transfobi için arşiv

“Lezbiyenlik Sıradan Bir Yaşam Tarzıdır!”

Posted in ayrımcılık - şiddet, nefret suçları with tags , , , , , on Aralık 8, 2009 by ifsaeylem1
Perşembe, 3 Aralık, 2009
Haber: Kaos GL
LGBTT Hakları Platformu, RTÜK’ün sansür uygulamasına karşı, “Eşcinselleri Görünmez Kılmak İsteyen Ayrımcı Zihniyetten Endişeliyiz” açıklaması yaptı.
Platform, yaptığı basın açıklaması ile bir televizyon kanalında iki genç kızın öpüşmesini “lezbiyen bir ilişki sıradan bir yaşam tarzı gibi gösteriliyor” gerekçesiyle sakıncalı bulan RTÜK’ün yaklaşımını ayrımcı ve sansürcü olarak değerlendirdi.
LGBTT Hakları Platformundan yapılan açıklamanın tam metni:
“Basından takip ettiğimiz kadarıyla, RTÜK Moviemax kanalında yayınlanan “Vahşi Şeyler 3” filminde iki kadının öpüşme sahnesi olduğu gerekçesiyle, filmi “Türk aile yapısına uygun değil, çünkü belden yukarısı çıplak iki genç kız öpüşüyor, lezbiyen bir ilişki sıradan bir yaşam tarzı gibi gösteriliyor” gerekçesiyle sakıncalı bulmuş ve filmi yayınlayan kanala ceza verilmesini istemiştir.
Sayın RTÜK üyeleri gerçeği görmezden gelmeye çalışsalar da gerçek bir tanedir. Bu ülkede eşcinseller de yaşamaktadır ve onların da “sıradan bir yaşam tarzı” vardır. Eşcinselliğin olağanlığını kabullenmeyip olağan dışı gibi göstermeye çalışmak, gerçeği değiştirmemektedir. Bu ülkedeki eşcinseller kendilerini görünmez kılmak isteyen, ahlaka ve aile yapısına aykırı ilan eden bu zihniyetin yarattığı toplumsal önyargılar nedeniyle her gün şiddete uğramaktadır. Eşcinsellerin yaşayış ve kendini ifade ediş biçimini görünmez kılmak, eşcinseller yokmuş gibi davranmak ve görünürlüklerini cezalandırmak istemek, en az bir grubu toptan yok etmek gibi, soykırım gibi insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Türkiye topraklarında heteroseksüel bireyler kadar eşcinsel bireyler de yaşamaktadır. Heteroseksüellik her gün 24 saat medyada temsil edilirlerken, medyada nadiren yer bulabilen eşcinselliğin görünmesini engellemeye çalışmak açıkça ayrımcılıktır. Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ile hiçbir grup vatandaşın başka bir grup vatandaştan daha farklı muameleye tabi tutulamayacağı garanti altına alınmıştır. RTÜK’ün eşcinselliğin medyadaki görünürlüğünü yasaklamaya yönelik tutumu, anayasanın amir hükümleri ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin imzaladığı uluslararası insan hakları sözleşmelerine aykırıdır.
Türk aile yapısına ve ahlaka uygun olmadığı gerekçesi ile kapatılmak istenen Lambdaistanbul LGBTT Derneği’ne ilişkin olarak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 25.11.2008 tarih ve E: 2008/419, K: 2008/5196 sayılı kararında;
“Eşcinsellerin varlığının herkesçe bilinen bir gerçek olduğu, bu kişileri tanımlayan sözcüklerin literatürde, bilimsel yayınlarda, medyada ve günlük dilde sık sık kullanıldığı, kişilerin kendi istemi dışında gerçekleşen böyle bir cinsel yönelime sahip olmalarının ahlaksızlık olarak nitelendirilemeyeceği”
belirtildiğini ve RTÜK’ün sansüre ilişkin tutumunun yüksek Yargıtay kararı ile çeliştiğini hatırlatmak isteriz.
RTÜK gibi kanunla göreve getirilen kamu kuruluşlarının, kamu kuruluşu oldukları ve kamunun her vatandaşı temsil etmesi gerektiği hususunu unutmadan, hukuka ve uluslararası sözleşmelere aykırı tutumlar sergilememesini ve açıkça ayrımcılık içeren eşcinsellere yönelik sansüre son vermesini talep ediyoruz.”
Kaos GL
Reklamlar

