezra, dağ köyü… bu ülkede televizyonun girmediği ev sanırım yok… Babaları köy kahvesinde pişpirik çeviren köy delikanlıları internet kafelerde sanal oyunlar oynuyor, köy kızları cep telefonlarıyla mesajlaşıyorlar.
Kimi sosyal bilimciler buna “modernleşme” deyip geçiyorlar – bazısı olumluyor, bazısı olumsuzluyor. Ama kanımca “nasıl”ını tanımlamaz isek etiket eksik kalacak. “Kapitalist” bir modernleşme bu. Yani insanları yüzyıllardır sığındıkları bucaklardan çıkartır, birbirleriyle ve dünyayla iletişime geçirirken bir yandan da büyük bir kısmını eşitsiz iktidar ilişkilerine tabi kılıyor, konumunu kırılganlaştırıyor, güçsüzleştiriyor… Geleneksel otorite örüntülerini yıkıp geçiyor. Çiftinde çubuğunda karnını şöyle ya da böyle doyuran köylü, silah zoruyla ya da ürünü beş para etmez hâle geldiği için büyük kentin varoşlarına sığındığında, sonsuz bir güvencesizlik ve belirsizlik içerisinde buluyor kendisini. Ya da işini şöyle ya da böyle çeviren mahalle bakkalı, artık karşı köşesine dek sızan çokuluslu marketler zinciri şubesi karşısında tutunamayarak her an meçhule yuvarlanabileceğinin bilinciyle diken üstünde yaşıyor. İşçi, tüm yazgısının patronun iki dudağı arasında olduğunu biliyor.
Ve kadınlar, artık sopa ile terbiye edilmenin doğal bir yazgı olmadığını, erkeği kendileri ve çocukları üzerinde tek buyurucu kılan eski dengelerin bozulduğunu, kaderlerinin baba/koca/ağabey zorbalığına boyun eğmek olmadığını, üstelik onun da eski afra tafrasını hızla yitirmekte, güçsüzleşmekte, çaresizleşmekte olduğunu görüyorlar…
Bir başka deyişle, geleneksel ataerkinin erkeği tek ve mutlak buyurgan kılan tek yanlı dengeler hızla bozulurken, yenilerini tesis edebilecek koşullar henüz gözükmüyor ortalarda. Yani, kadınlar iki ayakları üzerinde durmalarını sağlayacak toplumsal desteklerden (uygun çalışma koşulları, insanca geçinebilecekleri bir gelir düzeyi, onları av hayvanı olarak değil de “insan” olarak gören ve sayan bir toplumsal bilinç…) yoksunlar. Aşağılanan, iktidarsızlaşan, gücünü yitiren, şişirilmiş egosu sönümlenmekte olan erkekler ise, bunun acısını geleneklerin ellerinin altına teslim ettiği tek güç gösterisi olanağından, kadınlardan çıkarmaya çalışıyorlar. Vuruyor, kırıyor, öldürüyorlar…
Kriz zamanları kapitalizmin sıkıştırılmış, yoğunlaştırılmış, özüne indirgenmiş momentleridir. Böyle zamanlarda mahkûm kılındığı eşitsizlik, güvencesizlik ve belirsizliklere baş kaldıramayan (erkek) toplumun kadınlarını kırıp dökmesi, gerçekten de sevgili Dicle Hoca gibi içimizdeki en duyarlıları parça parça edecek kertede acımasız, ama ne yazık ki çok da şaşırtıcı değil…
N O T L A R
[1] Leo Tolstoy.

[2] KESK’in Sesi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü Özel Sayısı 2009.

Reklamlar

Sokakta yürümek transeksüellere yasak!

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , , , , , on Eylül 23, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 23 Eylül, 2009
Transeksüel Deniz Deniz’e polis kaldırımda yürürken trafiği engellediği gerekçesiyle ceza kesti. Deniz: “Karakolda üç saat tuttular. Sokağa çıkamaz olduk”
İstanbul İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın uygulamaya koyduğu, kestikleri ceza ve yakaladıkları suçlulara göre polise puan verilmesi işlemi, transeksüeller ve travestiler için cezalandırmaya dönüştü. En son, yaklaşık beş yıl gazetecilik yaptıktan sonra transeksüel olan Deniz Deniz, bayramın ilk günü Osmanbey’de kaldırımda yürürken, ‘trafiği tehlikeye düşürdüğü’ iddiasıyla 62 TL cezaya çarptırıldı. Gözaltına alınan Deniz, karakolda, ceza makbuzunun gelmesi için üç saat bekletildi. Transeksüel ve travestiler, ‘Puanlama Sistemi’ni protestoya hazırlanıyor.
Radikal’de 18 Eylül’de yayımlanan ‘Travestiyi eve hapsetme bonusu’ başlıklı haberde yeni İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın polislere kestikleri ceza ve yakaladıkları suçlu kadar puan verilmesi sisteminin yarattığı sorunlar anlatılıyordu. Haberde polisler daha sonra istedikleri bölüme geçmelerini sağlayacak puanları almak için travesti ve transseksüelleri hedef seçip ve sürekli olarak ceza kesip puan topladıkları anlatılıyordu.
Bunun son örneği, daha önce beş yıl gazetecilik yapan ve daha sonra transeksüel olan Deniz Deniz oldu. Deniz, bayramın ilk günü Osmanbey’de kaldırımda yürürken ekiplerce durdurularak, ‘Trafiği Tehlikeye Düşürmek’ suçundan hakkında tutanak tutuldu. Harbiye Polis Merkezi’ne götürülen Deniz’e 61 TL ceza yazıldı. Deniz’in ceza makbuzunu alabilmesi üç saat sürdü. Transseksüel olduğu için bu uygulamaya maruz kaldığını savunan Deniz “Eskiden gündüz almıyorlardı, şimdi gündüz de sokakta yürüyemez olduk” dedi. Deniz, yaya olarak yürürken yazılan 61 TL’lik trafiği tehlikeye düşürme cezayı öderken de sıkıntı çektiklerini belirterek, “Maliyeye gittiğimiz zaman, plaka soruyorlar” dedi.
Bu arada, ‘puanlama sistemi’ mağduru travesti ve transeksüellerin sayısı da git gide artıyor. Transeksüel Ebru Kırancı, şöyle dedi: “Kadın kimliğim olmasına rağmen bana, ‘Kadın kıyafeti giymiş erkek’ olarak kabahatler kanununa göre ceza yazıyorlar. Polis bu sistemi sürek avına çevirdi. Ceza yazmak için yarışıyorlar.”

