toplumsal cinsiyet için arşiv

2010 II. Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kongresi 1. Duyurusu

Posted in kadın kongre with tags , , , , , , , , , on Ağustos 27, 2009 by ifsaeylem1
  • Kongrenin Amacı: Nüfus planlaması tarihi göstermektedir ki, kadınlar, tıbbi tasarım içinde, birçok farklı ayrımcılık süreçlerinin içiçe geçmesiyle dışlanmıştır. Kadınları, özne olarak, süreçlere dâhil eden tıbbi uygulamalar göreceli olarak yenidir.

Tıbbın kurumsal tarihinde, ataerkil bir örüntüyle yapılmış olan kurgunun insancıl iyileştirme süreçlerine evrilmesi için tıp fakültelerinin kendi çabası ya da sosyal bir bakışı sağlayacağı düşünülen halk sağlığı ve deontoloji programları yeterli değildir. Onlarla diyalog halinde ama ayrı bir bakışı sergileyen sosyal bilimler alanlarının da katkısı gerekmektedir.

Kadın bedeni üzerindeki eril tahakküm, kadınların hayatını etkileyen pek çok başka alan gibi nüfus ve sağlık politikalarını da belirlemektedir. Günümüzde yüksek tıbbi teknoloji kullanılarak gerçekleştirilen, özellikle, üremeye yardımcı uygulamalara karşı eleştirel bir mesafeyi korumak ve durumu sorgulamak kadınlar açısından etik bir sorumluluktur.

Kadın sağlığı politikaları alanında mücadele yürüten kadın hekimler olarak, beden ve nüfus politikalarındaki manipülâsyonu açığa çıkarma ve bu konuda farkındalık yaratma sorumluluğu taşıyoruz. Kapitalizmin ataerki ile oluşturduğu işbirliğini anlamadan ve bu anlayışı sağlayacak “görme biçimleri” geliştirmeden yürütülecek mücadele, “ihtiyaçlar mücadelesi” ile sınırlı kalmaya mahkûmdur.

Devlet ve toplum arasındaki hayali alanda duran kurumlar içinde tıp kurumunun, toplumun önemli ve dışarıda bırakılan bir kısmı olan kadınları ve alt sınıfları dâhil ederek evrilmesi, kurumun kendi bütünlüğü açısından da elzemdir. Bu birlikteliğin kuramsal imkânı tıp kurumunun feminist eleştirisinde bulunmaktadır.

Bu nedenle, Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolunun Mayıs 2010 tarihinde düzenleyeceği Uluslararası II. Kadın Sağlığı Kongresinde bu eleştirinin imkânlarının paylaşılması amaçlanmaktadır.

  • Yeri: Ankara

  • Tarihi: Mayıs 2010

  • İşbirliği yapılan kurum: Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı

  • Kongre Sekreteryası: Müge Yetener-Didem Gelegen, TTB / Elif Ekin Akşit, AÜ Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı
  • Bilimsel Sekreterya: Feride Aksu Tanık, TTB / Alev Özkazanç, AÜ Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı
  • Oturum konuları:
    • Bilim, tıp, toplumsal cinsiyet ve iktidar ilişkileri
      • Bilimde cinsiyet ayrımcılığı
      • Nüfus politikaları
      • Kadın sağlığı politikaları
      • Tıbbi teknoloji: Kimin elinde, kimin yararına?
    • Kadınların çağları
      • Menarş, çocuk istismarı, ergenlik, hymen kontrolü, erken gebelikler, gebelikten korunma
      • Gebelikten korunma, küretaj, evlilik ve boşanmanın kadın ve çocuk ruh sağlığına etkileri, doğum, kısırlık, tecavüz, namus cinayetleri, toplumsal cinsiyet ve kadınlarda sık görülen psikiyatrik hastalıklar
      • Menopoz (uzaklardaki karargâhı görme, başkalarına cesaret verme çağı)
  • Atölyeler
    • Kadın hekim öyküleri
    • Tıp öğrencileri atölyesi: Gizli müfredat (tıp kültürü içinde toplumsal cinsiyet rolleri)
    • Hemşirelik atölyesi: Beyaz melek olmak istiyor muyuz?
    • Cerrah kadınlar: Ameliyathane sahnesinde

Sözlü ve poster bildiri kabul edilecektir.