Heteroseksizmin Boşalma Alanı Travestizm

Posted in ayrımcılık - şiddet, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık, nefret suçları with tags , , , , , , on Aralık 8, 2009 by ifsaeylem1
Pazartesi, 7 Aralık, 2009
“Heteroseksizm, homofobiyi çıkarına göre ne zaman nerede kullanacağını çok iyi bildiğinden hiçbir LGBT’nin diğerine karşı avantajlı konumu olamaz.”
“Stonewall’un 40. yıl anısına bir gönderme yapıyorlar herhalde 69 liralık cezayla. Trans görünürlüğün yoğun olduğu yerlerde azaltma amacıyla cesaret kırmaya çalışıyorlar eşcinsellik mücadelesini sekteye uğratmak için. Çünkü transseksüeller de artık kendilerine biçilen toplumsal kadın rolünün dışına çıkmaya başladılar.”
Devran ’69 yılında kırsalda doğmuş bir transseksüel…
Çoğu eşcinsel gibi o da dünyada kendi cinsine ilgi duyan biri olarak kendini tek zannediyormuş. Çünkü köy yerinde bir benzeri yokmuş. Homofobiyle ilk ailesinde, okulda, köyünde karşılaşmış. Abileri karı gibi davranmaması, babası karı gibi konuşmaması konusunda uyarıyormuş. Halasının oğluyla çocukça da olsa yakınlaşınca cinsel yöneliminden dolayı babasının ilk şiddetiyle tanışmış ve bahanelerle devam eden bu şiddet babasından nefret ettirme boyutuna gelmiş.
Tanrı’ya her gün dua ediyormuş kadın olmak için. Annesinin kıyafetlerini giyip kendince tatminler sağlıyormuş babası ve abilerinden gizli.
Çürük raporu veya sempatik adıyla “pembe teskere” almak heteroseksizmin eşcinsellere beşinci sınıf bakış açısını beslemiyor mu? Egoların şiddetle tatmin edildiği erkek egemen kültürün eşcinsel bireyleri barış gönüllüsü(!) oldukları için değil içselleştirdikleri heteroseksizmin kendilerine biçtiği erkek rolü dışındaki rolün gerekliliği olarak askerliği yapmamak istemiyorlar mı?
“Daha askere gitmeden 7-8 sene öncesinden ‘Benden asker olmaz’ diyordum. Ama o dönemler çürük raporu almak aklımdan bile geçmedi. Askerliği kaçınılmaz, mecburi bir görev olarak düşünüyordum. Askerliğim boyunca çok utandım kendimden. Numune gibi herkes bana bakıyordu. Toplu banyo yaparken kendimi sürekli saklıyordum. Hiç ilişkiye girmediğim için eşcinselliğimle ilgili imaları hakaret gibi algılayıp gururuma yediremediğimden bir gün birisini şikayet edip ceza almasına bile sebep oldum. Bölükte bir tane eşcinsel arkadaşım vardı ve onunla adı çıkan başka bir eri de uzaklaştırdılar bölükten.”
Kişi kendisine nasıl davranılması gerektiğinin belirleyicisidir, bölgesel kültürel farklılıklara rağmen. Eğer çok baskıcı bir bölgede ve de kendini ifade etmede yalnız kalıyorsan kendin olabileceğin uygun ortam bulmak boyun eğmekten çok daha iyidir. Ailesinin onu hiç kaale almaması evden kaçıp şehre diğer abisinin yanına sığınmasına sebep olmuş ama orda da huzur bulamayınca otellerde yatıp-kalkmaya başlamış.
Onun da eşcinselliği ile toplumsal baskı arasında sıkışıp kalmışlığı olmuş.
“Biz de bir laf vardır. ‘Sigara içip savurmayınca, içki içip bağırmayınca erkek olunmaz’ diye. Alkol ve sigaraya o kadar yabancıyken eşcinselliğimden kurtulmak için onlara yöneldim ama kurtulmak yerine kendimle barışmam konusunda sanki cesaretlendim. Ama alkolün esiri olmaktan da kurtulamadım.”
Toplum transseksüelleri sanki kendi istekleriyle fuhuş yapıyormuş gibi bir önyargıyla yargılarken kiminle fuhuş yaptıklarını görmezlikten gelip sorumluluğu kendi ötekileştirdiklerine yıkmaktan hiç vicdani rahatsızlık duymaz. Devran da yılma noktasına kadar değişik işlerde çalışmış.
“Çok iş denedim. İnşaattan boyahaneye, mermercilikten yem fabrikasında hamallığa, restoranda bulaşıkçılığa kadar. Ama hiçbirinden ne tam anlamıyla maaşımı alabildim ne de insanca bir muamele gördüm. Cinsel tacizden, ilişkiye kadar her türlü ayrımcı istismarla karşılaştım. Ailemde bile emeğimin karşılığını alamayıp ayrımcılığa maruz kaldığım için evden kaçmamış mıydım zaten. Ama homofobinin ayrımcılığından kaçılamayacağını yaşayarak öğrenmiştim artık.”
Fuhuşa başlaması daha sonra da arkadaş edindiği, çalıştığı restorana gelen bir travesti tavsiyesiyle olmuş.
“Hayatın her alanında eşcinselliğimden dolayı karşılaştığım ayrımcılık tabii ki yıldırıyordu beni ama bir gün çalıştığım restoranda tanıştığım bir travesti beni fuhuş konusunda cesaretlendirdi. O günden beridir de fuhuş yapıyorum. İş bulup çalışma denemelerim oldu ama nafile. Hâlâ da bir iş bulsam çalışırım. İnsanın cinsel malzeme olarak kullanılıp geçimini sağlaması kolay değil. Hiçbir eşcinselin bir işi olup da ekonomik durumu iyiyken fuhuş yapabileceğine ihtimal vermiyorum.”
Eşcinseller genellikle aile-akraba gibi tanıdık çevrelerinin baskısından dolayı büyük şehirlere kaçarlar. Bu kaçış aslında manevi baskıdan kaçış olduğu gibi başkası olmadan yaşamak için toplumsal rollerden bir kaçıştır da. Acaba gittikleri yerlerde kendilerini bulabiliyorlar mı, yoksa tamamen kendilerini kaybedip toplumsal rollere adapte olmaya mı çalışıyorlar?