Ertan Kılıç

Radikal
09/23/2009

“Seks İşçiliğini Görmezden Gelmek İşçi Hareketinin Eksikliğidir”

Posted in Uncategorized with tags , , , , , , , on Eylül 19, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 16 Eylül, 2009

Aras Güngör, seks işçisi travesti ve transseksüellerin sömürüye, toplumsal nefrete ve polis şiddetine karşı bir araya gelip Pembe Hayat’ı oluşturduklarını söylüyor: “Kendi adımıza kendimiz konuşalım istedik.”

“Ankara’nın Eryaman ilçesinde seks işçiliği yapan travesti ve transseksüellere bir çetenin saldırması sonucu polis de şikâyetimizi ciddiye almayınca her Perşembe Yüksel Caddesi’nde yürümeye başladık.”
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Aras Güngör nasıl dernekleştiklerini anlatmaya böyle başlıyor.
Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nin düzenlediği “İkinci Müslüman Toplumlarda Cinsel ve Bedensel Haklar Koalisyonu (CSBR) Cinsellik Enstitüsü: Türkiye’de Cinsel Haklar ve Siyaset” panelini dün (15 Eylül) akşam, Beyoğlu’ndaki Goethe Enstitüsünde gerçekleşti.
Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği (EL-DER) ve Çanakkale Toplum Merkezi adına Nigar Etizer Karacık ve Pozitif Yaşam Derneği’nden (PYD) Murat Yüksel’in konuşmacı olduğu panelde Güngör anlatmaya devam ediyor.
“İlk basın açıklamamızı İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) yaptık. Bizlere saldıran çetenin asıl derdi haraç almaksa da toplumsal nefretin de bir ifadesiydi. Biz de toplumsal nefrete karşı sessiz kalmamak için eylemlere başladık.”
“Eryaman saldırısının failleri serbest”

Güngör, eylemleriyle medyada yer almalarının ardından polisin kendilerine Eryaman’ı terk ettikleri takdirde saldırının faillerini yakalayacaklarına söz verdiklerini söylüyor.
“Biz de evlerimizden çıkmayacağımız cevabını verdik. Bu arada ev toplantılarımız sürüyordu. Sonunda ev toplantılarını derneğe taşımaya karar verdik ve dernek için gerekli hazırlıklara başladık.”
Eryaman’da travesti ve transseksüellere saldırmaktan yargılanan sanıkların serbest bırakıldığını hatırlatan Güngör, tahliye kararlarını da temyize götürdüklerini ve sürecin devam ettiğini aktarıyor.
“Diğer yandan dernekleşirken maruz kaldığımız saldırıların da yaşadığımız olumsuzluğun da kadın sorunundan bağımsız olmadığını biliyorduk. Bu durum feminist hareketten de destek almamızı sağladı.”
“Polis kabahatler kanununu keyfi uyguluyor”

Dernek olma süreçlerinde mücadele alanlarından birinin polis şiddeti olduğunu söyleyen Güngör “Artık kamuoyunda daha görünür olmamızla polisin kaba şiddetine maruz kalmasak da ‘kabahatler kanunu’ bir baskı aracı olarak polislerce keyfi uygulanıyor” diyor.
Para cezalarını ödemekte zorlandıklarını söyleyen Güngör “Devlet seks işçilerine ağır para cezaları keserek yine onları fuhşa yönlendirmiş olmuyor mu?” diye soruyor.
“Kendi sözümüzü kendimiz söylemek istiyoruz”

Feminist, gey-lezbiyen hareketle yan yana durduklarını ancak kendi sözlerini üretmek için de dernekleştiklerini söyleyen Güngör’e göre seks işçiliği yapan travesti ve transseksüellerin sorunlarını yine en iyi onların dillendireceğini savunuyor:
“Dernekte projeler üretiyoruz. 8 Mart gibi önemli günlerde kendi bayrağımızla alana çıkıyoruz. ‘Travestiyiz, buradayız, alışın’ diye bağırıyoruz. Sağlık Bakanlığıyla ortaklaşa yapılan bir projenin içinde de yer aldık. Devamını getiremesek de üç sayı çıkarttığımız bir dergimiz ve o dergide kendi dertlerimizi anlatabilme fırsatımız oldu.”
Güngör yine de seks işçisi travesti ve transseksüellerin örgütlenmesinin çok zor olduğunu, gece sabaha kadar türlü şiddete maruz kalarak çalışan bir seks işçisinin gündüz emek hakları üzerinden örgütlenmesinin, derneğe gelip faaliyet yürütmesinin neredeyse imkânsız olduğunu söylüyor.
“Seks işçilerinin sendikalaşmalarının önünde hem yasal hem bürokratik hem de toplumsal olarak çok büyük engeller var” diyen Güngör emek hareketine sesleniyor:
“Sömürünün had safhada olduğu bir alan olarak seks işçiliğini görmezden gelen bir işçi hareketi eksiktir.”
Bianet / Emine Özcan
09/16/2009

Erkekler Temmuz’da 17 Kadın Öldürdü

Posted in kadına yönelik şiddet, tecavüz ve taciz with tags , , , , , , , , on Ağustos 4, 2009 by ifsaeylem1

Geçen ay gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan haberlere göre erkekler 17 kadın öldürdü. bianet neredeyse her gün yaygın medyada okuduğumuz kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz haberlerinin çetelesini tutuyor.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
04 Ağustos 2009, Salı

Gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan adli vakaları tarayan bianet kadına yönelik şiddeti, cinsel saldırıları derleyerek erkek şiddetinin çetelesini tutmaya devam ediyor.

Geçen ay haberlere göre 17 kadın öldürüldü.

31 Temmuz

Tecavüz

Eskişehir’de iddiaya göre O.Ö. (54), yanında işçi olarak çalışan Y.T’nin içeceğine ilaç koyarak uyumasını sağladı ve Y.T.’nin eşi N.T’ye (29) cinsel saldırıda bulundu.