Bildiriler için son başvuru tarihi: 15 Nisan 2010

İletişim için: Türk Tabipleri Birliği

GMK Bulvarı Şehit Daniş Tunalıgil sokak No: 2/17-23 Maltepe, 06570 Ankara

kadinhekim@ttb.org.tr

Tlf: (0 312) 231 31 79

Faks: (0312) 231 19 52

Reklamlar

Transseksüel güzellik ve eril bakış

Posted in toplumsal cinsiyet with tags , , , , , , , on Mayıs 25, 2009 by ifsaeylem1
Pazar, 24 Mayıs, 2009

Geçen hafta gazetelerin “en güzel transseksüel” başlığıyla verdiği haber, Tayland, Pattaya’daki güzellik yarışmasının sonucunu bildiriyordu. Nattee, 30 transseksüelin arasından birinci seçilmiş, kameralara mutluluk gözyaşlarıyla süslü gülücükler dağıtmıştı. Fotoğraflarda transseksüel olduğuna dair hiçbir emare yoktu. Tüm izler silinmiş, silinemeyenler pudralanmış, makyaj hileleriyle kapatılmıştı.

Nattee’ye güzellik tacı, “en güzel transeksüel” olmasından ziyade, ‘kadın’a en çok benzeyen transseksüel olduğu için verilmişti. Bunu, yarışmanın önceki elemelerini geçerek finale kalan diğer 29 kişide de gözlemlemek mümkün. Transseksüel güzellik yarışmalarının tek maluliyetleri, benimsedikleri aynılaştırıcı, kalıplara indirgeyici güzellik anlayışları değil; bir transseksüelin bu tür bir yarışmada yer alabilmesinin temel kıstası, onun mümkün olduğunca kadınsı özellikler taşıması, ‘kadın’a benziyor olmasıdır.
Kadın’ı tırnak içinde kullanmam, bahsettiğim kadınlığın, sistemin benimsediği bir kategoriye, bir toplumsal cinsiyet kalıbına işaret ediyor olmasından. Bugün, bu kalıbın ana hatları, el ele veren iki kapsayıcı sistemin hayat damarları tarafından çiziliyor. Biri, patriarkinin besleyip pompaladığı erkek egemen estetik anlayışı. Diğeri, yine ilkine bağlı olarak gelişip büyüyen kozmetik sektörü. Daha kapsayıcı ve sömürücü sistemlerin yaratımı olan bu iki damar, el birliğiyle, tüm farklılıkları iki temel potada eritmeye ve herkesi, kendi tanımladıkları ve sınırlarını kendilerinin çizdiği ‘kadınlık’ ve ‘erkeklik’ alanlarına hapsetmeye yeminli işlemekte. Nattee’nin gözlerindeki upuzun takma kirpiklerden, dudaklarındaki ıslak ruja, narin yürüyüşünden utangaç gülümsemesine kadar her şey bu kurgunun, bu kalıplardan birine ‘layık’ görülme çabasının birer göstergesi. Dolayısıyla Nattee’nin başına kondurulan taç, güzelliğinden ziyade “ne kadar da kadına benzemiş”liğinin ödülü. Kavramlar üzerinden konuşursak, kadın’ı çoktandır denetleyen ve sömüren patriarki, transseksüeli de bu kalıba dâhil ederek mevcut sömürgesine benzetmekte ve iktidarını güçlendirmekte. Bu anlamda trans bireylerin yüzleşmek zorunda oldukları tehlikelerin bir ayağını homofobi oluştururken, önemli bir diğer ayağını da patriarki belirlemekte.
Yarışmaya geri dönersek, bu yarışmalarda dayatılan transseksüel güzellik, daha geniş bir güzellik anlayışı evreninin, yani eril bakışı tatmin etmeye odaklı egemen estetik anlayışının bir çıktısı aslında. Egemen estetiğin eril bakışı tatmine yönelmesinin tarihi ise Antik Yunan’a, hatta belki daha öncesine dayanıyor. Eşcinselliğin, istisna olarak görülmek bir yana, bir norm olduğu, Platon dâhil en önemli düşünürlerinin başka erkeklere açıktan açığa aşk nağmeleri dillendirdiği, bununla birlikte kadınların vatandaştan sayılmadığı Atina demokrasisinin ünlü heykellerinin büyük bölümünün erkek heykeltıraşların ellerinden çıkmış olması, bu anlamda çok şaşırtıcı değil. Yunan heykelciliğinin günümüzün, beyaz, Avrupa merkezli egemen güzellik anlayışının şekillenmesinde payı büyük. Tabii bu, kadının tarih boyunca bilimden, düşünden, edebiyattan ve sanattan dışlanmışlığının tek bir örneği. Dolayısıyla, tarihsel seyri içinde sanatın çeşitli dallarının ve ona paralel gelişen estetik ve güzellik anlayışlarının erkek eyleyicilerin ellerinde şekillendiğini öngörmek, yeni bir çıkarsama olmaz.
Transseksüelliğin, bugün kadın’a yakıştırılan ne varsa onun içine hapsedilmesi çabası, patriarkal iktidarın kendini koruma ve güçlendirme politikalarından biri. Bu aynı zamanda güzelliğin estetik ve sanat evrenine ait bir kavram olmaktan çıkarılıp nasıl politize edildiğinin de en net göstergesi. Sonuç olarak Nattee’nin birinciliği, içinde barındırdığı “görünürlüğümüz arttı, artık varlığımızı kabul edip bizi sayıp seviyorlar” yanılsamasına yol açma ihtimali dolayısıyla, sevindirici olmaktan ziyade, düşündürücü.