“Transseksüel olarak yaşamanın iyi bir yerinin-mekanının olduğuna inanmıyorum. İnsan kendisiyle barışıksa çevresel faktörlerin boyutu her yerde aynı hissediliyor. Kendisiyle barışık olmayanlar kendisini tanıyanların olmadığı bir ortamda manevi baskıdan uzaklaşıp kendisiyle yüzleşmekten kurtulabilir ama açık bir eşcinsel olarak görünür olmanın toplumsal baskısının da hafife alınır bir tarafı yok. Ben ticari amaçlı gittim büyük şehre dönem dönem ama kelle koltukta dolaşma riskini göze alamadım. Hem rant kavgası sadece heteroseksüeller arasında değil ki. Transseksüeller bu konuda daha acımasız. Çünkü ekmek aslanın ağzında onlar için. Paylarına düşen çok az rantı bölüşmemek için birbirlerine heteroseksüellerden daha düşmanlar. Hem onların sistemi bana hiç uymadı. Başlarındaki erkeksilere(!) para yedirip ‘kocamız var’ yalanına kendilerini inandırmaktan başka bir şey değil yaptıkları.”
Travesti bir toplumda görselliğiyle cinsel yöneliminin tezatlığı erkekliği lekeleyeceği için açık bir gey olmaktan transseksüel olmanın daha kolay olduğu zannedilebilir ama heteroseksizm homofobiyi çıkarına göre ne zaman nerede kullanacağını çok iyi bildiğinden hiçbir LGBT’nin diğerine karşı avantajlı konumu olamaz.
“Transseksüel olup da travesti bir toplumun eşcinselliğiyle yüzleşememiş bireylerine kocalık yapmak homofobiye çanak tutmak aslında. Erkek egemen sistemin yarattığı travestizmin bir parçası olmak zorunda kalabiliyorsun hem transseksüel olarak hem de homofobikler olarak maddi-manevi kaygılar yüzünden. Yaşamak için de eşcinsellik adına bindiğin dalı kesiyorsun tabii. Ama travestizm bu toplumun bir boşalma alanı. Erkekliğin hakim olduğu toplumlarda travestiliğin yaygınlığının ve de onlara toplumsal rol kalıplarının dışına çıkılmadığı sürece müsamaha gösterilmesinin sebebi de bu iki yüzlülük, bastırılmış eşcinsellik. Mimlenmekten korkup kendi cinsiyle beraber olamayanlar ‘kadın gibilerle!’ beraber olup kendilerini daha kolay aklayabildikleri için, hem toplumsal homofobiyi besliyorlar hem de heteroseksizmi içselleştirmiş translar arasında homofobik tepkilere sebep olabiliyorlar ‘Erkek erkek gibi, kadın kadın gibi olmalı’ düşüncesi hakimiyetinden. Kendisiyle barışmış hiçbir LGBT bireyin bedeniyle çatışacağına inanmıyorum. Bu tamamen çevresel baskıların yarattığı korkuyla kişinin kendisi olamayıp kamufle bir kaçış durumu. Doğada hiçbir canlı aleminde kategori oluşturulup cinsiyet sorgulaması yapılmıyor, bir kalıba uydurulmaya çalışılmıyor kendi aralarında, her canlı da içinden geldiği gibi yaşamaya devam ediyor. Ama sosyal gelişimi geriye götüren ve insanlığı egemenliği altına alan heteroseksizm tüm bireylerini kendine benzetip ilkelleştirebiliyor, benzetemediklerini de ötekileştirip birbirine cephe aldırıyor.”
İktidarların bakış açısı ancak görünür olan tehditlere karşı sistematik işler ama sistemin en küçük birimi de yapıdan aldığı cesaretle görevini yerin getirmeyi ihmal etmez.
“Sistematik bir homofobiyle karşılaşmasam da bireylerin şu anki yapıdan aldıkları cesaretle kişisel homofobileri yüzünden artık eskisi gibi güvenle sokağa bile çıkamıyorum. Yaşadığım olumsuzluklar sanki daha büyüğünü yaşayacağımın bir sinyali gibi. Polislerin keyfi kimlik sorgulamaları, sokakta tanımadığım kişilerin sözlü ve fiziksel saldırıları, gittiğim restoranda masadan kaldırılmam gibi…”
Kabahatler kanununa dayanılarak büyük şehirlerdeki transseksüeller sokağa erkek olarak kadın kıyafetiyle çıkıyorsun bahanesiyle 69 liralık para cezasıyla sindirilmeye çalışılıyor. Eşcinsellik zihinlerde yer edemediği sürece, eşcinseller de dünyanın hiçbir coğrafyasında sığdırılamaz.
“Stonewall’un 40. yıl anısına bir gönderme yapıyorlar herhalde 69 liralık cezayla. Trans görünürlüğün yoğun olduğu yerlerde azaltma amacıyla cesaret kırmaya çalışıyorlar eşcinsellik mücadelesini sekteye uğratmak için. Çünkü transseksüeller de artık kendilerine biçilen toplumsal kadın rolünün dışına çıkmaya başladılar.”
Yaşanılan şiddetlerin üstünü örtmek kaçış değil çaresizlik, sistemin görmezlikten geldiği. İşin psikolojik boyutuysa hiç hesaba katılmıyor. Ruhsal yaralanmaların oluşturduğu güvensizlik, paranoya…
“Hatta duyarsızlık… Bana acımayana ben niye acıyayım ki. Herkesin kendini düşündüğü bu dünyada empatik olmak enayileştiriyor çoğunluğa karşı bireyi. Anlaşılmadığın anlarda ve yerlerde anladıkları dilden konuşmak her iki taraf için de faydalı olacaktır.”
Aktivizmin alt yapısının olmadığı kültürlerde LGBT bireylerin can güvenliği kaygıları yüzünden uzun vadeli plan yapmak yerine anlık yaşam fırsatlarını değerlendirmeleri fazla şaşırtıcı olmamalı.
“Yok sayıldığım sürece yaşamak benim için çok anlamlı değil. En büyük korkum yalnızlıktı. Homofobinin yoğun olduğu bir kültürde aşk ve sevgi kaygım da kalmadı.”
Halil Kandok