Cinayet

Almanya’nın Köln kentinde Ayşe Topaloğlu (35) soyadı belirlenemeyen sevgilisi Erdal tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Zanlı gözaltına alındı.

Tecavüz

Aydın’da komşusunun 14 yaşındaki kızına tecavüz ettiği öne sürülen C.G. (30), çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

30 Temmuz

Tecavüz

Van’ın Gevaş ilçesinde baldızına B.B.’nin (50) Aralık 2008 tarihinden bugüne kadar eşinin kız kardeşi D.T.’ye (15) bıçak tehdidi ile tecavüz ettiği ileri sürüldü. B.B. tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Taciz

Ankara’da tecavüzden 4 yıl hapis yatan Adem G. serbest bırakıldıktan sonra komşunun 13 yaşındaki kızını kaçırdı. İşkence gören ve tacize uğrayan çocuk tedavi altına alınırken Adem G. tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Cinayet

Afyonkarahisar’da hemşire Özlem Özcan K. (34) annesi Sultan Özcan ile birlikte market alış verişinden dönerken uzun süredir ayrı yaşadığı ve mahkemeye boşanmak için başvurduğu eşi Yaşar K. (40) ile karşılaştı. Yaşar K. eşine ‘Benimle neden boşanmak istiyorsun. Ben istemiyorum’ diyerek yanında bulundurduğu av tüfeği ile ateş etti. Eşinin açtığı ateş sonrası yere yığılan Özlem Özcan K. hayatını kaybetti. Yaşar K. Henüz yakalanamadı.

Cinayet

Aydın’ın Nazilli ilçesinde 27 yaşındaki İbrahim Akbaş, babaannesi Nazife Akbaş’ı (85) tüfekle vurarak öldürdü.

27 Temmuz

Taciz

Ankara’da Yıldırım Beyazıt Araştırma Hastanesi’nde annesi ameliyat olan 15 yaşındaki A.S.’ye
hastanenin temizlikçisi ameliyathanede cinsel saldırıda bulundu. A.S. şikayetçi oldu.

Tecavüz, seks işçiliğine zorlama

Kırıkkale’de lokantada bulaşıkçılık yapan S.D. (42) önce lokanta sahibi C.K. ardından da kendisini pazarladığı  arkadaşları H.G, Ö.B, ve soyadı belirlenemeyen H.’nin tecavüzüne uğradığını iddia edip polise başvurdu. Polis C.K.’yi “Cinsel saldırı ve fuhuşa teşvik etmek” suçlarından gözaltına alırken, diğer üç zanlı henüz yakalanamadı.

26 Temmuz

Cinayet

İstanbul emekli öğretmen Hidayet Aydar, tartıştığı eşi emekli öğretmen Şükran Aydar’ı silahla vurarak öldürdü.

24 Temmuz

Tecavüz

İstanbul’da Meryem C.(19), tanımadığı 5 kişi tarafından kaçırılıp tecavüz edildiğini öne sürerek şikâyette bulundu.

Tecavüz

Osmaniye’de Tuğba K. (19), Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne giderek Mehmet T. (23) ve Harun D’nin (21) kendisini zorla bir otomobile bindirerek Zorkun Yaylası yoluna götürüp kendisine tecavüz ettiklerini, cep telefonu ve 10 lirasını da aldıklarını ileri sürdü.

Polis, 4 kişiyi yakaladı. Zanlılar, Emniyet Müdürlüğündeki sorgularının ardından “yağma”,  “cinsel saldırı”, “şantaj” ve “hürriyetten yoksun kılma” suçlamasıyla adliyeye sevk edildi. Zanlılardan, Musa T. ile Çetin T, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, Mehmet T. ve Harun D. tutuklanarak ceza evine gönderildi.

21 Temmuz

Cinayet

İstanbul’da ayrı yaşadığı eşi Dilek Daşdanoğlu’nun cep telefonlarına gelen mesajları bahane eden Tahir Daşdanoğlu, hemşire eşini kafasına tek kurşun sıkarak öldürdü.

Cinayet

Gaziantep’te eşini terk ederek babasının evine taşınan bir çcouk annesi Meryem Kaçan (26), bir erkekle ilişkisi olduğu dedikodusunu bahane eden ağabeyi Arif Akyurt tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Taciz

İstanbul’da E.P’nin şikayetine göre aynı mahallede kuaförlük yapan Mehmet Ali E. Yaşadığı eve maskeli girerek bayıltıcı sprey yardımıyla kendisini taciz etti. E.P’nin bağırıp yardım istemesi üzerine, Mehmet Ali E. yakalandı.

Şiddet, yaralama, öldürmeye teşebbüs

Adana’da Ünzüle T. (40), eşinin 5 akrabası tarafından, kendileriyle konuşmadığı bahanesiyle dövüldü. Adana Devlet Hastanesine kaldırılan Ünzüle T’nin başından aldığı ağır darbeler sonucu geçirdiği beyin travmasına bağlı olarak hayati tehlikesi bulunduğu belirtildi. Beş zanlı yakalandı.

Bıçaklama, öldürmeye teşebbüs

Adana’da kimliliği belirlenemeyen sohbet ettiği kişi tarafından boğazından bıçaklanan Dursun Hergünaç  (23) yaralandı. Zanlı henüz yakalanamadı.

20 Temmuz

Tecavüz

Samsun’da yeğeniyle birlikte köyden şehir merkezine gitmek için minibüs bekleyen K.Ö’yü  (33) gidecekleri yere bırakma teklifiyle araca alan Ö.K. (17), Tolga Tozlu, Yalçın Kanbur ve adı açıklanmayan bir kişi ormana götürüp tecavüz etti. Dört zanlı, kadının yanında bulunan yeğenini de döverek araçtan attı.

Cinayet

Lüleburgaz’da ağaçlık alanda iki sevgilinin öldürülmesi üzerine Lüleburgaz Jandarma Komutanlığı  özel ekip kurdu. Başı kesilerek öldürülen Ümit Öztürk (22) ile başında sigara söndürülüp sonra yakılan Özlem Işık’ın (18) telefon görüşmelerinden hareket eden jandarma, 4 kişiyi yakaladı. Gözaltına alınanlardan birinin de Işık’ın eski sevgilisi olduğu ileri sürüldü.