Elif Gazioğlu

Kaos GL

HRW: ÖLÜMLERİN DURMASI İÇİN BİZE BİR YASA GEREK

Posted in lgbtt bireylere yönelik şiddet, nefret cinayetleri with tags , , , , , , , , on Mart 16, 2009 by ifsaeylem1

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bireyleri koruyacak ayrımcılık karşıtı bir yasa olmadığı ve polisin herkesi koruma görevini yerine getirmediği sürece, cinayetlerin devam edeceğini açıkladı…
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch-HRW), transseksüel Ebru Soykan’ın 10 Mart’ta İstanbul Beyoğlu’nda yaşadığı evde öldürülmesini, “Türkiye’deki toplumsal cinsiyet kimliğine dayalı süregelen şiddet iklimini hangi aşamada olduğunu gösterdiğini” şeklinde yorumladı. HRW, hükümet yetkililerini göreve çağırdı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Transseksüel Hakları Programı araştırmacısı Juliana Cano Nieto, Soykan’ın savcılığa korunma talebinde bulunduğuna dikkat çekerek “Mağdur kim olursa olsun, Türk polisinin  doğruluğu kuşku götürmez şiddet tehditlerini dikkate almak gibi bir görevi olduğunu” belirtti.
Nieto, “LGBT bireylere yönelik şiddetin soruşturulmasının, zanlılar hakkında kovuşturmalar yürütülmesinin ve eşitliği sağlayacak etkili yasal düzenlemeler gerçekleştirilmesinin bu öldürücü istismarların sona erdirilmesinde son derece önemli olduğunu” söyledi.

NIETO: YASA ÇIKMAZSA ÖLÜMLER SÜRER
Cano Nieto, “LGBT bireyleri koruyacak ayrımcılık karşıtı bir yasa olmadığı ve polis herkesi koruma görevini ciddiyetle yerine getirmediği müddetçe, bu cinayetlerin devam edeceğini” vurgulayarak, “Yaşamların tehlikede olması söz konusu olduğunda, Türkiye’nin yükümlülüklerini görmezden gelemeyeceğini” kaydetti.

POLİS ŞİDDETİ DE SÜRÜYOR
Türkiye’de lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüel (LBGT) haklarına ilişkin olarak Mayıs 2008 tarihli ve “Kurtuluşumuz için Bize Bir Yasa Gerek” başlıklı İnsan Hakları İzleme Örgütü raporu, ülkedeki cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliğine dayalı şiddet ve istismarın uzun zamandır süregelen tarihini belgeliyordu. Aralık 2008 tarihinde yayınlanan bir raporda ise ülkedeki polis şiddeti belgelenmekte ve İstanbul’da transseksüel bireylere yönelik taciz ve istismar vakalarına yer veriliyordu.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu raporlarında Türkiye’ye, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığa karşı koruma sağlayacak yasal düzenlemeleri gerçekleştirme çağrısında bulunmuştu.

http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1237021148&year=2009&month=03&day=14