Nefretten suç doğar

Posted in nefret suçları with tags , , , , on Kasım 30, 2009 by ifsaeylem1
Çarşamba, 25 Kasım, 2009
Hoşgörünün kültürümüzün bir parçası olduğunu bir yana bırakıp “nefret suçları” sorununu görmek ve çözümü için uğraşmak şart.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) 17 Kasım 2009’da, 2008 yılına ilişkin nefret suçları raporunu yayınladı. Uluslararası Hoşgörü Günü’nde yayınlanan rapor pek çok saldırı, tehdit, cinayet, kundaklama ve mala zarar verme suçlarını içeriyor. Öte yandan, güvenilir bir şekilde bilgi toplanıp kaydedilmediği için aslında birçok nefret suçunun kayıtlarda yer alamadığının altı çiziliyor. Rapora göre veri toplama konusunda çok ciddi sorunlar var, bazı devletler nefret suçlarına ilişkin verilere hiç ulaşamıyor, bazılarıysa bu verileri toplumla paylaşmıyor. AGİT üyesi 56 ülkenin sadece 14’ünde yeterli nefret suçları yasaları ve veri toplama sistemleri var, 22 ülkede ise nefret suçlarına yönelik yasal düzenleme yok.
AGİT katılımcı devletler, nefret suçlarının toplum içindeki uyum ve birliği tehdit eden, şiddet tohumlarını ekme potansiyeline sahip etkenler olarak gerek ulusal, gerekse uluslararası güvenliğe tehdit oluşturduğunu kabul ederek, bu konuda bazı yükümlülükler altına girdiler. Söz konusu rapor, nefret suçlarının kaydedilmesi, etkin bir şekilde araştırılması ve kovuşturulması, veri toplanması, sivil toplum ve devlet kurumları arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.
AGİT tarafından kullanılan nefret suçları tanımı şöyle: a. Nefret suçu mağdur, mülk ya da suçun hedefi B şıkkında tanımlandığı şekliyle bir grupla gerçek ya da edinilmiş bağlantısı, ilgisi, ilişkisi, destekçisi ya da üyesi olduğu nedeniyle seçilerek, mülke ya da kişiye karşı işlenen herhangi bir suçu kapsamaktadır. b. Grup üyelerinin genel özellikleri gerçek ya da edinilmiş ırk, ulus ya da etnik orijin, dil, renk, din, cinsiyet, yaş, fiziksel ya da zihinsel engellilik, cinsel kaynaklı ya da diğer benzer unsurlara dayandırılabilir. (AGİT Nefret Suçları Raporu)
Katılımcı devletlerin sundukları raporlara göre, bölgede en fazla nefret suçları etnik köken/azınlık konumu nedeniyle işleniyor. Bunları sırasıyla dinsel aidiyet ve ırk/renk nedeniyle işlenen nefret suçları izliyor.