19 Temmuz

Tecavüz

Muğla’da Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan kaçan 14 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundukları iddiasıyla yakalandıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan, ancak savcının itirazı üzerine yeniden gözaltına alınan ve aralarında bir de polisin olduğu 13 kişi, mahkemeye sevk edildi. Zanlılardan 11’i tutuklanırken, yaşları küçük olduğu belirtilen iki kişi, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

18 Temmuz

Tecavüz

Bursa’da eşinin kardeşine üç yıl boyunca tecavüz ettiği iddia edilen T.B. (43) eşinin şikayetiyle yakalandı. T.B.’nin eşinin kardeşinin 12 yaşındaki kızını da taciz ettiği ortaya çıktı.

17 Temmuz

Tecavüz

Adapazarı’nda kız arkadaşı B.K.’ye (16), götürdüğü bir köy evinde tecavüz ettikten sonra, telefonla çağırdığı üç arkadaşına daha tecavüz ettirdiği ileri sürülen S.A. (19) ile arkadaşları tutuklandı.

Tecavüz

Bitlis’in Ahlat İlçesi’nde, C.B.’ye (13) tecavüz ettikleri iddiasıyla gözaltına alınan Ö.Y. ve S.K. tutuklandı.

16 Temmuz

Tecavüz

Bursa’nın Gemlik ilçesinde üvey kızına sabaha karşı odasına girip tecavüz ettiği iddiasıyla jandarma tarafından gözaltına alınan H.A.S, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Çocuğun sağlık kontrolü ardından tecavüze uğradığı tespit edildi.

15 Temmuz

Cinayet

Samsun’da Adem Adlı, seks işçisi Ayşe Yalçın’ı kendine hakaret ettiği gerekçeiyle 20 yerinden bıçaklayıp öldürdükten sonra evini ateşe verdi.

14 Temmuz

Cinayet

Kütahya’da internette Almanya’daki babasıyla chatleşen Esra Ulu’yu, eşi Erhan Ulu “beni başka erkeklerle aldatıyorsun” diyerek öldürdü.

13 Temmuz

Cinayet

Uyuşturucu kaçakçılığından aranan ve üç yıldır Irak’ta yaşayan C.A, yanına çağırdığı eşi N.A.’yı Şemdinli’nin Irak sınırı yakınlarında tabancayla vurarak öldürdü

Cinayet

Manisa’da üç çocuk babası Ahmet Demir (44), kendisinden boşanmak isteyen eşi Belgin Demiri (44) bıçaklayarak öldürdü

Taciz

Manisan’ın Salihli ilçesi Süleymaniye Köyü imamı İsa Ç. kız çocuklarına cinsel taciz iddiasıyla tutuklandı.

12 Temmuz

Cinayet

Mardin’in Nusaybin ilçesinde Z.K (16) kendisiyle evlenmek istemediği gerekçesiyle Ç.A’yı  (12) başından vurarak öldürdü.

11 Temmuz

Tecavüz

Kahramanmaraş’ta H.C’ye (11) tecavüz eden M.Y tutuklandı.

10 Temmuz

Cinayet

İzmir’in Bornova ilçesinde Adil Sertkaya  (51) tartıştığı eşi Yeter Sertkaya’yı bıçaklayarak öldürdü.

Cinayet

Elazığ’da Serdar Ç. “Babamla ilişkin var” dediği eşi T.Ç’yi bıçaklayarak öldürdü

6 Temmuz

Cinayet

Mersin’de Voleybol Federasyonu Mersin İl Hakem Kurulu Sekreteri 61 yaşındaki Kamil Kaçamaklı, sokak ortasında tartıştığı voleybol hakemi 26 yaşındaki Didar Hayta’yı saçından sürükleyerek bir evine içine sokup, kafasına iki el ateş ederek öldürdükten sonra intihar etti.

4 Temmuz

Cinayet

İzmir’in Gaziemir ilçesinde M.A. B. (21), cezaevinde olan ağabeyinin eşi Tuğba B.’nin (21) öldürdü.

1 Temmuz

Cinayet

Ağrı, Doğubeyazıt’ta Doğan Yıldız (30), kendisini terk edip babasının evine giden birlikte yaşadığı Aysel Özer’i (25) dönmeye ikna edemedi, tabancayla vurarak öldürdü.

Teyzesi Makbule Yıldız ve eşinin kardeşini Erkan Özer’i de yaralayan Yıldız, daha sonra kendini vurdu. Erkan Özer de hastanede hayatını kaybetti.

Tecavüz

İstanbul’da Z.Ç. (32) internetten tanıştığı Murat K. ve Hamza ön adlı kişilerin kendisini zorla kaçırarak üç gün boyunca tecavüz ettikleri iddiasıyla şikayetçi oldu. Polis zanlıları arıyor. bianet’in kadına yönelik şiddet çetelesine ulaşmak için tıklayınız. (EZÖ)

eskişehirde iki travestiye saldırı

Posted in ayrımcılık - şiddet with tags , , , , on Temmuz 5, 2009 by ifsaeylem1

Eskişehir’de, bir grubun beysbol sopalı saldırısına uğrayan iki travesti yaralandı.
Edinilen bilgiye göre, Atatürk Caddesi’nde meydana gelen olayda, Eser K. (23) ile Tahir B. (29) adlı travestiler, kimlikleri henüz tesbit edilemeyen 3 kişinin beysbol sopalı saldırısına uğradı. Darp edilerek yaralanan travestiler, olay yerine çağrılan 112 ambulansıyla Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Eser K. ile Tahir B. tedavileri yapıldıktan sonra taburcu edildi. Yarılan başına 4 dikiş atılan Eser K., kendisini görüntüleyen gazetecilere küfürler yağdırdı.

Polis ekipleri, olaydan sonra kaçan ve eşkalleri belirlenen saldırganların yakalanması için çalışma başlattı.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=156992&cat=200&dt=2009/07/04

Nefret Cinayetleri 4 şehirde protesto ediliyor

Posted in basın açıklaması, nefret cinayetleri with tags , , , , , , on Mayıs 27, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 27 Mayıs, 2009
Haber: Ali Erol

22 Mayıs’ta, Ankara’da evinde bıçaklanarak öldürülen trans arkadaşımız Çağla’nın ardından anma ve protesto eylemleri 4 şehirde devam ediyor.

Ankara’da evinin önünde yapılan anma ve protesto eyleminin ardından dün de İstanbul’da LGBT Hakları Platformu öncülüğünde bir araya gelen grup, Galatasaray’a yürümek için Taksim’de toplandı. Üzerinde “NEFRET” yazan bir bıçak maketiyle yürümek isteyen grubu polis engelledi.
“Nefret söylemini durdurun! Travesti ve Transseksüeller vardır, alışın!
İstanbul’da yapılan eylemin ardından yapılan açıklamada, son üç yılda cinsel yönelimleri, cinsiyet kimliği nedeniyle 29 eşcinsel ve transseksüelin öldürüldüğü belirtildi ve “Nefret söylemini durdurun! Travesti ve Transseksüeller vardır, alışın!” denildi.

“Homofobi ve transfobiye yeter! Öldürülme ve şiddet korkusuyla yaşamaya, nefreti körükleyen tüm iktidarlara, bir arkadaşımızın daha ölüm haberini almaya hayır!”
“Yasalarda ve gündelik hayatımızda nefreti ve öldürmeyi teşvik eden; eşcinsel, travesti ve transseksüel kanlarıyla kirlenen ahlâkınız batsın!”
Yarın Eskişehir, İzmir ve Ankara’da eylem var

Ankara’da, Çağla’nın evinin önünde yapılan anma ve basın açıklamasında eylemlerin devam edeceği ilan edilmişti.

Her hafta Perşembe günü, “LGBTT bireylere yönelik nefret suçlarını durdurmaya yönelik gerekli önlemler alına kadar ve LGBTT bireylere yönelik nefret cinayetleri aydınlatılana kadar” Yüksel Caddesindeki Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı önünde basın açıklaması yapılacak.

Basın açıklaması, LGBT Hakları Platformunca saat 18:30’da olacak.

ESKİŞEHİR: “Sessiz Kalma, Suça Ortak Olma!”

“Nefret Cinayetlerini Durdurun! Katilleri Yakalayın ve Suç Ortağı Olmayın!” çağrısında bulunan MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu, “Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel bireylere yönelik işlenen homofobi ve transfobi kaynaklı nefret cinayetlerine dur demek için” 29 Mayıs 2009 Cuma günü saat 19.00’da Eskişehir Adalar Migros önünde mumlu eylem gerçekleştirecek.

Yapılan açıklamada “Türkiye’de artarak devam eden nefret cinayetlerine karşı sessiz kalmıyoruz çünkü biliyoruz ki sessiz kalmak suça ortak olmaktır!” denildi.

MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu, “İnsan haklarının herkes için hemen şimdi olması gerektiğini söyleyen, insanlık dışı işlenen nefret cinayetlerinin durmasını, bunun için acilen devletin sorumluluğunu bilerek LGBTT bireylere yönelik ayrımcılık ve şiddete karşı koruyucu yasa ve uygulamaları yerine getirmesini isteyen herkesi” eyleme çağırıyor.

İZMİR: “Derneğimle Uğraşma, Katilleri Yakala!”

LGBTT Hakları Platformu üyesi Siyah Pembe Üçgen İzmir LGBTT Derneği, 22 Mayıs Cuma günü öldürülen Çağla için İzmir’de eylem yapacak.
Dernekten yapılan açıklamada “Bu acılı günümüzde; İzmir İl Dernekler Müdürlüğü, Siyah Pembe Üçgen İzmir LGBTT Derneğinin amaçlarının, Genel Ahlak ve Ailenin Korunmasına Aykırı olduğu gerekçeleri ile Tüzüğümüzün düzeltmesini istedi.” bilgisi verildi.
“Öldürülüyoruz Engellemiyorsunuz, Dernek Kuruyoruz Engelliyorsunuz!”

Kaygılı olduklarını açıklayan Siyah Pembe Üçgen İzmir LGBTT Derneği, “LGBTT bireylerin yaşama haklarının pervasızca ellerinden alındığı, savcı ve kolluğun etkili bir şekilde soruşturmadığı, yargının da “haksız tahrik” indirimleri ile katillerin adeta “sırtlarını sıvazladığı” bir ortamda; LGBTTlerin Örgütlenme Özgürlüğünün,”Genel Ahlak” ve “Ailenin Korunması” gibi bahanelerle engellenmesi, bu ülkeyi, biz LGBTT bireyler için adeta bir “can pazarına” çevirmektedir.” açıklaması yaptı.
“Böylesi bir ortamda, LGBTT vatandaşları örgütsüz ve savunmasız bırakmanın anlamı nedir” diye soran Siyah Pembe Üçgen, “öldürülme ve şiddet korkusuyla yaşamaya, nefreti körükleyen tüm iktidarlara, bir arkadaşımızın daha ölüm haberini almaya” hayır! demek, Çağla’yı anmak ve Nefret Cinayetlerini, İzmir İl Dernekler Müdürlüğünün SiyahPembeÜçgenİzmir Dernek Tüzüğünün “Genel Ahlak” ve “Ailenin Korunmasına” aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile Tüzüğün yeniden düzenlenmesini talep etmesini protesto etmek için 26 Mayıs 2009 Perşembe günü, saat 18:30’da Kıbrıs Şehitleri, Tansaş önünde buluşuluyor.

“Eşcinsel ve transseksüel cinayetleri politik cinayetlerdir, Katilleri biliyoruz!”
Son yıllarda artarak devam eden gey ve translara yönelik nefret cinayetlerine karşı, Çağla’nın ardından yapılan anmalarda çeşitli sivil toplum örgütlerinden açıklamalar yapıldı.
LGBTT Hakları Platformu
“Öldürülüyoruz!
Katlediliyoruz!
Alışmamız bekleniyor ancak alışmayacağız!
Alışmanız bekleniyor ama alışmanıza izin vermeyeceğiz.
Yıllardır talep ettiğimiz anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmadıkça, “nefret suçu” tanımı hukuk sisteminin bir parçası olmadıkça, Bakan’ından gazetecisine, nefret söylemini pompalamakta ısrar eden, buna tepki göstermeyen herkes Çağla’nın katillerinin suç ortağıdır.
Eşcinsel ve transseksüel cinayetleri politik cinayetlerdir, Katilleri biliyoruz!”
Karakök Otonomu Feminist Aksiyon – İsviçre
“Çağla arkadaşımızın sistemlerin yarattığı erkek egemenliği ve erkek olmama korkusu taşıyanlar tarafından Ankara’da bıçaklanıp öldürüldüğünü duyduk. Bu ne ilk ne de son olacaktır. İnsanlık tarihinden (tanrıların ve ailenin oluşumu) bu zamana kadar hâkimiyet kayıtsız, şartsız erkeklerindir.