Rapora göre Türkiye
Türkiye nefret suçlarıyla ilgili olarak “bir ölçüde” veri toplayıp raporlayan ülkelerden. Adalet Bakanlığı veri bankasında, hangi topluluklara yönelik nefret suçlarının işlendiğine ilişkin kayıt tutulmuyor. Suça göre kayıt tutuluyor, saldırı, tehdit, cinayet, vs. Buna ek olarak, Türkiye bu kayıtları kamuya duyurmak yerine, belirli prosedürlere bağlı olarak ancak başvuru olduğu takdirde açıklıyor. Türkiye’de 2008 yılında 258 vaka kovuşturulmuş, bunların 208’i ceza almıştı. Bu sayı 2007’de kovuşturulduğu açıklanan 97 ve cezalandırılan 39 vakaya göre hayli yüksek. Buna göre 2008’de vakalarda çokça artış mı oldu, yoksa daha fazla veri mi toplandı? Rapor, bu rakamlara son derece temkinli yaklaşılması gerektiğini söylüyor çünkü bu rakamlar sadece yetkililerce doğrulanan ve mağdurlar tarafından bildirilen suçları kapsıyor. Adalet Bakanlığı’nın AGİT’e verdiği bilgilere göre Türkiye’deki nefret suçları mezarlara saygısızlık, ibadet yerlerine yönelik saldırı, sözlü saldırı, tehdit ve nefrete teşviki içeriyor. Buna göre nefret suçu olarak herhangi bir cinayet, fiziksel saldırı, mala zarar verme suçları gerçekleşmedi. Türkiye 2008’de nefret suçları konusunda herhangi bir yasal veya kurumsal düzenleme de yapmadı.

Raporda doğrudan sivil toplum kuruluşları tarafından AGİT’e bildirilen nefret suçları da yer alıyor. Buna göre, Türkiye Yahudi düşmanlığı içeren suçların yaşandığı ülkelerden biri. Protestan Kiliseler Birliği toplumlarına yönelik olarak gerçekleşmiş 10 tehdit, mala zarar verme ve saldırı olayı bildirmiş. Konstantinapol Topluluğu, İstanbul bölgesinde mülke zarar verilmesine ilişkin iki olay raporlamış. LGBT bireylere yönelik insan haklarını izleyen LGBT Hakları Platformu beş transseksüelin öldürüldüğünü bildirmiş.
Türkiye’den Adalet Bakanlığı’nın verileriyle, STK’ların sağladığı veriler arasındaki farklılıklar da, nefret suçları hakkında veri toplamanın ve bu konuda Türkiye’deki eksiklikleri sergilemeye yeter. Türkiye’de nefret suçlarını tanımlayan ve bu konuda bir düzenleme getiren belirli bir yasa yok. İlgili yasal düzenlemeler, Anayasa’nın eşitliği güvence altına alan 10. maddesi, Türk Ceza Kanunu’nun yasalar önünde eşitliği koruyan 3. maddesi, soykırımı yasaklayan 76. maddesi, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılamayı yasaklayan 216. maddesi olarak sayılabilir. Ne var ki, bu yasal güvenceler yukarıda tanımlanan nefret suçlarını “etkili” bir şekilde cezalandırma ve genel önleyicilik sağlama açısından son derece yetersiz.
Nefret suçları konusunda çalışması bulunan İnsan Hakları Gündemi Derneği’ne göre Türkiye’de nefret suçları beş farklı kategoride toplanıyor. Birincisi farklı etnik, dini gruplara yönelik nefret suçları: Protestan kiliselere yönelik tehdit ve saldırılar, Hrant Dink’e yönelik suikast, Malatya Zirve Yayınevi’nde üç Hıristiyan’ın öldürülmesi, Kürt vatandaşlara yönelik saldırılar vs. İkinci kategori, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliğine dayalı nefret suçları: Sadece 2007 yılında LGBT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel ve Transseksüel) bireylere yönelik olarak 11 cinayet işlendiği saptandı. Üçüncü kategori, ırkçılık ve yabancı düşmanlığına dayalı nefret suçları: Daha çok ülkemize sığınmış olan mültecilere yönelik şiddeti içeriyor. Dördüncüsü, farklı siyasal görüşten kişilere yönelik nefret suçları. Son olarak, başka farklı temellere dayanan nefret suçları. Bu grupta örneğin engellilere yönelik nefret suçları gösterilebilir. (Türkiye’de Nefret Suçları s. 7, İnsan Hakları Gündemi Derneği).
Bu rapor ve aslında günlük hayatımızda çevremizde ve medyadan hatırlayacağımız birçok örnekle, nefret suçları açısından Türkiye’deki durumun pek parlak olmadığı hemen fark edilecektir. Genel olarak, aslında hoşgörünün kültürümüzün bir parçası olduğunu açıklama refleksini bir yana bırakıp sorunu görmek ve çözümü için uğraşmak şart. Nefret suçları aslında sadece bireye veya bir yere veya mülke yönelik suç olmanın ötesinde daha derin bir boyuta sahip. AGİT raporuna göre failler nefret suçunu gerçekleştirirken mağdur ve mağdurun ait olduğu topluma yönelik bir mesaj verirler. Bir kişi veya mülke veya ibadet yerine yönelik suç, aslında o kişinin veya yerin ilgili olduğu topluma karşı önyargıyı, hoşgörüsüzlüğü ve nefreti ifade eder. Sağlıklı bir veri tabanının kullanılmasıyla elde edilmiş bilgiler, Türkiye’de yaşayan insanlar arasındaki toplumsal nefret, önyargı ve hoşgörüsüzlüğe ayna tutacak ve bunları net bir şekilde ortaya koyacaktır. İyi bir yasal düzenleme hem nefret suçlarının gerektiği gibi cezalandırılmasını hem de etkili genel önleyiciliği sağlayacaktır. Diğer bir önemli kazanım ise sorunun saptanmasıyla toplumsal önyargı, nefret ve hoşgörüsüzlüğün çeşitli eğitim ve destek programlarıyla üstesinden gelinmesinin sağlanması olacaktır.