Erkek cinsiyetinin dışındakiler, hayvanlar, bitkiler ve doğa erkeklerindir ve hizmetindedir.

İstediklerini dövmek, öldürmek, dışlamak, yok etmek, kullanmak,  yönetmek, sömürmek  düşüncesi  erkek diktatörlüğü yıkılıncaya dek devam edecektir. Sistemlerin  ayakta durması için patriarkaya ihtiyacı vardır. Bizler sistemleri yok ettiğimiz zaman tüm canlılar ortak yaşama kavuşacaktır. Gerici, saldırgan, hâkimiyet  kültürü taşıyan erkek daima erkekliğini kaybedeceğini, iktidarsız  olmaktan ve  kendine itiraf edemediği cinsel yönelimlerinden korktuğu içindir ki kendisi gibi görünen ama yönelimini  cesurca yaşayanları  katletmektedir. Aslında öldürdüğü öbürü değil  ta kendisidir. Devletler erkektir. Katliamları, işkenceleri, saldırıları kendi elleriyle yapar ve beslerler.

Bu saldırıları ve egemen erkek mantığını kabul etmiyoruz. Protesto edip mücadelemize devam edeceğiz.”

Voltrans

“Çağla transseksüel bir kadındı ve bu yüzden öldürüldü, oysa kimse kimsenin yaşam hakkına müdahale edemez. Kişi kendiyle ilgili en iyi bilgiye sahip olandır. Hiç kimse beden cinsiyeti ve/veya cinsel yönelimi sebebiyle öldürülemez. Transseksüel, travesti, transgender kadın ve erkeklerin her biri bu şiddetin hedefidir. Ayrımcılıktan kaynaklanan sözlü, sözsüz, fiziksel şiddet durmadıkça hiçbirimiz güvende olmayacağız. Transseksüel, travesti, transgender erkekler de vardır, alışın!”
Emekçi Hareket Parti’li LGBTT’ler
“Hâlâ LGBTT toplumuna yönelik işlenen bu cinayetlerin sanıklarına “ağır tahrik” indirimi uygulanıyor. Kamuoyuna soruyoruz, sizce ne tür bir tahrik öldürülmenin gerekçesi olabilir?
Yasalardaki tahrik indirimleriyle sanıklara mükâfat veren devlet, bu canların hesabını nasıl verecek?
Bu cinayetlere karşı daha ne kadar sessiz kalacağız?
LGBTT toplumunun yasal haklarından mahrum bırakılmasının hesabını ne zaman soracağız?
LGBTT toplumuna karşı oluşturulan bu nefret ve dışlanmayı ortadan kaldırmak için daha kaç can gerekiyor?
DEVLET! Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transseksüel Cinayetlerini ne zamana kadar ödüllendireceksin?
POLİS! Sokakta hakkını arayanların karşısında her zaman hazır bulunan İstanbul ve Ankara polisi! Arkadaşlarımızın katillerini hâlâ neden bulamıyorsun?
İstediğimiz bir ihsan değil, yaşama hakkımızdır.
Gözümüz Üzerinizde. Nefret Cinayetlerinin Takipçisiyiz!”
BEDİ: biz (erk)ek değiliz inisiyatifi
“Kadınlık ve erkeklik üzerinden toplumsal cinsiyet rollerini üreten egemen erkek düzeni, kendi devamlılığı için homofobi ve transfobiyi körüklemektedir. Ayrımcılık ve nefret karşısında bize yüklenmiş erkeklik rollerini reddediyoruz.
“Homofobik ve transfobik olmak erkeklikse BİZ ERKEK DEĞİLİZ!”
Kardeşime Dokunma İnisiyatifi
“Kâh maaşlı görevlileriyle, kâh kendine vazife çıkaran gönüllü neferleriyle otoritenin pervasızca saldırganlaşan şiddetine karşı sessiz kalma: Homofobi ve transfobi insanlık suçudur. Suça alet olma, kardeşime dokunma!”
Nefret Cinayetlerini Duyuruyoruz İnisiyatifi
“Heteroseksizm ve patriyarka yok etmeye devam ediyor. Hukuk, temelini homofobik ve transfobik genel ahlaka dayandırarak nefreti meşrulaştırıyor, teşvik ediyor. Nefrete teslim olma!”
Kaos GL: “Cinayetler, Nefret Suçudur!”
“Türkiye’de LGBT bireylere yönelik saldırı her kesimden her zaman görülüyordu. LGBT’ler nasıl olsa seslerini çıkaramaz nasıl olsa haklarını arayamazlar bilgisi ve düşüncesinden dolayı her kesimden her boyutta saldırı yaşanageldi. Son 15 yıldır LGBT hareketin gelişmesi LGBT bireylerin daha fazla görünür olmasını beraberinde getirdi. Haliyle sorunlar ve çatışma alanları da görünür oldu. İstanbul’da öldürülen ve kuyulara atılan 5 erkeğin eşcinsel olduğu için öldürülmüş olabileceğine dikkat çekmiştik. Nitekim katil daha sonra itiraf etti eşcinsel oldukları için öldürdüğünü. Bunun gibi ortaya çıkmayan, kayıtlara geçmeyen başka cinayetler olduğunu da tahmin etmek zor değil maalesef.
Son dönemde özellikle trans ve geylere yönelik cinayetlerin sayısında gözle görülür bir artışın olduğu dikkat çekiyor. LGBT örgütleri bu cinayetlerin üstünün örtülmesine, unutulmasına müsaade etmiyorlar. Bu cinayetlerin nefret saikiyle işlendiği noktasından hareket eden LGBT örgütler hem hukuki hem politik takipten vazgeçmiyorlar. Özellikle silahla sokak ortasında öldürülen  gey Ahmet Yıldız ve trans Dilek İnce cinayetleri LGBT camiada çok sarsıcı oldu. LGBT bireylerin yeniden görünmezliğe mahkûm edilmesi, hareketin geri çekilmesine karşı yoğun bir mücadele ve takip süreci geliştirmeye çalışıyoruz.
En son Ankara’da, 22 Mayıs Cuma gün evinde yine onlarca kez bıçaklanarak öldürülen trans arkadaşımız Çağla’ın evinin önünde bir anma ve protesto eylemi yaptık. Ardından dün İstanbul’da anma ve protesto eylemi yapıldı. Nefret cinayetlerine karşı yarın 3 şehirde protesto eylemleri yapılacak. Eskişehir, İzmir ve Ankara’da yapılacak bu eylemlerle hem sivil toplumun dikkati LGBT bireylere yönelik nefret suçlarına çekilmek hedefleniyor hem de arkadaşlarımızın unutulmayacağı, katillerin yakalanması için takip edeceğimiz gösteriliyor.
Maalesef gey ve trans cinayetlerinde katillerin çok azı yakalanıyor. Yakalanan katillere mahkemeler “tahrik indirimi” yapıyorlar ve çok az ceza alıyorlar. LGBT örgütler bu kanunun bir an önce değişmesini ve “ağır tahrik” yalanı ile katillerin korunmasından vazgeçilmesini istiyorlar. Tabii ki her şeyden önce bir “nefret suçu” tanımının kabul edilmesini ve yasalara geçmesini de istiyoruz.
Ankara’da yapılacak eylem ise her hafta devam edecek. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı binasının önünde yapılacak eylem ile hükümete çağrıda bulunulacak.”
“Nefret Cinayetlerine Sessiz Kalma! Suça ortak olma!”
4 şehirdeki eylemlerde “Nefret Cinayetlerine Sessiz Kalma! Suça ortak olma!” deniliyor.
“Yetkiler harekete geçmek için neyi bekliyorlar? Kaç kişinin daha öldürülmesi gerekiyor? Bu hükümet kimin hükümeti? Bu meclis kimin meclisi?
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu, Ankara Valiliği İnsan Hakları Kurulu, Çankaya Kaymakamlığı İnsan Hakları Kurulu nefret cinayetlerini incelemek için neden harekete geçmiyor? Ölen gey ve trans bireyler sizin yurttaşlarınız değil mi?
Katil sadece, silahı, bıçağı tutan ellerin sahipleri değildir.
Katil, gey ve trans bireyleri temel hak ve özgürlüklerinden mahrum ederek yaşamaya zorlayan sistemdir.
Bu sorunları çözmek için çaba göstermeyen ve bu cinayetlere sessiz kalan, yasal düzenlemeler yapmayan yetkililer de katildir!”
Kaos GL