Mine Yıldırım: AAbo Akademi, İnsan Hakları Enstitüsü, doktora adayı

Radikal İki / Mine Yıldırım
11/22/2009

20 KASIM NEFRET SUÇU KURBANI TRANS BİREYLERİ ANMA GÜNÜ ETKİNLİKLERİ

Posted in panel with tags , , , , , on Kasım 5, 2009 by ifsaeylem1

PEMBE HAYAT LGBTT DAYANIŞMA DERNEĞİ

20-21-22 KASIM 2009

Petrol-İş Ankara Şubesi

20 Kasım Cuma

Basın Açıklaması ve Yürüyüş

 

21 Kasım Cumartesi

12.30-13.00 AÇILIŞ

Sinem Kuzucan (Pembe Hayat)

Nefret Suçu Kurbanı Transların Anısına Saygı

Müzik Dinletisi – Güldünya Müzik Topluluğu

 

 

I. OTURUM: LGBTT BİREYLER VE NEFRET

13.15-15.15

 

Moderatör: Aras Güngör

 

Prof. Dr. Melek Göregenli (Ege Üniversitesi)

Buse Kılıçkaya (Pembe Hayat)

Aligül Arıkan (Voltrans)

Seçin Varol (Kaos GL)

Bawer Çakır (Lambda İstanbul, Bianet)

Zeynep Özcan (Senarist-Yönetmen)

 

15.00- 15.30 Çay/Kahve arası

 

 

II. OTURUM: IRKÇILIK, AYRIMCILIK VE NEFRET

15.30- 17.30

Moderatör: Remzi Altunpolat

 

Hakan Ataman (İnsan Hakları Gündemi Derneği)

Songül Erol Abdil (Demokratik Toplum Partisi)

Dr. Ali Murat İrat (Alevi Enstitüsü)

Selçuk Karadeniz (Romankara)

Hüseyin Öntaş (Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe)

 

“20.00  LUBUNYA Dergisi İle  Dayanışma Gecesi”

 

22 Kasım Pazar

III. OTURUM: SEKS İŞÇİLERİ VE NEFRET

13.00-15.00

Moderatör: Sevgi Yıldırım

 

Senem Doğanoğlu (Pembe Hayat)

Elif Ceylan Özsoy (SiyahPembe Üçgen)

Eylem Çağdaş (Kadın Kapısı)

Seyhan Arman (İstanbul LGBTT)

Anna Narin (Piramid LGBTT)

Pelin Dutlu (MorEl Eskişehir)

 

15.00- 15.30 Çay/Kahve arası

 

15.30-17.00 FORUM

Modaratör: Selay Tunç

 

 

* PETROL İŞ SENDİKASI ANKARA ŞUBESİ

Adakale Sokak No:6 Yenişehir- ANKARA

 

İletişim:

http://pembehayat.org

pembehayat@pembehayat.org

0 312 433 85 17

0 532 462 17 05

 

*Bu mail Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin isteği üzerine iletilmiştir, lütfen bu maili yaygınlaştırınız!

Transları ‘Hasta’ Etme!

Posted in lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık with tags , , , , on Ekim 20, 2009 by ifsaeylem1

 Pazartesi, 19 Ekim, 2009
Haber: Barış Sulu

Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde toplanan ve “Bedenime Dokunma”, “Transseksüel açılımı istiyoruz”, “Hasta değil travestiyiz” yazılı dövizler taşıyan Pembe Hayat ve MorEL Eskişehir üyeleri bir süre sloganlar attı.

Grup adına yapılan açıklamada, Amerikan Psikiyatrlar Birliğinin 1973 yılında, Dünya Sağlık Örgütü’nün de 1990 yılında eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çıkarılmasına karar verdiği ancak transseksüelliğin hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirildiği belirtildi.

Amerikan Psikiyatrlar Birliği’nin 2012’de, Dünya Sağlık Örgütü’nün ise 2014’de ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçireceği ifade edilen açıklamada, bu nedenle dünyanın birçok ülkesindeki LGBTT örgütlerinin bu tarihlere kadar eylemler düzenleyeceği bildirildi.

Türkiye’de LGBTT bireylerin hayatın her alanında şiddet ve ayrımcılıkla karşılaştığı ifade edilen açıklamada, “İnsanları varoluşları yüzünden ayıran, baskılayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dışlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen sistemin kendisi hastalıklıdır. Sistem, bizleri sağlıklı ya da sağlıksız bulmaya hakkı olduğunu düşünmektedir. Bunu reddediyor ve eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz” dedi.

17 Ekim’de Konur sokakta gün boyu stand açıp konu hakkında bilgilendirme yapan LGBTT bireylere DSİP, Kaos GL, ELEPS- Eleştirel Psikologlar ve Psikoloji Öğrencileri de destek verdi.

Grup adına Sera Can’ın okuduğu basın açıklaması şöyle:

“Transları ‘Hasta’ Etme! Amerikan Psikiyatrlar Birliği (APA) 1973 yılında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 1990 yılında eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çıkarılmasına karar vermiştir. Ancak transeksüellik hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirilmektedir. APA 2012’de, WHO 2014’te ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçirecek.
Türkiye’den de biz MorEL Eskişehir LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel) Oluşumu ve Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği olarak bu eylemlerin ilkini gerçekleştiriyoruz.   İnsanları varoluşları yüzünden ayıran, baskılayan, ötekileştiren özel ve kamusal alandan dışlayan ve en temelde transfobiyi yaratan ve besleyen heteroseksist erkek egemen zihniyetin kendisi hastalıklıdır! İnsan haklarına aykırı olan bu uygulamanın bir an önce değiştirilmesini ve ruhsal hastalık literatüründen kaldırılmasını talep ediyoruz. Biliyoruz ki; trans kimlikler ‘hasta’ ilan edilmeye devam ettiği sürece gerek Türkiye’de gerekse dünyanın birçok ülkesinde ayrımcılık ve şiddet devam edecektir.   Eşitlik İstiyoruz! Türkiye’de LGBTT bireyler hayatın her alanında şiddet ve ayrımcılıkla karşılaşmaktadır. İstanbul’da Ankara’da Eskişehir’de özellikle trans bireylere kesilen para cezaları, ev baskınları, gözaltları sistemin ‘yaşama öl’ bakış açısını açıkça göstermektedir. Trans bireylere çalışma hakkı verilmemekte, zorunlu seks işçiliğine sevk etmektedir. LGBTT bireylerin haklarını her eşit yurttaş gibi elde etmeleri ve hiçbir ayrımcılığa maruz kalmamaları için atılacak ilk adım; Anayasa’nın 10. maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ibareleri eklenmesi olacaktır.   Kabahatli polis! Bu ülkede günün herhangi bir saati ve herhangi bir şehrinde trans bireyler kabahatler kanunu gerekçe gösterilerek para cezasıyla karşılaşmaktadırlar. Travesti ve transseksüellere uygulanan idari para cezası Kabahatler Kanunu’nun 37. ve 140. maddeleri ile Karayolları Trafik Kanunu’nun ‘yayaların uyacakları kurallar’ başlığını taşıyan 68. maddesinin C fıkrasına dayandırılmaktadır. Kabahatler Kanunu’nun 37. maddesi, ‘mal ve hizmet satarak başkalarını rahatsız eden kişiden’ söz etmekte, 140. madde ise kimlik bildirmemeyle ilgili. Ceza miktarı 69 ile 61 TL arasında değişmekte, bir kişiye aynı gün birden fazla ceza da kesilebilmektedir. Ayrıca 32.madde gereğince de para cezası kesilmektedir. 140 TL cezası olan bu madde, emre aykırı hareket nedeniyle fuhuşla mücadele komisyonunun emri olarak ifade ediliyor fakat Aralık 2008’de açtığımız dava sonucu emir, İdari mahkemesince iptal edilmiştir ve hukukta olmayan bir emir varsayılarak ceza kesilmeye devam edilmektedir. Tüm bu uygulamalar trans bireylerin cinsel kimliklerinden dolayı yapılan bir ayrımcılıktır, kolluk kuvvetleri görevlerini kötüye kullanmaktadırlar. Kabahatli olan trans bireyler değil polistir!   Yargı transfobik! Her yıl onlarca LGBTT birey nefret cinayetlerine kurban gitmektedir.Yargı, kadınlara ve LGBTT yönelik nefret cinayetlerinde sıklıkla uyguladığı haksız tahrik indirimi yapmaktadır. Yargının bu cinayetlerde ve suçlarda verdiği kararlarla mağdur veya maktul olanlara karşı açıkça taraf olmaktadır ve nefret cinayetlerini meşrulaştırmaktadır. Nefret cinayetlerinin kayıtları sağlıklı tutulmamaktadır. Bu yüzden; Türk Ceza Kanunu’nda “nefret sucu” tanımı yapılmadıkça Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transseksüel (LGBTT) bireylere yönelik suçların failleri ceza indirimlerinden faydalanmaya devam edeceklerdir. Nefret cinayetlerine karşı yasalarda acilen düzenleme yapılmasını, yargının insan haklarına aykırı uygulamalarından vazgeçmesini talep ediyoruz.   Bedenimiz, kimliğimiz bizimdir! Sistem, bizleri sağlıklı yada sağlıksız bulmaya hakkı olduğunu düşünmektedir. Bu normu reddediyoruz fakat aynı zamanda eşitsizliklerin de ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz.   Biz Trans bireyler artık ‘hasta’ olarak adlandırılmak istemiyoruz. Biz Trans bireyler sosyal güvence hakkımızı istiyoruz. Biz Trans bireyler medikal süreçlerden dışlanmamak istiyoruz Biz Trans bireyler ameliyat sürecinin “cinsiyet değiştirme” değil “cinsiyet geçişi” olarak adlandırılmasını istiyoruz.   Nefret suçları yasalarda tanımlanana ve LGBTT bireylere karşı hukuk önünde ve sosyal alanda uygulanan ayrımcılıklar ortadan kalkana kadar, homofobi ve transfobiye karşı MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ!
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği MorEL LGBTT Eskişehir Oluşumu”
Kaos GL