Şu aşk yoksulu dünyada bir eşcinsel aşka mı yer yok?

Posted in ayrımcılık - şiddet, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık with tags , , , , , , , , on Mayıs 19, 2009 by ifsaeylem1
Salı, 19 Mayıs, 2009

91’de Irak’tan kaçan Kürt kadınlardan birine bir gazeteci mikrofon uzatmıştı. Kadın sırtında bebeğiyle dağları aşmaya çalışırken, ölü bir ruhla mikrofona dönüp yalnızca  “Dünya boş” demişti. Var mı bu cevaptan ötesi.

Askeri merasimlere alınmadığı için tel örgülerin arkasından bakan türbanlı annenin görüntüsü. Ne söylesen boş bu görüntüden sonra yüreği olan için.
Bülent Hanım’ın, Reha Muhtarın programında Ali Bulaç’a söylediği; “Gelmişim kaç yaşına, bu yaşta hâlâ daha bir şeyleri ispat etmekle mi ömrümü geçiştireceğim” lafı yine yüreği olan için pek ağır.
Ne zaman böyle haksızlığa uğramış, yorulmuş, derdini anlatmaya, ne niyeti ne takati kalmış bir hal görsem, o Kürt kadının dünya boş lafı gelir aklıma. Bülent Hanımın da o programdaki sözleri gibi.
Şu güzel hayatı birbirimize zehir ederek mi geçireceğiz Ali Bey. Yüz yüze bakmanın, aynı ülkede yaşamanın, aynı havayı teneffüs etmenin hiç hukuku yok mudur? Irak’taki katliamları eşcinsel askerlerin yaptığını böylesine dayanaksız söyleyerek bir insan gurubuna iftira atmış olmuyor musunuz? İyi bir Müslüman olmak bu mudur?
‘Ben sadece böyle tartışıldığını, eşcinsellerin Irak katliamlarında rol almaya yatkın olduğunu duydum, duyduğumu söylüyorum’ diyerek işin içinden sıyrılabilir misiniz, bir arkadaşınızla konuşurken söylemiyorsunuz bunu, 70 milyonun önünde söylüyorsunuz. Hiç ağzıma bile almak istemiyorum ama erken gençlik yıllarımda peygamberin evlilikleriyle ilgili duyduklarım vardı. İyi ben de fırsat bulup televizyon kanallarında çıkıp bunları söyleyeyim, ardından da tartışılıyordu işittiklerimi söylüyordum, diyeyim. İnsaf, çocuk mu kandıracağım. Bu kötü niyettir.
Savunduğunuz gibi eşcinseller eleştiriden korkmuyor. Ne eleştirisinden bahsediyorsunuz Allah’ınızı severseniz. Türkiye’de yaşayıp da var oluşuna küfür edilmeden geçirilen bir gün mü var? Siz nerde yaşıyorsunuz. Bir sokakta bir gün geçirin, insanların kullandıkları küfürleri dinleyin. Son bir kaç yılda 26 transeksüel öldürüldü. Eşcinsellere yönelik dayak, gasp olaylarının haddi hesabı yok. Irak’ta 400’ün üzerinde eşcinsel öldürüldü, Saddam sonrasında. Suudi Arabistan’da, İran’da, Sudan’da, Pakistan’da, Afganistan’da eşcinsellik idamlık bir suç. Biz can havlindeyiz, Ali bey eşcinseller eleştiriden çekiniyor diyor.
Eleştiri başkadır nefret suçu başkadır. Ben orta Amerika’da, kalkıp bir televizyon programında ya da köşe yazımda ailemden hiç kimsenin, hele çocuğumun asla Müslüman olmasını istemem, Amerika’da da Müslümanlığın yayılmasını engellemek için elimden geleni yapacağım dersem, bu nefreti körüklemek olur çünkü zaten bir İslamofobi var orta Amerika’da. Ama bir de Amerika’da insanlar birbirleriyle dalga geçmek için Müslüman diye seslenseler, Müslümanlara dayak atılıyor olsa, aileler Müslüman olan çocuklarına sırt çeviyor olsalar ve Müslüman gençler fırsat bulunduğunda öldürülse, işte böyle bir ortamda siz, çoluk çocuğunuzun Müslüman olmaması için elinizden geleni yapacağınızı bir gazete köşenizde yazarsanız ayan beyan nefretin bir parçasısınızdır, bu düşünce özgürlüğü veya eleştiri değildir. İşte sizin yok ben eleştiriyorum diyerek yaptığınız bu, eşcinsellere yönelik nefretin çok güçlü olduğu bir ortamda basın yoluyla körükleme.