“2012: Transseksüelleri Hasta İlan Etmeyi Durdurun!” küresel eylem – eskişehir

Posted in ayrımcılık - şiddet, lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık with tags , , , , , on Ekim 14, 2009 by ifsaeylem1

Amerikan Psikologlar Derneği (APA) 1973 yılında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 1990 yılında eşcinselliğin ruhsal bozukluklar listesinden çıkarılmasına karar vermiştir. Ancak transeksüellik hala ruhsal bozukluk kategorisinde değerlendirilmektedir. APA 2012’de, WHO 2014’te ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçirecek. Bu nedenle dünyanın bir çok ülkesindeki LGBT (Lesbian, Gay, Bisexuel, Transgender) örgütü 17 Ekim 2009’da başlamak üzere bu tarihlere kadar eylemler düzenleyecek.
Türkiye’den de MorEL Eskişehir LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel) Oluşumu ve Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği bu eylemleri örgütlemeyi üstlendi.
İlk eylem programı 17 Ekim’de Ankara’da şu şekilde gerçekleşecektir:
12:00 – 17:00 Stand – İmza Kampanyası (Kabahatler Kanunu) Yüksel Caddesi Konur Sokak
17:00 – 17:15 Pembe Hayat Tiyatro Topluluğu – Öteki – Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı
17:15 – 17:30 Transeksüelleri Hasta İlan Etmeyi Durdurun
Basın Açıklaması – Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı
22:00 – 02:00 Parti: Hasta Değil Transeksüeliz! (Mississippi Bar)

MorEL Eskişehir LGBTT Oluşumu
morel.eskisehir@gmail.com
http://moreleskisehir.blogspot.com
0 506 574 58 63
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
pembehayat@pembehayat.org
http://pembehayat.org
0 312 433 85 17 – 0 532 462 17 05
Transeksüelleri HASTA İLAN ETMEyi Durdurun!
Stop Trans PATHOLOGIZATION!
http://stp2012.wordpress.com/

“2012: Transseksüelleri Hasta İlan Etmeyi Durdurun!” küresel eylemine bir destek de İstanbul’dan!

Posted in lgbtt bireylere yönelik ayrımcılık with tags , , , on Ekim 14, 2009 by ifsaeylem1

Amerikan Psikologlar Derneği (APA) 2012’de ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2014’te ruhsal bozukluklar listesini yeniden gözden geçirecek. Eşcinsellik, biseksüellik gibi transseksüelliğin de ruhsal bir bozukluk olmadığını biliyor, cinsel yönelimden sonra cinsel kimliğin de doğallığının kabul edilmesi için sesimizi yükseltiyoruz!

Ankara’daki ve dünyanın birçok yerindeki eylemlerle eş zamanlı olarak, 17 Ekim’de, devam edecek eylemlerimizden ilkini yapacağız. Basın duyurusunun okunacağı bu eylemde hep birlikte olmayı umuyoruz.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Çağrıcı Kurumlar listesi aşağıdadır, kurumunuz destek vermek isterse bu maile cevap atabilirsiniz.
Kurumların desteğinin de ötesinde, sokaktaki katılımın olabildiğince yüksek olması kampanyanın başarısı açısından çok önemlidir. Bağlantıda olduğunuz tüm basın yayın kuruluşlarına ve mail listelerine yaygınlaştırın lütfen.

Eylem Çağırıcıları:
VOLTRANS: Trans-Erkek İnisiyatifi
İstanbul-LGBTT Sivil Toplum Girişimi
Nefret Cinayetlerini Duyuruyoruz İnisiyatifi

Gün: 17 Ekim 2009 Cumartesi
Saat: 15.30
Yer: Taksim Tramvay Durağı