Gelelim asıl meseleye, şu aşk yoksunu dünyada bir eşcinsellerin aşkına niye yer yok Ali bey. Nedir sizi iki erkeğin veya iki kadının aşkından bu kadar korkutan. Aman çoluğumun çocuğumun başına gelmesin dedirten. Bir aşk neyi değiştirir. İnsan işini iyi yapsın, kimsenin hakkına hukukuna zarar vermesin, saygılı olsun, ne yaparsa yapsın iyisini yapsın, baba ise iyi baba, öğretmen ise iyi öğretmen, yurttaş ise iyi yurttaş, gazeteci ise iyi gazeteci, Hıristiyan ise iyi Hıristiyan, Müslüman ise iyi Müslüman olsun. Benim bir çocuğum olsa herhalde hep bunu söylerdim, ne olursan ol, ne yaparsan yap, hep doğru olanı yap, iyi olmaya çalış, hakkaniyetten çıkma.
Ne yapıyor ki eşcinseller siz böylesine dolusunuz bize karşı. Biz de herkes gibi okulumuza, işimize gidip, dünya hali içinde yaşıyoruz. Herkes gibiyiz.  Yani nedir sizin farklı gördüğünüz Allah için, aşkımızın farklılığı dışında.
Eğer homofobiniz olmasa göreceksiniz ki bir zencinin derisinin rengi kadar farkımız ya var ya yok. Kölelik kaldırılsın ama benim gözüm bir daha onları görmesin diyen bir özgürlükçüsünüz, Ali bey.
Emma Goldman geçtiğimiz asrın başında demişti ki; “toplumsal şiddettin en büyük kaynağı cahilliktir”. Bu cahillik formel eğitim almamışlık durumu değil tabii ki. Profesöründen, yazarına, gazetecisine kadar pek yaygın olan az bildiği bir konuda inanmışlığı nedeniyle katı fikirlere sahip olma durumu. Hiç tartışmasız Ali Bulaç ömründe 3-5 eşcinselle oturup da sohbet etmemiş, bir anlama kaygısı da duymamıştır. Yıldırım Türker’in güzel tespitiyle ‘vicdanı da rahattır’, çünkü günah kavramına sırtını yaslamıştır.
Eğer eşcinselliği utanılacak bir şey olarak göstererek insanların eşcinsel olduklarını söylemelerini engelleyeceğinizi, eşcinselleri ve eşcinselliği baskılayabileceğinizi düşünüyorsanız, ben size söyleyeyim başarabilirsiniz. Ki nice toplum da başardı bunu tarihte, halen de başarıyorlar.
Ama geldik şu yıla, onca yıldır ne tecrübeler edindik, hiç mi ders almayacağız hatalarımızdan, hiç mi bir işi akıl yolu ile çözmeyeceğiz? Alevilik sorunu, Kürt sorunu, türban gibi toplumsal çatışma alanlarına da bu zihniyetle yaklaşıldığında hangisi çözülür? Hiç mi karşılıklı anlama, dinleme, birbirimizin hassasiyetlerine özen gösterme sürecine girmeyeceğiz.
Maalesef şiddet ile sorun çözme halen çok yaygın bir yol. Eşcinsellerin bastırılması, damgalanması, mahallelerde şiddet görmesini nefret söylemleriyle arttırılabilirsiniz. Eşcinsellerin özgürleşmesini geciktirebilirsiniz. Ama insanlığımıza bir nebze katkınız olmaz. Aynı yolda gider geliriz. Benim gücüm yettiğinde sizi ezerim, sizin gücünüz yettiğinde beni ezersiniz.
Kaos GL şu an 4. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşmayı organize ediyor. Nedir amaç; kendimizi tanıtalım. Sorunlarımızı ortaya koyalım. Tartışalım. Konuşalım. Bir insan hakları dili oluşturalım. Akademisyenler konuşsun, bilgimizi arttıralım. Biz de varız diyelim. Eşitliğin, özgürlüğün ve demokrasinin ülkede kurumsallaşmasında çaba harcayalım.
Kime tehdit var burada, kimin özgürlüğüne laf etmişiz, kimin tavuğuna kış demişiz? Nedir korktuğunuz?
İslami kesimin toplumsal sorunların çözümünde inisiyatif alıp, ezber bozduğunu gördüğüm zaman fevkalade mutlu olacağım. İstiyorum ki Ermeni sorununda Türkiye Müslümanları bir adım atsınlar, olmadı çok daha etkili olabilecekleri Kürt sorununda çözüme önderlik etsinler. Ya da ne olur önümüzdeki Diyanet İşleri toplantısında bir defa da ezber bozulsa, dini ulema bilim insanlarını, eşcinsel grupları dinlese, günahtır ya da değildir demek yerine, hep beraber bir adım ileri atabilir miyiz sorusuna odaklansa.
İslami kesimin şiddet söylemini, nefret dilini red ettiği, toplumsal sorunları sahiplenip çözmeye çalıştığı günü dört gözle bekliyorum.

Kahraman Gürcan

Kaos GL